şükela:  tümü | bugün soru sor
  • azerilerin bitip tükenmek bilmeyen çilesi.

    http://www.youtube.com/watch?v=s8ra9t9gocy
  • the forgotten conflict kitabından alıntılayarak sorunun kısa bir özeti; http://politikaakademisi.org/…forgotten-conflict-2/
  • batı'nın çifte standart uygulamalarının iyot gibi açığa çıktığı bir konudur. bu konuda bir yazı için;

    dağlık karabağ’dan kırım’a: çifte standartın bedeli

    şu anda ukrayna’da yaşanan olaylara batı devletleri çok hassas yaklaşıyorlar. onlar moskova’yı komşu devleti bölmekte itham ediyor, rusya’nın kırım’da ve ukrayna’nın doğu eyaletlerinde bölücülere aktif destek verdiğini iddia ederek yaptırımlar uygulaması ile tehdit ediyorlar. başta abd olmak üzere batı ülkeleri ukrayna’nın toprak bütünlüğünün bozulmasını kabul etmeyeceklerini somut adımları ile teyit ediyorlar. bu olaylar açısından dağlık karabağ’da meydana gelen olaylara baktığımızda düşündürücü gerçekler ortaya çıkıyor.

    aynı içerikli olaylara farklı yaklaşım: jeopolitik ikiyüzlülük

    dünya tam manasıyla derin jeopolitik kriz aşamasını yaşıyor. çeşitli bölgelerde gözlenen olaylar ve onlara uluslararası toplumun verdiği tepkiler sorular doğuruyor. burada iki yönü vurgulamak gerekiyor. birincisi, sürecin gittiği bölgelere göre büyük devletler aynı nitelik ve içeriğe sahip olaylara farklı kıstaslara esasen değer veriyorlar. ikincisi, ortaya çıkan sorunu çözmek için tüm durumlarda aynı derecede etkinlik göstermiyor, birbirinden farklı yöntemler uyguluyorlar.

    örnek olarak ortadoğu’da ve doğu avrupa’da son zamanlarda meydana gelen olayları gösterebiliriz. suriye, mısır, ırak ve lübnan’da dünyanın önde gelen devletleri muammalı davrandılar. lübnan bombalandı, mısır’da askeri darbeye engel olunmadı, ırak işgal edildi, suriye ise iç savaşa sürüklendi. dışarıdan silah yardımları yapıldı. fakat listelenen müslüman devletlerinde çeşitli radikal grupların silahlı çatışmasının önü alınmadı. şimdi de bu süreç devam etmektedir. hatta bu ülkelerin bölünerek birkaç küçük devlete dönüşmesi senaryolarından da bahsedilmektedir.

    tüm bunlar ortadoğu’daki müslüman ülkelerde faaliyet gösteren radikal gruplara silah mühimmatla destek kampanyaları zemininde oluşuyor. büyük devletler siyasi tutumu onların çıkarlarına uyan örgütlere yardım ediyorlar. sanki topraklarında kanlı çatışmalar yaşanan ülkenin bütün kaderi onları ilgilendirmiyor.

    ukrayna’da gözlenen olaylara ise tamamen farklı tavır sergilendi. kırım’ın referandum yoluyla rusya’ya birleşmesini batı keskin şekilde protesto etti. abd ve ab’ye üye olan tüm büyük devletler moskova’yı ukrayna’yı bölme girişimiyle itham ettiler. ardından da rusya’ya karşı yaptırımlar uygulamaya başladılar. amerikan başkanı barack obama ve almanya başbakanı angela merkel sık sık rusya devlet başkanı vladimir putin’le telefonla konuşuyor, ona itirazlarını bildiriyor ve hatta açık diyorlar ki, o, sorunlarla karşılaşılacaktır.

    son olarak, amerikan başkanı “cbs” televizyonuna verdiği röportajda söyledi ki, “rusya ukrayna’da istikrarsız durum yaratmak girişimini sürdürürse, bedelini ciddi şekilde ödeyecek”. abd’nin devlet başkanı sözlerine devam ederek hiçbir tarafın savaş istemediğini de söyledi. fakat moskova’ya karşı sert yaptırımlar uygulanabilir. ek önlemlerin alınması, örneğin, kiev`e silahların verilmesi de ihtimal dahilindedir. batı ukrayna hükümetine mali ve bilgi yardımı yapmayı da değerlendirecektir.

    görüldüğü gibi, washington ve brüksel ukrayna’nın toprak bütünlüğünün bozulmasını kabullenmek istemiyor. ellerindeki tüm araçları kullanarak onlar şu anda işgalci saydıkları rusya’yı cezalandırmak istiyorlar. ancak oluşan bu duruma biraz geniş açıdan bakıldığında batı’nın kendisinin de hayli sorumluluk taşıdığı açıkça görülmektedir. söz konusu her şeyden önce onların jeopolitik gelişmeleri objektif ve sabit kriterlerle değil, çifte standartla değerlendirmesidir.

    dağlık karabağ’da yaşanan olaylara batı devletlerinin gösterdiği tutum örneğinde bunun tam onayını bulabiliriz. azerbaycan’ın toprak parçası olan dağlık karabağ’da ve onunla komşu olan bölgelerde hangi süreçler yaşandı? öncelikle, kısaca tarihe göz atarak olayların içeriğini objektif belirten, somut olgular getirelim.

    2 eylül 1991 tarihinde dağlık karabağ özerk bölgesi (dköb) ve azerbaycan ssc şaumyan (köy) bölgesi sınırları “dağlık karabağ cumhuriyeti” (dkc) ilan edildi. buna cevap önlemi gibi, 23 kasım 1991 tarihinde azerbaycan dağlık karabağ’ın özerklik statüsünü iptal etti. fakat “sscb devlet konseyi” 27 kasım 1991 tarihinde azerbaycan’ın bu kararının anayasaya aykırı olduğunu ilan etti. 10 aralık 1991 tarihinde “dkc”nde ermeni toplumunun bağımsızlığına ilişkin önceden tasarlanmış referandum yapıldı. 6 ocak 1992 tarihinde monoetnik “dağlık karabağ cumhuriyeti”nin bağımsızlık beyannamesi ilan edildi. ermeni ayrılıkçılar bu kararı kabul ederek “soğuk savaş”ı hiçbir suçu olmayan azerbaycanlıların ve erivan’ın saldırgan xülyalarının rehinine dönüşmüş ermenilerin toplu şekilde hayatlarını kaybetmesine yol açan “kaynar aşamaya” geçirdiler.

    yapılan hatalar: sonuç çıkarılacak mı?

    şimdi kırım’da ve ukrayna’nın doğusunda meydana gelen olaylarla benzerlik hissediyor mu? içerik, amaç ve mahiyet burada tam örtüşüyor. peki başta batılı devletler olmak üzere uluslararası birlik dağlık karabağ’da başlatılan bölücülüğe nasıl tepki verdiler? belli ki, kırım’daki gibi olmadı. hatta tamamen farklı tutum sergilendi. bundan esinlenerek ermeni işgalciler azerbaycan’ın dağlık karabağ’ın idari topraklarından dışında bulunan birkaç bölgesini de tuttular. tabii ki, dış destek sayesinde. meselenin bu tarafı da çok düşündürücüdür.

    çünkü ermenistan ordusuna ve çeşitli ülkelerden getirilmiş teröristlere büyük devletlerin silah vermesinin üstünden de sessizlik geçildi. hiçbir batı devleti teröristlere yasadışı silah satılması veya karşılıksız verilmesini araştırmadı, buna itiraz etmedi, aksi önlemler almadı. yaptırımlardan söz bile edilemezdi. artı bu; bm gibi bir örgütün ermenistan’ın işgalci olduğunu açıkça gösteren 4 kararının kabul edilmesine zemin de oluyordu.

    bugüne kadar bm, kırım’la bağlı aynı sayıda karar kabul etmedi. başka uluslararası kurumlar belge hazırlamadı. ancak abd ve ab iki kez yaptırım uyguladı. şimdi de bu süreci genişletmektedirler. paralel olarak, washington moskova`dan birliklerini ukrayna sınırından ve kırım’dan çıkarmayı talep ediyor. üstelik resmen rusya ukrayna’ya asker göndermemiş. orada yer alan askerlerin üniformaları muammalıdır. buna rağmen washington düşünüyor ki, bu askerler rusya ordusunda hizmet ediyorlar.

    ancak dağlık karabağ’da ve çevre bölgelerde ermenistan ordusu savaştı. onlar ne üniformalarını gizler, ne de ermenistan ordusunda hizmet ettiklerini inkar ediyorlardı. şimdi de ermeniler o yıllardaki cinayetlerini askeri kahramanlık gibi nitelendiriyorlar. hatta eski cumhurbaşkanı l. ter-petrosyan’a hocalı’da katliam yapılması ile ilgili soru yöneltildiğinde napolyon’un ünlü sözünü tekrar etmişti: “savaşta savaşta olduğu gibi”. peki bu saldırıya ve vahşete washington ve brüksel neden suskun kaldılar? neden, hiçbir yaptırımdan konuşulmadı?

    bunun yerine, azerbaycan’a uyarı yapıldı ki, savaş ederse, durum daha da kötü olacaktır. şimdi kiev`e tamam başka şeyler konuşuyorlar. ona her türlü yardım edeceklerine söz veriyorlar. amerikan başkanı’nın ulusal güvenlik eski danışmanı zbigniew brzezinski ise “cnn”e yaptığı röportajda amerikan yetkililerine tavsiye etti ki, “ukrayna’yı rusya için vietnam’a dönüştürmek gerekiyor”.

    bunlar tarihin dersleridir. eğer her ülke jeopolitik süreçlere sadece kendi çıkarları çerçevesinde yaklaşırsa, insanlığın kaderi belirsiz olarak kalacaktır. bu bağlamda azerbaycan cumhurbaşkanı ilham aliyev’in fikirleri ve değerlendirmeleri oluşmuş durumu tam net ifade ediyor. azerbaycan cumhurbaşkanı bakanlar kurulu’nda yaptığı son toplantıda söyledi: “… bm güvenlik konseyi’nin dört kararı ihlal ediliyor. yani, hiçbir başka buna benzer halde bu kadar adaletsizlik ve yasa ihlali olmamıştır. uluslararası normlar ihlal ediliyor. bm güvenlik konseyi kararları uygulanmıyor. diğer uluslararası kurumların – avrupa konseyi, avrupa parlamentosu, agit, islam işbirliği teşkilatı kararları uygulanmıyor… soruluyor; neden? ne zamana kadar biz bu çifte standartlarla yüz-yüze kalacağız? bunun sebebi nedir? neden sözde “dağlık karabağ cumhuriyeti”nin yöneticilerine yaptırımlar uygulanmıyor? bu, adaletsizliktir, çifte standarttır”.

    bu sorulara büyük devletler ve uluslararası kurumlar cevap vermelidirler. ukrayna olaylarının arka fonunda buna ihtiyacın olduğunu daha açık bir şekilde hissetmek mümkündür.

    kaynak: http://politikaakademisi.org/…te-standardin-bedeli/
  • from nagorno karabakh to crimea: embodiment of double standards

    western powers display great deal of sensitivity with respect to the events unfolding in ukraine. they accuse moscow of disintegrating the neighboring country and threaten russia with sanctions, claiming that the former is actively bolstering separatism in crimea and ukraine’s eastern provinces. ıt is by concrete actions that the western nations, led by the u.s., are proving that they will not accept violation of ukraine’s territorial integrity. fascinating aspects thus emerge, when processes developing around nagorno karabakh are viewed from this perspective.

    different approach to same substance events: geopolitical duplicity

    the world is experiencing deep geopolitical crisis in a true sense of this word. events unfolding in different parts of the world and subsequent international reactions evoke questions. there are two aspects to be highlighted here. first, big powers apply different criteria to the events of identical nature and substance, depending on the region where processes are developing. second, the problems that arise are not addressed with equal rigor and different means are employed.

    recent developments in the middle east and eastern europe can be referred to as an example. leading nations of the world failed to demonstrate unequivocal position on syria, egypt, ıraq and lebanon. lebanon was bombed. military coup was allowed in egypt. ıraq fell to occupation. syria has succumbed to civil war. weapons shipments from abroad were made. furthermore, armed confrontations between radical factions in the abovementioned muslim states were condoned. the process is ongoing, with speculations about the possibility of the countries concerned being fragmented into smaller entities.

    these developments happen against the backdrop of arms shipments to radical groups active in the muslim countries of the middle east. the big powers are aiding the organizations with political views conformant to their interests; as if, they could not care less about the fate of the nations where bloody clashes occur.

    attitude on developments in ukraine is totally different. the west has harshly denounced joining of crimea to russia through a referendum. the u.s. and all eu member states accused russia of trying to divide ukraine. this was followed by immediate sanctions against russia. president obama and german chancellor merkel frequently initiate telephone calls with president putin, express their protest and explicitly warn him of looming problems he might face.

    most recently, in his interview with the cbs television channel president obama said, ”each time russia takes steps to destabilize ukraine, there will be consequences”. america’s head of state went on to say that neither side wanted a war but moscow might face tougher sanctions. additional measures are not excluded which include supplying official kiev with arms. the west also considers rendering financial and informational support to ukraine.

    apparently, washington and brussels are not willing to accept violation of ukraine’s territorial integrity. they seek to punish russia, whom they regard as an aggressor, by employing all the means available. great deal of responsibility that rests with the west emerges when this situation is viewed from the much broader perspective. ıt is not about objective and stable criteria but rather the double standards that are applied to the geopolitical processes.

    attitude of the western nations toward the events in the nagorno karabakh conflict is a compelling example. what processes did take place in the inalienable part of azerbaijan – nagorno karabakh – and the surrounding territories? let us first take a short journey into history and cite concrete facts revealing objective substance of the events.

    the so-called ”nagorno karabakh republic” (nkr) was declared on 2 september 1991 within the confines of the nagorno karabakh autonomous republic and shaumyan (village) district of the azerbaijan ssr. ın response, azerbaijan annulled the autonomy status of the nagorno karabakh on 23 november 1991.

    however, the state council of the ussr has dismissed that decision as unconstitutional on 27 november 1991. on 10 december 1991 a referendum, prepared well in advance, on the independence of the armenian minority of the ”nkr” was held. declaration of independence of a mono-ethnic ”nagorno karabakh republic” was adopted on 6 january 1992. and by doing so, armenians had provoked a ”hot phase” of what was known as a ”cold war” that resulted in mass deaths of innocent azerbaijanis and of the armenians held hostage to yerevan’s aggressive illusions.

    mistakes made: lessons learned?

    ıs there a similarity between those events and current developments in crimea and eastern ukraine? substance, motive and essence completely coincide. so, what the reaction was of the international community, led by the west, to the resurging separatism in the nagorno karabakh? ıt was obviously unlike the one on crimea. rather, it was completely different. emboldened by that, the armenians went on to expand their occupation into several districts beyond administrative area of the nagorno karabakh. ıt was implemented surely thanks to foreign interference. this is a particularly thought-provoking aspect of this issue.

    arms shipments by the big powers for the needs of the armenian army and foreign terrorists were silently condoned. let alone sanctions, no western power had either investigated illicit arms trade or weapons donations to the terrorists or denounced those actions or took measures to counter that. and these developments were taking place against the backdrop of adoption of four resolutions, recognizing armenia as an aggressor, by such an organization as the un.

    un is yet to adopt that number of resolutions on crimea. no other organization has drafted similar documents. yet two set of sanctions have already been imposed by the u.s. and eu, and the process is set to expand. ın the meantime, washington demands that moscow pulls its troops from the ukrainian border and crimea, whereas officially russia has not deployed any troops there. uniforms of the military personnel on the ground bear no insignia, but regardless, washington insists that those men are regular russian troops.

    on the contrary, armenian army participated in combats in the nagorno karabakh and surrounding districts. they neither disguised their uniforms nor concealed their affiliation. and even today, those armenians depict the crimes of those years as heroism. when asked about khojali massacre former president of armenia l. ter-petrosyan even quoted napoleon by saying, ”all is fair in war”. why did washington and brussels remain idle to such aggression and atrocity? why no sanctions were even mentioned?

    ınstead, azerbaijan was warned that situation might exacerbate if it resorted to warfare. official kiev is hearing totally different rhetoric. ıt is promised with all the help needed. during the interview with the cnn former national security adviser to the u.s. president zbigniew brzezinski went as far as suggesting that the american officials need to ”turn ukraine into vietnam for russia”.

    these are the lessons of history. as long as any nation approaches the geopolitical processes solely from the standpoint of its geopolitical interests, the fate of the humanity will always be uncertain. ıdeas and elaborations of the president ılham aliyev clearly describe the current situation. during last meeting of the cabinet of ministers president said, ”…4 un security council resolutions are being violated. such gross violation of justice and law has never occurred under any similar circumstances. ınternational norms are breached. security council resolutions are ignored. resolutions by other international organizations – council of europe, european parliament, osce, and organization of the ıslamic cooperation are not implemented… hence the question, why? how much longer do we have to face the double standards? the reasons are questionable. why are not leaders of the so-called leaders of nagorno karabakh suffering from sanctions? this is injustice, these are the double standards. major powers and international organizations have to address these questions. the need for this is more evident against the backdrop of the events in ukraine”.

    kaynak: http://politikaakademisi.org/…-of-double-standards/
  • dağlık karabağ çatışmasına farklı yaklaşımlar

    son yıllarda uluslararası hukuk uygulama işlevini o kadar kaybetmiş ki, büyük devletler uluslararası alanda yaşanan sorunları kendileri tarafından oluşturulan ve sistemleştirilen uluslararası hukuk norm ve ilkeleri ile değil, açıkça zor kullanarak çözmeye çalışıyorlar. küçük devletlere gelince, onlardan kayıtsız şartsız uluslararası hukuka riayet etmelerini talep ediyorlar. elbette, büyük devletlerin kendilerine özgü avantajları vardır, küresel çapta ekonomik, siyasi ve güvenlik meselelerine müdahale yeteneği, bilgi yaymak veya elde etmek imkanları, milli menfaatlerin korunması için ekonomik, siyasi ve askeri mekanizmalara sahip olması vb. ancak tüm bunlar bile bölge ve uluslararası alanda yaşanan sorunların çözülmesi için büyük devletlere adaletsizlik etmeye hak vermiyor. güç adil ise kabul edilebilir ve kendini doğruldar. adaletsiz güç sadece düşman kazanmak, aynı zamanda dostu da kaybetmek demektir.

    iki kutuplu dünyanın yıkılışından sonra başta abd olmak üzere uluslararası ilişkiler sisteminde bazı devletlerin sahip oldukları güçü düzenli olarak haksız şekilde kullandıkları görülmektedir. bu özellikle enerji ve güvenlik konularında daha fazla yaşanıyor. enerji talebinin karşılanması ve küresel güvenlik ortamının sağlanması büyük devletlere küçük devletleri sukut ettirmek veya yok etmek gibi üstünlük vermemelidir. bu büyük devletlerin kendileri tarafından oluşturulan uluslararası hukuk kural ve prensiplerinde belirlenmiştir. ama gerçekte büyük devletler buna uyuyor mu? hayır, büyük devletlerin ulusal çıkarları tehlike karşısında kaldığı zaman diğer devletlere karşı uluslararası hukuk norm ve prensiplerini dikkate almadan istedikleri gibi davranıyorlar. diğer devletlerin ulusal çıkarları ise kesinlikle onları rahatsız etmiyor. aksine, bu devletlerin karşılaştıkları sorunlar baskı aracı olarak kullanıyorlar.

    azerbaycan bağımsızlığını ilan ettiği sırada topraklarının yaklaşık yüzde 20'si ermenistan tarafından işgal edilmiştir ve işgal bugüne kadar devam ediyor. 20 yıldan fazladır işgalin sonuçlarının giderilmesi için agit minsk grubu faaliyet gösterse de, eşbaşkan ülkelerin arabuluculuk misyonu hala ciddi sonuç vermedi. bunun nedenlerinden biri de eşbaşkan devletlerin uluslararası hukuk kural ve prensiplerini dikkate almamalarıdır. birleşmiş milletler güvenlik konseyi’nin dağlık karabağ çatışması ile ilgili kabul ettiği dört karar hayata geçirilmemiştir. ermenistan bölge ve uluslararası güvenliği tehdit ettiği için ona karşı hiçbir ekonomik ve siyasi yaptırım uygulanmadı, kuzey kıbrıs 40 yılı aşkın ekonomik ve siyasi yaptırımlara maruz kalsa da, sözde dkc rejimine abd hükümeti her yıl milyonlarca dolar yardım ediyor. azerbaycan’ın haklı olduğu konuda itirazları dikkate alınmıyor. abd okyanus ötesinden milli çıkarları için tehdit gördüğü konularda dünyanın çeşitli noktalarına askeri müdahale etse de, toprakları işgal edilen azerbaycan’ın taleplerini görmüyor veya görmek istemiyor. abd ve diğer eşbaşkan devletler azerbaycan topraklarını işgalden kurtarılması için çatışmanın uluslararası hukuk ve helsinki senedi`nin norm ve ilkeleri çerçevesinde çözülmesi gerektiğini vurğulasalar da, yakın tarihe dikkat edildiğinde bu devletlerin dedikleri norm ve ilkelere uymadıklarını görmek için kâhin olmaya gerek yok.

    birkaç gün önce abd dışişleri bakanlığı temsilcisi jen psaki, azerbaycan cumhurbaşkanı ilham aliyev’in verdiği beyanda “ermenistan’ın karanlık geleceği”nden söz etmesini yorumlarken “abd’nin ilkeleri ile çelişen ateşli söylem ve açıklamalar bölgede gerginliği artırıyor ve dağlık karabağ çatışmasının çözülmesi sürecini zedeliyor” demiştir. psaki aynı zamanda görüşlerini “agit minsk grubu eşbaşkan devletleri gibi biz dağlık karabağ çatışmasıının barış yoluyla çözülmesi için taraflara her zaman yardım etmeye hazırız… eş başkan ülkelerin açıklamalarında net gösteriliyor ki, sorunun çözülmesi bm şartı ve helsinki nihai senedi`ne dayanmalıdır” diye ifade etmiştir[i].

    ilginç şu ki, psaki açıklamada “abd’nin ilkeleri ile çelişen ateşli söylem ve açıklamalar” ifadesini kullanır. abd’nin ilkeleri ne zamandan uluslararası hukuk kural ve ilkeleri olarak kabul edilmiştir? ya da genelde abd’nin ilkeleri nelerdir ve diğer devletler abd’nin prensiplerini kabul ediyorlar mı? abd kendisini uluslararası hukuk norm ve ilkeleri yaratan tek devlet olmak iddiasını dünya devletlerine kesin şekilde kabul ettirebilmiş mi?

    bm şartının 51inci maddesi devletlere onlara karşı yapılan herhangi saldırı sırasında kendilerini savunma ve güç kullanma hakkı veriyor. bu hakkın doğması için ani, beklenmedik ve önüne geçilemez bir durumun olması şarttır. bu tür tehlikenin önlenmesi için alınan önlemler mantıklı, var olan tehlike ile aynı oranda olmalıdır. devletler bu haklarını kullanmadan önce güvenlik konseyi’ne bilgi vermeli ve bm yönetmeliğinin 41 ve 42`nci maddesi uyarınca geçici önlemler almalıdırlar. geçici görülecek tedbirler şunlardır:

    diplomatik yaptırım;
    ekonomik yaptırım;
    askeri yaptırım.
    birincisi, ermenistan’ın azerbaycan topraklarını işgal etmesi olgusu aniliğini ve beklenmedikliğini çoktan kaybetti. azerbaycan 20 yıldan fazladır bu gerçeği sürekli olarak uluslararası toplumun ve uluslararası kuruluşların dikkatine sunuyor.

    ikincisi, azerbaycan 20 yıldır topraklarının işgal etmiş ermenistan’a karşı bu yaptırımların uygulanmasına çalışıyor. ama ermenistan halen azerbaycan topraklarını işgal altında tutuyor. 20 yıl uzun bir zamandır ve hiçbir sonuç elde edilmediği için azerbaycan’ın bm şartının 51inci maddesini uygulamaya tamamen hakkı vardır.

    agit anayasası olarak da kabul edilen helsinki nihai senedi’nin temel ilkeleri şunlardır:

    egemen eşitlik ve egemenliğe saygı;
    güç kullanmadan veya güçle tehdit etmekten imtina;
    sınırların dokunulmazlığı;
    devletlerin toprak bütünlüğünün korunması;
    sorunların barış yoluyla çözülmesi;
    iç işlerine karışmamak;
    insan hakları ve temel özgürlüklerine saygı;
    halkların eşit haklardan veya kaderini tayin etme hakkından yararlanması;
    devletler arasında işbirliği;
    uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerin iyi niyetle yerine getirilmesi.
    bu prensipleri kısaca anlatalım:

    egemen eşitlik ve egemenliğe saygı; azerbaycan egemen eşitliğini korumaya çalışıyor ve diğer devletlerin egemenliğine saygı duyuyor. ermenistan’dan farklı olarak hiçbir devletin toprağını işgal etmemiştir ve böyle fikri de yoktur;
    güç kullanma veya güçle tehdit etmekten imtina; azerbaycan 20 yıldan fazladır topraklarının ermenistan işgalinden kurtarılması için askeri güç kullanmıyor ve barış görüşmelerini tercih ediyor;
    sınırların dokunulmazlığı; azerbaycan uluslararası hukuka atıfta bulunarak sınırlarının dokunulmazlığını sağlamaya çalışıyor ve hiçbir devlete karşı toprak iddiası yoktur;
    devletlerin toprak bütünlüğünün korunması; azerbaycan uluslararası hukuk norm ve ilkelerine uygun mümkün olan tüm araçlarla toprak bütünlüğünü sağlamaya çalışıyor;
    sorunların barış yoluyla çözülmesi; azerbaycan 20 yıldır dağlık karabağ sorununun barış yoluyla çözülmesi için uluslararası kuruluşlar nezdinde ve doğrudan ermenistan ile müzakerelere devam ediyor;
    iç işlerine karışmamak; azerbaycan hiçbir devletin iç işlerine karışmıyor ve başka devletlerin de kendi iç işlerine karışmasına izin vermiyor;
    insan hakları ve temel özgürlüklerine saygı; azerbaycan insan haklarına saygılı davranıyor ve taraf olduğu anlaşmalara uygun olarak buna uyuyor;
    halkların eşit haklardan veya kaderini tayin etme hakkından yararlanması; azerbaycan bu prensibe uyuyor ve ermeni halkının bir kez kaderini tayin ederek ermenistan devletini kurduğunu bildiriyor. halkların bir kez kaderini belirleme hakkı vardır ve ermeni halkı bu hakkını kullanmıştır;
    devletler arasında işbirliği; azerbaycan tüm devletlerle ekonomik, siyasi ve askeri alanlarında işbirliği yapıyor;
    uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerin iyi niyetle yerine getirilmesi; azerbaycan uluslararası hukuktan kaynaklanan sorumluluklarını yerine getiriyor ve bu güne kadar bu konuda hiç bir sorun yaratmamıştır.
    yukarıda sıralanan faktörlerden anlaşılıyor ki, azerbaycan uluslararası hukuk kural ve ilkelerini uyguluyor. bu, devlet olarak onun yükümlülüğüdür. hiçbir devletin azerbaycan’ı uluslararası hukuk ve normlara uymamakta itham etmeye hakkı yoktur. aynı zamanda hiçbir devletin de azerbaycan’a uluslararası hukuk norm ve prensiplerinden doğan hakkını kullanmaya engel olmaya hakkı yoktur.

    dr. hatem cabbarlı

    [i] ?????? ?????? ?????? ?????? ??????? ??????????? ?????????, ???????? ???????? ???????????? ??????????????. http://www.panarmenian.net/rus/news/179438/ 31 mayıs 2014.

    kaynak: http://politikaakademisi.org/…a-farkli-yaklasimlar/
  • bu konuda çekilmiş offside adlı kısa film için; http://vimeo.com/96907384
  • ab'nin bu konudaki çifte standartlı yaklaşımı üzerine bir yazı; http://politikaakademisi.org/…what-are-the-reasons/