şükela:  tümü | bugün
  • yarın son gündür filminde yılmaz güneyin canlandırdığı karakter. filmde güney e mavi çocuk olarak fatma girik eşlik eder.
  • (bkz: black boy)
  • 2000'lerin sonu ve 2010'ların başı itibariyle dönemin en önemli/en parlak şarkı yazarlarından/müzisyenlerinden biri olacağından adım gibi emin olduğum çok sevgili seha can'ın pırlanta gibi şarkısı.
    o melodi, o sadecik sözler, o güzelim yorum.. can söküğü gibi.. yok, sahiden de yok böylesi..

    anladığım kadarıyla sözleri:

    köyler yanar ocaklar söner
    dumanı dağın yükselir
    köyler yanar ocaklar söner
    kardeş kardeşe kan kusturur

    köyler yanar ocaklar söner
    dumanı şehre vız gelir
    köyler yanar ocaklar söner
    kardeş kardeşe kan kusturur

    kara çocuk!
    yaşı kadar kurşun yemiş
    kara çocuk!
    kaderine boyun eğmiş, ah!

    kara çocuk mendil satar
    köyde anasına bakar
    kara cocuk kapkaç yapar
    koca şehrin altına yatar

    kara çocuk!
    yaşı kadar kurşunla ölmüş
    kara çocuk!
    kaderine boyun eğmiş, ah!

    duman doğudan yükselir..
    duman doğudan yükselir..
    duman doğudan yükselir..
    duman doğudan yükselir..
    duman doğudan yükselir..
    duman doğudan yükselir..
    duman doğudan yükselir..
    duman doğudan yükselir..

    köy yanar ocaklar söner..
    duman doğudan yükselir
    duman doğudan yükselir

    kara çocuk!
    yaşı kadar kurşun yemiş
    kara çocuk!
    kaderine boyun eğmiş, ah!

    kara çocuk..
    kara çocuk..
    kara çocuk..
  • eğer trakyalı bir aileden esmer olarak dünyaya gelirseniz, sülale içinde size seslenilme şekli...
  • şapşahane bir sevgi yılmaz şiiridir. nazım hikmet 'in dünya adaletsiz çocuk şiirini dinlerken rastladım, hayran oldum. epey esinlenmiş hanimefendi, nazım'dan. iyi de yapmış.

    "ağrılardan bir dağ geldi oturdu ömrümüze…
    ama sen masal kuşlarını küstürme.
    onlar getirecek güneşi, karanlık göğümüze…
    tükenme!
    su durur, ay unutur
    bakışsız kalır deniz, mavisi solar
    mehtapsız kalır aşıklar…
    tükenme!
    çarpa çarpa kırar boynunu serçeler, göğsümün kafesinde
    ritmini yitirir solumdaki kan gülü
    kurur orada… öylece…
    kara çocuk… tükenme!
    kırılan kemik… atomlarına ayrılan biblo,
    tuz ve nar aşkına!
    yani ki, kanayan kolumuz kanadımız, adımlarımız…
    dağılan avuç içi haritamız aşkına!
    bitme!
    -ki olmaz… olmaz böyle dağılmak.
    sevgilinin saçları rüzgarda dağılır örneğin
    bir çocuk gülümser, bulutlar dağılır örneğin…
    yok. değil bu benim bildiğim,
    dağılmak…
    kırılmak… ağrımak… başka.
    dünya adaletsiz çocuk… dünya zorba
    belki eşitleniriz bir gün aşkla
    bu kekeme, toz ve duman şarkıyı iyi belle;
    -öyle durdum ki sana, demirim pas içinde.
    içime susmaktan, derinde besmelem, yosun içinde.
    besmelem ki…
    dağılan… kırılan… ağrıyan… kara çocuk.
    buna “amin” de.
    kalk!
    al göğüme bıraktığın yağmurları
    al bu satırları…
    -ah yetmiyor… yetmiyor hiç bir sözcük iyileştirmeye…
    bir hayali yeniden kurmak için söz sırası ellerimizde.
    ama ellerin senin,
    yok… ellerin gibisi yok…
    kıpırda!
    yürüdükçe sancıyan bir yolu geçeceğiz birlikte
    ve baharın yeşilini akıtacağım,
    incinmiş bilek gibi bakan gözlerine…
    değil bu… solmanın sırası hiç değil…
    düşüp de kalmanın, yıldız saymanın…
    durma!
    adı illa ki umut olan bir çağa tay gibi koşmak gerektir
    un ufak olsa da sol yanımız, kara çocuk, sevdayla… ”