şükela:  tümü | bugün
  • geckin ya$ina bakmadan kendinden onbe$ yirmi ya$ kucuk kizlarla fingirdeyen erkekler icin kullanilan bir sifat tamlamasi (bkz: kirkindan sonra azani tene$ir paklar) (bkz: subyanci)
  • asla kacirilip damdan dama ucurulmayacak, suyuna da pilav pisirilmeyecek horoz cinsi... bir ihtimal kart horozdan risotto yapilir, bir bilene sormak gerek...
  • ayni adli ye$ilcam eserinden kalipla$mi$ sifat. bir vahi oz tiplemesi. kart horoz adli ye$ilcam yapimindan sonra cok begenilmi$, konu degil ama yaratilan tipleme donemin pekcok filminde kullanilmi$tir.
  • (bkz: horoz nuri)
  • vahi öz, münir özkul, hulusi kentmen, orijinal ajda pekkan ve sevda ferdağ'ın başrollerini zannımca eşitlikçi bir şekilde paylaştıkları, 1965 senesinin istanbul'undan manzaraları zaman zaman sergileyen nefis komedi. bir ertem eğilmez eseri.
    hikaye bir ordinaryus profesör, bir paşa-çengi torunu, bir tıfıl doktor, bir kart zampara, iki şaşkın aşık ve bir fettan hizmetçi arasında geçiyor.
    şahsen hastasıyım.
    şu sıralar yeşilçam klasikleri serisinden dvd olarak orada burada bulmak mümkün.
  • türk sinemasının unutulmaz karakter oyuncusu vahi öz'ün, tiplemesiyle gönlümüze taht kurduğu; kendisine de sıfat olduğu bir ertem eğilmez filmi.
  • doğrusunun kartaloz olduğu kelime.
  • hayatta en sıkıldığım yerlerin başında havaalanları gelir. bir vesileyle, son 1 sene içinde hiç olmadığı kadar çok vaktimi havaalanında uçak bekleyerek geçirdim. ve yine o sıkıcı bekleyişlerden biri... ben yine ankara uçağı bekliyorum.

    arkamda 50’li yaşlarda bir kart horoz var. karşısındaki genç ablayı etkilemek için kendisinin ne kadar eğitimli olduğunu, falanca filanca kişinin çok ahmak/dangalak/aptal olduğunu, lafı falanca filancaya nasıl soktuğunu anlatıyor. ben dinlerken geriliyorum, adamın karşısındaki genç kadını düşünemiyorum bile. “bey de demiyorum artık. lan, diyorum. beyefendi falan yok! lan, diye hitap ediyorum.” aferin kart horoz! “lan sen kimsin, diyorum. ben bu konuda kitap yazdım, diyorum. lan senin uzmanlığın ne ki, diyorum.” her cümleye “lan” ile başlıyor. bu “lan”, sanırım araba yarışı oyunlarındaki “turbo” tuşu gibi bir işlev görüyor. bey abi “lan” dedikçe coşuyor, coştukça “lan”a abanıyor. ovv ne kadar da kudretlisiniz bey abi, diyesim var, susuyorum. bir yandan da makaraya sarsam acaba şenlikli olur mu diye de merak ediyorum.

    sıra geliyor “çok seçkin bir aileyiz” ile vites büyütmeye. bir oğlum, diyor, iç mimar, evet. karşısındaki ablanın bunu duyduğunda hayran olduğunu mu düşünüyor nedir, muhtemelen o anı bir daha yaşamak için “tabii, iç mimar” diye altını çiziyor. bir kızım, diyor, mühendis. “nobel’i alalı da çok olmadı” der gibi onu da vurguluyor: “evet, mühendis.” burada söylenenler kadar aslında söylenmeyenler de mühim. bir oğul mimar, bir kız mühendis olduğuna göre, ailede başka evlatlar da var; ama belli ki onlar kredi kartı reklamlarındaki, okumanın imkansız olduğu, küçük puntolarla yazılmış, ekrandan jet hızıyla akan alt yazılar gibi... ya sizin diğer çocuklar, onlar neci bey abi, diyesim geliyor. bulaşma, diyorum kendime, zira bir oğlu iç mimar, bir kızı mühendis olan bir adama bulaşmak yürek ister.

    laf bir biçimde ankara’ya geliyor. belli ki buradan da devşirilecek erkeklik hikayeleri var kart horozun. şehir bölge planlamacılarından, gelmiş geçmiş ilçe belediye başkanlarına, temizlik işçilerinden, kentte yaşayanlara kadar herkes önce bir güzel fırçalanıyor. kart horozun tek ayağı bu fırçalananların üstünde... diğer ayak boşta kalacak değil ya... ben, diyor, mansur bey’i çok yakından tanırım. “mansur yavaş... çok yakından, tabii...” bu “tabii”den sonra “tıs, tıs, tıs” diye ses çıkararak gülüyor. o “tıs, tıs, tıs”, “ya biz mansur bey’le ne maceralar yaşadık!..” anlamına geliyor besbelli. şimdi o boşta kalan ayak da “mühim insanlar tanıyorum” mesajının üstünde...

    tam o sırada kudretli kart horozun telefonu çalmaya başlıyor. “alo? buyur abi? evet abi. tabii abi, evet, dinliyorum...” az önceki höt-zöt dili bir anda “abi, abi, abi” ile yer değiştiriyor. “olur mu öyle şey abi? çok akıllı bir çocuk, çok becerikli...” birini işe sokmaya çalışıyor belli ki. konuştukça da işe sokmaya çalıştığı kişinin, o hızlı alt yazıda geçen oğlu olduğu anlaşılıyor. adam, oğlunu ankara büyükşehir belediyesi’ne aldırmaya çalışıyor. konuştuğu kişi ise suyunun suyu yetkide bir isim besbelli...

    ankara yolcuları uçağa binmek üzere kapıya davet ediliyor. sıraya girerken adama bakıyorum. uçuş bu adam için hazin bir biçimde sona ermiş. iniş takımları açılmadığı için piste çakılan uçaklara benziyor.