şükela:  tümü | bugün
4 entry daha
  • giresun ve ordu için konuşabilirim, rize'nin durumunu pek bilmiyorum. fındık para etmiyor. otlak ve mera alanları kısıtlı olduğu için bölgede kalabalık küçükbaş sürülerininin idaresi zor. bölge coğrafyası, balıkesir, bursa gibi ya da güneydoğu'daki gibi entegre tesislerin kurulmasına uygun olmadığı için koca koca çiftlikler yapıp besiler, mandıralar kurulamıyor yani büyükbaş hayvancılık da karlı değil. yem ve bakım maliyetlerini hiç söylemiyorum. bölge halkının elinde bir çay kalmıştı; onda da maliyetlerin artmasının yanında çaykur ve diğer kooperatiflerin alım fiyatları da düştü. diğer yandan sadece tarım girdileri değil, her şey pahalandı. kaldı ki çay gibi ekimi ayrı dert, toplaması ayrı dert, saklaması ve satışı ayrı dert olan bir üründen bahsediyoruz. senin emeğinin karşılığı, eksperlerin, kooperatiflerin veya tüccarların paşa keyfine kalmış.

    bir 20 yıl önce iş alternatifi azdı, köylü daha da sadeydi, daha mütevazi idi. 15-25 yaşlarında bir insansın mesela, baban seni çayın, fındığın parasıyla yetiştirmiş, o parayla okutmuş. babanın babası da öyle. ve bu, sülalenin çoğu için geçerli. her iş, birlikte yapılıyor. malın para ediyor, toprağın da. giderin de olmayınca kıyıya köşeye bir şeyler atabiliyorsun. amcan, zamanında tarlaları satmış, istanbul'a gitmiş ama o parayla iş kurmuş. toprakla, inekle, keçiyle uğraşmak istemiyorsan, senin için en iyi alternatif, onun yanına gidip ortak olmak. belki sen de tarlanı satarsın ya da kiralarsın, o kıyıya köşeye artığını da ekleyince istanbul'dan ev almaya, iş yapmaya yeter. orada tutunursun, tutunamazsın, orası sana ve şansına kalmış. eğitim alıp başka meslekler, beceriler kazanan insanları dışarda tutuyorum tabii.

    ama günümüzde böyle değil. tarımdan ve hayvancılıktan kazandığınla giderin hemen hemen aynı. kendi yetiştirdiğin mısırı, lahanayı, fasülyeyi yiyip kendi peynirin ve tereyağınla karnını doyuruyorsun. başka bir şey yok. ama yeni nesil istemiyor bunu, cefa çekmek istemiyor. belki sadece özendikleri için belki de gerçekten artık bu düzenin geleceği olmadığını gördükleri için, dedesinin, babasının yaptığı şeyleri yapmak istemiyorlar. haklılar da bence.

    "makas tutmayı bile bilmiyor." diye kızdığınız gençler, suçlu değil. tarımda, ekonomide sürdürülebilirliği sağlayamayanlar, halkın emeğini sömüren tüccarlara, komisyonculara "dur!" diyemeyenler suçlu. önceden fındıkta doğulu işçiler çalışırdı, bu insanlar, kendi toprağı olmayan, sanayi yatırımı olmadığı için fabrikalarda da çalışamayan, kamyon kasalarında gelip kamyon kasalarında yatan insanlardı. durumları kötüydü ama en azından onlar da hasat döneminde kazandıkları yevmiryelerle kendi tenceresini kaynatabiliyorlardı. şimdi onlar da yok çünkü artık karadenizlinin onlara verebileceği para, onların tenceresine de yetmiyor. suriyelilere, gürcülere kaldı iş, onlar da ölümü gördüğü için sıtmaya razı olmuş insanlar.

    nasıl kendi diyarbakır karpuzumuzun, mercimeğimizin tohumunu bile kaybettiysek, bu gidişle kendi çayımızın fidelerini de kaybedeceğiz. tarlalar kuruyacak belki su basacak, baş edemediğin bilmem ne böceği gelecek belki de yerine birileri bir şeyler dikecek. 20 yıl sonra da çayda dışa bağımlı olursak, ben hiç şaşırmam.

    edit: entry, debe'ye ve ekşi şeyler'e çıktığı için imla düzeltmeleri yaptım. mesaj atan herkese teşekkür ederim.

    bölgenin yerlisi değilim ancak ordu ve giresun'da yeteri kadar bulunduğumu düşünüyorum. durumları kötüye gittikten sonra işini bırakıp eynesil'e dönmek zorunda kalan, çok yakın bir arkadaşımızın bahçesinde, 4-5 yıldır dönemlik olarak, arkadaş grubuyla çalışıyoruz. hem ziyaret hem tatil hem de aileye yardım amaçlı. öte yandan, kendi ailemde zeytincilik ve seracılık yapan akrabalarımız var. gözlemlerim, bunlara dayanmaktadır. sürçü lisan ettiysem ve yanlışım varsa affola, düzeltebilirsiniz.
  • önce fiskobirliği bitirdi bunlar, gerçekten uğraşıp bitirdiler. şimdi çaykur. meşhur fındık kreması fabrikası istediğini aldı, sıra lipton da. tarişin yerinde yeller esiyor. gerçekten tarişi sadece zeytini kaldı. bilemiyorum altan bilemiyorum
  • çay toplamayı bilen rizeli genç olarak gülümseyerek okuduğum boş açıklamadır.
    istanbul'da yaşıyoruz, her sene annem daha çok politik nedenlerle (hiç sormayın bu kısmı) gidip gelir köye kendi keser 50 yaşına geldi hala devam ediyor.
    geçen sene çocukluktan beri gitmediğim köye gittim hem gezi hem çay için.
    bu çay toplama işi yapılacak iş değil onu anladım. bayırda ayakta zor durarak iki büklüm güneşin altında saatlerce çay kesmek, sonra sırtında bu çayı bayırdan yukarı taşımak adeta ölüm. hayır para da etmiyor değmiyor emeğine kesinlikle. bunu yapana kadar millet çok daha az emek harcayarak şehirde aynı parayı kazanıyor böyle olunca köyde hasat edilmeyen nice çaylık boş kalıyor. bakan millete laf edeceğine koşulları iyileştirsin, kimse tarım stratejik iş para kazanmasak da üretmek için köle gibi çalışalım demez.
  • doğru tespittir.

    karadenizli gençlerin tüm türkiye gençleri gibi tiktoktan kafayı kaldırdığı yok. abuk subuk videolar çeken, üç beş beğeni alıp yine üç beş kuruş para kazanacak diye kıçını sallayıp maymun gibi dans eden bir gençlikten bahsediyoruz.

    hayatını kalçalarına endeksleyen gençlere sesleniyorum. kalçalarınız sadece otururken kemikleriniz canınızı acıtmasın diye vardır.
  • tarım ekonomisi uzmanı türkiye'yi bekleyen çay krizi ile alakalı yazdığı köşe yazısında bu hususa dikkat çekmiş.

    doğu karadenizde işsizliğin %20-25 gibi yüksek oranlarda seyretmesine rağmen bölgedeki çay hasadı yıllardır gürcistan ve azerbaycan gibi ülkelerden gelen yabancı işçilere yaptırıldığı için halk rahata alışmış ve bölgede çay hasadını bilen genç kalmamış.

    bu işi bilen yaşlılarmış.. doğal olarak onların da çay hasadı yapacak hali ve takadı yokmuş.

    bakın şöyle demiş ali ekber yıldırım:

    --- spoiler ---

    çernobil'den bu yana çay hasadı

    1986 yılında dünyayı sarsan çernobil nükleer santrali’nin patlamasıyla ortaya çıkan felaketten en çok etkilenen karadeniz'de 34 yıl sonra bu kez koronavirüs nedeniyle çay hasadında sorun yaşanıyor.

    çernobil faciasının yaşandığı 1986 yılından bu yana ilk kez çay hasadı ile ilgili ciddi bir durumla karşı karşıyayız. koronavirüs salgını nedeniyle çay hasadı tehlikede. üretici, işçi, esnaf, sanayici, tüccar ve bölgede yaşayan hemen herkes endişeli.

    mayıs ayı ortasında başlayacak çay hasadının nasıl yapılacağı tartışılıyor. hasat mutlaka yapılacak. ama nasıl ve kim tarafından yapılacak? şimdilik bu soruya yanıt aranıyor.

    türkiye için çay neden önemli?

    her şeyden önce kişi başına yıllık ortalama 3.5 kilogram ile en çok çay tüketen ülkesiyiz. türkiye’den sonra, afganistan kişi başına 2.5 kilo ile ikinci sırada. libya’da 2.1, katar’da 1.8 ve ingiltere’de 1.7 kilo çay tüketiliyor. çay, sudan sonra en çok tüketilen içecek olarak bilinir.

    türkiye, aynı zamanda dünyanın önemli çay üreticilerinden birisi. çay alanları bakımında 7. sırada yer alan türkiye, kuru çay üretiminde çin, hindistan, kenya, srilanka ve vietnam’dan sonra 6. sırada.

    yaş çay üretimi yıllık 1 milyon 200 bin ton ile 1 milyon 500 bin ton arasında değişiyor. üretilen yaş çaydan yıllara göre 230 ile 250 bin ton kuru çay elde ediliyor. çay işletmeleri genel müdürlüğü (çaykur) 2018 verilerine göre, çay üretim alanlarının yüzde 67.32’si rize’de, yüzde 19.06’sı trabzon, yüzde 11.56’sı artvin, yüzde 2’si giresun ve ordu’da. toplam çay üretici cüzdan sayısı ise 197 bin 169’ dur.

    yılda 3 kez hasat edilir

    çay hasadı birinci, ikinci ve üçüncü sürgün olmak üzere yılda 3 kez yapılır. genellikle, birinci sürgün nisan sonuna doğru başlar, haziran ortasına kadar devam eder. ikinci sürgün haziran ortası başlar, ağustos ortası sona erer ve son sürgün ise ağustos ortası başlar ve 15 ekim’de biter. bu yıl olduğu gibi hava durumuna göre bu tarihlerde değişiklik olabiliyor.

    bu yıl birinci sürgün hasadın 15 mayıs’ta başlaması bekleniyor. birinci sürgün yapılmadan ikinci, ikinci sürgün yapılmadan üçüncü sürgün hasadı yapılamıyor. bu nedenle başta yaşanan bir sorun veya yapılan hata bütün üretim sürecini olumsuz etkiliyor. hasadın zamanında ve doğru yapılması bu nedenle çok önemli.

    hasat edilerek toplanan yaş çay, çaykur işletmeleri genel müdürlüğü’ne ait 46 çay fabrikasına veya özel sektöre ait 151 fabrikaya satılıyor. yaş çayın ortalama yüzde 50-55’ini çaykur kalanı özel sektör satın alıyor. devlet her sene yaş çay alım fiyatını ve destekleme primi açıklıyor.

    geçen sene yaş çay alım fiyatı 16 mayıs 2019’da tarım ve orman bakanı bekir pakdemirli tarafından açıklandı. yaş çay alım fiyatı kilo başına 2 lira 90 kuruş ve kilo başına 13 kuruşluk destekleme primi ile 3 lira 3 kuruş olarak ilan edildi. bu sene üreticinin beklentisi primle birlikte 4 liranın üzerinde bir fiyat açıklanması.

    fındıkla birlikte karadeniz bölgesi’nin en önemli geçim kaynağı olan çay, sadece üreticisine değil, bölge esnafına, sanayicisine, çalışanlara ve yarattığı katmadeğer ile ülke ekonomisine önemli katkılar sağlıyor.

    hasat ile ilgili sorun neden kaynaklanıyor?

    çay üretici cüzdanına sahip olanların önemli bir bölümü rize, trabzon, artvin, giresun ve ordu’da yaşıyor. bir bölümü ise istanbul başta olmak üzere büyük kentlerde yaşıyor. bölge dışında yaşayanlar her sene hasat zamanı gelir, hasadını yaptırır çayı teslim eder ve yaşadığı kente geri döner. son 10 yıldan bu yana karadeniz’in çayını çoğunluğu gürcistan’dan, bir bölümü de azerbaycan’dan gelen işçiler hasat ediyor. ancak, bu yıl koronavirüs nedeniyle gürcistan ve azerbaycan’dan işçi getirilemiyor.

    işçiler getirilemediği gibi, istanbul’dan gelecek çay üreticilerine de izin verilmiyor. istanbul›da salgının çok yaygın olması ve bulaşma riskinin yüksek olması nedeniyle çay bahçesi sahiplerinin rize'ye, trabzon'a gelmelerine izin verilmiyor. onlar adına bir temsilci hasadı yaptırması isteniyor.

    üretici buna şiddetle karşı çıkıyor. hasadı kendisi yapmak veya yaptırmak istiyor. hasadın yapılması için bölgeden işçi bulunması gerekiyor. işçi ile ilgili önemli sıkıntılar var. çay hasadı yıllardır gürcistan’dan gelen işçilere yaptırıldığı için gençler hasat yapmayı bile bilmiyor. hasadı bilen orta yaş ve üzeri olanlar ise yetersiz kalıyor.

    ucuz işgücü bölge insanını tembelleştirdi

    gürcistan’dan işçi getirilmesi bölgedekileri tembelliğe ittiği iddia ediliyor. bölgeyi en iyi bilen gazeteci dostumuz murat taşkın’ın da belirttiği gibi 500 kilo çayı olan bile kendisi toplamak yerine başkasına toplatıyor. rize’de yüzde 20 işsizlik olmasına rağmen çay toplamak için yeterli işçi bulunamıyor.

    bu dönemde üniversiteler kapalı. üniversite öğrencileri bile çayı toplayabilir. fakat gençler hem toplamayı bilmiyor hem de işin zorluğunu düşünerek çalışmak istemiyor. bir üretici sosyal medyada yaptığı paylaşımda “bize tunceli’deki belediye başkanı gibi bir kooperatifçi lazım” diyor.

    gürcistan’dan işçi getirilmesinin bir önemli nedeni ucuz işçilik olması. yani gürcüler daha ucuza çalışıyor. bugünlerde işçiler günlük 300 lira istiyor. bazı üreticiler toplanacak çayın üçte birini, dörtte birini toplayana vererek yarıcılık usulü ile toplatmak istiyor. bu da çok tartışılan bir yöntem.

    özetle, 1986 yılında dünyayı sarsan çernobil nükleer santrali’nin patlamasıyla ortaya çıkan felaketten en çok etkilenen karadeniz'de 34 yıl sonra bu kez koronavirüs nedeniyle çay hasadında sorun yaşanıyor. görünen o ki, hasatta yaşanan sorunun çözümü için rizeli ve çay üreticisi cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan ne derse o olacak.

    makinalı hasat çözüm olur mu?

    of ticaret ve sanayi odası yönetim kurulu başkanı erdal saral, çay toplama makinası ile iki işçinin bir günde toplayacağı çayın bir günde toplanabileceğini ve işçi ihtiyacının yarı yarıya azaltılabileceğini söylüyor. böylece 10 bin işçi yerine 5 bin işçiyle sorunun çözülebileceğini ifade ediyor. rize il umumi hıfzıssıhha meclisi 15 nisan’da yaptığı toplantıda, il dışından gelecek çay üreticilerinin 30 nisan’a kadar başvuruda bulunmaları ve gelecek üreticilerin 14 gün karantina altında tutulduktan sonra hasada katılmalarına izin verilmesi yönünde bir karar aldı. bu herkesi memnun etti.

    fakat, salgın riski dikkate alınarak bundan vazgeçildi. geçen hafta 21 nisan’da rize, trabzon, artvin ve giresun valisi ortak bir toplantı yaptı. toplantıda istanbul’dan gelenlere izin verilmemesi, işçi ihtiyacının bölgeden sağlanması kararı alındı. samsun’dan artvin’e kadar olan bölgeden işçiler, üreticiler çay hasadına katılabilecek fakat istanbul’dan geleceklere izin yok.

    ?
    --- spoiler ---

    kaynak burada
  • doğrudur. müteahhitlik yapmak varken üç besi bir araya gelip mafyalik yapmak varken istanbul'da servis işi ibb'de masa başı iş veya selam ve dua ile herhangi bir devlet kadrosuna kapağı atıp yatarak kazanmak varken karadenizli gençler neden yevmiyeyle çay toplasın ki?
  • benim en korktuğum durumlardan biridir. gençler tarım ve hayvancılıkla uğraşmıyor artık. evlendikleri gibi aileyi de alıp istanbul izmir gibi büyükşehirlerin kenar mahallelerine taşınıp burda yaşamını sürdürüyor. bu işi yapan yaşlı kesim ölünce ne olacak. tarım nasıl sürdürülecek. hayvancılık biterse ne olacak. ülkeyi ayakta tutan başlıca ekonomik unsurlar bunlar. devletin bu olaya acilen bi el atması lazım.

    edit: imla
  • ne yazık ki memleketini tanımayan valilerin aldığı saçma sapan bir kararla 'çözüm' bulunan olaydır.

    mevzu burada çay hasadını bilip bilmemek değildir. çay kesme-toplamak-hasat etmek gayet basit bir işlem aslında. çay makasını doğru açıyla tutup çay çalısının yapraklarını keserek makasın sepetine doldurmaktan ibaret bir işlemdir.

    fakat bu basit işlemi günde yaklaşık 10 belki 12 saat arası yapmak asıl yorucu kısmıdır. artı arazinin engebeli yapısı da hesaba katılarak düşünülürse bu kesilen yaprakların doldurulduğu ve 35-40 kg dan aşağı olmayan çay çuvallarını taşımak ayrı bir zahmettir.

    istisnaları dışarıda tutarsak bütün bu işlemler sonucunda bir birey günde 200 kg bilemediniz 250 kg civarı çay keser-toplar-hasat eder.

    asıl mesele burada bir işçinin çalışarak elde ettiği yaş çay miktarıdır.

    karadeniz bölgesindeki o %20-25 işsiz insan arasından en banamısın diyen bir günde max. 200 kg çay kesecek-toplayacak-hasat edecektir. fakat zaten kendi memleketlerinde de beden işçiliği yaptıklarından dolayı kazandıkları güç ve alışkanlık ve belkide genetik faktörlerin de etkisiyle bir gürcü işçi eğer daha öncede çay kesme-toplama-hasat etme işlemi yapmışsa ortalama 400 kg gibi bir çay elde edebilmektedir. yani neredeyse bir yerli işçinin 2 katı.

    örnek üzerinden devam edersek 10 ton çayı olan bir çifti 5 tane yerli işçi alsa ve bu işçiler günde 300 tl ye çalışsa (ki çay işini becerememelerine rağmen çok daha yüksek fiyatlar talep etmektedirler aslında) hesap şu şekilde olacaktır;

    5 işçi günde 200 kg çay elde ederek 10 ton çayı 10 günde bitirecektir.

    çiftçini işçilere ödeyeceği para 10 günde 15 bin tl olacaktır.

    fakat bu çiftçi yerli işçi yerine gürcü vatandaşı bir işçi çalıştırırsa ödeme şekli dahi değişecek ve daha karlı bir sonuç alacaktır. yine örnek vermek gerekirse;

    5 gürcü işçi günde 2 tona yakın çay elde edecektir ve 10 ton çayı 5 günde bitirecektir. ayrıca ödemelerde şu şekilde olacaktır. kişi başı değil elde edilen çay tonuna göre ödeme yapılacaktır. geçen yazın rakamları gürcü işçiler ton başına 600 tl talep ediyorlardır. bu hesaba göre 10 ton çaydan 5 gürcü işçiye 6 bin tl ödeme yapılacaktır.

    bu sayede yerli işçi yerine gürcü vatandaşları çalıştırarak hem maddi olarak hem de zaman açısından çay üreticisi daha avantajlı olacaktır.

    bütün bunlardan dolayı 'yöreyi çok iyi bilen' gazetecinin yöre halkı tembelliğe alıştı minvalindeki yorumlarını bir tarafına sokmasını rica ediyorum. önünde daha avantajlı ve daha kolay bir seçenek varken ne diye çile çeksin çay üreticisi. köylü dediğin çalışır, tarımla uğraşan konfor elde edemez anlayışımı bu nedir yani?

    çok muhterem valilerimizin de bulundukları bölgeyi ne kadar iyi tanıdıklarını görmüş bulunuyoruz ayrıca. %20-25'i işsiz yöre halkına sadece yılın 3 ayı iş bularak ne muhteşem bir karar almışlar. istanbul'dan gelenleri almayıp yöre halkını çalıştırarak gerçekten bu soruna muazzam bir 'çözüm' bulmuşlar. yukarıda bahsettiğim nedenlerden dolayı yerli işçi bulsalar dahi bu yıl çay üreticisi için zor geçecektir. devletin bu noktada daha doğrucu çözümler üretmesi gerekmektedir.

    not: eminim ki yöre halkını, coğrafyayı ve çay işçiliğinin ne olduğunu bilenler, öğrenciler çalışabilir gibi anlamsız ve boş önerilere yorum dahi yapmayacaktır.
  • her ile bir üniversite, her eve bir memur, her kafeye boş oturan otuziki genç, her mahalleye atanamamış, bilinçsiz ve ihtiyaç fazlası mezun edilmiş lisans mezunları, bla bla diye gider bu liste.
    bu şekilde gidersek ne işçi ne kalfa ne usta ne çiftçi ne de hayvancılıkla uğraşan bulamayacağız.
  • memleketteki müteahhit ve bilumum vekillik, bakanlık pozisyonlarini işgal ettikleri içindir. burokratlik da var tabi.
113 entry daha

hesabın var mı? giriş yap