şükela:  tümü | bugün
  • bir yazarın günlük yaşantısının, duygularının, düşüncelerinin kars anılarıyla birlikte harmanlanmış halini içermektedir.

    tamamen kişisel amaçla açılmış bir başlıktır. blog açmaya erindiğimden ve ulaşılabilirlik açısından burada daha çok okunacağımı düşündüğüm için böyle bir yolu seçtim. buradan okunma amacı güttüğüm anlaşılmasın sadece daha çok insana kendimden bir şeyler bırakabilmek istedim. ne yazarım ne kadar yazarım hiçbir fikrim yok, zaman gösterecek. okuma zahmetine girip girmemeniz size kalmış.

    ----

    uçuş öncesi hava, erken saatler olmasına rağmen sıcaktı; fakat yağışın yaklaştığının habercisi bulutlu bir gökyüzü böyle devam etmeyeceğini söylüyordu. son birkaç gün mevsim normallerinin üzerinde seyretmiş, kahramanımızı t-shirtünün üzerinde montla gezdirecek düzeye gelmişti kimi zaman. bir önceki seyahatine göre çok daha erken varmıştı hava alanına. uyumamaya çalışarak kapının açılışını beklemeye başladı, tam göz kapakları düşmeye başlamışken anons duyuldu.

    uçağa bindi, bir süre sonra uçak hızlanıp, yükselişe başladı. o kara bulutları delip de pamuk tarlasının altında serileceği, güneşin bu tarlanın her bir noktasını aydınlatacağı o geçiş anını kayıt altına almak istedi. kendi iç huzuru da bu şekilde birden aydınlığa kavuşacaktı. bakıp bakıp bunu hatırlamak niyetindeydi. ama günümüz insanının çabuk ve tek seferde tüketim gibi bir derdi olduğu için bir sonraki izleyişi çoktan varolan dertlerinden kurtulduktan sonra olacaktı. bir yanıyla bunu hissediyordu. kayıdı tamamladı, kulaklığını taktı. cebinde katlana katlana yine tek tarafı bozulmuştu. ucuz ama görece kaliteli dostunu yitirmenin sızısıyla tek taraftan müzik dinlemeye başladı.

    gece uyuyamamış; uyusa bile sürekli uyanıp son gecenin tadını çıkarmaya çalışmış bir yandan düşünceleriyle boğuşmuş, bir yandan da neden ben sorularına cevap aramaya devam etmişti. cevap ortadaydı, olmayınca olmuyor, asıl mesele bunu hazmedebilmekti. onca yaptığı yaşadığı şeye rağmen sonun bu olacağı en başından belliydi. saniyelik panik atakla birlikte göğsünün ortasındaki uçuş başından beri var olan ağrı şiddetlendi daha kötü hale gelmesine neden oldu. neyse ki bu panik atakları düşünceyle savruşturulabilecek düzeydeydi. 6 sene önce bir kez engellenemez düzeye gelmişti. bir daha onu yaşayamazdı. mesleki bilgisi dahilinde kendisine kimsenin yardım edemeyeceği, çevresindekilerin yetersiz olduğu düşüncesi, uçaktaki en yetkin kişi olmanın farkındalığı aslında huzursuzluğunu arttırması gerekirken kendisini dizginlemesini sağladı. insanın kendi kendini düşünce gücüyle öldürebilmesiydi panik atak. tam bir gerzek süper kahraman yeteneği aslında diye düşündü. (dönüşmesinden korktuğum duyguyu -korku- dönüştüğünde alacağı isimle anıyorum: panik atak. abartarak yazdım evet.) yine de uçma korkusu hiç bitmeyecekti kahramanımız için çünkü yaşama güdüsüydü bu korkunun sebebi. her şeye rağmen hayattan zevk alırken kim ölmek isterdi ki?

    yalnızlığını daha da hissettiği o lanet şehre indi. kendisini tek karşılayan soğuk olmuştu. montunu kapama zahmetine girmedi, soğuğu iliklerine kadar hissetmek istiyordu. hava alanının ön tarafına yürüdü. eski bir halk otobüsüne, hala nasıl gidebiliyor bu diye düşünerek hızlıca bindi, tribün koltuklarından hallice bir koltukta yerini aldı. kaldığı apart daireye ulaştı, kombiyi yaktı. çantasını boşalttı. eşyalarıyla birlikte dökülen tek tük anıyı da çamaşır makinesine tıkıştırdı, kirlerinden arındırmak için. yanan kombiye rağmen soğuk gitmek bilmiyordu. kanepesine geçti, kafayı kanepenin rahatsız yastığına koydu, üzerine yorganını çekti. yaklaşık 3 saat uyumuş. önce kalkmak istemedi alttan uzanan kara sarmaşıklar gibi her şeyi boş verme hissi onu yattığı yere bağlamaya çalışıyordu. direndi, sarmaşıklardan kurtulup ayağa kalktı. hazırlandı, belalı komşusuna görünmeden dışarı attı kendini. hem açtı hem de evde daha fazla duramazdı.

    -10lara varan havaya rağmen içindeki kor sönmüyordu. o öfke, o nefret, o aldatılmışlık, o reddediliş çevresinde bir katman oluşturuyor, üşümesini engelliyordu. nereye gideceğini bilmez bir halde yürümeye devam etti. içinde tarifi mümkün olmayan bir rahatlama da vardı aynı zamanda. saçak altından yürümemeye özen göstererek ierledi; çünkü binalardan sarkan buzların hayatına kastetmesini istemezdi. her yer kömür dumanıydı, nefes almak eziyet haline gelmeye başlamıştı. nasıl ki insan derin bir nefes aldığında yaşadığını hissediyorsa o tam tersine nefes aldıkça içinde bir şeylerin ölmekte olduğunu düşündü. bunu da yararına çevirdi, soluduğu havayı kemoterapi olarak düşündü ve içinde öldürmek istediği, her bir yanına metastaz yapmış düşüncelerin üzerine saldı. hoşuna gitti böyle düşünebilmek, hafifçe egosunu okşadı. bunları düşünerek ilerlerken bir dükkan gözüne çarptı. burada yiyebileceğini düşündü, içeri girdi, cam kenarına geçti böylece dışarıyı seyredebilecekti. siparişini verdi, beklemeye başladı. aklına bir fikir gelmişti, bir şeyler yazma ihtiyacı hissetti. fakat çıkmadan alayım diye ortalık yere koyduğu kağıt kalemini almayı unutmuştu. telefonu yanındaydı ve senelerdir içinde bulunduğu sözlüğe girdi. nasıl, nereye varacağını bilmeden ilk adımlarını atmaya başladı hikayesinin. belki de burada bitmişti.
  • ----

    zaman: bir başka günün gecesi. dizi izlerken uyuklamak istediğinden yorganı ve yastığını da alıp kanepeye uzandı. yarısına gelmişken üzerine hücum eden uykuya memnuniyetle teslim oldu. kafasında bir anda kalk dişini fırçala emri belirmişti. hücmu püskürtüp kalkmak istemedi ama kalkmaması da büyük bir yenilgi demekti kendisi için. yine de yenilgiye boyun eğdi. bir süre uyumuşken birdenbire uyandı. ışığı kapayıp devam etmek istedi uykusuna fakat yenilgiyi kabul etmeyen, ederse işlerin kendisi için daha da kötüye gideceğini düşünen kısmını bu sefer görmezden gelemedi. kalktı. önce yorganıyla yastığını yatağına taşıdı ardından aynadaki gece yakışıklısını selamlayarak dişlerini fırçaladı. yatağına geçti, çoraplarını çıkarıp çıkarmamanın tereddütünü yaşadı. ayaklarının soğukla yüzleşmelerini istemiyordu. çıkarıp hızlıca yorgan altına girdi. o tatlı hücumu karşılamaya hazırdı; fakat gelen giden yoktu. kafasına türlü düşünceler saplandı. düşünceler onu telefonunu eline almaya ve sosyal medyada boğulmaya, çağın hastalığı stalkinge zorluyor, kimi yerlerde kendisinden bir şeyler bulacağı konusunda benliğini ikna etmeye çalışıyordu. direndi. uyumaya çalıştı, başaramadı. sağa döndü olmadı, sola döndü yok. kombinin sesi kafasında büyüdü de büyüdü. yatak odasına kombi koymanın mantığını sorgulamayı çoktan bırakmıştı. sadece kaçak olmasın da ertesi gün ölü bulunmayayım diye düşünüyordu. ailesi perişan olurdu. tam o anda tüm gece uyumuşçasına uykudan uzaktı. kalktı telefona uzandı. düşüncelerine yavaş yavaş boyun mu eğecekti yoksa? eğemezdi. hikayesini devam ettirmek istedi.

    bugün de galipti ama bir o kadar uykusuz. ertesi günkü tam gün sürecek eğitimi düşündü. aslında iki günlük eğitimdi ve dün de gitmesi gerekiyordu ama haberi olmamıştı, sorumlusu kendisi olmadığından içi rahattı. derslerde sürekli uyuyan hali geldi aklına. hatta o kadar uyuyordu ki bazı arkadaşları bir araya geldikçe onu uyanık, ders dinler halde neredeyse hiç görmediklerini söyleyip duruyorlardı kendisine gülerek. derslerde nasıl uyuyorsam bu eğitimde de uyurum diye düşündü. yoksa uyuyamamak biraz sinirlendirmeye başlamıştı kendisini. sinirlendikçe uyuma ihtimali de o adrenalinle birlikte ortadan kalkıyordu.

    uyuduğu dersleri aklına getirince o günlere olan özlemi canlandı. tekrar o günlere dönebilmeyi isterdi. ama şu anki kafa yapısıyla. birçok şeyin çok daha farklı olacağına emin gibiydi. en azından günlerini daha dolu geçirirdi. hala elimde bugünüm var belli kısıtlamalarım da var ama hiçbir şey için geç değil diyerek kendini ikna etti. çok fazla mı çatışma yaşıyorum diye düşündü. hem evet hem hayırdı cevabı.

    tamamen zihnimde bir seyahattesiniz diye seslendi okurlara. bugün daha somut, daha hayal edilebilir ya da kars'a ait bir şeyler paylaşmak isterdi ama boş geçen bir günün ardından anlatmaya değmeyeceğini düşündüğü detaylardan arındırmak istemişti yazacaklarını. dışarıdan bir göze neler hissettirdiklerini merak etti. bir başkası için değil kendi iç dünyasını keşfedip haritalayabilmek için yazıyordu bunları. evet; ama birkaç yoruma da hayır diyemezdi. yoksa yorumlar kendisini bu karanlık evrenindeki keşif yolculuğunda yönlendirip kısıtlar mıydı? o zaman evreninin haritalamasını nasıl tamamlayabilirdi ki? içindeki merak ateşi hafiften güç yitirdi ama hiçbir zaman sönmeyecekti.