şükela:  tümü | bugün
  • tönöy; (bkz: karaktersiz)
  • herkes karaktersizliğin de aslında bir karakter olduğunu tasvip eder ve bilirken, neden karaktersizleri "ya, o da öyle bi insan işte" diyerektensi kabullenmezler anlamayız.
  • içine düştüğüm bok çukuru. belli bir kişiliğe ulaşamamak, hayal edilen, düşlenen adam olamama durumu. son derece can sıkıcı, insanın kendisiyle hesaplaşmasına sebep veren durum.
  • ikizler burcu mensuplarının çoğunda görülebilecek hede. daha doğrusu öyle olduğu iddia edilir. lakin benim de içinde bulunduğum bu burcun mensuplarının asıl korunu birden fazla karaktere bürünmeleridir.
  • belli bir karakteri olmama durumu.
    birçok karakterin özelliğini taşıma durumu olarak da açıklanabilir.
  • karaktersizlik de bir karakterdir.
  • kendi başına salt bir özellik midir yoksa sevginin tetiklemesiyle mi olur soru kümelerinin kesişim noktasında olduğunu düşündüğüm bela.

    sonbaharın karamsar akşamüstünde, yeryüzünü köşede sıkıştırmış azını burnunu kırarcasına yağan yağmura rağmen tam konuştuğumuz saatte kızılaydaki otobüs durağında kafama pıt pıt düşen yağmur damlaları eşliğinde bekliyordum. akşam saatleriyle yağmur bir araya gelip bütün insanları evine yolladığı için pek kimse yoktu sokaklarda. tek başıma otobüs durağında dikiliyor, gelip geçen otobüs şoförlerinin; ''orada bekleme lan sikik, yolcu sanıp yavaşlıyoruz'' şeklindeki el hareketlerine maruz kalıyordum. otobüs durağının tepesindeki levhadan gözümün önüne bir damla daha düşmüştü. gittikçe sinirleniyordum. hiçbir buluşmaya zamanında gelmeyen, gördüğü her dükkana girip hiçbir şey almayan, sinemada film izlerken anlamadığı yeri film devam ederken sorup bütün filmin içine eden bu insan artık dayanılcak gibi değildi.

    beni yolcu sanıp yavaşlayan bir otobüs şoförü yolcu olmadığımı anlayıp yanımdaki su birikintisinden hızlıca geçince aynı saat dilimi içindeki ikinci duşumu da aldırıyordu bana. ve artık tamamen sinirle doluydum. bu durumda insan başka bir yere de geçemiyor dostlar. düşünemiyorum. sadece öfkem ve sinirim var beynimde. otobüs durağının çatısını bu kadar küçük yapan adamı düşünüyorum. acaba neden bu kadar küçük yaptı? bildiği neydi? bir cevap bulamıyorum sorulara ve öfkemi düşünüyorum. beni yarım saattir bu karasal iklim şartlarında bekleten insanımsı gelince bunların hesabını verecekti. artık buluşmak için değil, fırça atıp onu orada öylece bırakmak için bekliyor ve içimdeki öfkeyi besliyordum. ferhan şensoy gibi sinirleniyordum.

    40 dakika olmuştu ve hala ortalarda yoktu. yanımdan geçen dolmuşun kudretiyle iki saat içindeki üçüncü duşumu da alıp tekrar kurumayı beklemeye başlıyordum. hem kurumayı hem de onu bekliyordum. ben kuruyordum, onlar ıslatıyordu. bunların tek sorumlusu oydu ve gelince bunun hesabını önceden birikmişlerle beraber çok ağır ödeyecekti. terk edecektim onu. orada öylece bırakıp gidecektim. bir sigara yaktım. sinirden ve soğuktan titreyen elimi sabitlemeye çalışarak zar zor iki nefes alabildim ve yağmurda sigaranın ateşini daha fazla muhafaza edemedim. söndü. o sırada ıslandığımı gören ortaokul servisindeki çocuklar el hareketleri yapıp birbirlerine beni gösterip gülerek geçtiler önümden. artık katlanılacak gibi birisi değildi gözümde. bir an önce gelmesini istiyor ve oracıkta onu terk etmek için sabırsızlanıyordum.

    işte geliyor!

    -canım özür dilerim ya çok bekledin mi?
    -yok canım beş dakika oldu, hadi filmi kaçırıcaz.
  • karakter sözünün ilk anlamı, bir şeyi ya da kişiyi başka bir şeyden ya da kişiden ayıran özelliklerin toplamı, bileşkesidir. bir kişinin karakteri, güvenilir, kaypak, yalancı, neşeli, durgun vb. hallerinin değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkar. yani tüm kişilik özelliklerini içinde barındıran bir ifade karakter. canlılar sözkonusu olduğunda daha ziyade soyut özellikleri, mizacı akla getirir. bu genel bakışa, doğuştan gelen yetenekler, sonradan edinilmiş beceriler, insanlarda oluşmuş izlenimlerin tamamı dahildir. bu nedenle örneğin karaktersiz insan sözü bende ölmüş bir kişiden bahsedildiği izlenimini doğuruyor. yani karaktersiz olma hali eşittir ölü olmak.fena bir ifade de değil bence.

    elbette karaktersizlik ve karaktersiz insan sözleriyle kastedilenin ne olduğunu anlıyorum. kaypak, ikiyüzlü, içine konduğun kabın şekline giren insanları ve bunların içinde bulundukları hali anlatmak için bir tür joker kelime oldu karaktersizlik. ama sıkışınca kavram uydurmak iyi bir şey değildir, özellikle de kelimenin kökeni yabancı bir dile dayanıyorsa. eski yunancadan, latinceden fransızcaya ve ingilizceye geçmiş bir kelime karakter. ortaçağ'da kullanıldığı haliyle ayırt edici işaret, ruhtaki iz, belirti gibi bir anlamı var.

    ne olmuş kelimeyi yabancı bir dilden aldıysak, yerelleştikten sonra anlamı değişebilir falan diyenler teorik olarak doğru söylemiş olurlar ama bu örnekte yanlış bir bakış açısı çünkü kelimenin yerelleşmiş anlamı da ayırt edici nitelik, bireyin kendine özgü yapısı gibi soyut ve genel bir anlam barındırıyor.

    tdk karaktersizlik kelimesi için ömer seyfettin'den bir alıntıyla örneklendirerek "güvenilir karakteri olmama durumu" demiş. çelişkili olan da bu zaten. güvenilir olmamak zaten karakterin kapsadığı bir durum. "karaktersiz bir karakterin var" demekle aynı kapıya çıkıyor.

    örneğin haysiyetsizlik, onursuzluk, şerefsizlik gibi derdini anlatan, ağza oturan, güzel kelimeler varken neden karaktersizlik diye bir kelime icat olmuş dolaşıma girip yerleşmiş onu anlayamadım. anlayamamamın bir nedeni de karaktersiz sözünün örneğin ingilizcede nesneler için kullanılıyor olması. "şu sitelere bak. birbirinin aynı beton cetveller gibi yan yana dikilmiş karaktersiz evler topluluğu", dediğimiz zaman cuk oturuyor. ama insanlık halleri için kullanılınca anlamsız bir hal alıyor.

    bu kelimenin "insan bile olamamış, odun bu odun" gibi bir benzetme yapmak için kullanılıyor olması ihtimalini de düşündüm. bu durum, yanı başında barajdan su getiren, tıkır tıkır işleyen tesisat varken, dağın arkasındaki çaydan kovayla su getirmeye çalışan birinin gereksiz çabasını düşündürüyor. böyle işte.
  • paylaştıkça çoğalır.