şükela:  tümü | bugün soru sor
  • umidi az olan
  • (bkz: pesimist)
  • iyimser olmayan.
  • "önünüzde bulunan şu bardağın yarısı dolu mu, yoksa yarısı boş mudur?" sorusuna, "ulan kim bilir nasıl hastalıklı birisi dudağını değdirip mikrop bulaştırmıştır.." şeklinde cevap vermesi mümkün olan kimse.
  • karamsar, sözcüklerini, fikirlerini katılaştırmaya ihtiyacı olacak kadar yumuşak kalpli ve güçsüz olandır.

    önce sözcükleri katılaşır insanın.. söyleye söyleye alışır aşkın yokluğuna, ölüme vb.
    kalbi sonradan sertleşir.. sürekli bir haklı çıkmadır o yüzden bazılarına hayat.. gerçeklerden önce sözleri gelir.. "ölecek" denebildiyse biri için bir tek kez. ölümü acıtmaz o kadar sanılır...
    önce sözcükler kırılır.. kalp inanmaz, kişi inanmaz söylediklerine..
    kendini gerçekleyen kehanet denir.. oysa sadece çabasıdır en kırılgan olanların, kendini alıştırma çabasıdır.. alışması, inanması zor olanların alışma, inanma çabasıdır hayata, gerçekliğine.. olmayanların ihtiyacı yoktur zaten karamsar olmaya.. güçlüdürler.. ölümü atlatmada bile..
    ölürse biri o anda çekerler acısını...
    güçsüz olanlar, kırılgan olanlar bilirler oysa öyle kolay olmadığını.. bakarken herkese "ölecek" derler.. "ölecek.." önce içlerinden derler.. sonra dışarı derler... sözcüklere döküldüğünde daha az acıtır sanırlar.. ölene kadar sevdikleri, kaybetme acısını her güne bölüştürürler..
    "bitecek" demeleri de bundandır.. bittiğinde çekecekleri acıyı azaltma çabasıdır. nasıl "öleceksin" dendiği için ölmezse biri "bitecek" dendiği için de bitmez çünkü hiçbir şey. ama bittiğinde, öldüğünde dayanacak güçleri olmayanların karamsarlığa, sözcüklere ihtiyacı vardır..

    bir kez düşünebildiyseniz evinizin yandığını ayrıntılarıyla ancak o zaman güvendesinizdir. her dönüşünüzde evinizin soyulduğu sahnesiyle dönüyorsanız, her telefonu ölüm haberi alma ihtimalini düşünmüş olarak açıyorsanız nispeten güvendesinizdir. "daha az acıyacağım" sanırsınız.. "daha az etkileyecek beni.."

    karamsarlar duygusallardır.

    tedbire ihtiyaçları vardır onların. onlar inanmazlar kendi güçlerine. önce en kötülerin hepsini geçirirler akıllarından.. en kötü seçenekleri öyle bir dizerler ki -sözcüklere döküldüğünde netleşir ya anlamlar.. yakalanır ya anlar..- rahatlarlar nispeten.. hazırlıksız değillerdir. daha az acıyacaktır canları..

    karamsarlar tekrarlarlar defalarca kötü her şeyi. çünkü kötülüğe asıl inanmayanlardır karamsarlar.. en idealist en hayalci olmuş olanlardır.. karamsarlar hayal kırıklıklarıyla kaplıdırlar.. midyenin kabuğunu kaplayan beyaz lekeler gibi.. patatesin üstündeki cücükler gibi.. sülükler gibi.. içlerinde en hayalci olanlar hayatta en çok kırılmış olanlardır.. daha fazlasına tahammülü olmayanlar karamsardır. alaycıdır.. alaycılıklarıyla korurum sanırlar kendilerini.. karamsarlıklarıyla kendilerini kaptırıp gitmekten koruduklarını sanırlar.. en çok kapılacaklardır onlar.. zaten kapılmayacakların karamsarlığa ihtiyacı yoktur.. evinin yanmasıyla başa çıkabilecek kadar güçlü olanın, aşkın bitmesiyle, birinin ölmesiyle başa çıkabilecek kadar güçlü olanın karamsarlığa ihtiyacı yoktur.

    karamsar kendine sürekli şartları hatırlatır. mutlu olmaktan en çok korkandır. her mutluluğun ardından gelecek acıyı hatırlatır kendine.. çünkü bu acıdan çok korkar. her hayalde hayal kırıklıklarını hatırlatır kendine. çünkü devam edemeyecek kadar kırılgandır aslında..
    evine giderken yangında her şeyini yitirmiş olma fikrini sözcüklerle kurar kafasında.. ki şükretsin en kötü ihtimalde bile..
    defalarca defalarca her yüzüne baktığında sevdiklerinin cenazelerini yaşar karamsar..evine her baktığında taşınacağını, evinin yanacağını, deprem olacağını düşünür. önce bir yıkar kafasında sözcüklerle.. sözcüklerle yıkılan gözünün önünde yıkılsa daha az acı çekeceğini düşünür...önce sözcüklerle yıkar yakar karamsar..
    sevgilisine baktığında aşkın bittiğini görür, dostuna baktığında ihanetleri hesaplar.. gideceği, gitmeyi seçeceği anı binlerce defa kurar ikisinin de.. bazen "beni bırakacaksın" der.. bazen demez susar.. ne fark eder..

    yavru bir kedi almaktan ölecek diye korkandır karamsar.. balığı ölmüştür diye üstelik sırf.. sorsanız “balıktır ölür, işi bu” der... bıraksanız hala 9 yaşındaki kadar acı çeker balık hafızalı bir balık için...
    adım atmaktan korkandır karamsar.. “ne gerek var adım atmaya” der.. “atılacak adımların varacağı yer bellidir” der. “atmaya değmez” der.. çünkü atmıştır o adımları uçurumlardan aşağıya.. şimdi sorsanız hala en çok o korktuğu için sözcüklerle tıkar adımların önünü... çünkü bilir içten içe ve korkar kendi içindeki kendisinden.. o adımları atabileceğini bilir.. atmışlığınca bilir.. atabilir olduğunu bilir uçurumlardan aşağıya... göz göre göre.. bilir.. hala atabileceğini bildiği için bunca karamsardır karamsar..
    adımı zaten atmayacak olanlar, içlerini zaten katılaştırmış olanlar karamsar diildirler...

    karamsarın sözcüklere ihtiyacı vardır.. öylesine korkar ki içindeki umuttan, kendi içinde sürekli konuşan bir ses vardır karamsar olmasını sağlayan.. en kırılgan olanlardır karamsarlar...

    “aşktan bile ölünmüyorsa, aşk bile bitebiliyorsa en kötü ne olabilir ki” der, öyle bakar hayata.. öyle bakar yüksek binalardan, köprülerden aşağıya.. mutlu ise örneğin "en kötü ihtimalle" der "içinde olduğum araç yoldan çıkar ve bitti." telefon beklerken aramayacak tekrarlanır içinde, birini bekliyorsa gelmeyecek.. ve gerçekten çalmadığında ve gelmediğinde kimse haklı çıktığı için en çok kendinden nefret eder...

    karamsar boşluğa bakar, karanlıkta oturur, korkuyu beklerken'i okurken titrer... perdelerini açmasına değmeyecek hayata perdelerini açtığında yüzünde alaycı bir gülümseme olur..

    karamsar hatırlar bir vakit baştan başa umut olmuştur.. her hatırladığında uçurumdan aşağıya düşüşü ve yere çarpışını yaşar. rüyada olsa çarpmadan uyanırdım der.. "hayat" der geçer, "kader" der geçer.. "balık bu işi bu ölür" der, geçer... geçer mi sahi... iyimserler geçer der. karamsar duraklar... bir anlık bir duraklamada bir uçurumdan daha düşer...
  • gözümü açtığımda karşımda duruyordu. bembeyaz, uçuşan kuş kanatlarından oluşan bir elbisesi, güneşten daha sarı saçları, kıpkırmızı dudakları vardı. solgun yüzü tüm bu parlaklığın arkasına saklanıyor, ruhundaki sıkıntı ve umutsuzluğun sesi, ağlara takılmış balıklar gibi, elbisesinin beyaz tüllerine dolanıp, tekrar içine hapsoluyordu.
    -bana bir kahve yapar mısın? sade olsun. dedi emirgenerali prenses.
    -kapkara mı olsun? dedim, laf da sokarım ironi de bilirim der gibi.
    -bi sktir git.*
    -gittim.

    geldiğimde ters ters bana bakıyordu.
    -bu yazının dahi bir yere varmayacağını biliyorsun değil mi? dedi.
    -ziyadesiyle.
    -ziyadesiyleyi günlük hayatında kullanabilen birisin.
    -umumiyetle.
    -uyuzluğuna mı yapıyorsun?
    -sen kimsin?
    -bu yazının dahi bir yere varmayacağını biliyor hissinim ben. karamsayan yanınım.
    -iclal aydın gibi konuşan bir karamsarım varsa iyi, bununla başa çıkabilirim.
    -sktr git.
    -yollaya manevi baskı uygulayan mouseum ile gamzelerin şaşacak biliyorsun değil mi?
    -tanım nerde, uyuz?
    -aşağılardadır.
    -tamam, son bir şey soracağım, lütfen çemkirme.
    -(uslu dur, yere bak)
    -f.d. nin alnına noolmuş?
    -yok ol.

    karamsamak fiilinin baş aktristi.*
  • ramazan çağdaş kıyak'ın bir şiiri.

    içimde yalnız akşamlardan kalma
    bitkin hayaller.
    bütün köprüden önce son çıkışları
    kaçırdım süratle dibe inerken.
    ne zaman eski bir anıyla
    nemlense gözlerim,
    dişlerimi sıkıp,
    başka şeyler düşünmeye zorladım kendimi.
    belki sevdiğimde bu yüzden
    kaçmıştı benden.
    günü gününe hatırlayamadım gülüşlerini
    kimi zaman çocukluğumu boğuyordum
    kimi zaman geleceğime taş atıyordum…

    içimde duble duble günahtan kalma
    hücre ölümleri…
    sağlıklı düşünemiyorum bu yüzden
    ne zaman aklıma gelse
    beni bırakıp giden,
    bir çizik daha atıyorum
    göğsümün orta yerine.
    nakış nakış işliyor gibiyim maziyi
    bütün evrenime,
    ellerimle…

    kurudu gözpınarlarım
    ağlamaktan değil ha
    küresel ısınmaya maruz kalınca
    kurudu gözyaşlarım…
    hatırlatır mı şimdi
    kıvrılmayı unutmuş yanaklarıma
    senli hayaller, mutluluğumu ve gülmelerimi…
    narince dokunsa yüzüme
    hafif ve derinden bir meltem
    teninin taklidi olur
    gülerim bir an
    çabuk son bulur…
    isınır yanağım ama
    çabuk soğur…
  • gülen insanlardır.
    yalnızken; öylesine umuttan yoksun, biçare, itimattan uzak ve karadırlar ki, insanlarla bir aradayken nasıl eğleneceklerini, coşkudan nasıl kuduracaklarını şaşırıp her şeye bir espri kulbu takıp kahkahalarla kendilerinden geçmek isterler.
    kötümser değildirler.
    zira, yalnız oldukları anlarda mutlularsa, müthiş iyimserdir bu tipler veya karamsara karşıt bir sözcük arayışından eli boş dönüp, son çare atmasyon bir tabire sığınarak; "umutperver" diyeyim.
    karamsar zannettiğimiz o asık suratlı, bakışları fersiz, lafları ya çok kalabalık ve tükenmez ya da kısa ve bulanık veyahut çeneleri tamamen kilitli kimseler ise kötümserlerdir.
    yalnızken bedbindirler. keza eşleri ve dostlarıyla beraberken de...
    onlarınki ümitsizlik, keder ve gönül burukluğundan ziyade öfke ve hırs döllenmesidir.
  • karamsar insan olduğu gibi görebilendir, zira iyimserlik de biraz olduğundan farklı bakmayı gerektirir, mesela bir arkadaşınız size sıkıntısını anlattığında, iyimser insan, her kışın bir yazı vardır geçecek der, ama karamsar insan, hayat genel anlamda her dönemde başka sorunlar içerir, bir gün gelicek bu sıkıntın geçecek inan bana,yine de hiçbir zaman sorunsuz kalmıycaksın, başkası başlıycak, buna göre yaşa hayatı der. kim haklı siz karar verin, her ne kadar bariz olsa da.
  • sindirim sistemi gibidir, her şeyi boka dönüştürür.