şükela:  tümü | bugün soru sor
  • eskiden esnaf dükkanlarının duvarlarını süsleyen, sanat değeri olmayan natürmort tablolardı bunlar.

    şehirlerarası yolların üzerindeki kamyoncu lokantalarında, kendin pişir kendin ye lokantalarında ve sahil kasaplarında da bulunurdu.

    şimdilerde pek rastlanmıyor. yerlerini zamanın ruhuna uygun çirkin kesme aynalara, suni lambrilere ve ünlü fotoğraflarına bıraktı.

    bu tablolarda, genellikle göl veya dere kıyısında ahşap bir ev, etrafında ulu çam ağaçları ve arka planda yüce dağlar bulunurdu. yaz veya kış manzaraları olurdu. bazen bir gün batımı hüznü çökerdi bu tablolara. bulutlu gökyüzünde, meçhul bir zamana kanat açmış kuşlar olurdu.

    sanat değeri yoktu elbet ama bir samimiyet ve emek duygusu vardı bu tablolarda. duvarına asıldığı ekmek teknesine aşinaydı. "esnaf lokantası kültürü"nün ögesiydi diyebilirim.

    kah kasapta beklerken, kah yol üzerinde çorba içerken, bu hayatta da yolcu olma duygusunu pekiştiren, geride bırakılan hüznü hedefteki ümitlere bağlayan bir yönü vardı: gitmekle kalmak arasında kolan vuran kalpler bu tablonun manzarasında mola verirdi.

    insan nedense o resimdeki derme çatma evin sıcaklığına sığınmak isterdi. bu duyguyla ruhu, içine attığı bir yaranın olduğunu ve saracak bir yer aradığını bilirdi.
    bu bakımdan, kasap resimlerinde daima bir "han duvarları" imgesi buldum.

    bu kültürün yaşamasını, felsefe bölümlerinde ve sanat fakültelerinde okutulmasını isterdim. örneğin, "dışa vurum" ve "izlenim"lere bir de kasap resmi penceresinden bakmayı deneyiniz, çok şaşıracaksınız.