şükela:  tümü | bugün
  • sarkilara cokca konu olan meslek cesidi...
    (katüp arzuhalim yaz yare boyle
    uskudara gider iken)
  • eski bir porno siteydi, katip.com adresinde ikamet ederdi, lakin şimdilerde muhaddis.org diye bir yere gönderiyor adamı. süper komik birisi webmaster'liğini yapardı, giriş sayfasında komik bişiler olurdu illaki.
  • (bkz: üsküdar)
  • katip / üsküdar'a giderken 1968 yılında zeki müren , sezer güvenirgil , suzan avcı , suna pekuysal , sümer tilmaç , nubar terziyan gibi oyuncuların oynadığı ülkü erakalın tarafından çekilen film
  • mahkeme salonunda dinleyicilerin bile duymakta zorlandığı kelimeleri ustalıkla anlayarak saatte 10 km hızla yazabilen üstün varlık.
  • sekreter, yazman; çoğulu olan da ketebe. (bkz: mumaileyh/@ibisile)
  • ezel katibim!
    can sıfatı, canıma eş kılan sv.
    iki parmağın arasında
    dönderirken kalemimi
    bazen yazar, çizersin
    bazen kırıp, dökersin
    bazen siler,tekrar yazar
    ya da yazar, tekrar silersin...

    ey kalem!
    söyle bana kimin ellerindesin
    kim yazıyor her güzel harfi seninle
    kim bozuyor her seyi yerli yerince
    bazen doğru bazen eğri tutarak halini
    kim kurutuyor mürekkebini de
    seriyor dört yol ağzına seni..
  • eski uygarlıkların entelektüel emekçisi.
    tarihsel anlamda tüm bilgi dallarının uzaktan da olsa atası denebilecek kişi.

    katip, kayıt memuru deyince aklımıza bazı girdilerdeki gibi şarkılara, şiirlere konu olarak aşkımızı, derdimizi yazıp aktarması istenen kişiler gelmiş olabilir ya da iş yerlerimizdeki gibi direkt bu mesleği yapan sıradan insanları düşünürüz. şarkılardaki formunda aktarma eylemi ile anlayımsal bir bağ kurulduğu aşikar. katip git aşkımı anlat yare böyle böyle diyende; arzu dolu direktifleri küskün aşıktan alacak, daktilo edecek ve bu zor görevi küçük de olsa bir bedelle üstlenerek aşık olunana iletecek bir fikri emekçi, elçi arayışı görüyorum ben. bu mesleki nosyonu, yapay zekaların olduğu bir dünyada bile, layıkıyla sürdüren her filmindeki joaquin phoenix harika icra ediyordu misal.

    öte yandan katiplerin sadece duyguların kaydedicisi, taşıyıcı olmadıkları malum. biraz ciddi düşününce bu mesleğin yanı başında bir otorite olmadan hayal etmek neredeyse imkansız görünüyor bana. hakimin bir yanında oturan, hekimin, müfettişin, patronun, her türden amirin o ikinci sandalyesinde yer edinmiş yani bir gücün derekesinde olan ve icrasının önemine göre yeminli, yeminsiz şeyleri yazan, sayan, tanık olan ve deklare eden kişiler. bir kayıtçı varsa ona elleri arkada, penceresinden ufka bakarak bir yandan da volta atarak adeta “yaz kızım” klişesinde yer bulan bir kayıt ettirici güç de bağlaşık duruyor. neden birileri bu tuhaf işi yapıyor ki, diğerlerinin yerlerine duyguları, arzuları bazen varları, yokları, gidenleri, artanları vs kaydetmesi isteniyor sorarsak bu ihtiyacın insanlığın ortak yaşamına ilişkin bir uzantısı olduğuna ve katibin, yazanın, sayanın veya kayıt tutanın gerçekte başka bir önemine dair kavrayış edinebiliyoruz.
    sümer uygarlığının ilk yazılı tabletlerindeki ve yuval noah harari’nin şu homo sapiens’inde ifade ettiği gerçekle düşünelim;

    29.086 birim arpa 37 ay kushim

    ilk yazılı tarihte bizimle muhasebe diliyle konuşulduğunu biliyoruz. bu kişi ilk kayıt tutan kişi olduğuna göre, imzasını ismiyle kushim olarak attıysa şayet, ismini de bildiğimiz ilk katibimiz olabilir. tabii sadece şu kushim’in ne anlama geldiği bilinmiyor.

    taner timur ; entelektüel emeğin fiziksel bir emekten kopması kayıt memurlarını/katipleri besleyecek bir artı ürünün yaratılmasına bağlıydı diyor. bu ise, eşzamanlı olarak, artı ürünün dağıtımını sağlayacak mekanizmaların ve bunları denetleyen bir siyasal otoritenin kurulması sayesinde mümkün olmuştu. siyasal otoritenin katibe iki temel işlev dolayısıyla ihtiyacı vardı. birincisi hesap işleviydi ve bu bağlamda katip prensin muhasebecisi oluyor, onun varlık/servet kayıtlarını tutuyordu. ikinci işlev ise ideolojik işlevdi ve bu planda da katip prensin meşruiyetinin pekişmesine katkıda bulunuyordu.

    regis debray’in işaret ettiği gibi, sümer’de bulunan en eski çivi yazılı kitabelerde bu iki işlev birlikte ifade ediliyor ve kitabeler bir yandan hayvan ve hububat stoklarının dökümünü yaparken öte yandan da hanedan ailesinin şeceresini çıkarıyordu. ve böylece;
    “katip, üstün gücün, ne istediğini söyleyebilmesinin iki temel öğesi olan neye sahip olduğunu ve nereden geldiğini kendisinden öğrendiği kişi oluyordu”

    bir yandan siyasal otoriteyle bir ilişkide olan, tarihsel kayıtlarını tutanlar olduğu gibi ilk tanığı da olan bu kişiler; arzuhalimizi, duygu, düşüncelerimizi de aktaran söz ve yazı ustalarının uzak bir ata mesleğini icra edenlerdir. aynı zamanda tarihin yazıcılarıdırlar. taner hocanın işaret ettiği gibi gramsci’nin kavramsallaştırdığı şu “organik aydın” kişisinin ilk örneği de olabilirler. nihayetinde, bugün tarihi derinliklere bakmak isteyen herkes onların geride bıraktıkları izlere bakıyorlar.

    plutarkhos, m.ö. 6. yüzyılın sonlarında bu kayıtlara ilişkin bir kırılma noktasına işaret etmiş;
    “tarih, bir arabadan iner gibi şiirden inmiş ve yürüyerek, düzyazı sayesinde gerçeği mitlerden ayırmıştı”.

    katipler de muhakkak bu ilerlemenin bir parçası olarak bilimin, rasyonal düşüncenin tarafında bir yol ayrımına girmiş olanları ile, sosyal ve kültürel aktarıcıları ile bir çok mesleğe evrilmiş sayılabilirler.