şükela:  tümü | bugün
  • m.ö. 12. yüzyıldan itibaren doğu akdeniz’de kendilerini göstermeye başlayan fenikeliler, kısa zamanda geliştirdikleri ve büyüttükleri deniz ticareti ile akdeniz’in her noktasına ulaşmışlardı. ulaştıkları bu yerler arasında şüphesiz kuzey afrika kıyıları ve burada kurulmuş olan koloniler, özellikle de kartaca, akdeniz’de ana vatan (doğu akdeniz) hariç uğradıkları en önemli durak, en uzun soluklu yerleşim yeridir. kartaca kendine özgü kültürü, yönetim yapısı, sicilya, syrakusai, hellenler ve roma ile girdikleri mücadeleler, başarıları, yenilgileri ve daha birçok özelliğiyle bugün en çok konuşulan ve üzerine en çok araştırma yapılan fenike kolonisidir.

    fenikelilerin afrika’daki faaliyetlerini, hatta artık fenike değil, pön olarak anılan kendine özgü kartaca’yı ve onun bizzat kurduğu afrika ve akdeniz kolonilerini öğrendiğimiz tarihsel kaynaklar son derece azdır. var olan kaynaklar ise çoğu kez doğrudan kartaca’yı değil, bağlı bulundukları toplumun kartaca ile ilişkilerini anlatırlar. örneğin hellen yazarların eserlerinde biz asıl olarak sicilya ve hellen kolonilerinin tarihini okurken, bir yandan bunların kartaca ile mücadelesini de gözlemlediğimiz için, kısmen de olsa bir kartaca tarihi yakalayabiliyoruz. romalı yazarların eserleri için de pön savaşları’nı anlattıkları için bu geçerlidir. öte yandan, kartaca’daki fenike dilindeki yazıtlara bakmak gerekirse, doğu akdeniz kıyılarındaki durumun aksine, kuzey afrika ve kartaca’daki az sayıdaki fenikece yazıtların hiç biri ne yazık ki tarihsel değildir. yazıtların hepsi mütemadiyen dini inançlardan, ayinlerden, tanrılardan, kültlerden ve ritüellerden bahseder. bu nedenle kuzey afrika’daki fenike ve kartaca tarihi hakkındaki bilgilerimiz dolaylı kaynaklara dayanır. kartaca’nın 8. yüzyıl ile 2. yüzyılın ortalarına dek süren uzun bir zaman dilimi boyunca, akdeniz’deki siyasi ve ticari olaylarda belirleyici rol oynaması, hellen ve romalı tarih yazıcılarının ilgisini çekmiştir. özellikle sicilya, syrakusai ve roma ile mücadeleler, yani pön savaşları en çok yazılan konular olmuştur.

    kartaca’nın tarihini yazarken kullanılan en önemli ilk kaynaklardan bazıları şunlardır:

    - appianosrhomaika, m.s. 2. yüzyıl.
    - eusebioskhronikoi kanones, m.ö. 3.ve 4. yüzyıl.
    - dionysiosrhomaike arkhaiologia, m.ö. 1. yüzyıl.
    - philistossikelika, m.ö. 5. ve 4. yüzyıl.
    - polybiospolybii historiae, m.ö. 2. yüzyıl.
    - flavius josephos - bellum judaicum, judaike arkhaiologia, m.s. 1. yüzyıl.
    - timaiossikelikai historiai, m.ö. 4. ve 3. yüzyıl.

    kartaca bugünkü tunus toprakları üzerindeki kentin ismidir. bu isim hellenlerin ve romalıların kullandıkları daha genel isim olan pön’den daha özel bir isimdir ve hem kenti, hem de halkının etnik kökenini belirmek için kullanılmıştır. muhtemelen kartaca halkı da, kendilerini kartacalılar olarak tanımlıyorlardı. kartaca kelimesi, büyük olasılıkla fenikece’dir ve kart-hadaşt olarak ayrılan iki sözcükten oluşan birleşik bir sözcüktür. manası yeni kent, veya daha anlamlı olarak yeni başkent’ti. birçok araştırmacı, bu ismin, fenikeli kolonistlerin akdeniz kolonilerini yönetecek yeni ve merkezi bir kent kurma isteğini, hatta daha doğru olarak planını yansıttığını savunmuştur ki bu, yanlış bir önerme değildir. akdeniz’de italya, afrika ve ispanya kıyılarında ve adalarda birçok koloni kurmuş olan fenikeli, tüccarların, bu kolonileri doğu akdeniz sahillerinden değil de, afrika sahillerinde kurulacak yeni bir başkentten yönetmek istemesi gayet doğal ve hatta gerekli bir şeydir.

    kartaca kentinin kuruluşu ile ilgili farklı söylenceler bulunmasına rağmen, antik kaynakların çoğu kuruluş tarihi konusunda birleşirler. klasik kaynaklar genel olarak m.ö. 815 gibi bir tarihte anlaşmaktadır. kuruluş ile ilgili en çok üzerinden durulan iki farklı söylenceye gelecek olursak:

    birincisi; kaynağı m.ö. 4. yüzyılda yaşamış syrakusaili philistos olan ve knidoslu euksodos ve appianos tarafından da anlatılan bir söylenceye göre kartaca, troya savaşı’ndan çok kısa bir süre önce, yani muhtemelen m.ö. 13. veya 12. yüzyılda, iki tyroslu azoros (zoros) ve karkhedon tarafından kurulmuştur. ancak bu efsane muhtemelen tamamen uydurmadır. ilk görüşte fark edilebileceği gibi zoros tyros’un, karkhedon ise kartaca sözcüğünün bozulmuş ve hellenleşmiş halleridir. bu söylencenin başka hiçbir tarihsel dayanağı veya destekçisi yoktur. bu yüzden bu efsaneyi tarihi bir bilgi olarak değerlendirmek yanlıştır. bununla birlkikte, bu bölgede kartaca’nın m.ö. 815’teki kuruluşundan önceye tarihlenen bir takım arkeolojik malzemelerin bulunması da, kartaca’nın burada hali hazırda var olan küçük bir yerleşim biriminin üzerine de kurulmuş olabileceğini düşündürmektedir. ayrıca bu fikir ile birlikte kart-hadaşt ifadesinin doğrudan doğruya yeni kent, yani yenilenen, yeniden kurulan kent anlamını taşıyor olabileceği de düşünülmüştür. ancak yine de, elimizdeki birçok tarihsel kaynak, bu ifadenin ana yurda gönderme yaparak, ikinci başkent manasında kullanıldığı konusunda birleşmektedir. o halde burada kartaca’dan önce kurulmuş olan küçük yerleşim birimi, belki de bir kasaba, kartaca’nın kuruluşunda yalnızca kentin kuruluş yeri konusunda etkili olmuştu diyebiliriz.

    ikincisi ise; ilk olarak tauromenionlu timaios’un başlattığı ve justinus’un devam ettirdiği ikinci bir söylenceye göre kartaca, tyroslular tarafından kurulmuştu. tyros kralı pygmalion’un kız kardeşi elissa, melkart rahibi amcası akharbos ile evlenmiş, kocasının abisi tarafından öldürülmesi üzerine afrika’ya doğru yola çıkmış ve kartaca kentinin kurulduğu yere gelmiştir. burada komşu fenike kolonisi utica’nın da yardımıyla yeni kent kurulurken, komşu düşman kralın tehditleri üzerine elissa intihar etmiş, onun onuruna oluşturulan kült, kentin yıkılışına dek devam ettirilmiştir. söylenceye göre kentin kuruluş tarihi yine 815’tir. ayrıca bu ikinci ve daha çok kabul gören geleneğin başka tarihsel dayanakları da vardır. flavius josephos, tyros yıllıklarına atıfta bulunarak, tyros’un pygmalion adlı bir kralından bahseder ve onun hâkimiyetinin yedinci yılında kız kardeşinin libya taraflarına kaçmasından ve yeni bir kent kurmasından bahseder.

    kartaca’nın kuruluşuna ilişkin efsanelerde, kartaca’ya özgü doğulu unsurların ve hellen etkisiyle girmiş olan batılı unsurların birleşmesinden ve birbirine karışmasından kaynaklanan bazı nüanslar vardır. örneğin pygmalion ve elissa isimleri, aslen fenikece “pimayyalon” ve “elişa” isimlerinin hellenleşmiş halidir ki bu, hellen edebiyatında kartaca’nın kuruluş hikâyesinin ve hikâyedeki karakterlerin önemsendiğinin ve benimsendiğinin bir göstergesidir. tyros’taki ve dolayısıyla buradan kartaca’ya geçen melkart kültü de, hellenler tarafından herakles kültüyle özdeşleştirilmiş ve hürmet görmüştür. ayrıca, elissa’nın yukarıda anlattığınız söylencede, öküz derisini şerit şerit kesip yere sererek topraklarını belirlediği pasajda geçen, hellence “öküz derisi” anlamındaki “byrsa” kelimesi, fenikece akropol manasına gelmektedir. bu durum da hellen ve kartaca kültürel ilişkilerinin dil konusunda da var olduğunu göstermektedir.

    kartaca, bugünkü tunus topraklarında, bugün de kartaca burnu da denilen bir burunda kurulmuştur. aslında bulunduğu yeri tunus körfezi olarak tarif etmek daha doğrudur. zira kartaca burnu denilen yer aslında libya topraklarının en batısından kuzeye doğru yükselen çok büyük bir burun, küçük bir yarım adadır. buranın en kuzeydeki ucuna bon burnu veya kartaca burnu denmektedir. kartaca ise, doğusundaki bon burnu bile hemen batısındaki bello burnu arasındaki körfezde yer alır. buraya tunus veya kartaca körfezi denir. bu körfez, tahmin edileceği üzere bir liman yerleşmesi için son derece uygun bir körfezdir. hemen batısında, muhtemelen kendisinden daha önce kurulan eski bir fenike kolonisi, utica kenti yer alır. utica’nın biraz kuzeyinde, bello burnu’nda daha geç tarihte kurulmuş hippo akra yer alır. kartaca’nın utica ile ilişkisi pek fazla bilinmiyor. ancak efsaneye göre uticalılar, kartaca’yı kuran kolonistlere yardım etmiştir. muhtemelen ilişkileri kuruluş ile başlamıştı. bundan sonra da hem siyasi ve ekonomik, hem de kültürel anlamda bu ilişkilerin devam etmediğini düşünmek olanaksızdır.

    afrika’daki fenike ve kartaca kolonilerine ilişkin elimizde hiçbir tarihsel kayıt yok. ulaşabildiğimiz tek şey bu kentlerin isimleri ve buralardan çıkarılan ve çoğu kez yetersiz kalan arkeolojik malzemelerdir. bu sebeple bu kolonilerden bahsederken yapılabilecek tek şey kentletin isimlerini saymaktır. kuzey afrika’nın en doğusundan başlayacak olursak, en doğuda, bugünkü libya topraklarında muhtemelen m.ö. 4. yüzyılda yerleşim görmüş leptis magna yer alır. leptis magna’nın batısında oea ve sabratha, yine 4. yüzyıla tarihlenebilecek pön yerleşmeleridir. tunus’a geçtiğimizde, burada kurulan ilk önemli pön kenti, geleneğe göre malta’dan gelen kolonistler tarafından kurulmuş akholla’dır. klasik kaynaklarda fenike dilindeki adına rastlanmayan ve bugünkü ras pimassa’ya yerleştirilen thapsos da tunus’taki başka bir pön kentidir. tunus’ta, hakkında pek az şey bildiğimiz leptis minor, hippa akra ve hippa regius kentleri de yer alır. daha doğuda, cezayir’de kirta, igilgili, icosium, tipasa, gunugu, fas’ta ise rusaddir (melilla), emsa, tamuda, tanca ve lyksos bilinen pön kentleridir. bu pön yerleşmelerinde yapılan arkeolojik araştırmalarda az sayıda tipik pön malzemeleri ve mimari kalıntıları bulunmuştur. ( tofetler, fenike tarzında akropol, apis, üzüm salkımlı kil çömlekler, suriye ve mısır etkili seramikler, cam malzemeler, mor boyalı değerli eşyalar..) kentlerin yapıları genelde roma öncesidir ve pön tipindedir. çoğunluğu 4. ve 3. yüzyıllarda yerleşim görmüştür. ancak ne yazık ki, başta da belirttiğimiz gibi afrika’daki fenike tarihi neredeyse tamamen kartaca’ya odaklandığı için bu kentler hakkında tarihsel bilgiye ulaşamıyoruz.

    kartaca’nın kuruluşuyla ilgili hikâyelerden sonra, ilk dönemleriyle ilgili edinebildiğimiz bilgiler ne yazık ki yok denecek kadar azdır. lakin tarihsel durum, roma ile mücadeleleri sonucunda zayıflamaya başlamasına kadar olan süreçte kartaca’nın batıdaki en büyük fenike kenti haline geldiğini ve otoritesini tüm fenike kentlerine kabul ettirdiğini göstermektedir. isim konusunda konuşurken de bahsettiğimiz gibi, kartaca bizzat batıdaki fenike varlığının yeni merkezi olması amacıyla kurulmuştu. ya da en azından kuruluşuyla beraber ve kuruluşunun hemen ardından kendisine böyle bir misyon yüklenmişti. batıdaki dağınık fenike dünyasının kartaca yönetimi altından birleşmesini öngören düşüncenin temel itici gücü ise, hellenlerin akdeniz dünyasındaki artan ticari ve siyasi faaliyetleriydi. 8. yüzyılda başlayan ve 7. yüzyılda iyiden iyiye yükselmeye başlayan hellen nüfuzu, akdeniz’deki fenike kolonilerinin geleceği için ciddi bir tehlike unsuruydu. ayrıca fenike kolonileri aslen ellen kolonileri gibi büyük halk kitlelerinden oluşmadıkları için görece zayıf ve savunmasızdırlar. bazı koloniler arasındaki azımsanamayacak mesafeler de bu güvenlik sorununun bir başka nedeniydi.

    bununla birlikte birçok koloni yerel halkların ve dışarıdan gelen bazı filoların saldırılarına uğruyor, bu saldırılar da özellikle kolonilerin birbirlerine yardım edemeyecekleri mesafeler ve zayıf zamanlar gözetilerek gerçekleştiriliyordu. dolayısıyla bu fenike kolonilerinin merkezi ve zor zamanlarda başvurulabilecek bir güce, yönetime ihtiyaçları vardı. işte kartaca, kısa bir süre içinde bu kolonilere başkentlik yapabilecek merkezi bir konuma yükseldi. kartaca’nın kuruluşundan kısa bir süre sonra batıdaki diğer fenike kolonilerine liderlik etmesine sebep olarak, anayurt olan doğu akdeniz kıyılarındaki fenike kuvvetinin düşüşü ve buraya olan ilişkilerin, buradan gelen yardımların iyice azalması da gösterilebilir. doğu akdeniz’in gerilemesi yavaştı, çünkü gücünü ticaretten alan bir oluşum, çağlar değişse bile ticaretin vazgeçilmezliği sebebiyle etkin ve canlı kalabilir. ancak, eski yakındoğu’da m.ö 8. ve 7. yüzyılda görülen ani değişim, fenike’yi bile düşüşe geçirmişti. bu düşüşün sebebi, mezopotamya’dan anadolu’ya, kuzey suriye’den doğu akdeniz’ kadar bütün siyasi oluşumlara boyun eğdiren asur imparatorluğu’ydu. asur kralı ii. sargon, mezopotamya’daki bütün kentleri zapt etmiş, anadolu’daki tüm geç hitit krallıkları’nı kendisine bağlamış, doğu akdeniz ve kuzey suriye’yi de tamamen kendi kontrolü altına almıştı. hellen yayılması da akdeniz üzerindeki deniz ticaretinde tehlike yaratıyordu. ayrıca asur fetihlerinden sonra yine yakındoğu’yu benzer bir istilaya girişen pers imparatorluğu da, aynı olumsuz etkileri yaratıyordu. hatta perslerin bu olumsuz etkisi yalnızca siyasi alanda değil, eski doğu kültürünü yıprattığı için kültürel alanda da söz konusuydu.

    işte burada bildiğimiz klasik doğu uygarlığı büyük bir değişim ve farklılaşmaya girerken, hatta doğu akdeniz’de neredeyse bir fenike etkisi kalmazken, kartaca batıda eski klasik doğu kültürünün yegâne temsilcisi, iki dünyanın, doğu ve batı uygarlıklarının kaynaşmasında önemli bir faktör, hellen ve roma ile kültür alışverişinin en önde temsilcisi haline gelmekteydi.

    kartaca’nın faaliyetleri hakkında, kurulduğu tarihten çok sonra bilgi edinebiliyoruz. bilinen ilk tarihsel bilgi, kuruluştan yaklaşık 150 yıl sonraya, m.ö. 655 yılına aittir. kartaca, yaklaşık olarak 655-53 yıllarında ispanya’nın doğusundaki balear adaları’ndan biri olan ibiza’da bir koloni kurmuştur. böylece kartaca, akdeniz’deki büyük adalar ile (sardinya ve sicilya) ispanya arasında, bir anlamda köprü sayılabilecek bir noktaya da adım atmış oldu. kartaca, ibiza’daki bu koloni faaliyetiyle aynı tarihlerde sardinya ve sicilya ile ilişkilere başlamış, buradaki fenike kolonileri ile bağlarını güçlendirmiş, hatta buralara kartacalı yerleşimciler göndermeye de başlamıştır. kartaca’nın akdeniz’de verdiği bu mücadele ve sarf ettiği çabalar sırasında aldığı ilk darbe, marsilya’da phokaialılar’dan geldi. kartaca, phokaia’nın marsilya’da bir koloni kurmasına engel olmak istedi, fakat m.ö. 600 yılında marsilya yakınlarında yapılan bir deniz savaşında kartaca yenilgiye uğradı. bu yenilgi kartaca için ağır bir darbeydi. dolayısıyla kartaca akdeniz’deki mücadelesinde tek başına olmak yerine bir müttefik bulma yoluna gitti ve kendisi gibi hellen yayılmasına karşı olan etrüskler ile ittifak yaptı.

    bundan sonra kartaca’nın tarihi ile ilgili 550 yılına denk gelen bir bilgiye ulaşabiliyoruz. kartacalı general malkhos, m.ö. 550 civarında bir filoyla sicilya’ya sefere çıkmıştır. malkhos burada sicilya’ya karşı zafer elde etti ve ardından sardinya’ya geçti. fakat burada sardinya halkı tarafından bozguna uğratıldı. kartaca’ya dönen malkhos, hem başarısızlığı, hem de kente gelince giriştiği tiranlık kurma teşebbüsü sebebiyle idam edildi. kartacalılar’ın etrüskler ile ittifak yaptığını söylemiştik. bu ittifak sonucunda iki taraf, m.ö. 535’te phokaialar’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. etrüsklerin ve kartacalıların akdeniz’deki ticari faaliyetlerinde çok büyük bir rakip olan phokaia’nın yenilmesi, hellen yayılmasının sicilya ve sardinya ayağını zayıflattığı için çok önemli bir olaydı. etrüskler ile kartaca arasında yapılan bir takım antlaşmalar sonrasında etrüsk hâkimiyeti italya alplerinden yarım ada’da campania’ya kadar sağlamlaşmış, adalar ve güney italya ise oldukça güçlü bir kartaca etkisine girmişti.

    kartaca’da bulunmuş olan bazı arkeolojik etrüsk malzemeleri ve etrüsk sahasında bulunan kartaca kökenli malzemeler, iki halk arasında yalnızca ticari ve siyasi değil, kültürel ilişkilerin de gelişmiş olduğunu göstermiştir. nitekim kartaca’nın ve temsil ettiği doğu kültürünün roma’daki etkisinin bazı unsurları da, belki de etrüsklerin aldığı doğu etkilerinden roma’ya aktarılmıştı. ayrıca, etrüskler ile kartaca arasındaki siyasi ittifak aslında göründüğünden daha büyük anlamlar da taşıyordu. asur ve kısa süreli babil canlanmasından sonra yükselen pers imparatorluğu hâkimiyeti altındaki doğu uluslarının batıda oluşturdukları hellen karşıtı zincir, bu ittifak ile güçlenmiştir.

    öte yandan, batıdaki hellen karşıtı ittifakta krizler yaşanıyordu. ilk işaret, etrüsklerin gerilemesiyle geldi. 510’da tarquiniuslar’a karşı çıkan ayaklanma ve roma’nın bağımsız bir cumhuriyet olarak yükselişiyle birlikte etrüsk-kartaca ittifakı sona erdi. roma’nın yükselişi, henüz 509 gibi erken bir tarihte kartaca ile roma’nın bir nüfuz alanı antlaşması yapmasına sebep olacak kadar hızlıydı. bu antlaşma iki kuvvet arasındaki ilk antlaşma olarak kabul edilen 348’deki antlaşmadan daha öncedir ve asıl ilk antlaşma budur.

    batıda bunlar olurken, doğuda persler’in anadolu’yu ve hellas’ı istilaya girişmesiyle başlayan mücadelede, persler ile hellenler arasındaki belirleyici karşılaşma yaşanmak üzereydi. doğuda pers emrine girmiş olan fenike filoları 480’de salamis deniz savaşı’nda yenilirken, kserkses’in isteği ve ricası üzerine sicilya’ya yelken açan kartaca donanması da buradaki hellen filosuna karşı başarılı olamadı ve himera açıklarında yenildi. savaşta ünlü komutan hamilkar hayatını kaybetti. doğuda pers ve fenike gibi kuvvetlerin hellen uygarlığına karşı aldığı karşıt ve düşman tavrı batıda uygulamaya ve akdeniz’deki varlığını devam ettirmeye çalışan kartaca, 650’li yıllardan 280’e dek sürekli yükselişteydi. fakat bu kez, sicilya’da aldığı darbe onu biraz zayıflattı. ancak yine de akdeniz’deki kazançlarını koruyordu.

    sicilya ile kartaca arasındaki belirgin siyasi mücadele 410’da tekrar başladı. sicilya’daki kartaca kolonisi segesta, hellen kolonisi selinunte tehdidine karşı yardım isteyince hamilkar soyundan gelen hannibal, bir orduyla sicilya’ya girdi. hannibal ve onun vebadan ölümünden sonra himilko, 410 ve 405 yılları arasında sicilya’da selinunte, himera, agrigentum ve gela kentlerini tamamen ele geçirdiler. kartaca’nın sicilya’daki bu büyük tehdidine karşı harakete geçen ilk kişi, syrakusai tiranı dionysios olmuştur. dionysios önce kartaca ile syrakusai’nin aleyhine olacak bir antlaşma yapmak zorunda kaldı.(m.ö. 405) fakat daha sonra yaklaşık 400’den itibaren 393’e dek süren sürekli saldırı halinde oldu. bu yaklaşık 7-8 yıl süren karşılıklı çarpışmalar sırasında iki taraf da zaferler ve yenilgiler aldı, ama sonunda dionysios 392’de, tıpkı 405’te olduğu gibi kartaca’yı ihya edecek bir antlaşma yapmak zorunda kaldı. bu antlaşma sayesinde kartaca sicilya’nın neredeyse üçte birine hâkim olmuştu. kartaca sicilya’daki bu hâkimiyetini uzun yıllar devam ettirdi. bu arada 348’de kartaca roma ile bir antlaşma daha yaptı. antlaşma yine 409’da olduğu gibi, iki gücün nüfuz alanları ve birbirleriyle ilişkileriyle alakalıydı.

    kartaca ile sicilyalı hellenler arasındaki çatışma, syrakusai tiranı korinthoslu timoleon döneminde de devam etti. kartaca’nın aralıklarla devam eden saldırılarına şiddetle cevap veren timoleon, 340’da krimissos nehri’nde büyük bir zafer kazandım ama, ertesi yıl bir barış antlaşması yapmak zorunda kaldı. bu antlaşma yine 405’te olduğu gibi kartaca’nın çıkarlarına daha uygundu ve eski durum pek de değişmedi. eski yakındoğu ve akdeniz dünyası m.ö. 335 yılından itibaren farklı bir döneme girmişti. makedonya’nın yeni kralı alexandros, önce hellas’ı, sonra anadolu, suriye, doğu akdeniz, mısır ve mezopotamya’yı etkisi altına alan bir istilaya başlamıştı. bu dönemde, muhtemelen hellen dünyası bu fetihlere odaklanmıştı ki, kartaca önceki dönemlere nazaran daha rahat bir 30 yıl geçirdi.

    fakat m.ö. 310 yılında daha önce hiç görmediği büyük ve ciddi bir tehditle karşı karşıya kaldı. syrakusai’nin yeni tiranı agathokles, 310 yılında kartaca tarafından syrakusai’de kuşatma altına alınmıştı. ancak agathokles kentten kaçarak 60 gemi ve 15 bin asker ile bon burnu’na çıktı, kendi kenti kuşatma altındayken düşman üstüne yürüdü ve kartaca'yı kuşattı. tunus’taki birçok kenti yağmaladıktan sonra kartaca yakınlarında ordugâh kurdu ve küçük bir kartaca birliğini yenilgiye uğrattı. agathokles’in bu zekice planı, kartaca’yı gerçekten çok zor bir duruma düşürmüştü. iki düşman da birbirlerinin kentlerini kuşatmıştı. ancak burada agathokles daha avantajlı olan taraftı. syrakusai’deki kuşatmayı yöneten hamilkar kartaca’ya fayda sağlayamıyordu. aksine agathokles de kartaca etrafındaki tüm kentleri teker teker ele geçiriyordu. kartaca’da bir iç kriz yaşanırken, o batıya geçip utica ve hippo akra’yı da işgal etti. ancak burada çok büyük bir hata yaptı. hippo akra’da büyük bir filo inşa ettirdi ve syrakusai’ye yardım etmek için yola çıktı. agathokles’in yokluğundan yararlanan kartacalılar, askerlerini bozguna uğrattılar ve işgal edilen yerleri kurtardılar. agathokles bir süre sonra bir barış antlaşması yapmak zorunda kaldı ve kartaca yine sicilya’daki tüm topraklarını muhafaza etti. agathokles ise bir miktar tazminat ile yetinmek zorunda kaldı.

    kartaca böylece tarihinin en tehlikeli olaylarından birini zekice davranarak geride bırakmıştı. düşmanlarının ilk kez afrika’ya geldikleri bu olay sırasında kartaca yönetimi bir takım iç krizler yaşamış olsa da, afrika topraklarının hayati önemini gözden kaçırmayarak, agathokles ile ılımlı bir antlaşma yapmaya yanaşmadı. kartaca hem afrika’yı, artık kendisi için anayurt haline gelen bu toprakları güvende tuttu, hem de geleceği için vazgeçilmez olan, akdeniz ticaretinde ayakta kalmasına yardımcı olan sicilya topraklarındaki avantajlarını ve çıkarlarını korudu. kartaca’nın sicilya ile olan mücadelesine ve 5. ve 4. yüzyılların olaylarına genel olarak bakıldığında, onun artık doğu akdeniz’den tamamen ayrıldığını, hellen dünyasında belirleyici bir role büründüğünü ve kendisine has bir siyaseti olan bağımsız bir devlet olarak karşımıza çıktığını görebiliriz. kartaca’nın kendine özgü siyaseti, temelde her koşulda ticareti canlı tutmaya ve ticaret ile ilgili çıkarları daima korumaya dayanıyordu. çünkü ticaret kentin her şeyiydi.

    öte yandan, kartaca’nın emperyalist hedefleri de yoktu ve çoğu kez askeri çatışmalardan uzak durmaya çalıştı. yaptığı ticarette bir sömürü mantığı, kaynaklarını kullandığı bir bölgeye ürün ihraç etme alışkanlığı yoktu ve kendi ürünlerinden çok, doğudan ve batıdan gelen başka ürünlerin taşıyıcılığını yapıyordu. rakiplerini yok etmek için değil, sadece kendi çıkarlarını korumak için askeri mücadeleye giriyordu. ancak bu durum ileride roma gibi emperyalist olma hedefinde ve davranışında olan bir devletle karşılaştığında çöküşünü getirecekti.

    kartaca ile roma’nın ilişkileri hakkında 509’da ve 348’de iki antlaşma yaptıklarını söylemiştik. 306 yılında yine, önceki antlaşmaları teyit eden bit antlaşma daha yapıldı. bu arda arda, tekrar tekrar yapılan antlaşmalar, şüphesiz iki büyük gücün, savaşmak zorunda kalmadan, birbirlerini engellemeyeceklerine dair emin olma girişimleriydi. roma ve kartaca, hellen kuvvetinin düşmesi, etrüsklerin etkisiz hale gelmesi ile birlikte akdeniz’e hâkim iki büyük güç haline gelmişti. bu yüzde ikisi de bu coğrafyadaki çıkarlarını korumaya yönelik hareket etmek zorundaydı. nitekim ilerleyen yıllarda iki güç, çıkarları birbirine ters düşmeye başladığı zaman çatışmaya başlayacaklardı. 279-78’de ortak düşman olan epeiros kralı pyrrhos’a karşı bir ittifak antlaşması yapıldı. sonra tekrar, sicilya’ya giren pyrrhos’u yenmek için 276’da birleşik bir roma-kartaca kuvveti oluşturmayı öngören bir antlaşma yapıldı ve pyrrhos bu orduyla yenilgiye uğratıldı.

    ancak pyrrhos’un bertaraf edilmesi kartaca’nın sona götüren yola sokan şey oldu. aradan geçen yaklaşık on yıldaki akdeniz kapışması, çıkarların çatışmaya başlaması ve roma’nın kartaca’yı yok edilmek zorunda olan bir güç olarak görmeye başlaması dolayısıyla iki tarafın karşı karşıya gelmesine ve çarpışmasına sebep oldu. 264-241 yılları arasında, uzun süre devam eden birinci pön savaşı sicilya’yı kartaca’dan alan ve uzun süreli, ağır bir tazminat ödemek zorunda bırakan bir antlaşmayla son buldu. yenilginin ardından afrika dağılmaya başladı. kartaca’nın müttefikleri, komşu ülkeler ve özellikle en çok desteği dağlayan utica, kartaca’ya olan siyasi ve ekonomik desteklerini çektiler. kartaca yenilginin getirdiği ağır sonuçları telafi etmek amacıyla ispanya’da gelişme yolunu seçti. 239-27 yılları arasında ispanya’ya büyük bir kartaca akını gerçekleşti. 229’da carthegena kenti kuruldu. ancak roma, kartaca’yı ispanya’da da rahat bırakmak niyetinde değildi ve kartaca’yı burada da bir nüfuz alanı anlaşması yapmaya zorladı. iki taraf arasında 226’da yapılan antlaşmada ispanya topraklarında roma ve kartaca sınırı ebro nehri olarak belirlendi. ancak 218 yılında hannibal, roma’nın buradaki denetimlerine daha fazla dayanamayarak sagunto (sagentum)’da yeni bir savaş başlattı. 218 ile 202 yılları arasında on altı yıl boyunca inişli çıkışlı devam eden ikinci pön savaşı sonucunda galip yine roma oldu.

    kartaca bu ikinci ve yine ağır sonuçlar doğuran yenilginin ardından uzun sürecek bir toparlanma evresine girmeye çalıştı. fakat bu toparlanma pek mümkün olmadı. hem uzun süren savaşların ekonomik sonuçları, tazminatlar, hem de akdeniz’deki ticaretin roma etkisiyle kısıtlı kalması ve kartaca’yı içinde bulunduğu durumdan kurtacak boyutlara ulaşamaması, ekonomik ve siyasi canlanmayı engelledi. uzun süre akdeniz’deki eski gücünü yeniden kazanmaya çalışan kartaca, yıldan yıla güçsüzleşmeye başladı. en sonunda, m.ö. 150 yılında kartaca, kışkırtmalarına dayanamayarak, numidia krallığı’nın bir kenti olan messinissa kenti üzerine yürüdüğünde roma, antlaşmaya uymadığı gerekçesiyle afrika’ya yürüdü. 202 yılında yapılan söz konusu antlaşma ile kartaca’nın filoları yakılmış ve roma’ya danışmadan herhangi bir savaşa girmeme mecburiyeti getirilmişti. üç yıl süren kuşatma sonunda kartaca’yı yerle bir etti.

    kentin yerle bir edilmesinden sonra kartaca bir roma eyaleti oldu. ancak kartaca’nın mirası, dili, dini ve kültürü yüzyıllarca ayakta kaldı. hellen ve roma’ya, derin etkiler bıraktı, hatta modern avrupa ve afrika kültürlerine dek ulaştı. bu durumda, romalıların kartaca’yı ve müttefiklerini yok etmenin yanında, roma’ya yardım eden diğer pön kentlerine özgür kent statüsü vermiş olmasının da etkisi vardır. kartaca’nın sonunu getiren kent messinissa’nın bağlı olduğu numidia krallığı ise kartaca’nın düşüşünden yararlandı ve bir süre akdeniz’deki etkin ticari gruplardan biri oldu. kartaca’nın yıkılışı afrika’daki fenike kültürünün sonu değildi. aslında sadece kartaca’nın askeri ve siyasi olarak son buluşuydu. yaklaşık 800-700 yıl boyunca fenikelilerin afrika’da bıraktığı kültürel etkiler, hıristiyanlığın yükselişine dek hem hellen, hem de roma dünyasında varlığını sürdürmeye devam etmiştir.

    not: hazır yemek değil, alın teri. sözlüğün aklı başında okuyucularına armağanım. afiyet olsun.*
  • antikçağa damgasını vurmuş semitik kökenli büyük ticaret imparatorluğu. o.d.ö 814 yılında kurulmuş, o.d.ö 146'da romalılar tarafından yıkılmıştır.

    kartaca kenti o.d.ö 814 yılında, filistin topraklarında bulunan tir (sur) kentinden gelen fenikeli tüccarlar tarafından tunus'da kurulmuştur. 6.yüzyıl başında babil kralı nabukadnezar tarafından tir kenti yıkılınca, tüm fenike kolonilerinin en büyüğü, en zengini ve en güçlüsü olan kartaca bağımsızlığını ilan etti. diğer büyük kartaca kolonileri -leptis major, leptis minor, hippo zarytus ve ardumentum- duvarlarını yıkıp kartaca egemenliğine girmeyi kabul etmek durumunda kaldılar. bir tek, kartacadan yaklaşık üçyüz yıl kadar önce kurulmuş olan büyük ve güçlü komşu kent utica duvarlarını muhafaza etme ve devletin yönetiminde eşit söz sahibi olma hakkını elde etti.

    tir ve sidon şehirlerinin ispanya ile sicilya'da kurdukları koloniler yunan yayılmacılığıyla karşı karşıya gelince kartaca'dan yardım istediler. neticede sicilya üzerindeki yunan gücü durdurulmakla kalmadı, kartaca hem sicilya'da, hem de balear adaları ile ispanya kıyısında kendi kolonilerini kurdu. ardından sicilya, sardunya ve balear adalarının tamamı kartacalılarca fethedildi; libya ve cezayir kıyılarında yeni yerleşimler kuruldu. o.d.ö 520 yılı civarında cebelitarık boğazının ötesine yollanan bir keşif seferi fas, moritanya, senegal, gine ve hatta madeira ile kanarya adalarında yeni yerleşimler kurdu. sürekli büyüyen kartaca kentinin nüfus fazlası bu yeni yerleşimlere yollanıyordu. özellikle kuzey afrika kolonilerindeki nüfusun yerli afrikalılarla karışması sonucu ortaya libyo-fenikeliler denilen yeni bir ırk çıktı.

    kartaca imparatorluğu iki "kral", bir senato ve bir meclis tarafından yönetiliyordu. tüm memuriyetler, içine dahil olma koşulunu soy değil de zenginliğin belirlediği bir aristokrasinin elindeydi. krallar her yıl yeniden seçiliyorlardı. görevleri daha çok yargıyla ilgiliydi. senatoyu denetlerler ve sivil yönetimi de kontrol ederlerdi. bir kişi için yeniden seçilmenin sınırı yoktu. örneğin hannibal 22 yıl arka arkaya kral seçilmişti. bu krallara "shofet" denilmekteydi (latinceye "suffete" diye geçmiştir)

    kartaca senatosu ise üçyüz kadar asilzadeden oluşuyordu. otuz kişilik iç konseyin üyeliği ömür boyuydu. bu konsey ordu ve donanma komutanlarını seçen, shofetlere destek olan ve denetleyen asıl yönetim organıydı. bir shofet aynı zamanda general veya amiral de olabiliyordu ancak bunun için konumunun iç konsey tarafından onaylanması gerekiyordu. seferlerde her komutanın yanında senatonun bir temsilcisi de bulunurdu.

    ilerleyen yıllarda iç konsey "yüzler" adı verilen ve 104 yargıçtan oluşan bir yüksek mahkeme ile değiştirildi. bu mahkemenin görevi asayiş ve düzeni sağlamak olduğu kadar üyeleri askeri komutanlık görevlerini de icra etmek durumundaydılar. yenilmenin cezası çarmıha gerilmekti. "yüzler" zamanla tüm senatonun kontrolünü ele geçirdiler ve geceleri gizlice toplanan yarı-gizli bir kuruma dönüştüler. "yüzler" üyeleri kağıt üzerinde her yıl yeniden seçiliyordu; gerçekte ise aynı kişiler sürekli yeniden seçilmekteydi. böylece imparatorluğun doruğunda olduğu zaman diliminde, yaklaşık yüz yıl boyunca uygulanan politikalar, özellikle de dış politika, sabit kaldı.

    kartaca meclisine ise belli bir sınırın üstünde mülk sahibi her kartacalı katılabiliyordu; ancak bu meclisin shofetlerin seçimlerini onaylamak haricinde pek az gücü vardı. senatoyla meclis arasında neredeyse tüm kartaca tarihi boyunca süren rekabet ve husumet bu devletin çöküşünün başlıca nedenlerinden birisi olacaktı.

    kartaca ordusu ilk başta ağır savaş arabalarınca desteklenen hafif piyade birliklerinden kurulu tipik bir ortadoğu ordusu görünümündeydi. ancak sicilya'da yunanlılarla yapılan savaşlar sonucu ağır silahlı ve zırhlı hoplites askerleri ile phalanx taktiği benimsendi. 1.pön savaşından hemen önce ise xantipphos adlı bir spartalı paralı asker orduyu makedon usulünde yeniden eğitti. mısır üzerinden gelen bir pers ordusu ile yapılan savaşta kartacalılar ilk defa savaş fillerinin gücüne şahit olmuşlardı. savaş arabaları da yerlerini, o zamanlarda sahra çölünün güneyinde bile bulunabilen fillere bıraktılar. ordunun çekirdeğini böylece makedon phalanx'ı düzeninde savaşan libyo-fenikeli piyadeler ile filler oluşturdu. geri kalan birlikler ise tamamen paralı askerler tarafından kurulmuştu. kartacanın zenginliği böylesine çok sayıda paralı askeri beslemeye yetmekteydi. özellikle numidyanın müthiş hafif süvarileri, balear adalarından gelen sapancılar, suriyeli okçular ve keltiber kılıççıları en tutulan paralı askerlerdi.

    kartacanın donanması ise çok büyüktü ve bu denizaşırı imparatorluğun temel direğiydi. romalı yazar appianus sadece kartaca şehrinin tersanesinde ikiyüz kadırganın birarada tutulabildiğini söylemektedir (bu iddiası arkeoloji tarafından da doğrulanmıştır) kartaca gemileri "dörtlü" ve "beşli" denilen tipte, üçer sıra kürekli savaş kadırgalarıydı. donanma mürettebatları tamamen profesyonel gemicilerden kuruluydu. kürekçilerinin disiplini ve mahmuzlama taktiğindeki uzmanlığı kartaca donanmasını tüm batı akdenizin tartışmasız hakimi yapmıştı.

    o.d.ö 3.yüzyılın başlarında kartaca gücünün doruğundaydı. tüm batı akdenizin sahibi, tüm akdeniz ticaretinin de lideriydi. nüfusu bir milyonu geçiyordu. fakat bu talih dönmek üzereydi.

    orta italyadaki küçük roma kenti, kartacanın aşağı yukarı yaşıtıydı. yaklaşık beş yüzyıl süren mücadelenin ardından tüm italyayı egemenliği altına almış, dinamik ve gelişen bir büyük güç olarak dünya sahnesine çıkmıştı. şimdi gözlerini zengin sicilya'ya çevirmiş fırsat kollamaktaydı. beklediği fırsat sicilyadaki kartaca kolonileri ile yunan kolonileri arasında çıkan savaşta, yunanlıların yardım talebiyle geldi. romanın niyetlerinden uzun süredir haberdar ve tedirgin olan kartaca bunu kaldıramayarak o.d.ö 265 yılında romaya savaş ilan etti. böylece başlayan 1.pön savaşı çok çekişmeli bir mücadele oldu. kartacalılar tarihlerinde ilk defa böylesine becerikli ve azimli bir düşmanla karşı karşıya geliyorlardı. uzun ve zorlu mücadelelerden sonra roma üstün geldi. 241 yılında kartaca barış imzalamak ve sicilya'yı boşaltmak zorunda kaldı.

    kartaca bu müthiş darbeden şok olmuş fakat çok da öfkelenmişti. ancak şahit olduğu roma gücüne karşı bir kez daha savaşa girmeyi göze alamadı. bunun yerine kayıplarını iber yarımadasının kuzeyindeki gümüş madenlerine sahip olarak gidermeye niyetlendi. savaşın kahramanı olan general hamilcar barca ile oğulları hannibal ve hasdrubal güçlü bir orduyla ispanya'ya çıktılar. ancak romalılar kartacanın yeniden güçlenmesine asla izin vermeyeceklerdi. kartacalıların yolu üzerinde bulunan saguntum şehri ile ittifak anlaşması yapan roma, kartaca güçlerinin ebro ırmağının kuzeyine çıkmasını savaş nedeni sayacağını bildiren bir ültimatom verdi. tekrar savaştan başka yol kalmamıştı.

    o.d.ö 218 yılında hannibal hazırlıklarını bitirerek ebronun kuzeyine bir ordu yolladı. bunun üzerine roma savaş ilan etti. ii. pön savaşı ve hannibal'in italya seferi tarihin dönüm noktalarından biridir. romayı neredeyse çökertecekken bocalayan kartacalı komutan tek başarı şansını kaybetti. romalılar büyük insan kaynaklarını kullanarak kayıplarını telafi ettiler, başkentlerini güvene aldılar ve kuzey afrikaya konsül scipio'nun komutasında bir ordu çıkarttılar. o.d.ö 202 yılında yapılan zama muharebesinde kartacanın beli kesin olarak kırıldı. zorlandığı barış ile ispanyadaki tüm topraklarını da kaybeden kartaca böylece başladığı yere dönmüş oldu.

    romalılar hannibal'in kendilerine yaşattığı felaketten öyle etkilenmişlerdi ki, kartaca tamamen yok olmadan asla güvende olamayacaklarına inanan birçok etkin kişi mevcuttu. bunların en ünlülerinden olan senatör marcus cato her konuşmasını "carthago delenda est" "kartaca muhakkak yıkılmalıdır !" diyerek bitiriyordu. romalılar kartacanın kuzey afrikadaki vasal krallıklarını isyana kışkırttılar. kartaca artık geçmiş gücünün bir gölgesi haline gelmişti. nihayet o.d.ö 149 yılında, romalıların ittifak kurdukları numidya kralı kartacaya isyan etti. kartacanın verdiği silahlı tepki son vuruş için gerekli bahaneyi sağladı. zama zaferinden sonra "africanus" ünvanını almış olan scipio'nun öz torunu, konsül scipio minor'un komutasında bir roma ordusu karadan; bir roma donanması da denizden kartacayı ablukaya aldı. nihayet 146 yılında teslim olan kartaca yüzyıllarca hatırlanacak bir sona ulaştı: tüm nüfus köle edildi, direnenler öldürüldü; tüm şehir temellerine kadar yıkıldı ve hatta bir şey yetişmesin diye tarlalarına tuz ekildi. bir zamanlar akdeniz'in efendisi olan imparatorluk artık anılarda kalmıştı.

    kaynak: the punic wars, mark healy&terence wise; osprey publications 1999

    (bkz: hannibal barca)
  • afrikanın kuzeyinden, avrupadan 90 mil uzaklıkta devlet kuran kartacalılar, bulundukları noktanın jeoekonomik konumunun verdiği avantaj ve fenikeli atalarından kalan üstün ticaret bilgisiyle kısa zamanda paranın dibine vurdular.zamanla afraka kıyısının büyük bir kısmı, ispanya ve fransanın belli bölgelerini denetimleri altına aldılar.kartacanın bu kadar güçlendiği zamanda italya kıtasının merkezindaki roma şehrinde yeni bir devlet kuruldu ki kısa zamanda güçlenen bu devle ile kartacalılar arasında çatışmalarda başladı. 218 yılında yapılan savaşta hannibal komutasındaki kartacalılar roma ordusunu büyük bir yenilgiye uğratarak roma üzerine yürüyüşe geçer. alpleri aşan hannibal ve ordusu üstüne gönderilen tüm orduları ezerek italyayı egemenliği altına alır ancak bu sırada ülkesinden askeri yardımın gecikmesi ve yardıma gelen abisinin öldürülmesi üzerine italyayı terkederek ülkesine döner. son kalan roma ordusu kartacaya çıkar ve ülkeyi tarihten siler...
  • zamaninda fenikeliler tarafindan kurulmus. akdenizde roma ya rakip olmus asmis medeniyet, sehir devlet. romalilar tarafindan yok edilmistir. kart-hadac yani yeni sehir kelimesinden turemistir.
  • kartaca’da tılsım şöyle yapılmış: tunçtan bir sabana bağlanan iki beyaz öküz, şehir için seçilmiş mekânda içten dışa doğru dolaştırılarak bir “kutsal çember” oluşturulmuş ve bu çembere şehrin surları inşa edilmiş.

    romalılar kendilerine korkulu günler yaşatan annibal’i yenip kartaca’yı ele geçirince taş üstünde taş bırakmazlar. ve yıkıntılar üzerinde saban sürerler. ancak bu defa ters yönde, dıştan içe sürerler sabanı. böylece tılsım bozulur ve kartaca tarihten silinir. çünkü şehrin ruhu yok edilmiştir.
    kaynak:
    http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi41/baran.htm
  • civilization 2 yüzünden bir türlü ısınamadığım uygarlık. iki tutam ot görseler şehir kuruyorlar etraflarına bakmadan. benim orda 28'lik şehrim mi var, irrigation mı yapmışım. nedir kardeşim nasıl bişeysiniz...
  • 22 sessiz harften oluşan fenike alfabesinde qrt-hdst biçiminde devlet. ataları fenikeliler'den yadigar denizci kültürleri sayesinde akdeniz'de yapılan savaşlarda roma'nın eline defalarca vermişlerdir. yine kazandıkları bir savaşta gemilerinden birini, evet sadece bir gemi, roma'nın ele geçirmesi ise tarihin akışını değiştirmiştir.

    bu gemiyi parçalayıp inceleyen romalılar, daha güçlü gemilerin sırlarına ulaşmışlardır. bunda bir etken de kartacalı mühendislerin işçilerin parçaları nasıl bir araya getireceklerini anlaması için tahtaların üzerine yazdıkları talimatlar olmuştur.

    iki tarafı güç olarak eşitleyen bu olayından ardından, kartaca akdeniz'deki üstünlüğünü kaybetmiş ve yıkılmaya doğru gitmiştir.

    olay bu yönüyle akla cengiz han'ın #21438 nolu entryde bahsedilen dizelerini getirir.
  • her doğduğumda belleğim tazedir ama karakterim farklıdır benim.

    bir lanet diyesim var. çünkü gerçeği bildiğin halde gerçeklerden saklanamıyorsun. doğruyu bildiğin halde doğruları yapamıyorsun.

    elime çok kan bulaştı. gerçekten bağlanılan insanlar için ihanet etmek sıradan geliyor sana.

    kartaca'yla ve hannibal'le de böyle oldu.

    afrika'da doğdum bu sefer. başsız bir krallık vardı zamanında. berberiler henüz islam'la tanışmadan çok daha önceki kralları massinissa'yı hala hatırlarlar.

    müstakbel ben, derme çatma bir kulübede doğmuşum. güçlü kuvvetli değildim bu sefer. zayıftım ve çelimsizdim. halkım uzun afrika çöllerinde erkek çocuklarını at üzerinde asker olarak yetiştirirdi. ağır süvarilerimiz ve çok seri hafif süvarilerimiz vardı.

    bu askerler kataca'ya, yunanlılara paralı asker olur, öyle geçinirlerdi. düzen buydu. kendi devletimiz yoktu. dürtüldüm yine lan. küçük şirin ülke neden büyük bir devlet olmasın. neden yapamayayım ki? sadece bedensel olarak gelişmeye çalışacaktım

    lakin tüm planları alt üst eden kartaca saldırısı buna fırsat vermedi

    bizim kartaca ordusuna mensup paralı numidya askerleri önce hayvan gibi içiyorlar, daha sonra hesap vermeyi reddediyorlar. sarhoş askerler tüm meyhane'yi kılıçtan geçiriyorlar. normalde olsa üstü kapatılabilecek meseleyi büyüten meyhane'nin 100'lerden birine ait olmasıymış.

    100'ler roma senatosuna benzer bir yapıda kurulmuş bir yapı. yunan geleneğinden etkilenmişler. önceden seçimle işbaşına gelen 100'ler daha sonra bir nevi oligark meclisi haline dönüşüyor. 100'ler kartaca'da dolayısıyla tüm akdeniz'de büyük güç sahibiler.

    bizim salaklar sabah ayılıp da mevzuya ayıkınca atlarına atladıkları gibi ülkeye dönmeye çalışıyorlar. genelde 20 tane hizmet eden askerin ülkede at sürmesi o zaman olağandışı birşey. durmuyorlar, arkalarından gelen kartaca müfrezesi onları yakalayamayacağını anladıklarında olan benim yaşlı babamla anneme oluyor.

    oba diye tabir edebileceğimiz oluşumun reisi olan babam intikam niyetine ibret olsun diye köy ortasında çarmıha geriliyor, annemin ise boğazı kesiliyor. beni de alıp kartaca'ya daha doğrusu kart hadaşt'a götürüyorlar.

    büyük altın madenleri olan iberya'yı fethe gönderilen hamilcar barca'nın himayesinde şimdiki ispanya'ya gidiyoruz.

    hamilcar'ı çok sevdim. 1. pön savaşı'nda romalılara kök söktürmüş adamdı ne de olsa. ayrıca mükemmel devlet adamlığıyla birleşiyordu bu. iber yarımada'sını istila fikri de ondan gelmişti. roma'ya nefret besleyen bu zeki adam, büyük ordular kuracak ekonomik gücün ispanya istilasından geçtiğini farketmişti. bir şehir kurdu hamilcar ki bugün bile yaşar o: barcelona.

    büyük planları vardı hamilcar barca'nın. ordusuyla alpleri aşarak roma'nın kalbine bir hançer gibi girmek.

    birgün süvarilerini görmek istedi. istediği şekilde eğitiliyorlar mıydı acaba?

    o gün oğlu hannibal ile tanıştım. henüz 9 yaşında bir çocuktu. gösteri ruhlu bir çocuktu ve atına atladığı gibi süvarilerin en önüne nasıl dört nala gittiğini görmüştüm.

    mükemmel bir biniciydi. hele de o yaşına rağmen. lakin aldığım numidya eğitimi normalde görmeyeceğim birşeyi göstermişti bana. at itaat eder gibi yapıp çocuğun zayıf anını kolluyordu.

    tutulduğum yerden bir ata atlayıp peşine düştüğümde birden etraf hareketlendi. kılıçlar kınından çıktı, oklar çekildi ama hamilcar onları durdurdu. usta asker ne olduğunu ve ne yapmaya çalıştığımı sezmiş, askerleri sakinleştirmişti bile.

    tam düşerken tuttum hannibal'ı. şaşkın gözlerle bakıyordu kucağımda bana. bense atın üstünde nerdeyse yerden daha iyi hareket edebildiğim için zorluk çekmiyordum. hannibal'ı babasının önüne getirdiğimde istediğim fırsat da elime geçmişti.

    hannibal'le o günden sonra beraber çok at sürdük. ailenin bana itimadı o kadar fazlaydı ki henüz 14 yaşımda tüm ispanya'daki numidya süvarilerinin komutanlığına getirilmiştim. at üstünde yerdekinden daha rahat ok atıp kılıç kullanabiliyordum. binlerce yıllık savaş tecrübelerini de sayarsak hamilcar bana nerdeyse eşitiymişim gibi saygı gösteriyordu.

    onun ölümü çok şeyi değiştirdi. en başta hannibal'i.
  • once truva kaci$i sonrasi aeneas in dido yu once ba$tan cikarip sonra cekip gitmesiyle, sonra da antik orospu cocugu cato nun sayiklamalari* uzerine scipio tarafindan toplamda iki kere ayni soyun gazabina ugrami$ mahallenin tertemiz cocugu..

    sokakta kendinden hallice bir adam gorunce yuzune jilet atan, yumurta topugu ayakkabisinin arkasina basan pezevenklerin gazabina ugrayan bir kac kartacali da vardir illa ki bu devirde de buradan hareketle..
  • burada olduğu gibi i.ö. i. yy.'da bir devletin durumunu anakronik bir şekilde çağdaş değerlerle yorumlamaya kalkışmak, elbete ki tarih yazımının insanoğlunun omzuna konmuş bir yük. zira hangi ekolden, hangi yazardan, hangi ideolojiden bakarsanız bakın ne özellikle de roma'ya kin duyarak büyüyen hannibal'in kartaca'sı ne de victor'luğu savaş koşullarının kendisine bir armağanı olan oportunist scipio africanus'un roma'sı çağdaş değerlerle tam anlamıyla yorumlanabilir. bu durum, diğer çağlar ve tarihi kişiler için de geçerlidir muhakkak; ancak özellikle roma - kartaca münasebetleri söz konusu olduğunda, en nihayetinde galip gelmişler tarafından yazılmış bir tarihe dayanarak hannibal'in yiğitliğinden, kartaca'nın şerefinden söz edebiliyoruz.

    bunu şöyle örneklemek mümkün, bu, amerika birleşik devletleri'nin tanımladığı el kaide ve saddam profili üzerinden "her türlü pisliğine rağmen yine de en azından cesurdular" demeye benzer. şu konuda herhalde herkes hemfikirdir, i.ö. i. yy. ile çağımız arasında uluslar arasındaki enformasyon olgusu bakımından bir fark vardır. hatta çağımıza bile gelmeye gerek yok, 1000 sene önce yazılmış tarihi metinlerde de bir olayı iki açıdan ele alanlara rastlamak mümkündür. ancak roma - kartaca münasebetlerinin yaşandığı i.ö. i. yy. ele alındığında görülecektir ki, yaşananlar tek taraflı kaleme alınmış, yunan ve roma'dan oluşan iki kolun değer yargıları da çağdaş dünyanın evrensel değerlerinin temeli olduğundan, bu başlıkta ele alınan kartaca'nın durumunu ancak ve ancak çağın gerektirdiği koşulları nedenleriyle ele alarak tespit edebiliriz. bu koşullar da doğal olarak galip gelen tarafın yani roma'nın menfaatine uygundu. bunu şöyle açıklamak gerek, akdeniz'de iki egemen güç karşılaştığında, biri diğeriyle ilgili sürekli yeni kuşaklara düşmanlık tohumu aktarmış, bunu da edebiyatıyla, yaşayışıyla, siyasetiyle yani halk (populus) ve devlet (civitas) el ele bir biçimde sürekli beslemiştir. kartaca galip çıksaydı da hannibal roma'nın eşiğine kadar gelip onu fethederek tarihin başka türlü şekillenmesini sağlayabilecekken durmuştur. bunun çeşitli sebepleri var, ama konumuz o değil, geçiyorum. yukarıda oportunist olarak nitelediğim scipio africanus ise bu fırsattan yararlanarak benim onun için kullanmış olduğum tabiri hak etmiştir. roma'nın kurtuluşu, kartaca'nın yıkılışı olmuştur. tabi çeşitli başlıklarda hep belirttiğim gibi, julius caesar sonrasında eğer actium savaşı'nda marcus antonius ile kleopatra'nın doğu-batı imparatorluk düşleriyle bezeli taraf, sümsük octavianus ve çevresindeki romalı güruha üstün gelseydi, dünya bugün başka bir yer olurdu. bunun gibi, hannibal'in kartaca'sı da roma'ya üstün gelmiş olsaydı, insanlık ve kültür tarihi başka türlü şekil alırdı. zira yukarıda da dediğim gibi çağdaş değerlerimizin temellerinden olan roma faktörü ortadan kalktığı vakit semitik kökenleriyle kartaca ruhu şu anki yaşayışımızın bile her tarafına sinmesi kaçınılmaz olurdu. ancak biz şimdilik olmuş olanla yetinelim.

    roma'da kartaca düşmanlığı ne haksızlığı gösterir ne de gereksizliği. evvelce de dediğim gibi, yaşananlara uygun olarak edebiyatıyla milli değerlerini koruyan ve güçlendirmeye çabalayan bir romalı kafasıyla karşı karşıyayız. aeneas'ın dido'yu terk edişi, herhalde edebiyatla siyasi, milli davaların desteklenmesi hususundaki en güzel örneklerden biridir. bir yazın dehasıdır, bu mevzunun en net ve en uzun bir şekilde anlatıldığı aeneis'i yazan vergilius. eğer anakronizme çok düşkünsek, onsuz edemiyorsak, zaten vergilius babasından kendisine kalmış olan çiftliği geri almak ve julius caesar sonrası, shakespeare'in ünlü marc antony and cleopatra adlı eserinde "bir ayağı doğuda, diğer ayağı batıda" diyerek yücelttiği marcus antonius'la tutuştuğu kardeş kavgasından galip çıkan octavianus'un yeni roma'sında rahat bir yaşam sürmekten başka gayesi olmayan başka bir oportunistir vergilius. ancak bu tutumu edebi metinleri yakından inceleyenler de rahatlıkla teyit ederler. vergilius'un sadece çağının roma'sında değil, kendisinden sonraki batının tüm dil ve kültürlerince en tekip / rehber edilesi cinsten büyük bir ozan olduğu açıktır. örneğin dante'ye ilahi komedya'sında rehberlik etmesi, salt paganların yeraltı dünyasını en iyi tasvir eden ozan olmasıyla açıklanamaz. o bir edebiyat güneşidir, aeneis'inde, eclogae'ında, georgica'sında bunu açık bir şekilde görürsünüz. örneğin ecloga iv. hala günümüz kritikçileri tarafından tartışılır. orada üzerinde durulan, doğacak çocukla altın çağı'nın geri geleceğine dair bahis şaşırtıcıdır, kimine göre o çocuk isa'dır, kimine göre octavianus, hatta muhammed olabileceğini söyleyenler de vardır.

    böylesine güçlü bir kalemi olan vergilius'un kartaca düşmanlığını roma'da körüklemesinin yukarıda belirttiğim gibi salt kendi cebini doldurmakla ya da milli şuurunu okşamakla bir alakası yoktu. yaşadığı çağı iyi düşünmemiz gerek, julius caesar sonrası octavianus caesar'la birlikte yüzyıllar süren iç ve dış savaşlarla bitap düşmüş roma'nın yeniden yağa kaldırılması için en uygun icraatlar içinde kültür reformları da vardı. neydi bu reformların özü? evvela romalıların çiftçi-asker dediğimiz yani agricola-miles karakteri yeniden canlandırılmalıydı. (bunu ekşi sözlük'te ideal romalı başlığında işlemiştim) zira dictator'ler marius'la sulla'nın iktidar çekişmesi, italyan kavimleriyle yapılan savaşlar, patricii ile plebs'ler arasındaki anlaşmazlıklar derken, doğuda mithridates, ispanya'da sertorius, italya'da spartacus isyanı, catilina'nın hükümeti yıkma çabaları sonunda sadece roma değil romalılık bilinci de yorgun düşmüştü. özellikle de roma'nın en büyük kafalarından marcus tullius cicero'da ve marcus porcius cato'da kendini gösteren eskiye duyulan özlemi iyi okumalısınız, bu iki isim de roma'nın cumhuriyetçi olduğu kadar muhafazakar kanadını temsil ediyordu. öyle ki biri julius caesar, neredeyse tüm romalıları arkasına aldı ya da roma'da üstünlüğünü sağlamlaştırdı diye kılıcına abanarak intihar etmiş (cato), diğerinin de kellesi marcus antonius'la octavianus'un imparatorluğa giden yoldaki ortaklıkları gereğince başka cumhuriyetçilere ibret olsun diye senatus'ta ellerde gezdirilmişti. roma'nın bu denli değiştiği bir ortamda bu iki isim yazılarında eskiyi özlemle yad ediyordu. bunu da romalılık şuurunun zayıflamasından duyulan üzüntüye yormak mümkün. cato'nun ceterum censeo carthaginem esse delendam ifadesini de, vergilius'un aeneis'nde roma'nın atası aeneas'ı evvela kartaca kraliçesi dido'ya aşık ettirip sonra onu terk ettirmesini de daha sonra galip gelerek tarihi / yaşananları anlamlı kılan roma cephesinden yorumladığımız unutulmamalı.

    tekrar vergilius'a gelirsek, sürekli eskinin bilgeliğine, ataların romalılığına özlem duyulan bir ortamda bu büyük ozan, roma ile kartaca arasındaki çekişmenin temelini eserine meze etmiştir. şunu demeye çalışıyorum, olan biten neyse onun kökünü edebileştirerek efsane türünün özüne uygun davranmıştır. aeneis'in dördüncü kitabında söz konusu olay anlatıldıktan sonra dido aeneas'a ve onun soyundan gelerek imparatorluk kuracaklara beddua eder. (kapsamlı bilgi için: #9797196) ve dehalığını konuşturan vergilius da bu bedduayı uzun süren roma-kartaca savaşlarının sebebi sayar. çünkü baş tanrı iuppiter'in karısı ve kızkardeşi iuno, kartaca'da en çok tapınılan tanrıçadır. bu niteliğiyle mitolojide dido'yle va kartaca'sıyla en fazla ilişkilendirilen kutsallık da onunkisidir. zaten kartaca'nın büyüyüp serpilmesinde de onun etkisi vardır, diye düşünülmektedir. bu düşünüş, doğal olarak romalıların aeneas'ın kimliğiyle bağlanmış olduğu troyalıların karşısında akhaların yanını tutan athena ile hera'nın durumuna benzer. (yine tanrıçaların savaşıyla karşı karşıyayız, paris'in en güzel tanrıçayı seçerken aphrodite'yi tercih etmiş olması troya savaşının sebebini oluşturur) bu veriden hareketle de ne aeneas'ı ne de onun edebi babası vergilius'u, kartaca karşısında şeytanlaştırmamız mümkün değil. yaşanmış vakaları tasvirlerden hareketle medeniyetleri yargılamak mümkün değildir; en azından roma - kartaca münasebetlerini anlayabilmek...

    bana kalırsa kartaca, roma'nın karşısına çıkmış tek esaslı rakipti. hatta bir ara onun karşısında yenilerek tarih sahnesinden silinecekti de. ancak onu ayakta tutan şeyi, kartaca'yı yenmiş olması değildir. tabi kartaca başlığında roma'yı anlatarak entiriyi tamamlamam biraz tuhaf gibi duruyor ancak birinin yaptığını diğerinin yapamadığı olarak gördüğümüzde, zaten tuhaflık giderilmiş olacak. roma devletinin en ateşli, en kanlı dönemde roma'nın milli şuuruna yönelik reform hareketlerine girişmesi dahası romalı kalemlerin neredeyse tümünde eskiye yönelik özlemin olması, "bizler atalarımızın ideal romalılığından uzaklaştıkça çürüdük, yozlaştık, birbirimize yabancılaştık" demeleri, yergilerle, şiirlerle sürekli bir serzenişin olması bir nevi dinamizme sebep olmuştur. bu dinamizmdir ki, samimiyetle samimiyetsizliği bir arada tutmaktadır. roma'nın kartaca karşısındaki tutumunda da bunu görürsünüz, içeride romalılar birbirlerini yerken beri yandan eşiklerine kadar gelmiş olan hannibal'in kartaca ordusuna karşı çalışkan halkının özverisi ve direnci sayesinde bir kez daha kurtulmayı başarmıştır. yeni bir ordu kurması gerektiğinde, bunu başarabilmiştir, hem de yokluktan! romalılığa özgü ihtiyatı sayesinde yoku var etmiştir. bu gerçekten çok tuhaf bir durumdur, zira roma-kartaca çekişmesinin kafamda canlandırdığı şu hususu klavyeye dökmeden rahat edemiyeceğim, hannibal'in birçok yetenekle, cesaretle süslü karakteri karşısında scipio africanus'un sıradan falan romalılara özgü ihtiyatlı karakteri galip gelmiştir. yıkılmanın eşiğindeki roma'nın komutanıyken, birden roma'nın dünya egemenliğini muştulayan, afrika'dan zaferle, servetle dönen komutana dönmüştür scipio. birinde olup da diğerinde olmayanın tespitiyle roma neden kazandı, kartaca neden kaybetti, daha iyi anlaşılacaktır diye düşünüyorum.