şükela:  tümü | bugün
  • wegener'in 100 yil once, "yuruyorlar" dediginde bilim alemi tarafindan neredeyse afaroz edilmesine sebebiyet veren gezegen kabuklaridir. ve adamcagiza " ispatla o zaman " dediklerinde, "ayni tirnaklarimiz gibiler, tinaklarimizin uzayisini nasil takip edemiyorsak, onlarin da yuruyusunu takip etmemis imkansiz " demis. (bkz: alfred wegener)
  • (bkz: üvercinka)
  • ateş ile alakalı bir şey aynı zamanda. ateşin yandığı yer, yanabildiği yer, ateşin kararttığı şey. karşıtı: deniz. şu "iğne batmaz, ateş yakmaz" olan.
  • parmağımı kağıtla kesiyorum, yazmak istemiyorum fakat tek çıkış yolum hayatıma bakınca yazmak oluyor.

    tüm pis kibrimi bıraktım, hayata tevazu gösterip kendi çamurumda yuvarlanıyorum.

    her şeyimi kaybettim, hayatım boyunca koruyup kolladığım her şeyimi..
    burdan kendime bakınca en çok üzüldüğüm ruhum oldu.

    hissizleştim.
    hissizleştirildim.
    hislerimin tepemde gezen uydusu olan tüm hislerim yörüngemden şaştı.
    bütün boşluklara karışıp, karadeliğe hapsoldu.
    artık ne ulaşabiliyorum ne de ulaşabilmek adına bir arayış halindeyim.

    tüm inancımı yitirdim, tüm inadımı kırdım ne olmuşsa ve ne oluyorduysa hepsine boyun eğdim.
    hepsi sadece yorgunluğumdan.
    hala cesaretimi kaybetmedim, bunu biliyorum en azından. cesaret edip adım atmak isteyişlerimde çelimsiz ruhumu ayakta tutan bacaklarım kırıldı. kırdı. kırdılar. kırıyorlar ve kırmaktan katiyen vazgeçmiyorlar.

    sevme güdümü, kendime saklamam kimseye belli etmemem, kimseye söylememem gerektiğini söylediler.
    buhranlaştırdılar, buharlaştırdılar ve hayatın kirli atmosferine salıverip hiç olmama neden oldular.

    hiç.

    hayatıma girdiler.
    "hoşbulduk" dediler, hoşgeldinleri her daim gözlerimin ışıl ışıl bakmasıydı. sözcüklere gerek yoktu bana dair.
    her zaman hoş bulmuşlardır zaten bende.
    ellerimi tuttular.
    "ben kalıcı değilim, geldiğim gibi gideceğim ve sen ne olduğunu anlamadan bir parçanı çalacağım senden. eksilteceğim seni, ben zehirli bir okum tam kalbinden vurup gülümseyerek veda edeceğim."
    diyerek ayrı zamanlarda farklı bir benden tam da dedikleri gibi gittiler.

    çok düşündüm sebepleri, ne olabilirdi de sonuçları bu denli içimi oluk oluk kanatabilirdi. nefes aldığımda kalbime batan iğnelerin, eti acıtan boşluk duygumun nedeni ne olabilirdi?

    her bir düşünce yeni bir hissizliğime gebe bıraktı beni. her bir hissizlik hayattan kopuşlarımı peydahladı. her bir kopuş, koptuğu yerden sarmallanarak hiçbir şeye bağlanamadı.

    büyük bir sessizlikle "boşluk."

    hayatta herkes kadar güçlü değildim ben.. sürüklenirken boğuldum, tutunacak bir taş veya bir dal bulamadım. hayatın bir pak bir kirlenmiş sularında yeterince iyi yüzebilecek kolları olan bir ruhum yoktu. karayı hiçbir zaman göremedim. gördüğüm her adacığı ise karaparçası sanarak adım attım ve attığım adım karaparçalarından büyük oldu.

    saftım, sahiden bu bir laf değil. her şeye inanacak kadar saftım, hayatım inançlarımın kuklası haline geldi, ben inançlarımdan gafil avlandım. bu avda herkesin elinde benim kanım vardı fakat sonuç telef olmuş bir kurbandı.

    ben yine de vazgeçmeyi hala bilmiyorum, ölmeden önce belki öğrenirim zamanın ne getireceği belli olmuyor fakat söylemeden edemeyeceğim "tesadüflere inanmıyorum."

    yenildiğimi sanmıyorum hayatımın işittiği her bir ritimle kendi kalelerimden birini fethediyorum. belki bir gün tüm ruhumu egemenliğim altına alıp zaferlerimi kutlarım.
    düşüncelerimle lanetlediğim hislerimi tekrar masumiyetle kazanırım.
    kim bilir..
    belki de başarırım.

    belki de umudumdandan asılırım ve bu defa ölürüm.
    belki de aynı hataları tekrar yapmam ve tecrübelerimi evhamlarıma yem etmem.
    becerebilirim.
  • (bkz: anakara)
    (bkz: kıstak)
    (bkz: yarımada), ada
    (bkz: burun)
    (bkz: bourani), moutsa