şükela:  tümü | bugün
  • dün yıl dönümünü idrak edemediğimiz! kurtuluş savaşını büyük destan yapan nice destandan bir tanesi. var mıdır acaba dünyada başka bir millet, böyle bir tarihi mirası olsun da bu kadar habersiz olsun.
    her neyse, o yiğit adamların hepsinin ruhu şad olsun, allah onlardan razı olsun.
  • adana'nın istiklalini sağlayan harekettir.
  • resmi rakamlara göre sadece 44 kuvayı milliye mensubuyla 700 kişilik fransız ordu gücünü kayıpsız olarak yerle yeksan ettiğmiz baskın.
  • snow pass falan sanirsin game of thrones kafalari
  • karboğazı savaşı ve gülek boğazı savaşı olarak adlandırılan, 27-28 mayıs 1920 tarihinde, kurtuluş savaşı esnasında kuvay-i milliye ile fransızlar arasında toros dağları'nın eteğinde çıkan çatışma.

    arka plan
    osmanlı imparatorluğu, ı. dünya savaşı'nı kaybetmiş, ordusu mondros ateşkes antlaşması'yla silahsız bırakılmıştı. osmanlı askerleri terhis edildi fakat anadolu'da işgale karşı direnmek için kuvay-i milliye birlikleri oluştu. mondros ateşkes antlaşması'ndan 47 gün sonra fransızlar antlaşmayı ihlal ederek 17 aralık 1918 tarihinde mersin'i işgal etti. güneybatı tarafını ise italyanlar işgal etti. osmanlı imparatorluğu'nun akdeniz ile bağlantıları kesildi.

    dağ kontrolü için fransız planları
    fransız kuvvetleri işgali hızlandırmak ve kuvay-i milliye kuvvetlerinin denizden gelecek yardım yollarını kesmek amacı ile çukurova gibi alüvyal ovaları ve akdeniz kıyılarını kontrol etmeyi istedi fakat toros dağları'nın dik yamaçları ve geçiş yollarının çoğuna kuvay-i milliye kuvvetlerinin hakim olması nedeniyle bölgeye hakimiyet kurması zorlaştı. fransızlar bunun üzerine türk kuvvetlerinin yardım yolu olan gülek boğazı'nı ilhak etmeye başladı. gülek boğazı'nın kontrol edilmeye çalışıldığını gören kuvay-i milliye kuvvetleri ve fransızlar arasında çatışma başladı.

    önemi ve sonuçları
    karboğazı baskını, çukurova’nın kurtuluşunda bir dönüm noktasıdır. ankara anlaşması'nın temelini oluşturması yönüyle çok önemlidir. kesin türk zaferiyle sonuçlanan çatışmada, 100 yaralı olmak üzere 650 er ve 1 binbaşı 23 subay esir alınmıştır. bu önemli başarılarının ardından olayın kahramanlarına mustafa kemal atatürk tarafından "devamlı başarılarınızı tebrik eder, size ve kahraman kuvayı milliyemize selam ve teşekkür ederim." telgrafı iletilmiş ve tebrik edilmiştir. ayrıca bölge halkı ve kültür ve turizm bakanlığı, karboğazı'nda olan çatışmaları ve olayları nesilden nesile aktarmış ve gülek'in savaştaki stratejik önemini bölge halkına tanıtmıştır.

    kaynak
  • şu çılgın türkler'in yazarı, değerli büyüğümüz turgut özakman'ın anlatımı ile;

    "güçlü bir fransız birliği, toroslar’ın kuzeyine sarkmış, pozantı’yı işgal etmişti.
    çukurova çeteleri pozantı’yı kuşattı. fransız birliğinin adana ve mersin’deki birliklerle bağlantısını kesti. sayıca azdılar ama çok hareketliydiler.

    çevreyi de elbette avuçlarının içi gibi biliyorlardı. pozantı’daki birliğin ikmal edilmesini engellediler. birlik tehlikeli duruma düştü. adana’da bulunan tümen komutanı, pozantı’daki birliğin komutanı binbaşı mesnil’e uçak mesajı ile pozantı’dan çekilip toroslar’ı aşarak mersin’e inmesi emrini verdi.

    birlik verdun savunması’na katılmış deneyimli, başarılı bir birlikti. mevcudu 1000 kişiyi buluyordu. 25 mayıs 1920 gecesi zayıf kuşatma çemberini aşıp yola çıktı.

    yanına yolları bilen kılavuzlar almıştı. bunlar birkaç erkek ve kadındı.

    alay, tekir’e kadar şoseyi izledi.

    bu aşamada kılavuzların fransızları yanıltarak elmalı boğazı’na doğru yönelttiği, kılavuzlardan hatice kadın’ın bir yolunu bulup bu durumu köylülere bildirdiği anlaşılıyor. gülekliler silahlanıp fransızların ardına düştüler, yakınlardaki birliklere de haber verdiler.

    bine yakın silahlıdan oluşan fransız birliğini, yolunu kesip esir almaya karar verdiler. karboğazı olayını destan yapan sır, bu kararı veren ve uygulayacak olanların sayısıdır: 44!

    evet, sadece 44 kişiydiler.

    kuva-yı milliye ruhu işte budur:

    vatanı, hiçbir şeyden yılmadan, her fedakárlığı göze alacak kadar sevmek. gülekliler, şiddetli yağmur altında düşe kalka durmaksızın yürüdüler, akşam düşmanı yakaladılar. düşman karboğazı denilen mevkide karargáh kurmuştu.

    ateşler yanıyordu.

    on kişiyi geride bıraktılar.

    otuz dört kişi gece, yine yağmur altında, ormanlık tepeleri aşarak pusu kuracak uygun bir yere kadar ilerlediler. karboğazı’nın delmeli mezarlık boğazı denilen yerini seçtiler. yarısı boğazın bir yakasına yerleşti, yarısı öbür yakasına.

    baskına hazırlandılar.

    sabah düşman öncüleri yaklaşmaya başladı. boğazda ayak, nal ve teker sesleri yankılanıyordu.

    öncü birlik pusu yerine girince hep birden ateşe başladılar.

    bir yandan da bağırıyor, aşağıya taşları yuvarlıyor, sürekli yer değiştiriyor, böylece çok kalabalık oldukları izlenimi vermeye çalışıyorlardı. arkada kalan on kişi de geriden ateşe başladı.

    üç yanlı ateş baskını, fransızları dehşete düşürdü.

    çok kayıp verdiler. karboğazı destanı, binbaşı mesnil’in teslim olma kararıyla sona erecektir.

    çukurova’nın batı kesimi komutanı olan sinan paşa (yüzbaşı ratıp tekelioğlu) sonucu ankara’ya bildirdi.

    bu rapora göre 650 er, 23 subay esir alınmış, iki top, 8 makineli tüfek, bin kadar silah, 13 kadana, 90 katır ele geçirilmiştir.

    mustafa kemal paşa’dan şu telgraf geldi:

    "devamlı başarılarınızı tebrik eder, size ve kahraman kuva-yı milliyemize selam ve teşekkür ederim."

    böylece adana-tarsus-mersin demiryolunun kuzeyinde, toroslar bölgesinde hiçbir düşman kuvveti kalmadı."

    dipnot: (bkz: kılavuz hatice hatun)
  • 44 kahraman askerin 700 düşman askerini mağlup ettiği bu baskının sağlam bir senaryoyla hollywood tarafından filmleştirilmesi lazım. bizimkiler mümkünse uzak dursunlar. mert fırat'ı, serenay'ı falan oynatıp rezil kepaze etmesinler.
  • insanın okurken bile tüylerini diken diken eden destandır. nur içinde yatsın aziz kahraman atalarımız.
  • 44 kuvayi milliye gönüllüsünün, 700 işgalci fransız askerini etkisiz hale getirdiği baskındır. *
    (bkz: kürşad ihtilali)
  • bir de benden dinleyin dediğim, yaşadığım toprakların gerçek efsanesidir.

    27 mayıs 1920 karboğazı savaşı ve mersin -karboğazı bisiklet sürüşü

    27 mayıs tarihi anadolu’nun ve çukurova bölgesinin düşman işgaline karşı direnişinin ilk kıvılcımlarındandır. karboğazı savaşı bölgemiz insanınca dahi yeterince bilinmeyen bir kahramanlık öyküsüdür. burada yakılan ateş ve ortaya konulan tartışmasız zafer ile artık ; cesaret ve akıl sayesinde çok güçlü olduğu bilinen,elinde her türlü gelişmiş silah bulunan işgal kuvvetlerinin alt edilebileceği, anadolu’nun işgalinin bir kader olmadığı anlaşılmıştır. 19 mayıs 1919 günü yakılan kuvayi milliye ateşinin aydınlattığı yerlerden biri olmuştur karboğazı. yabancı kaynaklarda “battle of karbogazi” olarak bilinen bu savaş kurtuluş savaşı’nın prototipi olarak da değerlendirilebilir.

    karboğazı savaşı ve buradaki kahramanlara adadığımız bisikletli tırmanışımızı; yaklaşık 2 ay süren antremanlar sonucu başardık. geceli gündüzlü antremanlar sayesinde, bu zorlu yolu hiçbir ilave güç kullanmadan başarabilecek 10 kişiden birisi oldum. sürüşe katılanlar dışında, zaman sorunu olup da gelemeyen, kondisyonu ya da yeterli ekipmanı olmayan ancak istekli arkadaşları da anmak gerekir, istemek başarmanın yarısıdır ve eminim bir sonraki karboğazı savaşı anma turu’nu hep beraber yapacağız.

    tura katılacakların isimleri ahmet salih özenir, murad düzgün, levent kanber, istemi kerem, murat çiçek, zahide ağırel demir, levent önder, alper kaya, alper şahinoğlu, mustafa düzgün olmak üzere 10 kişi olarak belirlenmiş ve cumartesi sabahı saat 04:00’da mersin’den hareket etmek planlanmıştı.

    ancak mersin bisikletli gezginler derneği başkanı olan ahmet salih özenir, olimpiyat komitesi ile yapılacak bir toplantı nedeniyle geziye katılamayacağını açıkladı. bu durum biraz keyfimizi kaçırsa da, yol motivasyonumuzu etkilemedi. planlanan saatte yola koyulduk. sabah bu kadar erken saatte çıkmamızın sebebi, öğlen sıcağına kadar yeterince yol almış olmak ve karanlık bastırmadan karboğazı’na varmaktı.

    pozantı bölgesinin işgali görevi binbaşı menil taburu’na verilmiştir. tabur komutanı olan binbaşı menil , fransızların 1.dünya savaşında, almanlara karşı yapılan ünlü verdun savunmasına katılmış; oldukça deneyimli bir askerdir. taburun mevcudu yaklaşık 1000 kişidir. menil taburu’nun asıl amacı ise çukurova bölgesi’nin anadolu ile ve özellikle de ankara ile olan lojistik ve psikolojik bağlantısını kesmektir. ellerinde yeterli düzeyde askeri araç gereç, uçak, harita, kroki ve bilgi bulunan tabur, adana’da bulunan fransız tümeni ve bölgede yaşayan ermeniler tarafından da desteklenmektedir. işgal sürecinde, karşısında hiçbir düzenli ordu olmamasının da rahatlığıyla, bu görevi 27 mayıs tarihine kadar büyük ölçüde yerine getirmiştir. batı anadolu’da ankara yakınlarında durdurulan işgal kuvvetleri, torosları’ı aşıp güney yönünden iç anadolu’ya girmeyi ve ankara’da henüz yeni kurulmuş olan büyük millet meclisi’ni dağıtmayı planlamaktadır. anadolu’nun topyekün işgali artık an meselesidir.

    tecrübeli binbaşı, bütün çabalarına rağmen ve çağının en gelişmiş silahlarına sahip olmasına rağmen dağınık kuvayi milliyeciler tarafından, ikmal yolları kapatılarak zor durumda bırakılır ve tabur hareket edemez duruma gelir. paniğe kapılan binbaşı menil çevreyi iyi bilen yörüklerin bu azimli mücadelesi karşısında, adanadaki tümen’den yardım ister ancak; kendisine gönderilen yardım kuvvetleri de kavaklı han dolaylarında iki defa baskına uğrarlar ve artık binbaşı menil kaderiyle baş başa kalmıştır.

    yaklaşık 1000 kişilik tabur, güneydeki işgal kuvvetlerinden yardım beklemekteyken, adana’da bulunan tümen komutanı, binbaşı menil’e şu mesajı yollar; “çamlıyayla ve gözne üzerinden devam ederek mersin’e ulaşınız”; mesaj, kuvayi milliyeci ve kemalist yörük aşiretlerinin eline geçmesin diye uçak ile ulaştırılır ve bir şişenin içinde havadan bırakılır. bu mesajın bir diğer anlamı da şudur; “yapılacak her şeyi yaptık, ancak size yardım sağlayamıyoruz, başınızın çaresine bakınız”.

    hatırlatmak gerekir ki, 1920 yılında bile tüm anadolu’da mustafa kemal bir kurtarıcı olarak benimsenmiş ve kahraman kuvayi milliyecilere işgal kuvvetleri tarafından “kemalist” adı verilmiştir.

    o yıllardan günümüze kadar da “kemalizm” ; geri kalmış, din ve batıl inançlardan güç alan kurumlar yerine akla ve bilime dayanan kurumları getirmeyi amaç edinen, emperyalist devletlerin fakir ve geri kalmış milletlere karşı giriştiği sömürü hareketine tepki olarak doğan, belirli bir sınıfın desteğine dayanmayan, toplumcu bir düşünce olarak gelmiş ve yüzyılımızı etkilemiştir.

    kongre merkezi önünde buluşan 8 kişilik ekibe, mersin çıkışında ben de dahil oldum. dolunay olmasına rağmen, yağmur bulutları gökyüzünü kaplamıştı ve ağır bir karanlık hakimdi. sokak lambaları ve araçların ışıklarıyla aydınlanan mersin-adana yolu üzerinde 9 bisikletçi ilerliyorduk. her zamanki gibi reflektörlü yeleklerimiz, eldivenlerimiz, kasklarımız ve bisikletlerimizin aydınlatması tamdı. ancak ülkemizdeki trafik kültürünün henüz bisikletli sürücüleri hazmedemediğini bu tarz sürüşlere katılacaklara hatırlatmak gerekir. kara yolları trafik kanunu’na göre “taşıt” olarak anılan bisikletliler için ; özellikle de ilimiz karayollarında hiçbir hazırlık, önlem, destek vs. olmadığını bilmelisiniz. yapılan bütün uyarılara ve ricalara rağmen meydana gelen kazalarda pek çok arkadaşımızın yaralandığını hatta hayatını kaybettiğini biliyoruz.

    bir saat ve on beş dakika sonra tarsus’a girdik, şehir içine girerek önce tarsus şelalesine uğradık, buz gibi havayı içimize depoladık, güzel pozlar vererek fotoğraf çekildik, kısa bir moladan sonra, “eski ankara yolu”olarak bilinen gülek yoluna çıktık. böylelikle yolun en kolay kısmını geçmiş olduk. yaklaşık 40 km süren bu etapta, bisiklet sürücüleri için en zorlayıcı unsurlar olan yokuş ve karşıdan esen rüzgar yoktu, trafik sakindi ve nispeten güvenliydi. artık önümüzde 50 km’den fazla yokuş, sıcak, kötü hava şartları, kamyonlar ve zaman engelleri vardı. pes etmeye hiç birimizin niyeti yoktu ve birbirimize şans dileyip pedallara yüklendik.

    güvenli bir şekilde mersin’e inmeyi planlayan ve artık başka bir şansı da kalmayan menil taburu, elmalı boğazına girer ve konaklar. taburun elmalı boğazı’na girmesi ise hatice kadın isimli panzınçukuru köyünden, bir kuvayi milliyeci yörük kadını sayesinde olmuştur, bilinçli şekilde taburu buraya yönlendiren hatice kadın, bir yolunu bulup gülekli köylülere haber de vermiştir. hatice kadın’ın bu noktada, tabura gelecek bir kuvayi milliye saldırısında kendisinin de vurulabileceği ihtimalini göz ardı ettiğini ve daha baştan bu gerçeği kabul ettiğini anlıyoruz. geceyi burada geçirmeyi planlayan tabur, karboğazı mevkii yakınlarında ateş yakar ve karargah kurar.

    bu sırada milis kuvvetlerinden gülekli kemal ve aydınlı aşireti’nden 12 kişi zaten adım adım düşmanı takip etmektedir. gülekliler geyik avcısıdır, çok iyi silah kullanırlar ve kurtuluşa inanmışlardır.

    germeç beli’nden bakarak; düşmanın burada geceyi geçireceğinden emin olurlar. artık harekete geçme vakti gelmiştir ancak burası, güçlü düşman taburuna kurulacak pusu için uygun bir yer değildir, yanlarında hayvanları da vardır, hayvanlarını germeç beli’nde bırakırlar ve hızlıca hareket ederek daha ileri bir mevkide pusu kurmaya karar verirler. civar köylerden gelen yörüklerle birlikle sayıları artık 44’ü bulmuştur.
    çukurova’nın ve anadolu’nun kaderini değiştirecek olan bu 44 kişiden 10 tanesi germeç beli’nde bekler. bu 10 kişinin görevi , düşmanı sürekli takip etmek, gelişmeleri haber vermek ve çıkacak bir çatışma anında , tabura arkadan saldırmaktır. savaş oyununun kuralları o saatlerde yeniden yazılmaktadır, seher vaktidir, hava pusludur, yağmur yağmaktadır vadiye çöken bulutlar gizlenmelerini kolaylaştırır.
    her ne kadar güneşin yavaş yavaş yükselmeye başlaması canımızı sıksa da, yol boyunca, arabalardan çalınan kornalar, el sallayanlar, tebrik edenler dayanma gücümüzü arttırıyordu.

    aşılan her bir tepe ayrı bir zafer duygusu veriyordu. ufak tefek aksilikler de olmadı değil, örneğin yeni almış olduğum bisikletime patlamayan lastik takmayı ihmal etmiştim ve ön lastiğim daha fazla dayanamadı, yol boyunca iki defa patladı, tecrübeli arkadaşlar sayesinde kısa sürede lastiği tamir ettik. bu tarz yolculuklarda patlamayan lastik kullanmanın zorunlu olduğunu anlamış bulundum.

    yol boyunca arkadaşlar arasında sürekli 26”jant mı? 28”jant mı? sohbeti geçti, bu konuda ne internet ortamında ne de deneyimlemiş kişiler arasında kesin bir yarg yok, herkesin farklı bir fikri var; benim fikrim bu tarz zorlu yollarda 26” jantın daha avantajlı olduğu yönünde. küçük çaplı tekeri çevirmesi daha kolay oluyor ve düşük hızlarda da denge kurulabiliyor, aynı zamanda 28” olarak üretilen bisikletlerdeki dişli sistemi gördüğüm kadarıyla dik yokuşlara çıkmaya uygun değil. her ne kadar dişli sistemi lastik çapları arasındaki farkı tolere edeceği düşünülse de , 28” bisikletlerde bunu sağlayacak dişli sistemi kullanılmıyor. bisikletimin 28” olması nedeniyle bu duruma biraz üzüldüğümü söylemeliyim. yokuşlarda fazladan bir güç kaybı yaşadım.

    bu teknik konulara çok da fazla bulaşmamak gerek aslında, işin özünü unutturan, mantığını ikinci plana atan bu konulara çok da girmemeyi uygun buluyorum.
    yolda, ziyaret edilebilecek ve tarihi önemi olan bir yer var , alman mezarlığı, ufak bir anıt ve çevresi çevrili ağaçlık bir alandan ibaret, her ne kadar görülmeye değer pek bir şey olmasa da, tarihsel anlamda önemi var. kutsal toprak sayılan arabistan yarımadasına demir yolu ulaşımını sağlamak isteyen, sultan 2.abdulhamit, hicaz demiryolu’nun tamamlayıcısı olacak , bağdat demiryolu’na onay verir. çalışmalar 1898’de başlar ancak osmanlı’da yeterli mühendis ve demiryolu işçisi yoktur. bu iş için almanlarla anlaşılır. sayıları dönem dönem 15-20 bini bulan miktarda alman işçi ve mühendis bu bölgedeki tünellerin, köprülerin ve geçitlerin yapımında çalışır. almanlar burada yurt, hastane, hamam, okul, hatta sinema salonu bile açmışlardır. tehlikeli inşaat alanları nedeniyle, sanki bir savaştaymışcasına çok fazla sayıda alman işçi burada hayatını kaybetmiştir, cenazelerini defneden almanların mezarlıkları her nasılsa! kırılıp yok edilmiş. bu utanç verici durumu biraz olsun gidermek için burası inşa edilmiş, kısacası yol kenarındaki anıt mezarlık ise semboliktir.

    ölen işçi almanların mezarları için hukuki mücadele sürmektedir.
    harekete geçen tabur biran önce mersin’e inip kurtulmayı planlıyordu, yağan yağmura aldırmadan sabah saatlerinde yola koyuldu. kuvayi milliyeciler ise 17’şer kişi olarak delmeli mezarlık boğazı denilen yerin her iki yanını tuttu. karanlığın içerisinde hiç bir şey görülmüyordu, vadiye sis çökmüştü. yağmurun altında taburun gelmesini bekleyen kuvayi milliyeciler, önce arabaların, sonra atların seslerini duydular. düşmanın sayısı 1000’leri buluyordu, güçlü silahlarıyla ölüm kusmaya hazırdılar.

    geyik avcısı gülekliler, düşman menzile girince ateşe başladı, ardı ardına patlamaya başladı tüfekler, atılan her kurşun ayrı bir zaferdi, her biri hedefini buluyor, düşmanı darma duman ediyordu. bir yandan da bağırıyorlardı kuvayi milliyeciler, bağırıyor, taşları, kayaları yuvarlıyor, sürekli yer değiştiriyorlardı, düşman ; sadece 34 kişiden ibaret olduklarını bilemesin, teslim olsun biran önce istiyorlardı. neye uğradını bile anlamayan düşman , saklanacak yer bile bulamadan rastgele karşılık vermeye başladı, o sırada düşmanı arkadan takip eden 10 kişilik kuvvet de yetişince, kaçacak yeri kalmadı menil taburu’nun. tam bu sırada iki ateş arasında kalan hatice kadın, esir tutulduğu fransızların elinden kaçarak güleklilerin yanına geçer. hatice kadın daha sonra milli mücadele’nin çeşitli cephelerinde yer alacak ve kahramanlıklarından söz ettirecektir. hatta “bir türk dünyaya bedeldir” sözü, hatice kadın’ın kahramanlıklarını kendisine anlatılan mustafa kemal’in ağzından dökülmüştür ve tarihe geçmiştir.

    zahide hanım, bisiklet ekibinin tek bayan üyesiydi. mersin – karboğazı sürüşünü destekleyen, günlerce antreman yaparak ne kadar dayanıklı ve kararlı olduğunu ispatlayan arkadaşımızı tebrik etmek gerekir. hatice kadın karboğazı savaşında ne ise, kendisi de bu parkur için öyleydi. ekip olarak gülek’de bir dağ lokantasında mola verdik, işletme sahibinin samimi olmayan tavırları nedeniyle bir kısmımız yemek yemekten vazgeçti, bu tarz yerlerde karşılaşılan fahiş fiyat, kalitesiz hizmet ve ürün burada da geçerliydi. yemekten sonra çöken rehavet hepimizi etkiledi bir ara daha fazla dayanamıyıp bir ağacın gölgesinin altında uyuyakalmışım, toprağın üzerinde, hemen yanıbaşımda hırlayan köpeğin sesiyle kendime geldim. zahide hanım bu noktadan sonra daha fazla devam edemeyeceğini belirtti ve ekipden ayrılıp arkadan gelen arabaya bisikletini yükleyeceğini söyledi, kendisini tebrik edip yola koyulduk. yolumuz azalmıştı, kısa bir süre sonra asfalttan ayrılıp dağ yollarına girmeyi planlıyoruz.

    tecrübeli menil taburu, darmadağın olmuştur, aniden bastıran yoğun ateş ve görüş mesafesinin kısa olması nedeniyle çok fazla kayıp vermişlerdir. yüzlerce ölüleri vardır ve başta binbaşı menil olmak üzere taburun geri kalanı 44 kişiye tutsak düşmüştür ki zaten başka da şansları yoktur, bir ara yaptıkları kaçış hamlesi de başarısızlıkla sonuçlanmış ve kayıp sayılarının artmasına sebep olmuştur. ankara’ya bildirilen rapor şu şekildedir, “650 er, 23 subay esir alınmış, iki top, 8 makineli tüfek, bin kadar silah, 13 kadana, 90 katır ele geçirilmiştir.” haberi duyan mustafa kemal paşa cevap olarak şu telgrafın çekilmesini ister "devamlı başarılarınızı tebrik eder, size ve kahraman kuvayı milliyemize selam ve teşekkür ederim."

    karboğazı yol ayrımına geldiğimizde varış noktası olan medetsiz dağı eteğindeki kamp yerine yaklaşık 20km kadar kalmıştı irtifamız ise 1000m. civarındaydı yolun büyük çoğunluğunu bitirmiş gibi görünsek de asıl zorlu parkur şimdi başlıyordu, 2000m. yüksekliğe kadar stablize yolda saatlerce süreceğini tahmin ettiğimiz zorlu bisiklet sürüşüne hazırlıyorduk kendimizi. yol ayrımındaki molada ayran içip biraz serinledik, vakit öğleden sonraydı ancak güneşin yakıcılığı halen devam ediyordu. kısa bir inişten sonra karboğazı’na girdik , her iki yanımız da dik dağlarla çevriliydi, muhteşem bir doğa ve yabani atlar...

    vadinin içerisinde kimi zaman 20’şerli gruplar halinde dolaşan yabani atları görmek mümkün. atların kim tarafından nasıl getirildiğini bilen yok. özgürce koşuyorlar, bisikletlerle yanlarına yaklaşınca biraz ürküyorlar ama uzaklaşmıyorlar, biraz sabırlı olup gidip sevmeniz mümkün. vadinin içine girince değişen havayı fark etmemek imkansız, torosların soğuğu yüzünüzü yakmaya başlıyor. zirvelerde halen kar var. zorlu yolda ilerledikçe bitki örtüsü rakıma bağlı olarak değişiyor, ağaçların türleri değişiyor ve orman gittikçe seyrekleşiyor. saatler geçmesine rağmen yalnızca birkaç kilometre yol almış olmamız çok can sıkıcı gelmeye başlıyor, bozuk yolda taşların üzerinde bisiklet sürmek hızımızı inanılmaz ölçüde düşürdü. çok uzaklarda medetsiz dağı’na tırmanış için bizden önce gelmiş ve kamp kurmuş olan dağcıların çadırları görülmeye başlıyor. ancak o kadar yorgunluğa ve çabaya rağmen sanki hiç ilerleyemiyor gibiyiz.

    teslim olmayı istediğini söyleyen binbaşı menil, aşağıda bulunan 10 maddelik şartları öne sürmüştür ve bu şartlar kuvayi milliyeciler tarafından kabul edilip karşılıklı protokol imzalanmıştır.

    1-esirlerin hayatı ve bütün malları güvenlik altında bulundurulacak,
    2-esirlerin iaşesi türk hükümetine sağlanacak,
    3-esirlerin aileleri ile yapacakları mektuplaşmalara sansüre tabi tutulacak,
    4-esirlerin memleketlerinden gönderilen koliler muayeneden sonra esirlere verilecek,
    5-subaylar arasında milletler arası hukuka göre muamele yapılacak,
    6-hasta ve yaralılar türk hastanelerinde tedavi altına alınacak,
    7-daha önce belemedik’te esir alınan ve halen orada bulunan bayan mesnil, fransız komutanına teslim edilecek,
    8-türk vatandaşı olduğu halde fransızlarla işbirliği yapan ermenilere kanunun emrettiği şekilde muamele yapılacak,
    9-binbaşı menil’in kılıcı kendisinde bırakılacak
    10-silah ve techizat teslimi yapıldıktan sonra tabur eratı kendisine gösterilen yerde istirahat edecek ve daha sonra hükümetçe gösterilen kamplara gönderilecek.

    protokolün imzalanmasından sonra binbaşı menil taburuna şu konuşmayı yapar;
    “fransız hükümetinin, bizim pozantı’da mahsur bulunduğumuz sırada iki defa kavaklıhan şosesini bir defa da şimendifer hattını takiben göndermek istediği imdat kuvvetlerinin, pozantı’ya ilerlemek için yaptığı taarruz muaffak olamadı. teyyare vasıtası ile gönderdikleri talimatta, bizim kurtulabilmemizi kendi idaremize terk ederek pozantı’dan huruç hareketi yapmamızı, gönderdikleri krokide gösterdikleri yolu takiben namrun - gözne istikametine hareketle mersin civarına vardığımızda deniz toplarının himayesinde bizi içeri yani mersin’e alabileceklerini ve şase yolunu katiyen takip etmememizi, çünkü kavaklıhan ile çamalan arasında 15.000 kişilik türk kuvvetleri bulunduğunu bildiriyordu. biz de pusuya düşürüldüğümüz zamana kadar vazifemizi tamamen ve harfiyen yaptık. ne yapalım ki talih bize yardım etmedi. vazifenizi çok iyi ifa ettiğinizden dolayı hepinizin ellerinden sıkmak isterim. fakat şimdi buna ne sizin ne de benim vaktim müsait değil. yine de şerefli türk ordusuna teslim olduğumuzdan dolayı müteselliyim. hayatımız taht-ı emniyete alınmıştır.”
    böylelikle esirler, yaylaçukuru mevkiine götürülürler. yaşamlarından endişe eden ve o ana kadar idam edileceğini düşünen esirlere, yöreye has yiyecekler olan etli bulgur pilavı ve yayık ayranı ikram edilir, herhangi bir kötü muamelede bulunulmaz.
    karboğazı savaşının bu şekilde sonuçlanmasına rağmen fransızların adana halkına olan eziyetleri devam eder. pek çok katliam yaşanır. nihayet bu eziyete dayanamayan adana halkı 10 temmuz 1920’de toroslara, kendileri için daha güvenli olan yerlere çekilir. bu olay sırasında adana halkının bir kısmı pozantı çevresine, bir kısmı da gülek çevresine gelir. bu olaya tarihte kaç-kaç olayı denilmektedir.

    saatler süren yolculuk artık bitmek üzere, kamptakiler teker teker yola doğru geliyor ve meraklı gözlerle bize bakıyorlar. kampa alkışlar eşliğinde giriyoruz , herkes teker teker tebrik ediyor. hava kararmak üzere, karnımın açlığına rağmen önce çadırı kurmalıyım ve eşyalarımı güvence altına almalıyım. dondurucu bir soğuk var. kar soğuğu. çadırımı kurup konservemi açıyorum. kamp çantamda her zaman iki tane şarap kadehi bulundururum, şu plastik olmasına rağmen cam görünümlü olanlardan… yine yanımda.

    dinlenmek üzere çadırıma çekiliyorum, bir yandan bu yazıya nasıl başlayacağımı düşünüyorum, diğer yandan; bu topraklar için verilen mücadeleyi… dünyanın bir ucundan buraları işgal için gelenleri, onları buna iten şartları. günümüzde de bu coğrafyada pek fazla değişen bir şey yok aslında. emperyalizm, zayıf olanı yok etmeye devam ediyor. ne şanslıyız ki, atatürk gibi entelektüel, bilgili ve ortadoğunun kalıplaşmış hurafelerine inanmaktan cesurca vazgeçmeyi becerebilen bir lidere sahip olmuşuz o yıllarda. umarım bunu bugün de başarabiliriz.
    karboğazı savaşından kısa bir süre sonra 5 ağustos 1920’de mustafa kemal, demiryolu ile (almanların yaptığı demiryolu) pozantı’ya gelir. burada çeşitli kongreler ve oturumlar yapılır. bu kongrenin sonunda mustafa kemal, hazırlanan bildiriyi okur. böylece pozantı’da geçici bir vilayet merkezi kurularak güney cephesindeki kuvayi milliye’nin merkezi burası olur. komuta tek merkezden idare edilmeye başlanır.
    karboğazı savaşının kazanılması ve güney cephesindeki milli kuvvetlerin başarıları sonucu fransızlar 20 ekim 1921’de tbmm. ile ankara anlaşmasını imzalayarak işgal ettikleri bölgelerden çekilmeye başlarlar. bu çerçevede türk kuvvetleri 27 aralık 1921’de tarsus’a, 5 ocak 1922’de adana’ya girdi ve böylece gülek ile çevresi tamamen düşman işgalinden kurtuldu.