şükela:  tümü | bugün
  • taa 1900lerin ilk yıllarında küreselleşmenin ne menem bir şey olduğunu tahlil eden, küreselleşme karşıtı literatürün referans göstermeden geçmediği, söz konusu menemin ne olduğunu ise büyük dönüşüm isimli kitabında anlatan macar düşünür.
  • kendisi macar oldugu halle, buyuk donusum'u ingilizce yazmistir, hatta oyle bi yazmistir ki, kendi derdini en iyi anlatabilmek icin bugun de kullanilan bir kelime uydurmustur.
    (bkz: embed)
  • göçebe bir hayat yaşamak zorunda kalan, hakettiği itibarı zamanında göremeyen, bugünlerde ise adam smith, david ricardo, john stuart mill ve karl marx gibi baba siyasal iktisatçılar grubuna dahil edilen ve 1944'de yayınladığı büyük dönüşüm adlı kitabının 1980'den sonra fırtınalar kopardığı akademisyen.

    1950'lerde abd'de "mccarthy rejiminin" sıkı sosyalist olan eşi ilona'ya kafayı takması nedeniyle kanada'ya taşınınca çalıştığı columbia üniversitesi'ne kanada'dan gidip gelmek zorunda kalmıştır.
  • piyasa ekonomisine belki de karl marx'tan sonra teorik anlamda en ciddi eleştiriyi getirmiş macar ekonomist, düşünür. (1886-1964)

    en büyük eseri great transformation (büyük dönüşüm).

    polanyi'yi anlamak için marx'ın kapital'ini çok iyi anlamış, birçok klasik iktisat yazınına aşina ve piyasa ekonomisinin işleyişinin genel çerçevesinde yetkin olmak gerekir.

    polanyi'nin büyük dönüşüm'de bahsettiği kavramları sıralarsak:

    piyasa sisteminin ve onun öne sürdüğü liberal insan modelinin ütopik ve kendisiyle çelişen bir yapıda olduğunu savunmuştur.

    polanyi'ye göre bu sistemde toplum iki ayrık alan şeklinde belirir: ekonomik alan ve politik alan. ancak sistem politik alanın ekonomik alanı etkilemisini engeller. bu da insanın kendini gerçekleştirme potansiyeline sekte vurur.

    kapitalist toplumu disembedded (bolunmus, parcalanmis) bir toplumsal tasarim olarak goren polanyi, bu dislanmisligi aslinda ekonomik alanin tum kurumlardan, dinden ve politik statulerden koparilmisligi baglaminda ele alir.

    tarih boyunca gorulen toplumsal formlari soyle siralar: hanehalki (otarsik ve kendine yeten), karsiliklilik (simetrik), yeniden dagitim (merkeziyetcilik), degis tokus (piyasa). kurumlardaki bu ayrima dikkat cektiginden oturu kurumsalci (institutionalist) kabul edilebilir. polanyi'ye gore bu formlar tarihte kronolojik sirayla belirmez. bu acidan marx'in cok bilinen belli bir sirayi takip eden ilkel komunal, koleci, feodal, kapitalist, sosyalist ve komunist kurgusundan ayrilir. polanyi'ye gore politik (=sosyal) alan kapitalist sistemde ekonomik alanla ayrisik bir yapidadir. insan ekonomik hayatinda kendi cikarlari pesinde kosan, bir homo economicus rolunu oynarken, evine geldiginde, arkadaslari arasinda (politik yasamina geri dondugunde) -insan oldugundan oturu- paylasima acik, bencil yanlarini kismen gizleyen bir profil cizmeye zorlanir. ancak bu gerilim (ikili hareket) bir bakima faust'un trajedisidir. cunku kapitalist sistem icinde hem birey hem de aristoteles'in unlu deyisiyle sosyal bir hayvan olmaya zorlanir. bu catiski aslinda kapitalist sistemin sonunu da hazirlamaktadir (kanimca bu da mephisto'nun trajedisidir. kisisel not: bu benzetme aklima ilk geldiginde animsadigim ilk sey: arkadasim seytan filmiydi).

    marx, kapitalizmden nefret etmesine ragmen yine de hayranlikla onu insanlik tarihinin onemli bir ilerleyisi, tarihin bir devinimi olarak gorur. ancak polanyi kapitalizmi tumden reddeder. cunku, evet belki insan yeniden dagitim'in yasandigi toplumsal formlarda (ornegin osmanli imparatorlugu) kendi bireysel yanini kapitalizmde oldugu gibi gosteremez, kisisel yaratim sureclerinde "ozgur" olamaz; ama toplum icinde birbirini dusunen toplumcu bir formun mutlulugunu duyumsayabilir. polanyi'nin bu sonuca ulasmada hareket noktasi gene aristoteles'tir. (aristoteles'e gore insan yasaminin amaci mutluluktur; ancak insan mutlulugu ancak ve ancak toplum icinde bulabilir).

    piyasa sistemi insana iki motifle yaklaşır ve kendi çalışmasını besler: kazanma umudu ve aç kalma korkusu (hope of gain & fear of starvation). burada ulaşılan marx'ın belirttiği meta fetişizmine yakın bir sonuçtur aslında.

    piyasa sistemi üç kurgusal mal (fictitious commodity) yaratır: emek, toprak ve para.

    faşizmin çıkış noktasını marksistlerin de öngördüğü üzere sistemin içinde bulur. bu cikisi ekonomik, politik duzlemde hem yerel hem de uluslararasi bir duzen matriksiyle belirler. buna gore 1930'lara kadar liberal devlet ve piyasa arasindaki ulusal bazdaki gerilim, altin standardi ve gucler dengesindeki catiskilar fasizmi, sscb'de 5 yillik planlari ve abd'de yeni politikalari tetiklemistir. 1989'a kadarki soguk savas doneminde bretton-woods sistemi, refah devleti ve duzenlenmis piyasa temalarini one cikar ve aslinda bu polanyi'nin dusuncesinden bir sapma olarak gorulebilir. ozellikle 1973 sonrasindan gunumuze kadarki doneme dikkat edildiginde ise gene duzensiz bir piyasa sistemi ve liberal devletin geri donusune sahit olunur. uluslararasi olcekte, kuresellesme kavrami one cikarken, politik alani yyd (yeni dunya duzeni) belirlemeye adaydir.

    polanyi, marx'a kimi noktalarda oldukca yaklasir, kimi zaman tam zit fikirlidir. temelde sosyalizmi savunmakla birlikte marx'ın "the point is to change it" (aslolan değiştirmektir) tezine karşıt bir söz söylemediği gibi bu teze uyan bir eylem içine girmediği için marx'la yollarını daha da belirgin bir şekilde ayırır. dini, marx'in aksine, insani topluma yakinlastiran ve insanin bireyci yanini orten faydali bir kurum olarak gorur. polanyi ozde humanist bir dusunceye sahiptir. eger marxism gene temelindeki sosyal teorisi, insan anlayisi cercevesinde dusunulurse ve sovyet marxisminden (ozellikle ulkemizde marxismden tek anlasilan) siyrilanabilirse polanyi'ye cok yakin oldugu gorulebilir.

    bugün, kanada'da bulunan karl polanyi institute, kızının başkanlığında karl polanyi ile ilgili çalışmaları sürdürmektedir.
  • karl polanyi'nin iktisada yaptığı katkılardan biri de üç farklı ekonomik yapı tanımlaması olmuştur. polanyi'ye göre, ekonomiler piyasa ekonomisi, merkezi tahsis ekonomisi ve takas ekonomisi olarak üçe ayrılır. ilkine örnek kapitalizm, ikincisine örnek ortadoğu'nun hidrolik imparatorlukları ve sosyalist sistem, üçüncüsüne örnek ise afrika'da karşılaşılan pazarlardır. polanyi'nin yaptığı bu üçlü ayrım, daha sonra immanuel wallerstein'ı da etkileyerek dünya-imparatorluk, dünya-ekonomi ve mini-sistem olarak adlandırılan tarihsel sistem tiplerine kaynaklık edecektir.
  • kendisini "yirminci yüzyilin owen"i* addeder. neden? owen 'toplum'u kesfetmistir. bütün yirminci yüzyil iktisat kuramcilari bir yana, owen bir yanadir. yasli marx'a gicik olur zira das kapital'in yazari da iktisatin belirleyici oldugu yanilgisina düsmüstür. genç marx'i ise sever. ayrica keynes amca ile sikça bulusup aksam yemegi yemislikleri, kadeh tokusturmusluklari vâkidir.
    klasik politik iktisadi kuramlari yönelttigi en önemli elestiri ise sudur:
    bu adamlar, kuramlarini olustururken tek bir dizgeye bakmislardir. halbûki, söz konusu olan, herhangi hiçbir müsterek yapiya sahip olmayan* iki dizgedir: tam gelismemis piyasa ekonomisi* ve üretimin en önemli unsuru olan emegi koruyucu düzenlemeler*. bu adamlar bu ayrimi görememistir, neden? çünkü çift tarafli hareket* kavramindan bihaber ve yoksundurlar. fakat ortada besbelli ki garip bir durum vardir. bunun için de, "dogal kanunlar'a sarilmak durumunda kalmislardir. bunu da kiyasiya elestirmektedir polanyicigim.
    getirdigi ikinci önemli elestiri için lütfen, lütfen (bkz: laissez faire) zira çok önemli.
  • efendim, muhteremin büyük dönüsüm'ündeki bazi önemli hususlarin altini çizelim zira kendisi çok büyük oranda yanlis anlasilmistir.

    1- kitabi okuyanlarin çok büyük bir kismi büyük dönüsüm'ün on dokuzuncu yüzyilda gerçeklestigini düsünmektedir. fakat polanyi'nin aklindaki büyük dönüsüm yirminci yüzyildadir. peki bunca insanin yanilmasi nedendir? bu iki dönüsümün neler oldugunu anlatarak izah etmeye çalisalim hemen:

    polanyi, on dokuzuncu yüzyilda toplumun iktisadi ve siyasi iki küreye ayrimlandigini ve kendi kendini yöneten piyasanin* toplumsal baglamdan koptugunu söyler. bu, ilk dönüsümdür. polanyi'nin büyük diye niteleyerek bahsettigi ikinci dönüsüm ise bu kopusa karsilik gelistirilen korumaci tepkisel harekettir.*** peki neden bu yanlis anlasilmistir? çünkü polanyi bu ikinci dönüsümün önemi hususunda yanilmis, bu ikinci dönüsüme fazladan önem atfetmistir. biz, simdi altmis sene geriye dönüp baktigimizda polanyi'nin bahsettigi ikinci dönüsümün ilki kadar büyük olmadigini görmekteyiz. zira bu karsit hareket, iktisati toplumsal baglama yeniden eklemlemeye muvaffak olamamistir. peki polanyi'nin ilkine degil de, ikincisine büyük dönüsüm dedigini nereden anliyoruz? kitabin ilk paragrafindaki henüz ikinci cümleden efendim, bakiniz ne demis muhterem:
    "nineteenth-century civilization has collapsed. this book is concerned with the political and economic origins of this event, as well as the great transformation which it ushered in."

    2- sikça yanlis anlasilan ikinci bahis, kendi kendini yöneten piyasa* ve kendi kendini yöneten piyasa dizgesi* ayrimi ile ilgilidir.

    polanyi'nin sevgili kizi kari dahi bu ayrimi koyamadigi için babasini yanlis anlamis ve kitabi "on dokuzuncu yüzyil kendi kendini yöneten piyasa dizgesiyle müstesnadir" gibi bir cümleyle özetlemeye çalismistir. bununla ilgili ikinci bir örnek daha vereyim. kitabin benim elimdeki 2001 baskisinin takdim* yazari fred block, fernand braudel gibi büyük bir tarihçinin bile bu hususta polanyi'yi yanlis anlamakla itham ediyor. yazik ki, bu ayrimi koymadigi için polanyi'yi yanlis anlayan kendisidir. simdi kisaca izah edelim durumu,,

    braudel, polanyi'nin, kendi kendini yöneten piyasa'nin yirminci yüzyilda toplumsal baglamdan koptugunu* söyledigini söyler. fred block amca ise, polanyi'nin bunu söylemedigini, zira kendi kendini yöneten piyasa'nin issiz bir ütopya* oldugunu söyledigini söyler. hayir. polanyi'nin issiz bir ütopya dedigi kendi kendini yöneten piyasa degil, kendi kendini yöneten piyasa dizgesidir! neden? polanyi'nin bahsettigi bu dizge, genel walrasgil dengeye* gönderme yapar. bu dengenin gerçeklesmesi ise mümkün degildir zira tanim geregi bu dengede her sey metâlastirilmistir ve böylece piyasa tam rekabet* kosullarinda islemektedir. halbuki polanyi açik bir sekilde ifade etmistir ki saydigi üç kilgisal mal* metâlastirilmaga çalisildiklarinda vahsilesir ve tepki vererek buna müsaade etmez. ayrica, böyle bir dizgede artik 'toplum'dan bahsedilemez çünkü toplum diye bir sey kalmamis, toplum, salt bireyler toplami durumuna indirgenmistir. bu yüzden de 'on dokuzuncu yüzyilda kendi kendini yöneten piyasa, toplumsal baglamda kopmustur' tespiti dogrudur fakat degil bu yüzyili, geçmis yahut gelecek hiçbir tarihsel zaman dilimini kendi kendini yöneten piyasa dizgesiyle tanimlamak mümkün degildir.

    3- polanyi'nin meselesi kendi çagini anlamaktir. çagindaki büyük dönüsüm'ün kökenlerini ise on dokuzuncu yüzyilda bulmustur. peki neden insanbilim çalismalarina bu denli itibar etmektedir öyleyse bu adam? çünkü gelecekteki toplumsal yapinin -simdi yasanan kabul edilemez oldugu için- geçmistekine benzer olacagini, yani iktisatin toplumsal baglama tekrar yerlesecegini, bunun için de, iktisatin henüz toplumsal baglama gömülü oldugu* zamanlara bakmamiz gerektigini düsünmüstür.

    polanyi'ye göre kendi kendini yöneten piyasanin toplumsal baglamdan kopmasinin önkosulu sanayi devrimi'dir. fakat bu demek degildir ki, sanayi devrimi'nin dolaysiz neticesi iktisatin toplumsal baglamdan kopmasidir; bu sonuç olasi diger seçeneklerden yalniz biridir ve sanayi devrimi gerçeklesmis olsa dahi, iktisat toplumsal baglama tekrar eklemlenebilir. yani arada bir çift gereklilik yoktur. yani, polanyi, geçmise bakip "ah, nerede o güzel günler!" diye sizlanan bir romantik degildir.

    ah çok yoruldum.* diger hususlara da sonra deginiriz sevgili sözlük kullanicilari. buraya kadar tahammül edip okudugunuz üçün tesekkür ediyor, hepiciginizin güzel gözlerinden
    öpüyorum.

    edit: kari'nin kitabi yanlis anladigi konusunda emin degilim. zira alintiladigim o cumle kari hanimefendinin cumlesi olmayabilir. onu duzeltmek istedim.
  • biraz iddialı bir ifade olacak ama:*

    muhteremin şu cümlesinin anlaşılması, kitabının tamamının anlaşılması için elzemdir:

    "laissez-faire was planned; planning was not." (tasarlanan laissez-faire idi; planlama değil.) (polanyi, "the great transformation", s.147)

    bu cümle önemlidir, zira klasik politik iktisatçilar, laissez-faire'in dogal, laissez-faire'e karsit düzenlemelerin ise liberalizm karsitlarinin maksatli edimleri oldugunu düsünürler. fakat polanyi, laissez-faire'in nasil da devlet eliyle, devletin bilinçli ve kasitli müdahalesiyle geçerlik kazandigini mamafih 1860'lardan itibaren gelisen koruyucu hareketlerin nasil da kendiliginden, idaresiz ve salt pragmatik bir ruhla ortaya çiktigini göstermistir.

    (bkz: liberalizm/@zifir)
    (bkz: laissez-faire/@zifir)

    .......................................

    gereksiz bir bilgi verelim: "büyük dönüşüm" esâsını, polanyi'nin ingiltere'ye yerleştiği ilk yıllarda (1933'ten sonra yani) işçiler için tasarlanmış bir eğitim seminerleri dizisi esnasında anlattığı derslerden almıştır.

    .......................................

    sanki bu adamcağız yalnız büyük dönüşüm'ü yazmış başka hiçbir şey yazmamış gibi konuşuyoruz. öyle değil tabi ki. columbia university'de alanlararası bir araştırma projesinde görevliyken yazıp çizdiklerini derlediği bir kitabı daha vardır: "trade and market in early empires" (ilk imparatorluklarda ticaret ve piyasa). hatta bu kitapta "economy as instituted process" (kurumlaşmış bir süreç olarak iktisat) adında bir makale vardır ki şukela-ül muazzamadır, referanslar verilesidir.. bu makalede ekonominin, anaakım iktisatçıların savladığı üzre kârlarını azamîleştirmeye çalışan oyuncuların hüner gösterdiği piyasalardan müteşekkil bir kurum [bu 'formal economy' (resmî, biçimsel iktisat) oluyor] olmadığını bilâkis, toplumun geçimini tedarik etme yol ve yöntemlerinden müteşekkil bir kurum [bu ise 'substantive economy' (asıl, esas iktisat) oluyor] olduğunu savlamıştır. hatta o makalede gerçek birer meta olmayan fakat kendilerine sanki birer meta imişler gibi davranılan üç unsurun (emek, toprak -doğa- ve para) tarihselliklerini falan harika anlatıyor bir ara fırsat bulursam buraya naklederim.
  • yahu bir hususa daha değinelim:

    "embeddedness" sözcüğünü polanyi bulmamıştır.
    önce sözcüğün ne anlama geldiğini anlatmaya çalışayım: türkçe'de sanırım "gömülü" şeklinde karşılanıyor sözcük fakat bu çok doğru değil. çünkü gömülü dendiğinde akla gelen gömülü olanın yek pare olduğudur. yani toprakta bir çukur açarsınız, bu çukura bir nesne koyarsınız ve üstünü gene toprakla örtersiniz. fakat "embeddedness" böyle değil. değerli madenler falan toprağın içinde büyüklü küçüklü parçalar şeklinde dağınık vaaziyette bulunur haldedir ya,, onların bu halini anlatır bu sözcük. uygun bir türkçe karşılık öneremiyorum yazık ki.

    bu yanlış bilgi (yani sözcüğün polanyi tarafından uydurulduğu bilgisi) yukarıda da eleştirdiğim "fred block"un bok yemesinden kaynaklanmaktadır. fred block'a göre polanyi böyle madenlerle ilgili kitapları falan okurken esinlenmiş de böyle bir sözcük önermiştir. külli yanlıştır. polanyi'den çok daha önce kullanılmaktaydı (mesela bronislaw malinowski tarafından) bu sözcük ve toplumsal bilimler lûgatında itibarlı bir konum sahibiydi polanyi'nin "büyük dönüşüm"ü yazdığı yıllarda.. bu da böyle gereksiz bir başka bilgi olsun.
  • sosyalistler icin marx ne ise, milenyumun sosyal demokratlari icin polanyi odur.