şükela:  tümü | bugün
  • 70 ve 80'li yillari sarip sarmalayan arabesk ve turkce sozlu hafif bati muzigi zirvaliklarinin arasindan kopup da gelen; alisilagelmis duygu somurusu icerikli sozlerin ve de enstrumanlarin esintilerinde kaybolmaya yuz tutmus turk insanini farkli bir muzik anlayisi ile tanistiran parcalardandir.
    gerek guftesi, gerekse bestesi bakimindan sarap gibi parcalardandir.
    “ey gonul gene bu gece,
    kederim geceden yuce...”
  • kahpe kaderin font rengi.
  • ahmet kaya'nın kendini aştığı parçalarından biridir.
  • "o bizi anlar demiştik
    böyleymiş kara yazımız..."

    kimsenin seni anlamasını beklemezsen böyle türküye de ağlamazsın türküsü.
  • ersenin (bkz: ersen dinleten)kozan dağı-kara yazı plağının b yüzünde yer alan parça. ersenin pamuk gibi sesiyle ve yine pamuk gibi gitarlarla kulakların pasını silen şarkının sözleri de pek güzeldir:

    her telinde hasret şarkısı
    dertliyim, çalarım sazı
    sevdiğim bırakmaz nazı
    bu da alnımda kara yazı

    gel amanın gel - hey hey
    git amanın git
    gel amanın gel - hey hey
    git amanın git

    ocağımdan oldum
    köyümden oldum
    beni anlamadın
    ne sazımı, ne şarkımı, kara yazımı..

    sorarım dostlarım size
    yok mudur derdime çare
    ersen kulun dertli de
    dünya denen güzeline

    gel amanın gel - hey hey
    git amanın git
    gel amanın gel - hey hey
    git amanın git

    ocağımdan oldum
    köyümden oldum
    beni anlamadın
    ne sazımı, ne şarkımı, kara yazımı..
  • o bizi anlar demiştik derken sol eli 23 radyan soldan sağa hareket ettiriip öncesinde de baya bi metil alkol tüketmişseniz kafayı bulmuşsunuz demektir...

    (bkz: anti clockwise)
  • eğer bir taşra metafiziğinden söz edeceksek -ki bence edilmelidir- kara yazı bu kavramsal dizgenin köşetaşlarından biri olmalı, belki de tam olarak daseinin karşısında konumlanmalıdır. edilgen oluş halini yaz(g)ı ile bir temsil evrenine sokan -metaforlaştıran- taşra "söz"ü değil "yazı"yı öncelerken merkezin felsefi alanından kendini ayırır, çünkü yazı "bilinene bağıl konumdaki bilgi"nin adıdır. taşra isyan ederken dahi bu tenzihçilikten kendini kurtaramaz, külli iradeye manen isyan etmesine karşın lafzen bunu yapmaya yeltenmez. yazının "kara"lığının sebebi olarak kendini görmez, çünkü o "yazılmış"tır, ama "yazan"ın suçu da değildir. tüm isyan metafizik bir "kara" deliğe doğru yönlendirilmiştir. "yazı" ise alındadır, yüzdeki lafz-ı celâlin (burun elif göz hû burun iki lâm) temas etmediği yerdedir. üstelik taşrada düzlüğe de "yazı" denir. yüzdeki en düz yere yazı yazılması hiç tesadüfi değildir. gündelik hayatın her zaman "arada kalan" taşrası, daha en başta kendi dolayımında bu metafizik arada-kalmışlığı yaşar. yazısız bir dünya tahayyülü ise taşrayı taşralığından çıkaracaktır, o büsbütün yazıyla hayata tutunmuştur. yazı okumayı bilmezlerin yaktığı türküler bile hep yazıdadır. hatta öyledir ki, türkü (ezgi) dahi sözü mukîm kıldığı için, bir tür "yazı" olduğu için önemlidir. sözü muhafaza etmiyorsa sesin de bir anlamı yoktur. ee, nerde kalmıştım, keklik gibi kanadımı süzmedim...
  • bir üç hürel parçası.

    kara yazı alnımdaki,
    kara yazı alnımdaki, alnımdaki...
    ben de bir güzel sevdim,
    gönlümü ona verdim,
    güzel benim olmadı,
    ben bir deliye döndüm.
    güzelim seni sevdim,
    gönlümü sana verdim,
    ecel aldı elimden,
    solan bir güle döndüm.
    kara yazı alnımdaki,
    kara yazı alnımdaki, alnımdaki...

    diye...
  • yürek yakan bir gülay parçası

    alnıma yazdığın öyle yazı ki
    silmeye gücüm yetmiyor tanrım
    verdiğin sevda öyle sevda ki
    çekmeye gücüm yetmiyor tanrım...

    madem onu bana sev diye verdin
    madem bu derdi çek diye verdin
    ölesiye sevdim, neden ayırdın
    ayrılık yazacaktın niye sevdirdin tanrım...

    bağrıma yaktığın öyle ateş ki
    sönmeye gücüm yetmiyor tanrım
    çektiğim ızdırap öyle acı ki
    ölmeye gücüm yetmiyor tanrım...