*

şükela:  tümü | bugün
  • "onbesinde kiz sevsem
    yuz yasinda dul olur" diye devam eden turku
  • hüzzam makamındadır
  • yar yar
    kara bahtım kem tahilim
    taşa bassam iz olur (x2)
    iz olur anam anammmm iz olur

    ağustosta suya girsem
    balta kesmez buz olur
    buz olur buzlur anam anaaam buz olur

    ben felege neyledim
    kırdı kanadımı kolumu
    heder eyledi heder eyledi anam heder eyledi
  • son günlerde dilimden düşmeyendir.
    mevsimlerden tebdili mekan, ev arıyorum fellik fellik. anadolu yakası insanı olmama ramak kalmış. ama o da ne? ev yok. en azından benim kira aralığıma denk gelen kira bedelinde ve yaşamak istediğim muhitte ev yok, zamanımız dar. mecbur kira bedelini yükselterek ev bakınmaya başlıyoruz. derken tesadüfen bir ev buluyoruz, içinde kiracısı var, yalap şap bakıyoruz evin içine; ama ben daha çok evin içindeki çinçilya cinsi gri kediye bakıyorum bu esnada evin her köşesinden taşan kolonları, yer döşemesindeki karaltı ve çizikleri, ayrıca kan kırmızısı duvarları fark etmiyorum.
    çıkacağımız evde uyku uyuyamamaya başlıyorum. geceleri uyanıp uyanıp korkuyor, korkup korkup uyuyamıyorum. derken evin bir odasından elim kadar akrep çıkıyor. çıkmamıza bir iki gün kala bütün evi ilaçlatıp ben ve kardeşim çok sevdiğim bir insanın evine sığınıyoruz , kedilerse otele. giderayak evi ilaçlat, kedileri otele bırak derken delik deşik bütçenin muhtelif yerlerinde irili ufaklı daha başka delikler açılıyor. halimize şükür, akrebi görmeyebilirdik de, elimizi ayağımızı sokabilirdi kabilinden avuntular uydurup yolumuza devam ediyoruz.
    sabahlardan bir sabah, yer döşemelerini tamir için yeni evimize usta götürmek amacıyla saat sekizde yollara dökülüyorum. ama bir bakıyorum ki elimdeki sekiz anahtardan hiçbiri evin kapısını açmıyor, çünkü o çok sevdiğim insan, anahtarların içinden kapıyı açan yegane anahtarı boyacıya vermek üzere almış ve karşı yakadaki işine gitmiş. ben ve ustalar sabah saat sekizde çilingir bulmanın peşine düşüyoruz. neyse ki çok uzaklaşmadan bir çilingir abi buluyor ve kendisine kapımızı açtırıyoruz. ustalar giriyor içeri, bana ise çilingir masrafı. neyse kapının kilidini zaten değiştirecektik kabilinden avuntular uydurup yolumuza devam ediyoruz.
    evi toplamak işkenceye dönüşüyor. içinden akrep çıktıktan sonra koliler ile aramız bir daha düzelmiyor, her an bir börtü her an bir böcek ile karşılaşma korkusu ile tüm kartonları evin dışında bir yerde kontrol ediyor, içine koyacağım bilumum eşyayı bir tamam silkeledikten sonra yerleştiriyoruz, hali ile bir saatlik iş en az iki saatte bitiyor. ve tüm bunlara ilave olarak, bir kere daha, iki kişilik (hadi üç kişi olsun) evin içinden on kişilik eşya çıkmasına sövüyorum, ne yapalım annemiz bizim için çeyiz biriktirmiş, yıllarca yediğinden içtiğinden arttırmış kabilinden avuntular uydurup yolumuza devam ediyoruz.
    ben, sırtıma çantamı ve dahi başımı alıp gidebilmenin yıllardır hayalini kuruyorum. ve yine yıllardır etrafıma pervasızca savurmaktan en haz duyduğum tehdidim "bi gün alıp başımı gideceğim, tozumu bile bulamayacaksınız" olmuştur. fakat bu sancılı taşınma süresince bir kere daha anladım ki, ben alıp başımı gidemeyecek kadar delil bırakıyorum yaşarken. tozumu bile bulamayacakları cezalandırabilmem için, kardaki ayak izlerimin kapanmasını beklemek gerek. daha sırası değil okuyucu (diyorum kendime), fazla uzağa gidemeyecek olduğum için harlı yanan bu ateşin, önce sönmesini beklemeli.
  • aynı zamanda 1984 yapımı bir türk filmi adıdır. recep kaymak, ayşen cansev, rüya şamil, sırrı elitaş oyunculardan bazılarıdır.

    --- spoiler ---

    bir intihar sahnesiyle başlar, adıyla uyum içinde.

    --- spoiler ---
  • eski bir adana türküsüdür