şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • tanrilar, seckin olarak yarattiklari ki$ilere özellikle daha da acimasiz davranip onlari sinamadan gecirip ruhlarini celiklestirirmis der wolf. yasami filmlerde i$lenilen dramlarin da otesine gecmis buyuk filozof karl marx. amaci, insan ömrünü olusturan bu uzun olmayan süreden; acligi, soguktan titremeyi, cekilmez iskenceleri, asagilanmisligi, aciyi ve hakareti cekip alma olanagini olabilir kilmak olan bu sakalli amcanin kendisine karsi verdigi mucadeleden habersizdir insanlar. insanlarin siklikla vermek zorunda kaldigi en eziyetli mucadeledir kendisine karsi verdigi mucadele.

    evli, ve yedi cocuk dunyaya getiren karisini bir omur sevebilen marx'in maddi durumunda ki yetersizlik sebebi ile uc cocugunun olumune taniklik etmek zorunda kalmistir. bu yuzden, bir daha dunyaya gelicek olsam, yine bugunku yaptigimi yapardim, tek bir farkla; evlenmezdim demek zorunda kalmi$tir damadi paul lafargue'a olan mektubunda.. her türlü felaketi,yikimi aciyi ya$ami$tir,ya$amasina , almanya'dan fransaya, oradan belcikaya-burada tutuklanmasi,iskence gormesi karisinin onunde- tekrar fransaya (paris komunu nedeniyle ) ve yasaminin sonuna kadar yasayacagi ingiltereye sürülmek zorunda kalmasi, kalabalik bir aile olup iki odali rutubetli evlerde yasamasi, kimi zaman rehineye verdigi gunluk kiyafetler sonrasi sokaga dahi cikamamasi ve daha parasizligin getirdigi turlu sorunlari yasamasinin yaninda, herseyden cok deger bictigi sekiz yasinda ki oglu edgarin (mantar lakapli)olumunden sonra kendisinin sozleri ile -, her türlü aciyi yasadim, lakin ilk defa gercek bir aciyi yasadigimi hissettim- demek zorunda kalan.. ölmemesi icin büyük sava$ verdigi oglunun cenaze masraflarini karsilayamayacak durumda olmasi nedeniyle, o soguk bedeni ile ayni odada uyumak,sabahlamak zorunda kalmi$tir..

    mükemmel bir aile babasidir.. shakespeare , walter scott , goethe favori yazarlari.. kizlari okula gitmeden. okumayi/yazmayi ogrenmeden shakespeare'in sonelerini ezberlemislerdir.. bir shakespeare sevdasi hakimdir aileye. bir asiktir, bir omur sevebilme yetenegine sahiptir.. kendisinden bes yas buyuk cocukluk aski, sekreteri, yardimcisi herseyi olan jenny von westphalen'i ilk gunku gibi ,son gun de ona asik olarak kalmis ve ona asik olarak, yoklugunun getirdigi izdiraptan dolayi ölümü erken olmu$tur - kisa ayrilik zamanlarinda dahi 'gecici ayriliklar bir bakima yararli; cünkü sürekli temas, algida nesneler arasindaki farkliliklarin silindigi bir tekduzelik yaratir' soylemiyle, ayriligi da aska donusturen ortacag sevdalisidir.. ki, 1881 yilinda jenny von westphalen'in ölümü uzerine engels,-iki kere uzuluyorum, jenny'i kaybetmenin acisi ve buna dayanamayacak olan karl'i kaybedecegimizi bilmenin acisi-nitekim, 18 ay sonra arkasindan gelmistir..

    ömrünün büyük bir kismini, londradaki kütüphanede geciren marx icin derler ki, bu devasa kutuphane de marxin elinin degmedigi tek cilt kitap bulmak, imkansizdir.o okumaya, bilgilenmeye ve bilgilendirmeye de sevdalidir.

    bir cok insanin, bilgi sahibi olmadan fikir beyan etmeleri sonucu -marx da burjuvaydi, zengindi , kitaplari yazdi, parasi v.s. gibi anlamsizliklar gundeme gelmi$tir. o yazdigi kitaplar icin;

    'kitaplarim, onlari yazarken ictigim tütünün bile bana parasini veremedi' . ile belirtmi$tir zenginligini.

    engels'in maddi/manevi yardimlari sayesinde ayakta kalip, dusuncelerinin olusmasi icin gerekli zemini hazirlayabilmistir karl marx. sartre'in ugursuz yil olarak niteledigi i 1844 yilinda baslayan dostluk, bugun marksizmin ve marksin en az manifestonun yazilis tarihi 1848 olan tarih kadar milattir. zira, engels olmadan ne marks ne de marksizm bugün aniliyor olurdu.

    sosyalizm'e katkilari, onu utopyadan bir bilime donü$türmesi, tarih üzerinde ki degistirici rolu, diyalektik materyalizm ve tarihsel materyalizmin yani sira, insanin insan tarafindan somurulmesinin nasilliginin analizlerinin icerildigi kapital'i yazmasinin di$inda o insan olarak ele alindiginda saygi uyandiran humanist, ailenin masalímsi babasi, bir ortacag a$igi, yardimsever bir insan ,-sürgün günlerinde kendi yokluguna aldirmadan evine kendisi ile ayni kaderi paylasan insanlari sürekli barindirmasi, bakmasi - yazdigi gibi ya$ayan bir sakalli amcaydi.

    insanlar, onun düsüncelerinin gecerliligini sorgulayabilirler, kabul etmeyebilirler, her türlü alanda yapilan devrimler sonucu ortaya cikan yeni sorunlara care olarak goremeyebilirler, epigonlarinin yaptiklari hatalari marx'a dahil edip seytanlastirabilirler lakin düsündügü gibi yasamadigini, yasami boyunca inandigi icin mücadele etmedigini ve zekasini, insanligini yadsiyamazlar.

    insani olan hicbir sey o na yabanci degildi .
  • ''karsiliginda sevgi uyandirmadan seviyorsaniz, yani sevgi olarak sevginiz karsilikli sevgi yaratmiyorsa seven bir kisi olarak disavurumunuzla kendinizi sevilen bir kisi yapamiyorsaniz sevginiz gücsüzdür, bu bir talihsizliktir.'' diyen kisi..
  • günümüzde hala geçerliliği olan muhteşem bir söz söylemiştir.

    " die gedanken der herrschenden klasse sind in jeder epoche die herrschenden gedanken, d.h. die klasse, welche die herrschende materielle macht der gesellschaft ist, ist zugleich ihre herrschende geistige macht."

    türkçeye şöyle çevirmişler :

    "egemen sınıfın düşünceleri, bütün çağlarda, egemen düşüncelerdir, başka bir deyişle, toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda egemen zihinsel güçtür. "
  • bir gün evinin balkonunda oturup etrafı gözetlerken;ezilen işçilerin patrona baskı yaptığını,haklarını istediklerini,aksi halde üretimi durduracaklarını söylüyorlar.patron onları calışmaları konusunda ikna etmeye calısıyor.bir süre uğraştıktan sonra gidiyor ve din adamıyla birlikte geliyor.din adamı onlara bunu yapmamalarını,bunun onlar için hiç iyi olmayacağını söylüyor.bunun üzerine işçiler ikna olup işlerinin başına geri dönüyorlar.
    bu olay karşısında bi seylerin birbirinden ayrılması gerekliliğini görüyor.
  • "ne kadar az yer, içer, kitap okursan, tiyatroya, dansa, meyhaneye ne kadar az gidersen, ne kadar az düşünür, sever, kuram yaratır, şarkı söyler, resim ve eskrim yaparsan, o kadar fazla sermaye biriktirirsin; mezar böceklerinin ve toprağın yok edemeyeceği hazinen o kadar büyür. kendin ne kadar azalırsan o kadar çoğa sahip olursun; kendi öz hayatını dile getirmenle dışsallaşmış hayatını dile getirmen ters orantılıdır; yabancılaşmış varlığın gitgide büyür." sözlerinin sahibidir.
  • nietzche'yle birlikte son felsefi sistem kuran adam... sartre 'a göre onu gözetmeksizin hiç bir bilim yapılamaz.. ünsal oskay'a göre marx'ı anlamadan hiç bir şey sıçamazsınız..
    emek-değer uramına bağlı olarak tarihin sınıf mücadelelerinin özeti olduğunu söylemiştir... daha sonra marx'ı okuyup da sartre'dan sonraki en büyük filozof olan (bkz: foucault) da marx'a atfen: bu dünya insanların birbirlerinin şey etmesinin tarihidir" demişti...
  • (bkz: #24572835)

    fethullah gülen'in "fıtratın inkarı olarak marksizm: kuşlarda mülkiyet deneyimi üzerinden özcü bir okuma" olarak da adlandırılabilecek ibretlik çalışmasından buraya not düşülen kısma bakıp da "vay anasını, hoca marx'ı hakketten harcamış, bitirmiş" diyebilecek olanlar; aman diyeyim, yapmayın.

    herşeyi geçtim, "insan hem kendi başını sokacağı hem de bu dünyadan göçüp giderken evlâtlarına bırakabileceği bir ev, bir yuva ister. kuş bile böyle bir yuva kurar ve kuluçkaya orada yatar" ne demek ya?

    kuş yuvasını ölüp gittikten sonra yavrularına mı bırakıyor, evlatları kalan yuvayı sayıları oranınca bölüp aralarında mı paylaşıyor? içlerinden uyanık olan bir kat daha çıkıp yuvayı büyütüyor mu, kiracı bir kuş bulup ordan gelen geliri, yemi bir yere istifliyor mu? barınma ihtiyacı ile mülkiyet bir mi?

    "paramızda pulumuzda gözü var, ondan kılımız var, muhammed bize mülk de miras da helal dedi" diyin geçin kenara, ondan fazlası olmuyor.
  • bilimsel sosyalizm hakkında hiç bir şey bilmeyen ve bilimsel sosyalizme saldırma cüretini kendinde bulan cahil-angut takımının kendisini "hedefe koyarak" "hesaplaşma" çapsızlığına girdiği büyük insan.

    bre angutlar! marks'a saldırmadan önce açın okuyun. "ilim çin'de olsa gidiniz" diyenlerin tavrından öğrenin ve saçmalamayın.

    marks hiç bir zaman kendisini işçilerin peygamberi, eserlerini de allah yapısı olarak görmedi. bunun içindir ki bilimsel sosyalizmi dogmalaştırmaya çalışan fransız "marksistlerine" "bütün bildiğim bir marksist olmadığımdır" diyerek bilimsel sosyalizmin durağan değil yaşayan bir ideoloji olduğunu belirtti.

    5 mart 1852'de weydemeyer'e yazdığı mektupta şöyle diyordu:

    "modern toplumda sınıfların varlığını ve bunlar arasındaki mücadeleyi keşfetmiş olmak şerefi bana ait değildir. burjuva tarihçileri bu sınıf mücadelesinin tarihi gelişmesini, burjuva iktisatçıları da sınıfların iktisadi yapısını benden çok önce açıkladılar. benim yeni olarak yaptığım, sadece şunları ispat etmek olmuştur: 1) sınıfların varlığı, sadece üretimin gelişmesindeki belli tarihi aşamalara bağlıdır. 2) sınıf mücadelesi kaçınılmaz olarak proletarya diktatörlüğüne yol açar. 3) bu diktatörlüğün kendisi, sadece, tüm sınıfların ortadan kaldırılmasına ve sınıfsız topluma geçişi meydana getirir."

    öküz olmayan her insan evladının anlayabileceği sadelikteki bu sözler, katkısını alçakgönüllükle ifade eden bir devrimciye ait.

    marksizmin üç kaynağı vardır. evet, taşlaşmış beyinleriniz bu sözlere şaşıracak belki ama öyle. okuyun! oku!

    "... felsefe tarihi ve toplumsal bilim tarihi bize tam bir açıklıkla gösteriyor ki, marksizmde, dünya uygarlığının gelişme çizgisi dışında doğmuş, dar görüşlü, taşlaşmış bir öğreti olan "sekterizm"e benzer hiçbir şey yoktur.

    tam tersine, marks'ın dehası, tamamen, insanlığın en önde gelen beyinlerinin getirdiği sorulara yanıtlar sağlamış olmasındadır. onun öğretisi, felsefenin, ekonomi politiğin ve sosyalizmin en büyük temsilcilerinin öğretilerinin, doğrudan ve dolaysız bir devamı olarak doğmuştur.

    marksist öğreti güçlüdür, çünkü doğrudur. kapsamlı ve uyumludur ve insana kör inancın, gericiliğin ve burjuva baskısını savunmanın hiç bir biçimiyle bağdaşmayan, eksiksiz bir dünya görüşü sağlar. alman felsefesi, ingiliz ekonomi politiği ve fransız sosyalizminin temsil ettiği, insanlığın 19. yüzyılda yarattığı en iyi ürünlerin, meşru mirasçısıdır.

    işte, kısaca özetleyeceğimiz, marksizmin üç kaynağı ve aynı zamanda üç öğesi bunlardır."

    (v.i. lenin, marksizmin üç kaynağı ve üç öğesi, marks, engels, marksizm, sol yayınları, ikinci baskı, s. 78)

    demek ki marksizm gökten zembille inmemiş ve demek ki marks, kendinden önceki bilgi ve bilim mirasından yararlandığı için "hırsız" olmuyormuş.

    mülkiyetçi burjuva kafa, herkesi kendi gibi zannediyor.

    bu mülkiyetçi kafanın çapsız çömezleri de, marks'a ve marksizme saldırarak kendilerini ağababalarına ispat etme çabasına giriyorlar.

    marks'ı ekmek elden su gölden yaşayan bir asalak olarak göstermeye çalışanlar, emekçi halkın bu büyük öncüsünün, yaşamındaki maddi sıkıntıları bir reklam aracı olarak kullanmadığını ve onun yoldaşlarının da kullanmayacağını bilirler. ama şuna yanıt vermek gereklidir: marks maddi yaşamın bütün nimetlerini elinin tersiyle itmiş, alman burjuvazisinin "almanya'ya dön" çağrılarına karşılık kendisine sağlayacağı olanakları reddetmiş, emekçi halkın kaderini paylaşmıştır. yol arkadaşı engels de onun çalışmalarını rahat yapabilmesi için maddi olarak desteklemiştir. bu utanılacak bir durum değildir. ve bir liberal çömez çıkıp da marks'ı "hem işçi diyorsun hem de fabrikada çalışmıyorsun" gibi saçmalıklarla suçlayamaz. marks dünyayı değiştirme eylemine girdiği ve bu eylemde öncü konumlarda yer aldığı içindir ki işçi sınıfının aydınıdır. bu anlamda bir işçiden belki daha fazla işçi sınıfına aittir.

    ha bir de marks, hafta sonlarını işçilerle değil çocuklarıyla geçirir ve onlara hikayeler, masallar anlatırdı.
  • kendini bilmezler de eleştirebilir. keşke bir anlamı olsaydı da, bir kendini bilmez olarak marx'ın ve marksizmin hegelci bir eleştirisini yapabilseydim şurada (ehmm). ama bu büyük adamı eleştirecekseniz, hakkaten de bir şeyler biliyor olmanız gerekir. bilmiyorsanız maymun olursunuz. allahınız sizi böylesi gülünç durumlara düşürmesin inşallah.

    bir kere "hayretle bildiren" m. fatih kutan, yazısını aktardığı bilal can'ın kendi kaynağından bile söz etmemiş. sanki bunları ilk kez söyleyen bilal. bu bilal de garibim mağribi, paul johnson'ı ve bu intihal söylentilerini yeni keşfetmiş.

    "şundan etkilenmiş, bundan etkilenmiş" konularına hiç girmeyelim, haklısınız. yoktan var etmek biz kullara mahsus değil. eksik varlıklarız. "... kapital’i yazarken de yine bu etkilendiği düşünürlerin fikirlerini yorumlayarak bölük pörçük bir biçimde dillendirmiştir..." demiş kutan. eşeklik etmiş marx. elbette önce etkilendiği bütün düşünürlerle ilgili kapsamlı eserler yazmalıydı. yani bu işler hep böyle yapılmıyor mu zaten? yalnız bir anlatın da öğrenelim bir zahmet, neleri atlamış karl marx ve "suç ortağı" friedrich engels? ben "zur kritik der hegelschen rechtsphilosophie" ile başlamanızı öneriyorum. hegel'le ilgili neleri atlamış bir zahmet bir bakın. ya da zahmet olmazsa paul johnson'a söyleyin, bir tarafları sıkıyorsa değerlendirsin. hadi vazgeçtim, "ben de şundan şundan duydum, böyle böyleymiş" desin en azından.

    marx'a "en iyi alçak" diyen şu alman yazarları da çok merak ettim doğrusu. bu konuda da beni aydınlatırsanız sevinirim. öte yandan bunun bizlere ne ifade etmesi gerektiğini de bir izah edin mümkünse. eserlerini bitirmek için sağlığını ve ailesini ihmal etmiş olmaktan yakınan marx'ın çalışmadığından, (onlara göre) bir işçi olmadığı halde işçilerin haklarını savunmasının "tutarsızlığından" bahsedilmiş. evet marx şu büyük gerçeği gözden kaçırmış: neyi çalışıyorsan o olmalısın. böcekleri çalışacaksan böcek, eşcinselleri çalışacaksan eşcinsel, malları çalışacaksan dinci olmalısın.

    gelelim "mühim mesele"ye. yazının başlığı şuymuş: "o bir hırsız: marx". şöyle yazmış kutan:
    "marx’ın söylediği sözlerin çoğu aslında başkalarına aitmiş, somut örneklerimiz var: din bir afyondur! sözü hainne’ye ait olup patent hakkı vardır. herkes kullanabilir bunu ama sahibinden başkasının adına mal edilemez. kul hakkına girer bu. telif haklarına karşı suç işlemiş olursunuz."
    fatih olum, gerçekten şaşırmışsın sen, kafan allak bullak olmuş. patent hakkı, telif hakkı hatta kul hakkı, hepsi birbirine girmiş. birisi tutar belki...

    bunlardan ilk ikisi "entelektüel mülkiyet hakları" kapsamına girer. patent hakkı daha çok "icat" olarak nitelendirilebilen ürünler için geçerlidir. sınırlı bir süresi vardır, şu an bile genellikle yirmi yıl civarı olduğu söyleniyor. 19. yüzyılda yürürlüğe konan az sayıda yasada bu süre on-on beş yıl kadarmış. patent hakkının sınırları hâlâ net değil. neyin icat olup olmayacağı da o ülkede uygulanan kanuna göre farklılık gösterebiliyor. slogan bir patent unsuru olabilir mi? bugün olabilir, ama yine de değerlendirmeye bağlıdır. sloganın bugünkü halini alması bir birikim sonucu olduysa patent alamaz. marx'ın zamanında sloganların patent hakkından bahsederken ise, gülüyorum sözlük sakinleri. ama şunu da not edeyim, afyon savaşları dolayısıyla, afyon revaçta bir sözcükmüş ve birçok kişinin benzer sözler söylediği olmuş. yani söylemeye korkuyorum, bu marksizmin sonunu getirebilir ama, bu sözü ilk dile getiren marx olmayabilir arkadaşlar... derhal kendinize yeni bir meşgale bulun. grup yorum'u ve ken loach'u da durumdan haberdar edin.

    gelelim telif hakkına. ilk yasa 1709'da ingiltere'de hazırlanıyor ve on dört senelik bir sınırı oluyor. tabii ki ortada bir eser olması gerekiyor. ortalıkta gezen her cümle bu yasaya tabi olmuyor. ülkeler arası bir anlaşma da 1886'da oluşturuluyor (abd ingiltere gibi birçok ülke altına imza atmıyor ya da yasayı uygulamıyor, bkz. http://en.wikipedia.org/…#prehistory_of_copyright). prusya ingiltere'yle 1846 yılında yapmış ilk anlaşmasını. bizim anladığımız çağdaş telif hakkı olgusu ise gerçekten çok yeni. 20. yüzyılın ikinci yarısında oturmaya başlıyor. ha bu arada, intihal 'copyright infringement' denen durumdan biraz daha farklı. intihal 18. yüzyılda bir suç olarak görülmeye başlıyor. ama bu referans verme sistemleri ve alıntı dizinleri yine yirminci yüzyıla ait. o zamanlar herkes biraz kafasına göre takılıyormuş. marx'ın bu cümleleri kullanması belli ki yasaya göre (marx'ın birçok konuda yasayı delmeyi dert etmediği de malumunuz) suç değildi. karl schapper marx'ın çağdaşı bir komünist. sanırım tanışıyorlar. bu "birleşin" temalı laf onunsa da aralarında newton ve leibniz arasındaki gibi bir kavga olduğunu hiç zannetmiyorum. jean-paul marat'nın da marx'ın zincirlerini kullanmasını (her iki konuda da bir netlik yok bu arada, farklı adaylar var) sorun ettiğini sanmam. ama marx'ın derdinin kimleri gerdiği çok açık. yine de şu hainne kimmiş merak ettim doğrusu. yani yok mu bu adamın bir ön ismi falan? yine de haklılık payınız var. bütün bunlar marx'ın tüm eserlerine büyük bir gölge düşürüyor. ne de olsa yazdıkları bu sloganlardan ibaret...

    kul hakkı. ha işte buna hiçbir şey söyleyemem. sonuna kadar haklısın kutan. işte tam da bu davranışıyla marx, cennete gitme şansını mucizelere bırakmıştır. sırf bu talihsiz ihmali nedeniyle yeni sezonda onu cehennemde izleyeceğiz. bu bize ders olsun. bundan sonra allah birdir derken bile referans verelim, vermeyenleri uyaralım.

    son zamanlarda birileri 'ad hominem' ifadesini yeni duymuş, cümle içinde kullanarak öğrenmeye çalışıyor. bence bilal'in veya fatih'in yazılarını okumanız yeter. bu arada, buyrun, size marx'ın intihalinin bircik kanıtını sunuyorum. çözebilene renkli televizyon.
    işte o elyazmaları:

    http://img268.imageshack.us/…268/2082/elyazmasi.jpg
    (o zamanlar fotoğraf çekmekten hiç anlamıyordum. mazur görün. dikkat ederseniz marx'ın çiziminin de tim burton veya lemanyak'tan aşırma olduğunu anlayabilirsiniz.)
  • hayatı boyunca kapitalizme şiddetle karşı çıkmış , artık kârı bulan ve mezarı kuzey londra’da highgate mezarlığında olan iktisatçı. mezarını ziyaret etmiştim ve mezarı görmek isterseniz 15-25 pound arası ödeme yapmak zorundasınız .

    sen hayatın boyunca kapitalizme karşı savaş , sonra gelsinler senin mezarını bir ticarethaneye çevirsinler her gelenden 20 pound alsınlar. gel de kahrolma be ...