şükela:  tümü | bugün
  • özellikle büyük migros'larda, careffour'larda çalışan kızlarda gözlemlediğim enerji. her allah'ın günü bu cefakâr kızlar sabahtan akşama kadar bir makinenin önündeki ışığa sucuk, makarna, pil, şampuan, tıraş bıçağı, sıvı sabun falan filan gibi ıvır zıvırları okutup da hâla güleryüzlü, hâla esprili, hâla hayat dolu olabilmelerini en devrimci duygularla selamlıyorum.

    inşaatçı duvar örer, sıva yapar yaptığı işe uzaktan bakar ve ne kadar yorulursa yorulsun ne kadar az kazanırsa kazansın içten içe bir hoşnutluk hisseder. marangoz hakeza öyle. kasaplar insan tanır, dost edinir ki zaten iyi kazanıyorlar. öğretmenler ne kadar işleri zor olursa olsun neticede bir öğrenciye rol model olabilirlerse mutlu oluyorlar. temizlikçilerin de işlerinde manevi bir tatminlik duygusu var hani. ama ya kasiyerlik? bu cefakâr arkadaşlarla o cihaz, para kasası, gelip geçen müşteriler arasında hiçbir hissiyat, bağ, en küçük bir aidiyet duygusu yok.

    kapitalizmin para muslukları olan marketlerin, bu çalışanlara asgari ücretin çok üzerinde ücret vermesi gerekiyor. hak ve ayrıcalıklarının belki de en üst düzeyde, söz gelimi bir hemşirelerinki kadar olması gerekiyor.

    insanı kendi emeğine, vaktine, ömrüne yabancılaştıran adeta otomatlaştıran bu işi güleryüzle, hayat dolu yapan her bir kadın benim için en asil duyguların kadınıdır. doktorların, öğretmenlerin, hemşirelerin yüzlerindeki bıkkınlığı ve yorgunluğu da anlayabiliyorum ama onca zor koşullara rağmen içtenlikle konuşabilen, arada müşterilerle esprili diyaloglar kurabilen kadınlar her türlü övgüyü hak ediyor.