şükela:  tümü | bugün
  • hayatı boyunca yanımda ezik kalacak yeni bir yazar. askerdeyken alt devremdi, geldi burada da alt neslim oldu. ezik...

    ama tüm bunların ötesinde badim, alt devrem, dostum, gitarıma kemanıyla eşlik eden müzisyen arkadaşım, canım, ciğerim...

    2001 yılının yaz başlangıcı, bir orta anadolu şehrinin orduevinde askerim. orduevine bağlı yazlık bir tesis var birkaç kilometre uzakta, orada görevliyim yaz ayı boyunca. bir gün bir haber geldi, "yeni dönem askerler gelmiş, içlerinden biri de müzisyen, bir bak istersen." indim orduevine, buldum bunu. adamı daha görür görmez kanım kaynadı. temiz yüzlü, güzel konuşan, efendi bir tip.

    - hoş geldin.
    + hoş buldum.
    - adım x.
    + ben de y.
    - müzisyenmişsin?
    + evet, keman ve bağlama çalıyorum.
    - gitarcıyım ben de. kimleri dinlersin, neler çalarsın?

    adam başladı saymaya, lan tam benim kafadan! o zamana kadar kimseyle gerçek anlamda arkadaşlık kurmamıştım orada. kurtulmak istiyordum bir an önce ve bana orayı hatırlatacak hiç kimse olmasın istiyordum. ancak gerçek anlamdaki arkadaşım olmuştu birden bire.

    akşamları birlikte program yapıyorduk orduevinde. o çoğunlukla kemanını alırdı, ben her zaman gitarımı. alt devrem ya, ne söylesem onu yapmak ve çalmak zorunda. ezik işte... kimi günler yüksek rütbeli komutanlar gelirdi orduevine ve bizden özel yemek müziği yapmamız istenirdi. önce tatlı tatlı başlardık çalmaya; klasiklerden, bilinenlerden giderdik enstrümantal. sonrası fena... lan o orduevinde neler neler çaldık, cesarete bak! grup yorumdan devrim marşları mı dersin, enternasyonal marşı mı istersin, aklına ne gelirse işte... ama hep yumuşak bir ritmle ve romantik romantik...

    - lan keman, bunları çalıyoruz ama bilen biri çıkarsa yarraa yeriz olm. bitmez bizim askerlik.

    + bana ne olm, üst devre olan sensin. sen veriyon emri, ben çalıyom. sen düşün yani onu. hehehe.

    - vay ipne!

    + mucx...

    bir gün sebebini hatırlamadığım bir nedenden ötürü tartıştık bununla. ama epey ciddi bir tartışma oldu ve konuşmayı, selam sabahı kestik. birkaç gün geçti böyle. çarşı iznine çıktım, doğruca internet kafeye gittim. sırf ekşi sözlük'e girmek için iple çekerdim çarşı izinlerini. açtım sözlüğü okuyorum. yarım saat kadar sonra yanıma bir tabure iliştirdi biri. kafayı çevirip bir baktım, bu. hafif sağa çektim sandalyemi ve dönüp sözlük okumaya devam ettim. tabu diyalogları başlığı (o yıllarda tabu oyunundan dialoglar gibi bir başlıktaydı bu) çok popülerdi ve belki de en çok okunan başlıklardan biriydi. (o yıllarda bizi yerlere yatırmış birçok entry yok şimdi, silinmiş). o başlığı okuyorum ben, bir entry'de hafifçe kıkırdadım. sayfayı aşağıya indirdiğimde bu da başladı gülmeye. ikimiz yan yana oturuyoruz, tek kelime konuşmadan aynı şeylere gülüyoruz.

    - ahahahaha... az yukarı çeksene şu sayfayı.

    + bu mu?

    - heee... puhahahahaa..

    + ahahahaha.. hassiktir lan, şunu okudun mu? ahahahaha...

    - ahahahahaa...

    sonra çevirdim kafamı, buna baktım. o da gülerek bana bakıyor. ikimiz de aynı anda ayağa kalkıp sarıldık birbirimize. ama çok sıkı sarıldık... sonraki 13 senede bizi bugünlere getirecek kadar sıkı...

    askerlikten sivil hayatıma taşıdığım tek kişi oldu kendisi. kişiliği, karakteri, düşünce yapısı ve insanlığıyla özeldi, çok özel...

    ama neticede alt devremdir, alt neslimdir...
  • kemanı ağlatan, bağlamayı konuşturan profesyonel bir müzisyen.

    hafif ulusalcı bir tavır geliştirdi son zamanlarda ama o kadar kusur kadı kızında da olur artık. eskiden böyle değildi ama. sonradan oldu.

    romantik, komik, yeri geldiğinde öfkeli... güzel bir insan işte.

    alt devrem olduğunu ve yanımda ezik kaldığını söylemiştim di mi? hıı söylemiştim...
  • açtığınız başlıkla ilgili olarak "bunu önce google'da arat, buraya yazma" diyebilen ilginç bir kişilik. sorunlu bir tip olduğu her halinden belli.

    burayı önce google'da aratılıp bulunamayan şeylerin yazıldığı bir yer sanıyor.
  • müzik terapi konusunda kesinlikle bir virtüöz ve fazlasıyla duyarlı bir yazar. sanırım hz.hızır soyundan*. minnettarlığım ve saygılarımla sevgili karakeman.
  • sevgili kardeşimin doğum günü bugün.

    iyi bir arkadaş, iyi bir dost... hatta çok daha fazlası. 13 yılı geride bıraktık. az da değilmiş.

    doğum günü kutlu olsun can dostumun...
  • tam bir mal. atin mallar listesine, bu tarz cahil trolleri ciddiye almayin.
  • hafta başında beni nasıl ektiğini anlatırken "bu iki oldu. öbürünü sonra anlatırım" demiştim. hazır sarmaya başlamışken hem anlatayım hem de bir itirafta bulunayım istiyorum.

    birkaç sene evvel, yine bununla taksim'de buluşacağız. saat 14.00'de akm'nin* önü diye anlaşmışız. saat 14.40 ve ben hâlâ belediye otobüsündeyim. fena geç kaldım ama bundan da ses seda yoktu o saate kadar, ben de hiç aramıyorum. tam o saatte aradı. telefonu açtım, alo falan demeden çıkıştım buna:

    - nerdesin lan? 45 dakkadır seni bekliyorum burada!

    niyetim şu: geç kaldığımı çaktırmayacağım. sanki buluşma yerinde bir anlaşmazlık olmuş da, az ileride bekliyormuşum ayağı yapacağım. gerçi o durumda bile taksim'e ulaşmam rahat 20 dakikayı bulacak. benimki direkt yavuz hırsız durumu. hafif tedirgin bir sesle sordu;

    - neredesin şu an?

    + ne nerdeyim abicim, akm'nin önündeyim işte! sen nerdesin asıl?

    - yaa moruk kusura bakma. yoldayım şu an ama 15-20 dakikaya gelmiş olurum.

    aha? vallaha o da geç kalmış. üstelik orada beklediğimi sanıyor. sesi nasıl mahcup... lan benim elime böyle fırsat verilir mi lan? açtım ağzımı yumdum gözümü;

    - yaa arkadaş başliicam yapıcaan işe ama var ya! bi saat lan, bi saat! bi saat bekletilmez ki insan! ayıp be!

    + moruk valla haklısın, çok özür dilerim.

    - bırak bırak, özür mözür dileme. bekliyorum ben, çabuk ol biraz.

    + az kaldı moruk, birazdan oradayım.

    otobüste konuşmamı duyan birkaç kişi başladı gülmeye. hatta karşımdaki kız bayaa gülme krizine girdi. aradan 10-15 dakika geçti, benim otobüs taksim'e geldi, durağa yanaşmaya çalışıyor. o sırada pat bu aradı.

    - geldim moruk. nerdesin sen?

    + bi saat seni beklemekten ağaç oldum ya, büfeye gittim kendimi sulamaya. geliyorum şimdi.

    - kusura bakma valla. neyse, bekliyorum ben.

    o arada otobüs durağa geldi, indim. buluştuk bununla. bir mahcup bakıyor yüzüme. önce sarıldık ettik, sonra biraz da orada çemkirdim. bu yine özür üstüne özür.

    - taam lan taam. bira ısmarlarsan affederim. hesap senden bugün.

    + ayıpsın moruk. bira köpeğin olsun.

    ulan bir insan bu kadar saf, bu kadar temiz, bu kadar dürüst, bu kadar iyi niyetli olabilir mi yaaa? karakeman olur. peki bir insan, bu kadar dürüst ve iyi niyetli birini suistimal edecek kadar it, puşt, aşağılık, adi, hayvan, çakal vs olabilir mi? oluyormuş...

    ne? ne bakıyonuz lan? abicim biz 14.00 diye anlaşmışız, bu 15.00'de gelmiş buluşma yerine. ben eskaza zamanında gitseymişim, teknik olarak bir saat bekletilmiş olacaktım. şu durumda haksız olan o.

    şu hafta başındaki 2,5 saat bekletip de gelmeyişini de önümüzdeki hafta buluşmasına ekler, hesabı kilitlerim buna, öyle telafi etmiş oluruz.
  • önce: (bkz: #48361017)

    o pazartesi hastane çıkışı hemen kendisini aradım. işlemi erkene aldıracak kadar ciddi bir duruma gelmişti iş. canım sıkkındı, çok sıkkın hem de. beyoğlu'da bir bar tarif etti, işten çıkınca oraya geleceğini söyledi. bara gittim, bir bira söyleyip beklemeye başladım. çok geçmeden geldi, rakı söyledi. konuştuk epey. özlemişim. kafasını ütüledim biraz.

    tertemiz ve dosdoğru bir insan göster dendiğinde tereddütsüz işaret edebileceğim çok çok çok az sayıdaki insanlardan biri. senin için bir şey yapar, gözlerin dolar ve ağlarsın. sonra da güldürür bir biçimde. dost kelimesinin hakkını sonuna kadar veren, müthiş incelikli bir insan...

    hastanede operasyonun yapılacağı gün, sabah 09.00'da benden önce gitmiş hastaneye, beni yalnız bırakmamak için. saatlerce kaldı orada benimle, işini gücünü aksatma pahasına. bekleme, git işlerini hallet dedim, gitmedi. öğle arasında biz beklerken çıktı sadece, nicedir istediği elektro kemanı alıp geldi. kendisi aynı zamanda canlı müzik yapıyor grubuyla.

    adamın bir karizması var sahnede keman çalarken, zaten o kemanı da ağlatıyor, izlemek de dinlemek de müthiş keyif... yeni bebeğiyle de sahnede dinlemeye gitmek gerek en kısa zamanda.

    o meşhur şiirde "bir dostu olmalı insanın" diye anlatılan dosttur kendisi. dostumdur.
  • kendisini sahnede izledim geçen hafta. her şarkıda devleşti, son şarkı olan yorgun demokrat'a geldiğinde ise başı fezaya ulaşmıştı. feci.
  • vatan haini omurgasız insan sürüsünden bir yazar. tez vakitte bu ülkeden siktir olup gitmeleri dileğiyle.