*

şükela:  tümü | bugün
  • antalya'nın plajı. içinde olduğu için yaz aylarında iğne atsan yere düşmeyecek plaj. aksi yönde de konyaalti plajı yer alır.
  • antalya'da, deniz kiyisinda askeri dinlenme (egitim) tesisi. guzel ve ucuz oldugu icin bir sekil torpil ayarlanip girilir. karpuzkaldiran ile lara arasinda yasanmiyor ise, (ki burada herhalde 100-200 kisilik bir yazlikci grubu yasar), aksi yonundeki plaj icin konyaalti plajidir diyebiliriz.
  • dunya uzerinde kolanin en ucuz oldugu yerdi, hala oylemi mi bilmiyorum ...
  • t.s.k karpuzkaldıran özel egitim merkez komutanlığı
    kampın tam adıdır. artık antalya da ki insanlar yöreye de bu isimle hitap etmeye başlamışlardır.
    astsubay ve subay bölümü olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır. her iki tarafın kamp komutanlığını da; kıdemli kara albay nuri bayraktar yapmaktadır. tüm kamp üçüncü piyade er eğitim tugayına bağlıdır. turkiyenin en buyuk askeri dinlenme kampıdır asker veya yakını olmayanlar giremez. (bkz: dawnspiper)
  • yan plaj olan dhmi kampindan,suyun derinliğinin az olmasından yararlanilarak cok az yuzmek ve cogunlukla suyun icinde yurumek suretiyle sızılan ve suya dusup islanmamasina ozen gosterilmis bel cantasıyla getirilmis cuzi bir parayla ruya gibi bir gun gecirilebilen askeri kamp.ilk goruldugunde "ulan askerler en guzel yerleri nasil da kapiyor arkadasim ya" dedirten tesis.
  • bolgedeki deniz suyunun asiri tuzlu olmasindan dolayi 10 kg ye kadar karpuzlarin bile batmadigi soylenir. bu yuzden karpuzkaldiran denmistir.
  • 2 yıl yaşadığım, çocukluğumun en güzel anılarını geçirdiğim süper mekan. kreplerine, karlamalarına ve snack barına, kayalıklarına, kumlarına taptığımız batı plajını, kıyıda çıkan yengeçler nedeniyle uzak durduğumuz, daha çok sükunet meraklısı yaşlıların tercih ettiği doğu plajını, her daim kalabalık olan, aradığım herşeyi bulabildiğim (marketinden kuaförüne) sahil gazinosunu, 2 yıl boyunca her akşam yemek yediğimiz, alabalıklarla dolu havuzunun etrafında saatlerimi harcadığım doğu gazinosunu, her gün saatlerce bıkmadan oynadığım ve yüzlerce arkadaş edindiğim çocuk parklarını, 90ların vazgeçilmezi olan şarkılarla beynime kazınmış olan, tahta tuhaf bir yapısı olan discoyu, çizgileri beyaz boya yerine beyaz borularla yapılmış bir futbol sahasını barındıran spor tesislerini, süper bir kendin pişir kendin ye mekanını, sabahın 4'ünde kokoreç-işkembe çorbası sefalarını, ilk sinema deneyimime home alone ile evsahipliği yapan ve bünyesinde abuk eğlenceler düzenlediğimiz açık hava sinemasını, kullanılmadığı için paten ve kaykay kaymak için mekan edindiğimiz batı gazinosunu, bütün gün görmediğim annemleri bulmak için gece saat 2'de gittiğim, koşarken tuhaf taşlarıyla defalarca dizlerimi, dirseklerimi yardığım ve alkolsüz kokteyli benim için klasik haline gelmiş, gudik heykellerle dolu antik bar'ı, iskelenin ucunda yer alan gündüz mekanı deniz bar'ı, bütün paramı yatırdığım kola makinelerini, her sabah beni uyandıran tanıdık ağustos böceklerini, yarım saatte bir anons yapan danışmadaki salak kızı, antalya içine sefer düzenleyen ringleri, semaverleri, kaşarlı tostları ve sinemada film arası olduğunda aldığımız spriteları ile uzun süre besin ihtiyacımı gideren çay bahçesini, asansörünün inip çıkmasını salaklar gibi izlediğimiz turist hoteli, futbol maçlarını, sahil boyu süren sarı salıncaklarını, mayıs ayında açıp ekimde kapadığımız deniz sezonunu, aylarca bronz tenle gezmeyi, hatta sahil gazinosunun önündeki telefon kulübelerini, kimi zaman otoparkını, ve hatta yokuşlarını, motellerini, yağmurlarını, evin camından baktığımda gördüğüm şimdi adını anımsayamadığım şelaleyi, sabahın köründe palmiyelerin zakkumların arasında servis beklemeyi deliler gibi özlediğim, istanbul'a taşındıktan sonra gittiğimde çok değişmiş bulduğum, yabancılık hissettiğim, bende 40 derece sıcaktan, nefes almamı güçleştiren, giysilerimi sürekli ıslak bırakan yoğun rutubetten ve hüzünden başka bir iz bırakamayan, ama sonraları geriye baktığımda 2 yıl boyunca bir kez bile oturup televizyon seyretmeden yaşadığım, dizimdeki kabuk olmuş her yarada bir kez daha anımsadığım, güneş yağı ve hindistan cevizi kokusunda bulduğum yerdi karpuzkaldıran.. küçüktüm, hayat daha güzeldi, televole daha yoktu, şaban torino'ya yeni gitmişti.. hey gidi hey..*
  • eskinin bataklığı,şimdinin cennet gibi tatil kampı.

    "en güzel yerleri askerler kapıyor" biçimindeki sabit fikrim,karpuzkaldıran'ın askeriye tarafından alınmadan evvelki resimlerini görünce değişmiştir.plajların hepsi bataklık imiş,doğru düzgün ağaç da yokmuş,üç beş çadır o kadar..

    karpuzkaldıran'ı askeriye "kapmasaydı", şu an karpuzkaldıran'ın yerinde muhtemelen lara'nın siluetinin içine eden 15 katlı apartmanların oluşturduğu siteler olacaktı..daha mı iyi olacaktı?bence hayır..
  • çok değil, birkaç yıl önce patlamış mısırı 200.000 liraya (yaani 20 yeni kuruşa) satmış olan ve bu yüzden insanı çıldırtan bir yer. aynı ülke sınırları içinde bir malın değeri hem bu kadar düşük, hem de 20 kuruşla karşılaştırılmayacak kadar yüksek nasıl olabilir ha, nasıl?
  • adeta cennetten bir ko$e.sicacik bir deniz, nezih bir ortam, ucuz bira, ucuz dondurma, hamaklar insan daha ne ister ulan.
hesabın var mı? giriş yap