şükela:  tümü | bugün
  • üst not: sansüre yakalanmicam diye çorba ettim başlığı. idare edin.

    tanım: safsata gibi safsata.

    marks amca'nın bu mübarek sözünü; ucundan, acık, minik, ufak, küpküçücük eleştircem.

    ne diyor karl marks: "din halkların afyonudur."

    ben ne diyorum peki: "din, sanayi devrimi öncesi avrupa'nın afyonudur."

    muhtemelen marks amcamız da, 17. ve 18. yüzyıllarda yaşayan avrupalı bilim insanları gibi yahudi ve hristiyan din adamlarının bitmek tükenmek bilmeyen tuğyanlarından bezmiş olacak ki, bu sözü söylemiş.

    herife bir lokma hak veriyorum ben.

    o dönemin din adamları, dini katıksız ruhani bir hale dönüştürdü. bunu da, dini sadece ibadet ile, dünyadan el etek çekme duygularına bürüyerek yaptılar.

    sanayi devrimi öncesi avrupa'ya baktığımızda; kilise ile bilim sürekli çatışma halindedir. zira kilise, söyledikleri bazı şeylerin temelsiz birer yalan olduğu insanlar tarafından anlaşılırsa, otoritelerinin yıkılıp gideceğinin gayet farkındadır. bu sebepten kilise, kendi ilkeleri dışına çıkan kim varsa aforoz ve işkence etti, yakıp öldürdü.

    misal: kilisenin "dünya merkezli evren" ön kabulüne karşın, bilimsel olarak doğruya yakın bir güneş sistemi ve dünya modeli çizen jardano bruno'yu diri diri tahta ateşinde yaktı. kopernik reis'in yakılması hükmünü verdi. hüküm kendisine uygulanmadan önce ölmemiş olsaydı kopernik de yakılacaktı. galileo da diri diri yakılmasına dair hüküm yiyince görüşünden döndüğünü söylemek zorunda kaldı. fakat ölüm döşeğinde yine de "yer küreseldir, yer küreseldir..." şeklinde sayıkladı durdu.

    yani kilise, "sizler dindar olmak istiyorsanız, bilimi ve ilmi terk edeceksiniz" şeklinde bir algı empoze ederek, ilim ile din arasına kalın duvarlar ördü ve insanların bilim yapmasına engel oldu.

    bitmedi canolar. ilmi tuğyanın dışında bir de mali ve siyasi tuğyan ile çökmüşlerdi mazlum halkın üzerine.

    kilise; insanlara, cennete girebilmek için çileci bir ömür sürmeleri gerektiğini söyledi. insanların geçimlerinde asgari ihtiyaçlarla yetinmeye çağırdı. halkı mistikleşmeye zorladı.

    "göklerin melekutunu elde etmek isteyen kimseye, arpa ekmeği ile köpeklerle birlikte çöplükte uyumanın..." (markos incili/10-12) bile fazla geleceğini söyledi. yada "yola çıkarken azık bile hazırlamayın, iki tane elbiseniz olmasın. ne bir ayakkabınız, ne de asanız bulunsun." (markos/10-11) dedi.

    kelimenin tam anlamıyla, kiliseler o dönemin avrupa halkını -din adına- ağız dolusu sömürdü.

    kiliseler mevcut arazilerin 3'te birine sahipti. zaten geri kalan kısmından da ağır vergiler alıyordu namusuz herifler. mesela "velda manastırı" 15 bin küçük saraya sahipti. kardinal din adamı olan "alquin feitor"un 20 bin kölesi vardı. resmen feodalizmin bir parçasına dönüşmüştü kiliseler.

    bu mülklerin kaynağı da, yine kanı emilen halktı.

    kilise, kendilerine mensup olanlara, ellerindeki malların 10'da birini vergi olarak vermelerini şart koşuyordu. halk da naapsın hacı, afaroz olma ve rabbin gazabına uğrama korkusu ile gıklarını çıkaramıyordu.

    hatta kilise, ölmek üzere olan kimselerin vasiyetlerini yazacakları vakit, yanlarında bir papazın bulunmasını mecbur kılıyordu. böylelikle vasiyeti yazan kişiye, kiliseye bağışda bulunması için psikolojik bir dayatma gerçekleştiriliyordu. (yüssüzlüğe gel, yanında aziz yıldırım halt yemiş.)

    kilise kendi bağlılarına, haftanın bir günü uçsuz bucaksız arazilerinde ücretsiz olarak çalışmaları gerektiği emrini veriyordu.

    zaten asgari ölçülerde geçinmek için hafta boyu didinen zavallıları, dinlenmeleri gereken haftanın yedinci gününde, kilise için çalışmaya zorlayıp bedava iş gücü sağladılar. böylece hasat toplama, tarla sürme, ekme-biçme gibi eylemleri gerçekleştirmesi gereken işçilere verilecek maaş, kilisenin kasasına artı kâr olarak bırakılıyordu.

    işte, başta kiliseler olmak üzere feodalist avrupanın, -tahrif edilmiş- dini kullanarak, insanların akılları ve ruhları üzerinde kurdukları hakimiyet bu raddeye ulaşmıştı.

    bu yüzden karl marks gibi komünizme çağıran kimselerin, dine ve din adamlarına baş kaldırmaları doğal ve haklı bir davranıştır.

    zira her yıl binlerce insan verem ve diğer hastalıklardan dolayı ölüyordu. bütün bunlar olurken feodalistler ise, emekçilerin kanları ile besleniyor, lüks yaşıyor ve her türlü zevki kendilerine müstahak görüyorlardı. emekçi kesim başını kaldıracak olduğu anda, tetikte bekleyen din adamları onlara şunları söylüyordu: "sağ yanağına tokat atılırsa, sol yanağını çevir. paltonu elinden alırlarsa, çıkarıp gömleğini de ver..." (matta/5:39) yani onları baş kaldırmamaları ve acıları hissetmemeleri için uyuşturuyorlardı. bütün bunları, sefalete razı olan çileci kimselere ahireti hatırlatarak ve asılsız vaatlerde bulunarak yapıyorlardı. eğer bu da sonuç vermezse, din adamları tarafından aforoz edilmekle, lanetlenmekle korkutuluyorlardı. o da olmadı, fiili olarak ceza sistemine geçiliyordu.

    bakınız işte bu din, marks'ın da söylediği gibi; halkın çektiği dünyevi ızdırapları bastıran, toplumsal adalet ve ekonomik gelir dengesi gibi isteklerinden vazgeçmelerini sağlayan uyuşturucu bir afyondu.

    yani sanayi devrimi öncesi ve sonrası avrupa'ya bakılarak; "avrupa dini terk edip darwinizme geçmesi, teknolojide ilerlemelerine ve refah içerisinde hayat sürmelerine sebep oldu. demekki din bilim yapmaya engel bir olgu, demekki din toplumun afyonu" düşüncesinin hakimiyet sağlaması kaçınılmazdı.

    fakat bu söz islam için asla geçerli değildir. ama yetmez. taban tabana zıttır.

    zira ilk emri "oku" olan bir dinden bahsetiyoruz...

    her sekiz ayetinden birinde insana sorgulamayı, üretmeyi, düşünmeyi ve akıllarını kullanmayı öğütleyen bir din...

    "o halde bir iş-oluştan boşalır boşalmaz başka bir işe koyul ve yorul!" (inşirah/7)

    "namaz kılınca hemen yeryüzüne dağılım ve rızkınızı arayın..." (cuma/10)

    "gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur." (necm/3)

    "haydi çevir gözünü: kusur görecek misin? sonra tekrar tekrar gözünü çevir. gözün sana yorgun ve hakir geri dönecektir." (mülk/3)

    zulme rıza gösteren, onunla mücadeler etmeyip oturan, boyun eğen kimseleri dünyada da, ahirette de kötü akibet ile tehtid eden bir din...

    "nefislerine zulmedenler olarak canlarını alacakları kimselere melekler 'ne işte idiniz?' derler. onlar 'biz yer yüzünde zayıf düşürülmüş kimselerdik' derler. 'allah'ın arzı geniş değil miydi, siz de orada hicret edeydiniz ya' derler. işte onların durakları cehennemdir. o ne kötü bir dönüş yeridir.

    ancak (hicret etmek için) çare bulamayan, yol bulamayan erkek, kadın ve çocuklar arasında zayıf bırakılmış olanlar müstesna. işte allah'ın onları affedeceği umulur. allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır." (nisa/97-98-99)

    anlayacağınız, zulme göz yummak, islamda affedilmesi zor büyük bir suçtur. insanın zayıf olduğunu gerekçe göstererek zulme razı olması da suçtur. ve bu kimseler "kendi nefislerine zulmedenler" diye adlandırılır.

    tabiki tek çözüm "hicret" değil. benim burda anlatmak istediğim, islamın; zulme boyun eğmenin cezasının cehennem olacak kadar ileri derecede yasakladığını göstermek. zira gerçekten gücü olmayan zayıflar müstesna.

    islam, miskin zayıfları da kendi hallerine terk etmez. gücü yeten müslümanlara, mazlumların gördüğü zulme engel olmaları gerektiğini söyler.

    "size ne oluyor ki allah yolunda ve 'rabbimiz bizi halkı zalim olan şu şehirden çıkar nezdinden bize bir sahip gönder, tarafından bize bir yardımcı yolla' diyen zayıf düşürülmüş erkekler, kadınlar, çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!" (nisa/75)

    görüldüğü üzere, gücü olupta zulme karşı mücadele etmeyenden allah'ın razı olması söz konusu bile değil.

    yine islam; feodalizm ve kapitalizmde de olduğu gibi, malların özel bir kesimin elinde toplanmasını, elden ele dolaştırmasını ve kamunun bu maldan mahrum bırakmasını yasaklamıştır.

    "ta ki o mal zenginler arasında dönüp dolaşan bir güç olmasın." (haşr/7)

    "altın ve gümüşü yığıp biriktiren ve onları allah yolunda infak etmeyenlere gelince; onları acıklı bir azap vardır." (tevbe/34)

    yine kuran'da lüksü ve israfı yasaklayan ayetler çokça vardır.

    yani islamın zulme razı olmayı, yoksulluklara karşı sessiz kalmayı, çileci bir hayat sürmeyi öğütleyen bir afyon olduğunu söyleyen insan, anlama gücü bulunmayan statükocu, sığ ve zırcahildir. net.

    hemen emevilerden sonrası ağırlıkta olmak üzere, öncesi de dahil uzunca bir süre yer yüzünde eşi ve benzeri görülmemiş, muhtemelen bundan sonrada görünmeyecek olan bir adalet hakimdi tüm islam coğrafyasında.

    müslümanaların sadaka ve zekatlarını verecek ihtiyaç sahibi insanlara ulaşmak için uzunca mesafeler sarf etmek zorunda kaldıkları bir dönemden bahsetiyorum.

    ömer bin abdullaziz'in "dağlara bayırlara buğday serpin, müslüman ülkesinde kuşlar aç kaldı demesinler" şeklinde sitem ettiği bir dönem den bahsetiyorum.

    modern tıppın babası ibni sina'ların, cebiri bulan harezmi'lerin, med-cezir olayını açıklayarak bilim dünyasına damga vuran ebu maşer’lerin, havan topunu icat eden fatih’lerin, kimyanın babası cabir bin hayyam’ların, ilk dünya haritasını çizen piri reis’lerin, seviyesine bugün dahi ulaşılamayan yapıtların sahibi mimar sinan’ların mensubu olduğu bir dinden bahsediyorum.

    gelipte bu dine; bilim ve sanat yapmaya engel, çileciliği öğütleyen, halkın çektiği ızdırapları bastıran, onları mistikleştiren bir afyon olduğunu söylersen, senin olmayan beyninin nöronlarını törpülerler ekşici.

    hasılı kelam geleceğim nokta: bütün dünyada halklara afyon olmaya elverişli bir din olsa dahi... bütün şekilleri ve türleri ile zulme karşı mücadele eden, zulmü kabul edenleri ise en ağır cezalar ile korkutan, sürekli bilim yapmayı, okumayı ve üretmeyi öğütleyen islam asla ve asla olamaz.
  • aynen ateizm gibi karl marx'in dusunceleri de endustriyel devrimin urunudur. yani en az 150 senelik bir gorus.

    bugun yasasaydi karl marx buyuk ihtimalle, kapitalizm ve materyalizm halklarin afyonudur diyecekti.
    bunu diyecekti cunku kendi ic dunyasindan hizla koparak artik tamamen materyalist veya bedensel bir hayvan haline gelmis insan'dan sikayet edip, insana saygi duyan ve onu hayvanliktan insan olmaya yonelten inanc sistemlerine yonelecekti.

    karl marx aptal bir adam degildi, ama icine dustugu zaman dilimi dusuncelerini maalesef kisa omurlu bir ideolojiye yoneltti.
  • bugünkü ortadoğu'yu görse öyle demezdi. herkes din ve mezhep için birbirini boğazlıyor. milliyet de var, evet, marx ona da inanmıyor.

    din, mezhep ve milliyet kavgaları her dönemde geçerliyken, marx'ın söylediği sınıf kavgasından eser yok. var mı? nerde?
  • sinif kavgasindan eser yok demis kit goruslu arkadasin biri.

    dunyadaki servetin yarisi dunyanin %1'inin elinde.

    ortadogu'nun petrol ve zenginlik icin yagmalanmasi bu arkadasa gore zengin'in fakiri oldurmesi yani bir sinif kavgasi degil?

    zenginin, mezhepleri birbirine korukleyerek fakirleri kontrol altinda tutmasi ve birbirlerine kirdirmasi sinif kavgasi degil?

    afrika'nin asirlardir ve hala yagmalaniyor olmasi ve yerli halkin, asagi ve vahsi gorulmesi, sinif kavgasi degil?
  • suriye'nin petrol ve zenginlik için yağmalandığını sanan geri zekalı solcuların itiraz ettiği fikir.
  • marx'ın bugün bile sosyal bilimler literatüründe tartışılan metodolojik paradoksu.

    açıklamak gerekirse:

    tam da ilk entry'de bahsedildiği gibi karl marx, sosyolojik ve tarihsel bir hata yaparak din olgusunu yalnızca avrupa perspektifinden totalize ediyor. oysa kendi tezinde öne sürdüğü sınıf çatışmaları ve burjuva hareketleri islam ve etkisi altındaki toplumlarda gerçekleşmiyor. hatta daha da ötesine gideceksek osmanlı ekonomik ve sosyal düzeni içerisinde dinin afyon değil tam aksine bir adalet mekanizması ve insanların haklarını aradıkları bir sisteme dönüştüğünü söyleyebiliriz.

    bu yönüyle islam etkisi altındaki coğrafyalarda diğer dinlerin aksine uyutucu değil uyandırıcı bir görev üstlenmiş ve osmanlı devlet işleyişini tam anlamıyla rayına oturtmuştur.

    tabi yine tüm bunlara binaen yalnızca islami kaynaklara göz atan birisi bile ilk entry'deki ayetlerde, islam dininin hem yenilikçi hem de sorgulatıcı ve düşündürücü bir din olduğunu rahatlıkla görebilir.
  • (bkz: sürekli bilim yapmayı okumayı ve üretmeyi öğütleyen islam)
  • baştan kokmaya başlayınca şöyle bi üstünkörü baktım ve şunu aradım:

    “islam için geçerli değildir”
    “islam için geçerli değildir”
    “islam için geçerli değildir”

    tanım: din kitlelerin afyonu, kalpsiz bir dünyanın kalbidir olarak geçen, olmayan safsata.

    neden?
    marksist görüş üst yapı olarak dinin ekonomik gösterenlerle parametrize olduğunu ve nitekim sosyo-ekonomik sistemdeki her hangi bir reformasyonun dini, ahlakı, vicdanı doğrudan, yenileyerek, yeniden doğuracağı önermesinden yola çıkar.

    bu fikir sanıldığının aksine
    - hristiyanlığın “kötülük”lerini eleştirisi yapmaz (bu, rasyonellikten uzak, etik değer orijinli bir bakış açısı olurdu)
    - tüm inanç sistemlerinin ve tüm ahlak sistemlerinin varolan alt yapı sınırları ve dayatmaları içinde şekilleneceğini iddia eder.
  • din toplumun afyonudur meselesini, ateist bir ifadeden ziyade, insanlarin dini duygularinin somurulebilirligi oldugunu umuyorum zira gunumuzde, bunun muazzam bir ornegi mevcut. umarim duz bir ifade degildir, derinlere inince realist manâlar cikar.