şükela:  tümü | bugün
  • bir videosunda 112'yi arayıp boş yere meşgul etmişti mesela. millete laf sokar okumuyorsunuz, üretmiyorsunuz vs diye ama günün 4-5 saatini yutubda boş boş geçirir. o harcadığı vakte bakınca benim içim gidiyor. git bi kitap oku, bişey yap lan. gerçi yurtdışında yaşamanın yalnızlığını yaşıyor. o kısmı da anlayabiliyorum. liselilerle karı-kız muhabbeti yapmaktan öteye gitseydi keşke. o karıyı siktim, bunu siktim muhabetti yerine farklı bişeler anlatsaydı bari.
  • ağabeyim olsa kahramanımdı; dayak yediğimde kanatlarının altına sığınırdım. ilk aşkımı ona anlatırdım, ilk sigaramı onun cebinden çalardım. annemin gelemediği, babamın gelmediği veli toplantılarıma gelirdi, bütün arkadaşlarımın hayran olduğu biricik canım ağabeyim olurdu benim. hayatta gurur duyacağım, kendisi gibi olmak isteyeceğim tek insan olurdu. iyi ve dürüst bir insan olmanın hayatta en önemli şey olduğunu, ve küfürle, görünümle, inançla ilgisi olmadığını ona bakarak öğrenirdim. yine de onun gibi küfür etmeye çalışırdım. ettiğimi duyduğunda belki tokadı yerdim. okulundan tatile geldiği zamanlar yolunu beklerdim. ona kendisini özlediğimi hiç söylemezdim elbette, ama o bilirdi. babamızı kaybettiğimizde bana babalık yaptığını, kendine babalık yapacak kimse kalmadığı için hızlı büyümek zorunda kaldığını ama bundan hiç gocunmadığını, şikayet etmediğini büyüdüğümüzde farkederdim. şunları yazarken sessiz sessiz ağladığımı da söylemezdim ona. kimseye söylemezdim. ama canım ağabeyim, yüzüme bakınca anlardı.
  • bence kendini dinlettirebilen hitap gücü yüksek konuşmacı bir abimizdir.
  • youtube'da eskaza karşıma çıkmış özenti bi tip. biraz cem yılmaz, biraz tolga çevik falan harmanlamış. liseli bebelere, ergen apaçi tiplere dinletiyor kendini. ben 5 dakika dayanabildim sadece.

    hikaye yani.
  • yalnız.

    geçen gece bolu dağını tırmanırken kuyruklu yıldız gördüm. yıllardır böyle birşey görememiş biri olarak açık söyleyeyim, şaşkınlıkla "kuyruklu yıldız mı lan bu?" derken zaten gökyüzünde hızla kaydı, 3 bilemedin 4 saniye sonra ışığı söndü, bitti gitti. bulut kardeş sen de gördün mü? hiç sanmıyorum, sabah gün doğmadan hemen önceydi çünkü, ve sen büyük ihtimalle mışıl mışıl uyuyordun. içindeki yalnızlığı içtiğin biralarla uyuşturmuş, ardından sen de uyumuştun işte. görmemiştin tabii ki.

    iki kere iki: dört.

    hemen ardından düşündüm, dilek dileyecek zamanım olsa ne dilerdim, ve gerçekleşir miydi diye. aklıma küçük kızım geldi. "n'olur, kızım büyümeden ölmesem" diye geçirdim içimden. yaa bulut kardeş, bazen soruyorsun ya insanlara "en büyük korkun nedir?" diye, benimkini söyleyeyim: kızımı büyütemeden, kendi ayakları üzerinde duracak yaşa getiremeden ölmek en büyük korkum benim. doğmadan önce "bu dünyaya gelmek ister misin kuzum, bak dünyada bu güzellikler ve bu kötülükler var" diye soramadığım kızım. daha dünyayı çözmeye çalışırken anne babasının saçma sapan sebeplerle boşandığını o küçücük aklıyla anlamasını beklediğim kızım. bütün kış elli küsür hastalığıyla tek başıma mücadele verdiğim kızım. hastalanmasın diye her gece defalarca uyanıp yorganı üzerine örttüğüm ama 4 bilemedin 5 saniye sonra ayaklarıyla tekmeleye tekmeleye yorganını açan kızım. beraber kitap okurken yanıbaşında sızdığım kızım. ne olur, sen büyümeden ölmeyeyim. bu geceki yayında hiç bir baba çocuğunu annesi gibi sevemez dedin. içim buruldu bulut kardeş. bak şimdi de gittim küçük ayakları üşümesin diye üzerini örttüm. kızımı tek başıma büyütüyorum bulut'um, ölemem.

    yedi kere sekiz: elli altı, bulut kardeş, elli altı.

    sonra gariptir, sen geldin aklıma. dünyanın ücra bir köşesinde, tanıdık tanımadık bir kalabalığa konuşan, yalnız, yapayalnız, iyi bir insan. "onun için hayatta iyi şeyler olsun" dedim içimden. neden babam bizi terkedip gittiğinde yıllarca beni tek başına büyüten annem gelmedi, neden yıllar sonra geri dönen önceki gün evin odasına büyük tuvaletini yapan bunamış babam gelmedi de sen geldin aklıma bulut? "sen kimsin?"

    ve altı kere dokuz: elli dört, bulut kardeş.

    o dört duvar bir pencere odasında, kendi yalnızlığımı gördüğüm kartal bulut doğan. sen busun. belki bu yüzden bazılarımız o kadar yakın hissediyor kendine seni. orada o kalabalığa konuşan aslında hep suskun olan ben'im mesela, o küfürleri eden kendi yaşamında küfür edemeyen ben'im, içini boşaltan ben'im, içip çakırkeyif hatta iyice uyuşup sarhoş olan, bütün gün sıktığı bedenini rahat bırakan ben'im, normalde içmeyen ben. sen gözlerini kapatıp gülümseyerek şarkı söylerken, ben sen'im. ben, kendimi kendimden koparamadığım için ekrandaki sen'im.

    dokuz kere altı: elli dört.

    seninle dertleşmeyi ve belki karşılıklı içip kendimi kaybetmeyi çok ama çok isterdim. oysa biliyorum ki bir yandan, bunu yapabilsek bir büyü de bozulacak, belki bir hayal kırıklığı olacak, hayal kırıklığı olmasa bile sen o eski sen olmayacaksın. büyük risk. hayatta iki trajedi vardır demiş birisi; birincisi kalbinin arzuladığını kaybetmek, diğer onu elde etmek. amaca ulaşmanın insanı amaçsız bırakması gibi birşey. istemem. böyle kalsın.

    beş kere beş: yirmibeş ve altı kere altı: otuzaltı.

    hayatta hiç bir insanın kendi kendine söyleyemeyeceği şeylerini hiç tanımadığı insanlara ekranın diğer tarafından "bunu anlatsam mı?" demeden, duraksamadan anlatabiliyorsun. sanki herkes içini en ince köşesine kadar görüyor. belki gerçek belki bir illüzyon. yalnızlığını varlığının en ince köşesine kadar paylaşıyorsun. sanki bir ev sahibi, evinin bütün değerli eşyalarının olduğu her odasını insanlara açıp gösteriyor, aralarında hırsızlar da var biliyor, ama en değerli köşesinin varlığını arada unutturmak için laf kalabalığı hepsi, bilinçli ve belki bilinçsizce. öyle olsa bile kime ne amk.

    sekiz kere dört mü? ben ne bileyim amk.

    en sevdiğim filmlerden birinde şu konuşma geçer, bana nedense seni hatırlatır:

    -bir fıkra duymuştum. bir adam doktora gider ve bunalımda olduğunu söyler. "hayat sert ve acımasız." der. tehditkar bir dünyada kendisini yalnız hissettiğini söyler. doktor "tedavi basit." der. "büyük palyaço pagliacci şehre geldi. git onu izle. moralin düzelir." adam gözyaşlarına boğulur. "ama doktor." der. "pagliacci benim."

    eee bulut kardeş, sen pagliacci misin?

    trilyonlarca nöron bağlantısı neden iki sayıyı çarpamıyor toplayamıyor bulut kardeş? sekiz kere dokuz kaç eder?

    geçen gün bir filmde işini dürüstçe yapmaktan başka alternatif kabul etmeyen biri ile hocası arasında şu konuşma geçti: -senin sorunun nedir biliyor musun? -dürüstlüğüm mü? -hayır, der hocası, dürüstülüğün hakkındaki kibirin. "dürüstlüğün hakkındaki kibirin." ağır söz. yedi günahın işlendiği o diğer güzel filmde kibir ve diğer günahlar çok güzel anlatılmış gerçekten, aklıma geldi, tekrar izlemeye değer. dürüstlüğe kafamı öyle takmışım ki yıllarca bulut, bunun beni nasıl kibirli yaptığının farkına varamamışım. peki bunun seninle ne ilgisi var bulut kardeş? yok amk, aklıma geldi sadece.

    kartal bulut kardeşim; yıllar boyunca öğrendiğim birkaç küçük şeyden biri de şudur: iki kere iki, bazen dört bazen beş bazen üç ediyor, hangi açıdan baktığına ve kimin baktığına göre sonuç değişiyor.

    mesela, iki tane bir önce iki ediyor, sonra aşık oluyorsun bir ediyorsunuz, sonra ayrılıyorsunuz iki olmuşsunuz. baştaki iki ile sondaki iki aynı mı bulut kardeş? ya da ayrılmıyorsunuz, sonra bir çocuğunuz oluyor bakmışsın üç olmuşsunuz, sonra biri siktir olup gidiyor ve çocuğunla sen iki kalmışsınız. bulut kardeşim, iki kere bir iki mi etmiş oldu şimdi? seni anlatmam gereken bir yazıda ben niye yine ağlıyorum bulut kardeş? yalnızlık bazen niye bu kadar ağır?

    herşey geçer, herşey değişir bulut kardeş. hayatta öğrendiğim diğer bir küçük şey de bu. bugün varsın, yarın ayağın bir kayar yoksun. bugün seni sevenler, yarın nefret eder, isterse en yakın arkadaşın olsun. bugün senden nefret edenler, bakmışsın yarın en yakın dostun olmuş. bunların, biliyorum ki, sen de farkındasın. ben kimim ki öğüte yelteniyorum amk. kibir bu işte. öğüt, verenin vicdanını rahatlatmak için değil midir?

    içini hiç tanımadığın insanlara açacak kadar geniş kalpli olduğun için, kendin yalnızken, ben dahil bir kaç kişinin yapayalnız gecelerini bilmesen de doldurduğun için: iyi ki varsın. dünyanın bir yerinde, birileri kuyruklu yıldız gördüğünde senin için de iyi şeyler olmasını diliyor, bilesin.
  • şu an canlı yayınını izlediğim adam.

    yen bir gezegeni keşfetmeye çalışan biri gibi, ağzım açık bakıyorum. ne insanlar var...
  • ekşi'de yazılmış, hakkındaki güzellemeler üstüne arattım. şöyle bir göz gezdirdim. sözlükte bu kadar methiye düzülmüş ama kendisi acil servisi arayıp asılsız ihbar yaparak hem sistemi meşgul ederken belki kaç insanın canını yitirmesine yol açmış hem de pişkin pişkin bu yaptıklarıyla eğlenmeye devam etmiş bir adam. acaba hiç pişmanlık duydu mu bu yaptıklarının üstüne? ayrıca bu adam eğlenmeye hiç duraksamadan devam ediyor ve bu durum da adaleti bir kez daha sorgulamamıza yol açıyor. https://www.youtube.com/watch?v=cmzttkcykji

    işin en ironik tarafı da bunları yapan adam kendine "the çomar savar" diye bir nick vermiş. böyle biri çomar savar oluyorsa vah vah...
  • 112 olayinda pişman olmuştur eminim ama alkolle de olsa insan bu tarz davranmamalı. cok buyuk yanlis yapmış. ayrıca para benim umrumda degil deyip klişe bir bahaneyle yayinlari parali yapip coluk cocugun harcligina goz dikti.