şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • bir bilgelik hikayesi vardır. bu, adı da "ihtiyar bilge" anlamına gelen lao tzu'nun anlatmayı çok sevdiği bir hikaye imiş;

    köyün birinde bir yaşlı adam varmış. çok fakirmiş ama kral bile onu kıskanırmış. öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. "bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. bir sabah kalkmışlar ki, at yok. köylü ihtiyarın başına toplanmış: "seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. şimdi ne paran var, ne de atın" demişler.
    ihtiyar: "karar vermek için acele etmeyin" demiş. "sadece at kayıp deyin, çünkü gerçek bu. ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? bunu henüz bilmiyoruz. çünkü bu olay henüz bir başlangıç. arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."

    köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş. meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler. "babalık" demişler, "sen haklı çıktın. atının kaybolması bir talihsizlik değil, adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var."

    "karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "sadece atın geri döndüğünü söyleyin. bilinen gerçek sadece bu. ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. bu daha başlangıç."

    köylüler bu defa açıkça dalga geçmemişler ama içlerinden "bu adamın akli dengesi yerinde değil" diye alay etmişler. bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. evin geçimini temin eden oğul, şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. köylüler gene gelmişler ihtiyara. "bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. oysa sana bakacak başka kimsen de yok. şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler.

    ihtiyar "siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "o kadar acele etmeyin, oğlum bacağını kırdı, gerçek bu, ötesi sizin verdiğiniz karar. hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size bildirilmez."

    birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almış. köyü matem sarmış. çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini, ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. köylüler, gene ihtiyara gelmişler. "gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "oğlunun bacağı kırık ama, hiç değilse yanında. oysa bizimkiler belki asla geri dönmeyecekler. oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer."

    "siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar, "oysa ne olacağını kimse bilemez. bilinen bir tek gerçek var, benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece allah bilir."

    "acele karar vermeyin. hayatın küçük bir dilimine bakıp, tamamı hakkında karar vermekten kaçının. karar; aklın durması halidir. karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi ve gelişmeyi durdurur. buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar ve insanı huzursuz eder. oysa gezi asla sona ermez. bir yol biterken, yenisi başlar. bir kapı kapanırken, başkası açılır. bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."*

    psikolojik ve nörolojik araştırmalar şu konuda hemfikir; gerçekleri ve verileri toplayan, pozitif ve negatif durumları tartan aklın yanı sıra, her birey duyulara dayalı bir karar verme mekanizmasına sahip.
    psikolog maja storch "her insan hem akıl hem duyusal dürtüleri farklı oranlarda karar verme sürecine dahil eder. " diyor. bir tutam akıl, bir çay kaşığı duygu..

    fakat yine de karar verme süreci her insanın kabusudur. bu durumlarda storch "kararım yanlışsa en kötü ne olabilir ?" sorusunu kendine sormak ve sezgilere güvenmek gerektiğini söylüyor. , hollandalı bilim adamı ap dijksterhuis da "sezgilerinize güvenin" diyenlerden. fakat sezgi, önyargı demek değil. her ne olursa, hele karar verirken önyargılı olmamak çok önemli. ölçüp, biçmek, olabildiğince ani ve acele kararlardan kaçınmak, doğru kararlara varmanın reçetesi olabilir. çünkü lao tzu hikayesinde olduğu gibi, hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

    kararlar mükemmel olmayabilir; biz mükemmel değiliz. bu nedenle, hayat hep bir öncekini düzeltmekle geçer.
    andre gidé, lao tzu'nun yolundan giderek şöyle demişti; "yaşamın kanunudur: önümüzde bir kapı kapanırsa, bir diğeri açılır. ama kayıplara o kadar üzülürüz ki, yeni açılan kapıya dikkat bile etmeyiz."
  • insan beyninin en üstün fonksiyonlarından biri.

    ulu bilgeye sormuşlar: hayatta başarının sırrı nedir?
    ''doğru kararlar!'' demiş;
    peki bize doğru karar vermeyi kim öğretir? diye sormuşlar,
    ulu bilge deriiin bir iç geçirmiş ve ''yanlış kararlar!'' demiş.

    ben askerliğimi yedeksubay olarak yaptım. yedeksubay okulunda gördüğümüz en önemli dersin adı taktik idi. yanılmıyosam, taktik, harp okulları ve harp akademileri'ndeki en önemli derslerden biri aynı zamanda. size savaşta nasıl karar vereceğinizi öğretiyor. oradan aklımda kalan bir şey var: durum muhakemesi. durum muhakemesinde de, bize şunu öğrettiler: genel olarak, kararsızlık, yanlış karar vermekten daha olumsuz bir durumdur. çünkü bir kararın yanlış olduğu 2 birim zamanda ortaya çıkarsa ve kararsızlık 5 birim zaman sürecekse, sizin yanlış karar vermiş olmakla, doğru karar için u dönüşü yapma zamanınız 2 birim zaman olur. halbuki kararsızlık hâlinde 5 birim zaman geçmiştir ama hâlâ yanlış karar verme ihtimaliniz vardır. hayattaki bütün kararlar bu kadar lineer hâle indirgenemeyebilir. ama bu bilgi sizin için çok değerli. peki bu bilgiyi şimdi o ulu bilgenin verdiği dersle birleştirelim o zaman. doğru karar verebilmek için ille de önce yanlış karar vermek zorunda mıyız? tabii ki hayır!

    her kararı verirken, beyninizin yaptığı iş, durum muhakemesi. kafanızı sürekli olarak buna yorarsanız, çok çok iyi mesafe kat edebildiğinizi görürsünüz. tabii oturup arpacı kumrusu gibi düşünerek olmaz bu işler. peki naapcaz?

    kararlarımızın doğruluk ihtimalini arttıracağız. peki neyle? bilgiyle. daha doğrusu veriyle. karar verilecek konuda veri toplayacaksınız. bu veriler, sayılarla ifade edilebilen veriler olabileceği gibi, ölçülemeyen, muğlak bilgiler ya da bunların kombinasyonu olabilir. ama ölçmediğiniz şeyi kontrol edemezsiniz. ölçülebilen verilerle, rakamlarla yola çıkmak size çok şey kazandırır.

    zaten nihai hükmünüzü vermeden önce, veri toplama aşaması, o verilerin kağıt üzerinde, bilgisayarda ve beyinde işleme tâbi tutulması, o verilere dayanarak durum muhakemesi, içgüdüler yani kalbimizin sesi, içimden bi ses ööle yapma, bööle yap dedi, sezgilerimiz, önsezilerimiz kullanılır ve bunların vektörel bileşeniyle hüküm verirsiniz.

    karar verme sürecinde yapılan yanlışlardan biri, verilmiş olan kararın, zaman içerisinde gözden geçirilip, değişen şartlara uyarlanmamasıdır. karar bir kere verildikten sonra, değiştirilemez, uyarlanamaz diye bir şart yoktur. taşa kazılı belge değildir, allah emri hiç değildir. değişen şartlara uyum sağlayabilme kabiliyeti, zekânın göstergesidir. zeki bir kişi, vermiş olduğu kararları, değişen şartlara göre değiştirmeyi de becerebilmelidir.

    diğer bir hata da, çoktan seçmeli sınav sisteminin bizi soktuğu kalıptır. çoktan seçmeli sınav sistemi, bize 5 seçenek arasındaki doğru şıkkı bulmamızı emreder. çocuklar, 9 yaşından 22 yaşına kadar, yani beyin gelişimlerinin çok önemli bir bölümünde bu sisteme mâruz bırakılırlar. sonunda ne olur? liseyi bitirip meslek seçecek olan, ya da üniversiteyi bitirip hayâta atılacak olan kişiler, herhangi bir konuda karar vermeleri gerektiği zaman, mutlak doğru bir kararın olduğuna, diğer kararların yanlış olduğuna, karar bir kere verildikten sonra değiştirilemeyeceğine şartlanmış olurlar. halbuki hayatta verilmesi gereken kararlar için 5 seçenek çok azdır. bazı durumlarda 5'ten çok daha fazla seçenek olur. hele mutlak doğru hiçbir zaman söz konusu olamaz. doğru karar verilmiş olabilir ama ondan daha da iyi bir seçeneğin varlığı belki hiç akla bile gelmemiştir. geniş düşünebilme becerisini kazanamamış ve hayâl gücünü geliştirmemiş bir kişi, az seçenekli karar arefelerine hapsolur. verilmiş kararları gözden geçirebileceği ihtimalini de hiç düşünemez.

    bir ara internette bir email dolanıyordu. norveçcede ''bu problemin mutlaka mustafa kemal yaklaşımıyla, başka bir çözümü olmalı'' mealinde bir deyim varmış. bu deyimin var olup olmadığını henüz doğrulatamadım. ama gerçekten varsa böyle bir deyim, yaratıcılığı, hayâl gücünü ve tek doğru seçeneğe ya da az seçenekler içinden ehven-i şer olanı seçmeye mahkûm olmamayı kasteden bir anlamı olmalı.

    beynin karar veren yeri her neresiyse, karar vere vere, bir sonraki kararlarını daha rahat ve daha isabetli verir hâle gelir. mesela benim bir gözlemim var: doktorluk mesleğinde cerrahlar, daha iyi başhekim oluyorlar. neden? çünkü büyük bir ameliyatta bir cerrah 10 bine yakın karar veriyor ve o kararları da saniyeler içinde vermek zorunda. her bir ameliyat yeni bir macera çünkü. başhekimlik nedir? yöneticilik, yani doğru kararlar vermeyi gerektiren bir iş. peki senelerdir ameliyat yapan bir adam mı daha doğru ve daha hızlı karar verir yoksa, bir hastaya ilaç yazıp, şu tedaviyi bi deneyelim, bununla bi yere varamazsak iki ay sonra başka reçete yazacam diyen adam mı?

    sorunuza dönecek olursak (*), o durum hiç saçma bi durum değil. yanlış yapa yapa yapmamayı öğreneceksiniz. marifet, her yaptığınız yanlıştan bir ders çıkarabilmeniz. voltair'in bir lafı var: tecrübelerinden faydalanan, akıllı bir kişidir. başkalarının tecrübelerinden faydalanan ise çok daha akıllı bir kişidir. tekerleği yeniden icâd etmekle uğraşmayacaksınız. ıkhtıyara gidip soracaksınız. ey ıkhtıyar, hâl böyleyken böyle, ne diyon sen bu işe? tabii bu ıkhtıyar, nikotinman, alkolik, yüksek kolesterollü, yüksek tansiyonlu, diyabetli, alzheimerlı filan olmıycak ki beyin damarları sikilip atılmış olmasın. tercihan eski bir yönetici, hatta daha da güzeli, özel sektörde yöneticilik yapmış biri olsun. ıkhtıyar size bi yol gösterecek. ıkhtıyarın dediğini hemen yapmayacaksınız. neden? çünkü değişmeyen tek şey değişimdir. ıkhtıyarın devri sonra ermiş, onun doğruları artık az doğru hâle gelmiş olabilir. sormaya devam edeceksiniz. ama bu soruları sormadan önce ev ödevinizi çok iyi yapmanız lâzım. yani karar verilecek konuda çok iyi veri ve bilgi toplayacaksınız. ıkhtıyara durumu çok net bir şekilde özetleyeceksiniz ki muğlaklık, belirsizlik azalmış olsun. sora sora, o konudaki ''ortak aklı'' tespit edeceksiniz. ekşi duyuru, ortak akla çok güzel bir örnek. ama ortak aklı kullanmanın şöyle bir sakıncası var: sürü psikolojisiyle, doğru olmayan bir hükmün peşine takılabiliyor insanlar. bir de sizin için hayâti olan mesele, başkaları için leblebi çekirdek. onun için, kime ne soracağınızı iyi belirlemeniz, verilen cevapları da aklınızın süzgecinden geçirmeniz lâzım. bi lafa bakarım laf mı diye, bi de söyleyene bakarım adam mı diye? meselesi yani.

    benjamin franklin metodu da çok faydalı bir eserdir: kağıda muhasebe bilançosundaki gibi bir çizgi çekiyosunuz. bir tarafa artıları diğer tarafa eksileri yazıyosunuz. hangisinin daha ağır bastığına bakıyosunuz. insanın düşünmesini kolaylaştırıyor.

    pirimiz, mirimiz, üstâdımız hippokrates'in bir sözü var: hayat kısa, sanat uzun, tecrübe aldatıcı, hüküm vermek güçtür!
    tabii bu söz tıp sanatı için söylenmiş. ama genel olarak bütün kararlara uyarlanabilir. tecrübe aldatıcı kısmı, ıkhtıyarın da sizi yanlış yönlendirebileceği ihtimaline değiniyor. hüküm vermek güçtür kısmı ise, sizin ''bu saçma durum'' diye nitelediğiniz şey. karar vermek, hüküm vermek kolay iş değildir. beynin en üstün fonksiyonlarından birisidir. ama bu yola başınızı koymanız, yani beyninizin karar veren yerini geliştirmeye sürekli olarak çaba harcamanız hem çok zevklidir, hem de hayâtınızı değiştirir. haaa, unutmadan söyliyim. hayâtınızda vereceğiniz ennnnn önemli kararlardan biri, hayâtınızı kiminle geçireceğinizdir.

    haa diğer bi mevzu da, bazı hâllerde, mutlak doğru karar yoktur. doğru kararlar içinde alternatifler vardır, bir de yanlış kararlar vardır. bu konuya da kafa yorun biraz.

    kalbine hangisi daha sıcak geliyosa onu seç yaklaşımı, insanı karar verme konusunda hataya düşürebilir. bazen tuttuğu da olur. yani veriler bir yönü gösteriyodur ama içgüdüler, sezgiler, önseziler, başka bir yönü gösteriyodur. siz içinizden gelen o sesin dediğini yaparsınız ve ileride doğru karar vermiş olduğunuzu görürsünüz. ama bu her zaman geçerli olmaz.

    şu durum daha çok görülür: karar verme görevinin ve mecburiyetinin yükünü herkes taşıyamaz. bu nedenle, gerekli donanıma ve eğitime sahip olsa dahi, herkes yöneticilik yapamaz. karar verme mecburiyetinde kalmak, bir stres faktörüdür. diğer bir deyişle insanı gerer. hele bu süreç biraz da uzun sürerse, insanı köşeye sıkışmışlık hissine bile sokabilir.

    işte o hissin son derece beklenen bir durum olduğunu, doğru ya da doğruya en yakın karar vermek suretiyle, o gergin dönemin atlatılacağını ve o gergin döneme katlanabilmenin mükâfatının görülebileceğini bilenler o süreçten kazançlı çıkarlar. yani karar verme sürecinin sancılı olduğu, insan rûhunda gerginlik yarattığı ama bunun da son derece normal olduğunu bilmemiz ve bu gerginliğin ve köşeye sıkışmışlık hissinin bizi esir almadan, kararımızı etkilemesini engellememiz gerekir.

    işte bu herkesin becerebildiği bişey diildir. sırf o belirsiz, sancılı, gergin durumdan bir an önce kurtulabilmek için, ''amaaan, noolacaksa bir an önce olsun!'' diye verilen kararların genellikle yanlış olduğu bir süre sonra ortaya çıkar.

    (*) ekşi duyuru'da sorulmuş olan ''ben herhangi bir konuda karar verirken çok zorlanıyorum. bir konu hakkında karar verirken çok basit bir mesele de olsa, hayatımı etkileyecek bir karar da olsa son ana kadar emin olamıyorum, sürekli karar değiştiriyorum ve kararımı uyguladıktan sonra istisnasız çok pişman oluyorum. bu saçma durumdan kurtulmak için ne yapabilirim?'' sorusuna cevap olarak yazılmıştı bu yazı.
  • sevgili dostlar,

    insan kararlarını etkilemenin en güçlü yöntemlerinden bir tanesi algı yönetimidir. bugün hem kendinizin hem de diğer insanların kararlarını etkilemek için kullanabileceğiniz fikirler için yedi karar verme yolundan bahsedeceğim.

    1) kararların çoğu bilinçaltı etkilerle verilir

    sabah uyanıp, gece yatağa girmenize kadar geçen süre içinde beyniniz milyonlarca bilgiyi işler ancak bunların hepsini size fark ettirmez çünkü tüm bu bilgileri şuurunuzda hissederseniz yaşamanızı sürdürmeniz imkansız hale gelir. örneğin şu an bulunduğunuz yerdeki tüm sesleri beyniniz filtrelemeden size sunsaydı kısa bir süre içinde psikolojik olarak çökerdiniz. bunun karar verme bağlantısına gelirsek. örneğin internetten güzel bir kazak alacaksınız. ne yaparsınız ? önce modellere bakar sonra varsa müşteri yorumlarını okur, kazağın üzerinizde nasıl duracağını ve genel olarak kişiliğinizle uygun olup olmadığını düşünür, hatta etrafınızdakilerden yorum alırsınız. böylece kararınızı çok "akılcı" verdiğinizi düşünürsünüz. ancak o sırada beyniniz o gördüğünüz kazakla alakalı belki de son yirmi yıldır klasörlediği ve varlığını bile unuttuğunuz bilgileri de tarar. örneğin o renk ve model bir kazağı üç sene önce çok sevdiğiniz bir dizi oyuncusunun üstünde görüp beğendiğinizi beyniniz mutlaka not alır. ya da tam tersi olarak üç sene önce benzeri bir kazağı giydiğiniz giyerken işinizden kovulduğunuzu öğrenmişseniz bu da karar sürecinize girer. tabi siz bunların hiç birinin farkında olmazsınız. kısaca "evet kazağı bakıp inceledim ve çok beğendim" yada "hiç beğenmedim" dersiniz. bu süreçte bilinçaltınızın sizi nasıl etkilediğinin farkında bile olmazsınız.

    2) bilinçaltı zihniniz bilinçli zihninizden çok daha hızlıdır.

    beyninizin önceliği sizi yani kendini korumaktır. bu sebeple normal durumlarda verdiği kararlar çok daha yavaş sürede verilirken, tehlikeli bir durumda direksiyon bilinçaltının eline geçer ve çok hızlı karar alarak sizi korumaya çalışır. örneğin ormanda yürüyüş yaparken bilinçli zihninizle rahat düşünceler içindeyken gözünüz hemen ilerinizde bir yılan görürse, beyniniz anında direksiyonu ele alarak bilinçaltı moduna girer ve kendinizi geri fırlatırsınız. düşünmeden yapılan refleks hareketlerin hepsi de böyledir. günlük yaşamda da örneğin yolda giderken uzaktan bir insanın size doğru yürüdüğünü görürsünüz ve ortada hiç bir şey olmamasına rağmen bu insandan bir tehdit hissedersiniz. farkına bile varmadan adımlarınız o insanın daha uzağından geçmeye başlar. bu noktada beyniniz karşıdan gelen bu insanla alakalı bir tehdit analizi yapmış ve sizin dikkat bile etmeyeceğiniz milimetrik detayları analiz etmiş ve arkasından bilinçaltınız devreye girerek sizi tehlikeden uzak tutacak hareketleri gerçekleştirmiştir. "neden böyle davrandım" ya da "neden bu şekilde hareket ettim ben de bilmiyorum" dediğiniz tüm olaylarda bilinçaltınızın direksiyonu devir alıp sizi tehlikeden uzaklaştırması vardır. tabi bu süreç genelde görseldir. örneğin giyiminize dikkat etmediğiniz bir durumda eğer karşınızdaki insanın beyni sizin genel duruşunuz ve giyiminizden bir tehdit algılarsa harekete geçebilir. bir çok iş görüşmesinin başarısız geçmesinin veya bazı insanların size hiç bir sebep yokken düşmanca davranmasının sebebi budur. imaj işte bu yüzden önemlidir. o sebeple bugün çok havalı bulduğunuz ve severek taşıdığınız kolunuzdaki o dövme ilerde size bir çok şey kaybettirebilir.

    3) fazla seçenek hem bize zevk verir hem de bizi kilitler.

    insan beyni birden fazla seçenek arasından bir şeyleri araştırıp bulmaktan zevk alır ve dopamin salgılar. bu sebeple yüzlerce pırıl pırıl ürünün bulunduğu marketler ve avm'ler insanlara zevk verir. ancak burada bir de tuzak vardır. çok fazla seçenek karar vermemizi de çok yavaşlatır hatta bazen de durdurur. alt tarafı bir paket çay almak için markete gittiğiniz zaman karşınızda elli paket farklı tür ve markada çay görürseniz karar verme süreciniz çok yavaşlar. bu sebeple insanlar için en ideal seçim sayısı en fazla dörttür. insanlara bir şeyler sunduğunuz zaman seçeneklerinin dörtten fazla olmamasına dikkat edin. siz de bir konuda seçim yapacaksanız seçeneklerinizi dört veya daha altına indirmeye çalışın. örneğin bir telefon alacaksanız gidip yirmi tane modeli araştırmayın. en fazla iki üç model arasından seçim yapmaya çalışın.

    4) karar vermek, kontrol duygusu yaşatır ve mutlu eder.

    hangi konuda olursa olsun önümüzde seçenekler bulunduğunu bilmek ve o seçenekler arasından kendi kararımızı verdiğimizi düşünmek bize kendimizi iyi hissettirir çünkü hayatımızı kontrol edebildiğimizi düşünürüz. insanlar hayatlarının kontrolünü kaçırdıklarını düşündüklerinde mutsuz olurlar. bu sebeple emir almaktan ve birilerin bize bir şeyleri nasıl yapacağını söylemelerinden pek hoşlanmayız. eğer birilerine bir şeyler yaptırmak istiyorsanız "bunu yapman gerek, en doğrusu budur başka seçeneğin yok" gibisinden bir yaklaşım size direnç gösterilmesine sebep olur. bunun yerine insanların önüne seçenekler koyun ve bu seçeneklerin hepsinin de hem siz hem de onlar için faydalı seçenekler olmasına dikkat edin. insanlar kendi seçimleriyle bir şeyi tercih ettikleri zaman o tercihlerine daha sıkı sarılırlar.

    5) duygusal halimiz kararları etkiler

    karar verirken aklımızı mı yoksa içgüdülerimizi mi kullanacağımız o anki duygusal ve ruhsal durumumuza bağlıdır. neşeli ve umutluyken çok daha risk alıcı kararlar verebiliriz ancak karamsar ve kötümsersek en basit kararları verirken dahi kırk defa düşünürüz. korktuğumuz zaman ani kararlar veririz ama sevgi doluysak çok daha uzun vadeli kararlar alırız. kısacası her psikolojik durum kararları etkiler. reklamlardaki insanların güzel müzikler eşliğinde sırıtarak dans etmelerinin sebebi budur. ya da çok aşk dolu bir dizinin en romantik sahnesinin içinde yayınlanan bir reklamın bizi farklı etkilemesinin de. örneğin bir yönetici sabah mutlu bir şekilde uyanmış ve harika bir kahvaltıdan sonra neşe içinde işine gelmişse o gün kendisinden izin isteyen çalışanının talebini, sabah mutsuz uyanmış, eşiyle kavga etmiş ve homurdana homurdana işine gelmiş bir yöneticiden daha farklı değerlendirir. insanların duygusal durumlarına dikkat edin ve onlardan bir isteğiniz varsa zamanlamasına önem gösterin.

    6) insan grupları bazen çok kötü kararlar verebilir

    insanların toplu şekilde daha iyi kararlar verdikleri düşünülür. o sebeple konuların toplantılarda tartışılıp grup kararı alınması veya oylama yöntemleri sanki tek bir insanın vereceği karardan daha iyiymiş gibi sunulur. ama işin gerçeği pek öyle değildir. grupların verdiği kararlar bireylerin verdiği kararlardan çok daha berbattır. gruplarda genelde o grubun çoğunluğu bazen sırf arkadaşlık ilişkileri veya aynı şekilde düşünme sebepleriyle bir konuda karar verirler ve geri kalan insanların çoğu da sesini çıkaramaz. bu sebeple gruplardan bazen akıldışı kararlar çıkabilir. bu sebeple toplantılarda öncelikle insanların doğru bilgilendirilmesi ve arkasından herkesin düşüncelerini isimlerini yazmadan kağıda dökmesini söyleyip o düşüncelerin grup içinde okunması iyi fikirdir. böylelikle her insan baskı görme korkusu olmadan fikirlerini aktarabilir. eğer bir oylama yapılacaksa da ancak bundan sonra yapılmalıdır. öteki türlü eğer daha toplantı başında grubun yöneticisi "ben böyle düşünüyorum" der ve arkasından da grubun çoğunluğu ona destek verirse, diğer türlü düşünenler seslerini çıkaramaz. şehir ve ülke çapındaki oylamaların ve seçimlerden de çok doğru kararlar çıkmayabileceğini buradan anlayabilirsiniz. gruplar halinde doğru karar almanın tek yolu insanların önceden alınacak kararlar hakkında iyice bilgilendirilmesi ve ardından her görüşün fikrini özgürce söyleyebileceği ortamın oluşturulmasıdır.

    7) şüpheye düştüğümüzde kararları başkasının almasını isteriz

    diyelim ki yaya olarak karşıdan karşıya geçeceksiniz. size kırmızı ışık yanıyor ama yoldan geçen bir kaç tane arabadan başka trafik de yok. bu durumda ne yapacağınızı biraz düşünüp sonra da "ne olacak canım geçivereyim şuradan" kararını vermeniz kolaydır. ama aynı pozisyonda yanı başınızda on kişilik bir grup duruyorsa bir gözünüzle onlar ne yapıyor diye bakmaya başlarsınız. sonra grubun içindeki bir kişi yola ilk adımını atar ve kırmızı ışıkta geçmeye karar verir. bu kişinin yaşı büyük ve kıyafeti de iyiyse grubu etkilemesi daha kolaydır. hemen arkasından ikinci ve üçüncü kişide yola adımını attığı anda bir bakarsınız on kişi birden kendini yola atmış ve kırmızı ışıkta geçiyor. kısacası ne yapacağımızı bilemediğimiz durumlarda kararları başkasının almasına dikkat ederiz hele bir de grup halindeyseniz ve o grup kararını bir yönde vermişse üstümüzdeki etki oranı artar. kitap almak istediğiniz ve hangi kitabı almak istediğinizi bilemediğiniz durumlarda başka insanların yorumlarına ve çok satanlar listelerine bakmamamızın sebebi de budur. kısacası şüphe ve paranoya arttıkça insanların kendi kararlarını vermesi zorlaşır. aynı durumu daha büyük çapta düşünürsek. kaotik ve neyin ne olduğunun belli olmadığı zamanlarda insanlar kendilerine yol gösterecek liderlerin arayışına girerler. işler düzelip herkes önünü görmeye başladığı zamanda herkes kararlarını kendi vermek ister ve güçlü liderlere ihtiyaç duymazlar.

    kısaca toparlarsam. kararlarımız büyük ölçüde bilinçaltımızca etkilenir, tehlike altında otomatik mekanizmaya geçip hızlı kararlar veririz, çok fazla seçenek bize keyif verir ama aynı zamanda kararsız da bırakır, seçeneklerimiz olduğunu düşündüğümüz zaman mutlu olur ancak duygusal hallerimiz tarafından da etkileniriz. gruplar içinde çok kötü kararlar alır ve işlerin sonunu göremediğimiz zaman o kararları başkalarının almasını isteriz. kısacası karar vermek dediğimiz olayın altında çok başka faktörler yatar.

    sevgilerimle

    herkese güzel bir hafta sonu dilerim
  • olagelen kullanım yanlışlığından dolayıdır ki, karar almak ile aynı anlama gelir varsayılır. lakin aralarında kallavi bir fark vardır. karar vermek için bir kişi yeterliyken, karar almak için en az iki kişi gerekir.

    karar; tek başına verilebilen fakat yalnızca birlikte alınabilen bir ilamdır.
  • olmuyor, beceremiyorum. boşa koyuyorum dolmuyor, doluya koyuyorum almıyor sözlük.
    acıdan saçlarımı yoluyorum yine. tırnak aralarımdan kendi etimi çekiyorum. uyumak için içmekten, sonra uyanmaya çalışmaktan yoruldum.

    benim hayatım, benim kararım diyemiyorum be sözlük. üzemiyorum kimseyi, yüreğimi elime alıp da biz gidiyoruz bu lanet şehrinden diyemiyorum. arkamda bırakamıyorum insanları ama, başkaları için yaşayacak gücümün bittiğini de görmüyorlar ki.

    günlerdir yazıyorum, siliyorum, sözlük. yazdıklarımdan ben bile korkuyorum. gece kalkıp yazıyorum, maç izlerken yazıyorum, hiç bir şey bulamazsam ellerime yazıyorum sözlük, avuç içlerime yazıyorum ama yine de kusamıyorum içimdekileri.

    bağımlılar gibiyim, bir karar verip bu bağımlılığımdan kurtulmak için gün sayıyorum..kaça kadar saymam gerektiğini öğrensem ya sözlük. biri elimden tutsa imkansızda olsa bir rakam söylese bana. kaça kadar sayıcam ben, daha kaç sayfa yazıcam.

    yazarken hayal kırıklıklarım birikti elimde sözlük, elimde, alnımda, kollarımda biriktiler. biriktikçe büyüyüp birbirlerine dokudular. dokundukça birbirlerini beslediler sözlük. her gün daha da büyüdüler. ben karar verene kadar vücudumu sardılar, ele geçirdiler beni.

    ben karar verene kadar dalga geçecekler belli ki, ben hala parmaklarımla sayıyorum sözlük.
    parmaklarımın bana yapacaklarından bile korkar oldum artık.
  • bundan on sene önce bugünkü halinden farklıydın.

    bundan on sene sonra da farklı bir insan olacaksın.

    ancak gelecek kararlarını bugünkü halini düşünerek veriyorsun.

    buradaki problem bugünkü kafanla on yıl sonraki kendin için kararlar veriyor olman.

    karar verirken bunu unutma
  • en kötü karar bile kararsizliktan iyidir derler
    iyi demisler!! bi de uygulayabilsek?!
  • aklın bir durma haline girmesidir. karar verdiğimiz anda gelişmeyi ve düşünmeyi durduruyoruz ve bu yüzden rahatlıyoruz. akıl bizi karar vermeye zorluyor bu yüzden karar veremediğimiz sürece gerginiz aslında. demek ki neymiş: karar vermenin huzura ermekle bir ilgisi varmış. mış.
  • uygulanabildiği zaman değerlidir... ama vermek eylemi bile bir huzur hali getirir insana, bir pozitif olur, elektriği gider, yumuş yumuş bir insan haline gelir...

    (bkz: eylül de gel)
  • yetişkini çocuktan, cesuru korkaktan ayıran eylemdir. pişman olma olasılığıyla yüzleşmek ve tüm sorumluluğu üstlenip kendi yolunda yürümeye koyulmaktır. şansa bırakamazsın hayatı her zaman. mutlaka seçmen, karar vermen gerekir bir noktada. havada asılı kalmak istersin; kalamazsın. nasıl yerçekimine karşı koyamıyorsan, büyümeye de karşı koyamazsın.
hesabın var mı? giriş yap