şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: bela tarr)
    (bkz: damnation)
  • béla tarr'ın 1988 yılında çektiği siyah beyaz ve muhteşem filmi. hayatın sıradanlığını teleferiklerin gidiş gelişleriyle anlatıldığı, yağmura, çamura, kire dur durak demeden yoluna devam eden bir macar başyapıtı. bela tarr'ın zor filmlerinden birisi. ritmi, şiirselliği hoştur. yağmurda hüzünle ıslanan adam, karrer.

    "pencerenin kenarında, boş boş dışarı bakıyorum. nice seneler orada oturdum, bir şeyler bana hep sonraki anda delireceğimi söyledi. ama öyle olmadı. üstelik delirmekten korkmuyorum. delilik korkusu bir şeylere sadık kalma anlamına gelebilir. henüz bir şeye bağlı değilim. her şeyin bana sadık olmasına rağmen, sadık olduğum bir şey yok. onlara bakmamı istiyorlar. nesnelerin, olguların çaresizliğine, penceremin dışındaki pis köpeğin kurşunî gökyüzünün altında, delicesine yağan yağmurda su içişine bakmamı istiyorlar. acıklı çabalarını izlememi istiyorlar. herkes, mezara girmeden önce konuşmaya çalışıyor. zaten düştüler, konuşacak zaman kalmadı. beni delirtmek için nesnelerin bu geri dönülmezliğini istiyorlar. ama bir sonraki anda ise delirmemi istiyorlar."
  • başrolde yağmur olan, diyalogların şiirsel bungunlukla yürüdüğü gayet yorucu filmdir. bünyeye alkol etkisi yarattığı için sonu uykuyla bitebilir, sızarsınız yani...
  • --- spoiler ---

    karrer'in köpekleştiği sahne, içerdiği anlam bakımından bir hayli yüklüdür.

    http://www.youtube.com/watch?v=7-awybjcxto

    --- spoiler ---
  • çok şey anlatan suskunlardan... stalker'ı hatırlatan bir başyapıt. yağmura alkol, öpüşe müzik karıştıralım. ah ulan bu nasıl film? bu film nasıl ah ulan?

    "dün bana baktığında bir şeyin farkına vardım. seninle dünya arasında ulaşılmaz, garip, boş bir tünelin olduğunu fark ettim." (işte böyle kadınlara aşık olunur. aşık ölünür ya da.)
    ...

    "kaderimin daha iyi olduğunu umut edecek cesaretim bile yok. tek yaptığım tiksinerek, korkaklığıma özürler bulmak."
  • hayatın ayrıksı olgularından bihaberler için sıradan, "sanat filmi" olduğu için sıkıcı bulabileceği, bela tarr'ın başyapıtı. sanıyoruz ki hayatımız zamanın buyurganlığının dışında o kadar hızlı, o kadar sıradışı.. hayır, gerçek sizin reddettiğiniz kadar sıradan ve durağandır aslında. bu gerçek sinemaya yansıyınca, "sanat filmi" olur, sıkıcı olur.
  • --- spoiler ---

    karrer köpekler gibi pis. oradan oraya koşturuyor, günde 5 bar değiştirip ucuz brendi içiyor ama zevk alamıyor. kaçmak istiyor ama ne bu hayat ne de yeni bir hayat onun ilgisini çekiyor.

    sürü halinde veyahut tek gezen köpekler var. hepsi bir av izinde, etrafta koşuşturup duruyorlar… o köpekler filmin ana karakterleri: kadının peşindeki adam, borçlarından kaçan bir çift…

    sürü halinde gezseler de yalnızlar. dinmek bilmeyen o sisli, yağmurlu hava, onların acı çeken ruhu.
    pis köşelerde pusuya yatıyor, avını bekliyor. ona sahip olmak için yapmayacağı şey yok, gurursuzun teki çünkü kaybedecek bir gururu bile yok.

    "lütfen reddetme beni. seni görmeme izin ver ve senin için her şeyi yapayım. vur bana, üzerime tükür, yine de ben tekrar, tekrar döneceğim senin bana vurman ve tükürmen için. çünkü sen haklısın, acımasızca haklısın. ve seni gerçekten seviyorum."

    dört ayak üzerinde duruyor, yağmurun ve pisliğin içinde yuvarlanıyor; köpekle kavga ediyor, köpek oluyor… artık o sadece iki ayak üzerinde yürüyen bir hayvan, herkes gibi.

    uygarlık, lanettir.
    --- spoiler ---
  • bir varoluş sıkıntısı.

    --- spoiler ---

    herkes mezara girmeden önce konuşmaya çalışıyor. zaten düştüler, konuşacak zaman kalmadı.

    --- spoiler ---
  • ön ek: bela tarr'in bir söyleşide ısrarla 1987 yapımı olduğunun altını çizdiği filmi. ek olarak imdb'nin boktan ibaret olup kimsenin kulak asmaması gerektiğini söylüyor. film izleme sitelerinde lanet başlığıyla türkçeleştirilmiş, ingilizcesi damnation olduğuna göre lanetlenme de denebilir, en iyisi karhozat'ta ısrar etmek.

    "dün bana baktığında bir şeyin farkına vardım. çirkin olduğum," diyesi geldi bir an. öyle bekledim. böyle bir diyalog filmin bütün ciddiyeti piç olabilirdi yalnız. öte yandan karrer karakterinin ciddi başka sözü var: "bir şeyler bir an sonra delireceğimi haber veriyor ama bir an sonra delirmiyorum, ve delirmeye hakkım yok, çünkü delilik korkusu bir şeylere tutunmamı gerektirirdi. hala bir şeye tutunmuyorum, hiçbir şeye tutunmuyorum ama her şey şeylerin umutsuzluğunu fark etmemi isteyerek, bana tutunuyor görünüyor."

    müzik ve mekanlar konuşuyor. bir de köpekler konuşuyor. filmdeki adamı akla davet eden beyaz saçlı yaşlı kadın galiba bir hayal, bir anne, anaç ruh temsili. demek ki karrer'in kendi kendiyle konuşması o. bir de o yaşlı ak saçlı kadın ve gidip gelen teleferikler gelecekten veya hayattan mesaj getiren, ama şifreli olduğundan anlaşılmaz kalan kehanet eşdeğerleri. insan hem çaresizlikten bekleyip duruyor, hem anlamazlıktan, anlaşılmazlıktan.

    sonunda karrer ilahi komedya'da yerin/cehennemin yedinci katına da iner, ölmezden ölmeyi, ölmüş olmayı, normal görünen bir deliliği başarır. köpeklerle ürüşmesi onun görselleşmesi. filmde eksik olmayan yağmur ağır duygu yükünün filmin sonunu beklemeden sürekli yeni çabalarla ve ıslatmalarla yıkanıp arındırılması. bu kadarı kolay taşınmazdı. bir gerilim filmi gibi her an kan çıkmasını, şiddet patlamasını bekliyor insan. bela tarr sonunda soğuk yemek biçiminde bir şiddette karar kılıyor.

    karrer: "bir şeyler bir an sonra delireceğimi haber veriyor ama bir an sonra delirmiyorum, ve delirmeye* hakkım yok, çünkü delilik korkusu bir şeylere tutunmamı gerektirirdi. hala bir şeye tutunmuyorum*, hiçbir şeye tutunmuyorum ama her şey şeylerin umutsuzluğunu* fark etmemi isteyerek, bana tutunuyor* görünüyor."

    "artık tekrar bile edememe ihtimali. beklentilerin kesiştiği ve pazarlıkların yapıldığı kafeler* yoktur artık. rüzgarlı bir kırda yitmiş bir ev vardır sadece*. hiçbir yanılgı, hiçbir pazarlık, hiçbir yalan yoktur artık: yalnızca bir hayatta kalma meselesi - ertesi güne çıkmak, haşlanmış patatesten ibaret bir öğünle mümkündür ancak. bu mesele, üçüncü bir karaktere, ata bağlıdır." jacques ranciere - bela tarr le temps d'apres

    (bkz: mihaly vig/@ibisile)
    (bkz: the cinema of bela tarr the circle closes)
    (bkz: ölü zaman)
    (bkz: a londoni ferfi/@ibisile)
  • algılamaları kör gözüne parmak yapmayan bir yönetmen tarr ancak karhozat'da diğer filmlerine göre durum biraz daha farklı olmuş bence. karrer'in içinde yaşadığı an'la geçmiş ve gelecek öyle 'giz'siz birleştirilmiş ki aslında. neden, niçin, acaba gibi sorgulamalara pek gerek kalmıyor.