şükela:  tümü | bugün
  • nat geo' daki belgesel zaten paylaşılmış. ben de bu eşsiz sanat eseriyle ilgili aşağıdaki videoyu paylaşayım.

    https://www.youtube.com/watch?v=meolxgq3uwa

    videoda görüleceği üzere bu işi bi ritüele dökmüşler. üretimin başında ve sonunda yapılan seremoni çekik gözlü kardeşlerimizin katanaya olan saygısını gösteriyor.
  • çocukluk aşkım.

    bunu alamadım gittim alman bıçağı aldım. aldım da ne oldu? taklitler aslına rucu ettirdi. konosuke videolarından sonra japon bıçaklarının önünde buldum kendimi.

    peki konosuke alırsam ne olacak? bir süre sonra yine içimden ve nereden geldiğini bilmediğim bir istekle katana peşinde bulacağım kendimi.

    0-2 yaş arası fabrika ayarlarıymış insanın. o arada ne yaptınız bana? ben altı yaşındayken ve aramızda yıllar yıllar varken, parmaklarımın arasınki altın sarısı kıvırcık saçlar da neyin nesiydi?

    sonunda, sikinoski sama'nın türbesinde, helen güzelimle yeni bir başlangıç bulacak bu hikâye.
  • silly caucasian girl likes to play with samurai swords.
    you may not be able to fight like a samurai, but you can at least die like a samurai.

    [kill bill, volume 1]

    yakın zamanda bir tane alıp evime koyacağım japon samuray kılıcı.
  • iri yapılı kadınlar için kullanılan bir benzetme.

    (bkz: katana gibi)
  • argoda uzun boylu, iri ve hantal kadınları tanımlamak için kullanılan bir benzetme.
  • ikinci dünya harbi ve onu izleyen döneme kadar üretilenleri seri üretim olduğu için geleneksel yöntemle üretilen katanalar kadar sağlam, keskin ve bu özelliklere rağmen hafif değildir. zaten katana dediğimiz gibi hem kesebilen, hem de çok fazla eğime sahip olmadığı için saplanabilen, çok keskin ve "tüy kadar hafif" bir kılıçtır. bu yüzden ww2 boyunca japon ordusu için üretilenleri tam olarak katana sayılmazlar, zira hepsi fabrikadan çıkmadır. bu yüzden tam olarak bir "katana" değildir. ww2 boyunca bu silahın geleneksel yöntemlerle zanaatkarlar tarafından üretilen istisnaları, sadece imparator ve üst düzey japon paşaları, bürokratlar vs. için üretilen katana kılıçlarıdır.

    zaten o dönemler japon silahlı kuvvetleri'nde "katana"dan çok type 94-95 olarak bilinirlerdi. type 94, type 95 ve type 98 gibi türevleri vardı. tabii, bu type 94-95-98 "gunto" ismi verilen kılıçları karacılar kullanırdı. bu geleneksel katanalardan farklı olan kılıçlar da zaten ikiye ayrılır. kyu-gunto (eski kılıçlar) ve type 94-95-98 gibi katana'ların mensubu olduğu shin-gunto (yeni kılıçlar).

    denizciler için "kaigunto" adı verilen type 94-95-98'den daha farklı kılıçlar vardı. zaten şu an piyasada bulunan kılıçların büyük çoğunluğu type 94-95-98 gunto'lardır. kaigunto, bu tarz kılıçlar arasında karacıların kullandıklarına kıyasla daha nadir bulunur. geleneksel üretim bir katana için ise bugün hala japonya'da bu işle uğraşan zanaatkarlar vardır. zira gerçek bir katana'nın üretimi 8-9 aylık zorlu ve sabırlı bir süreçtir. çok iyi bir zanaatkarlık ister.

    efendim, japonya meiji restorasyonu'ndan sonra bile geleneksel döneminden gelen belirli şeyleri atamamıştır. örneğin japon imparatorluk donanması & ordusu'nun komuta kademesini oluşturacak birçok subay, prusya/almanya'da olduğu gibi yine samuray ailelerinden seçilmiştir. özellikle bu durum, japon ordusu'nun ruhunun oluşması üzerinde belirli olmuştur.

    nasıl soyisminde "von" geçen prusya asilzadeleri prusya krallığı'ndan alman imparatorluğu'na ; oradan weimar cumhuriyeti ve nazi almanyası'na alman silahlı kuvvetleri'nin komuta kademesini oluşturmuşsa, samuray aileleri de japonya için benzeri bir görev üstlenmiştir. ww2 dönemi hangi japon komutanın hayatına bakarsanız bakın, çoğunun böyle sülalesinin samuray olduğunu göreceksinizdir. orduların ruhları vardır efendim, her ne kadar adına "modern japonya" denilse de, japon ordusu'nun "ruh"u da restorasyondan sonra halen bushido (savaşçının yolu) denilen samuray anlayışına dayanıyordu.

    bizde 1 numaralı üniformanın bir subay/astsubay/uzman için manevi temsili neyse, katana da ikinci dünya savaşı ve evvelindeki japon subayları için benzeri bir manevi önem taşıyordu. yani, bushido'da olan katana denilen silahın kutsallığı ve en kilit nokta olan, "kılıcın ruhu olması" anlayışı japon imparatorluk ordusu subayları arasında yaygın bir anlayıştı.

    kılıç ve süngü gibi silahlar japonlar tarafından -pek etkili olamasa da- aktif olarak kullanılmıştı. kamikaze bir yana, banzai saldırısı denilen bir olay, pek etkili olamasa da psikolojik olarak amerikan birliklerini olumlu etkilemiyordu. banzai hücumu, genelde kendi hatlarından çıkıp allah ne verdiyse abd hatlarına doğru süngü, kılıç, katana, kasatura allah ne verdiyse yardıran veya intikal halindeki abd birliklerine bir şekilde kamufle olup birden ve yakın mesafeden amerikan birliklerine dalmalarına deniyordu.

    yer yer bu banzai hücumunun başarılı olduğu küçük küçük çarpışmalar kayda geçmişse de, banzai hücumu genelde bir intihar yöntemiydi. bildiğimiz süngü hücumundan ayrılan yönü ise (aslında ayrılmıyordu, yani neden "süngü hücumu" diye geçmemiş literatüre, onu söyleyeceğim) japon askerlerinin bu saldırıyı icra ederken "tenno heika banzai! - çok yaşa imparator!" diye bağırmasıydı. bir de banzai hücumu, zaman zaman bubi tuzakları, mayınlar gibi şeylerin intikal esnasında şok etkisi yaratması dolayısıyla infilaktan sonra yapılıyordu. başarılı olan banzai saldırısında amerikan askerleri katana ile lime lime ediliyor, başarısız olanında ise japonlar makineli tüfeklerle biçiliyordu. ama tabii bunu ww1'in devasa süngü hücumlarıyla karşılaştırmak yanlıştır. savaş boyunca yapılan en büyük banzai taarruzu, 1944'de saipan'da 4000 japon askerinin abd hatlarına süngüyle dalma girişimi sırasında oldu ve 1 tugay askerin biçilmesiyle sonuçlandı.

    her neyse, demek istediğim japonlar ikinci dünya harbi boyunca askerlere karşı (bazen de sivillere (bkz: nanking katliamı) katanayı bol bol kullandılar. sancak, silah, üniforma, kılıç, apolet/rütbe gibi manevi önem taşıyan bir silahtı katana.

    amerikalılar japonya'ya gelince ise silahsızlandırma kapsamında japon silahlı kuvvetleri'nde el konulan muharebe kruvazörü, ağır kruvazör, uçak gibi silahlardan tabancaya kadar olan listeye bir de katanayı eklediler. zira japonya biraz sıkıntılı bir coğrafyaydı. inadından kendisine patlayıcı bağlayıp kendisini sherman'ların üzerine atan bir halktan söz ediyoruz. amerikalılar sırf bu fanatizme bağlı olarak verilecek aşırı zayiat sebebiyle operation downfall'ı rafa kaldırıp hiroşima ve nagazaki'yi gerçekleştirdiler. e şimdi işgal japonya'sında sıçtığı b.ku silah olarak kullanan halk katana gibi bir şeyi mi kullanmayacak?

    amerikalılar japon subaylarından katana'larını da topladılar. ama bu normal bir teslim olma görüntüsü olmadı. zira dediğim gibi, sancak, silah, apolet, üniforma vb. bir asker için manevi değer taşıyan şeylerdir. teslim edilemez ve hatta teslim edilmesi teklif dahi edilemez. kılıcını teslim etmek, bir teslimiyet göstergesidir. örneğin plevne savunması sonrasında gazi osman paşa'dan kılıcı bir saygı göstergesi olarak alınmamıştır.

    hah işte, kılıç böyle bir şeydir. önem taşır. ama japonlar'da bu önem bir tık daha üsttedir. zira buşido'dan gelen samuray kökenler, subay takımının genelde yine bu samuray ailelerinden çıkması, japon kültüründeki "kılıcın ruhu" mevzusu, japon subaylarını kılıçlarını teslim etmek konusunda zorlar. zira buşido anlayışıyla yetişen japon subaylarına göre kılıcın ruhu vardır ya da kılıç, bir savaşçının ruhudur. kılıcı teslim eden adam, ruhsuz adamdır ve samuray kılıcını teslim ederse 1868 öncesi japonya'da aşağı kabul edilecek şekilde artık bir "ronin"dir. amerikalılara da saldıramazlar, zira teslimiyet emrini öyle başbakan filan değil, jewel voice broadcast ile bizzat tanrısal bir otoritesi olan imparator hirohito vermiştir.

    böylece teslim olanların yanında kılıçlarını teslim etmektense harakiri yapan birçok japon askeri olur. kimileri hiroo onoda'ya benzer olarak ormanlara kaçar ve bir daha topluma karışmaz. japonya'nın yenildiğini bile asla öğrenemez.

    savaş sonrasında ise usmc ve abd ordusu'nun topladığı katanalar, savaşta yararlılık gösterenlere dağıtılır. bir diğer kısım kılıç da zaten abd askerleri tarafından savaşta japonlardan ele geçirilenlerdir. zaten o dönemler japonların bu kılıcı süngüsü filan meşhur olduğundan ölü japonlardan ele geçirilen kılıç ve süngüler askerler arasında bayağı popülerdir. bu kılıçlar da böylece amerika'ya evlerine dönen askerler aracılığıyla gider. bazıları müzeye konulur, bazıları şimdiye değin bir evin duvarında süs olarak görevine devam eder, bazıları ise satışa çıkarılır. type 94-95-98 japon imparatorluk ordusu, subay kılıcı veya kaigunto olarak bunlardan halen bulunur. amazon'da, ebay'de filan yazarsanız bile bulabilirsiniz.

    katana japonlar için böyle bir anlam ifade eder de, biz türklerin de kılıçları vardır. memlük kılıcı örneğin. hafif eğimli, uzun ve bir o kadar keskin bir kılıç, şimdiye değin abd deniz piyadeleri tarafından tören kılıcı olarak kullanılır. halen üretimi yapılan ve bir zanaatkarlık sayılan şekil olarak da çok beğendiğim yatağan kılıçları, yine kendine özgü tasarımı olan oldukça eğimli ve kesmeye dayalı yeniçeri kılıçları ve hatta palalar. ben bu işe bir zanaatkarlık olarak bakarım. her ulusun bu tarz zanaatleri, o ulusun kültürünün birer ögesidir. ama biz kendi kılıç kültürümüze örneğin japonlar kadar değer vermiş miyizdir? sanmıyorum. katana'yı herkesin bilip türklerin bu konudaki zanaatini çoğu kişinin bilmemesi de bununla alakalı sanırım.
  • eski japon çağlarının ikonik, uzun ve keskin kılıcı.

    çok meşakkatli bir dövüm süreci vardır. fakat genel prensiplerinden bahsetmek gerekirse, katanaya, ince bir kılıç olmasına rağmen efsanelere konu olan dayanıklılığını ve keskinliğini veren, döven ustasının çeliğini ne kadar kaliteli katladığı ve dövdüğüyle alakalıdır.

    şöyle ki, her metalin/çeliğin içinde saflığını bozan maddeler olur. günümüzdeki modern dövüm teknikleri bile bu maddelerin üstesinden gelememektedir. mevcut olan en iyi yöntem, demiri döverken bu maddeleri kılıcın kalıbına eşit bir şekilde dağıtabilmektir, böylece kılıcın herhangi bir noktası diğerlerine kıyasla daha zayıf kalmayacaktır. eski katana ustaları bu dağıtımı çok çok iyi yapabildikleri için kılıçlarında zayıf noktalar daha nadir görülür. bu saflığı bozan maddeler iyi dağıtılamazsa ve tek bir bölgede toplanırsa, burası kılıcın zayıf noktası olur ve başka bir kılıçla temasa girdiğinde, kırılma ihtimali olur. japonlar da bunun tekniğini çok iyi çözmüşler, çeliği üst üste katlar halinde dizip dizip dövmüşler ve ortaya çıkan sonuç da namı taa o zamanlardan günümüze gelen kılıç olmuş.
  • (bkz: hattori hanzo)
  • çocukluğumdan beri hep istemiştim;
    46 yaşında en sonunda sahip oldum.
    çocukluğu tahta kılıçla geçen bir kuşağın ferdiyim ne de olsa.
    ama çeliğin ışıltısı bile yeter.
    üç şaku boyunda tam bir ödaçi.
    evet keskin, çok keskin kazara elim çarptı sadece dokundum ama sol işaret parmağımı üstten biraz alıverdi.
    neyse ki çok kanamadı.
    ama hemen kavradım ki; aslında bulundurma ruhsatı gerekli bir silah almışım.
    bu arada silah yağı çok güzel parlatıyor ve koruyor.