şükela:  tümü | bugün
  • söz: ülkü aker - nilüfer (o bildiğiniz tanıdığınız reha'yla hani...)
    müzik: buğra uğur
    (noktalamaları ben yaptım.)

    delilik biliyorum*, senle olmak delilik*
    takılıp kaldım*, karşı koymam* imkansız
    yaşanan yıllarım senden çok daha fazla
    hüzünlerim alır gider sevinçlerimi
    imde yılgın rüzgarların ayak sesleri
    sende daha yeni yeni kavak yelleri
    doğrusu; yanlışı*; ağrısı; sancısı,
    ne varsa yaşanacak;
    gözyaşı; ayrılık; pişmanlık; dargınlık,
    hepsi benim olacak...
    al beni, sarıl bana...
    beni koru kollarında*,
    korkuyorum.
    içimde yılgın rüzgarların ayak sesleri
    sende daha yeni yeni kavak yelleri
    kaçmayı çok denedim,
    ansızın, bu sevgiden.
    kaç kere yenik düştüm,
    istemeyin bunu benden.
    sarhoş tutkuların koynunda ben bir deli*
    işten geçti artık* dönemem geri*
    içimde yılgın rüzgarların ayak sesleri...
    sende daha yeni yeni kavak yelleri.
    (bkz: esmer günler).
  • ergenlik çağında veya bahar aylarında insanların başında estiği varsayılan rüzgarlardır. yönü kişiden kişiye değişir bu rüzgarların... bu söz öbeği "aşık olma hali"ni ifade etmektedir. kişi kavağa, aklından geçenler de yele benzetilmektedir.
  • bir ahmet telli siiri;
    " gündöndü ve bakla tarlalarında
    sevişmelerin pomakçasını öğreniyorum
    o korkunç hazzını duyuyorum
    toprağı doyuma kavuşturmanın
    ve hâlâ anlatılmaz bir cinsel koku
    buharlaşıyor göğsümün kıllarından
    anımsadıkça pomak sevgilimi
    on sekizindeyim ve tip'i övmekten
    suçlanıp sürülüyorum
    okudukça aşık, aşık oldukça
    daha çok okumaktayım bu aylar
    biraz ayten biraz süeda ayları bunlar
    kurutulmuş çiçek mevsimleri yani
    yıllar sonra daha iyi anlaşılıyor
    o kaçak şevişmlerin tadı

    fabrika bacalarından
    yağlı bir duman ağıyor göğe
    çiziyor
    ilk gençliğimin haritasını "
  • bir leman sam şarkısı.

    biz bir dalın üzümüyüz aslında
    birimiz şişede şarap, birimiz kadehte şampanya
    ikimiz ömür boyu çakırkeyif

    başımızda kavak yelleri
    esiyormuş, essin
    adam sen de
    keyfimiz yerinde

    biz bir dağın bulutuyuz aslında
    içimiz buselik, dışımız hüzünler içinde
    ikimiz ömür boyu birlikte

    başımızda kavak yelleri
    esiyormuş, essin
    adam sen de
    keyfimiz yerinde

    biz bir günün gecesiyiz aslında
    özümüz gökteki yıldızlar, sözümüz sevmeler üstüne
    ikimiz ömür boyu sevdalı

    başımızda kavak yelleri
    esiyormuş, essin
    adam sen de
    keyfimiz yerinde
  • reşat nuri güntekin'in, bugünkü değme yazarın yazamayacağı güzellikteki romanı. romanımızın kahramanı, gençken anadolu'nun bir küçük kasabasına hükümet doktoru olarak tayin edilmiş ve orada evlenerek senelerini geçirmiş bir zattır. ancak karısının ölümü ile birlikte ne yapacağını şaşırır ve olaylar gelişir. reşat nuri bu romanında, bir anadolu kasabasını en ince detayı ve yaşanan olayları ile o kadar güzel ve akıcı bir dille anlatır ki, kitap bir çırpıda biter. özellikle, doktorun istanbul'a geçtikten sonra başına gelenler çok güzel bir dille kaleme alınmıştır. kanımca bu eser, yazarın en güzel eserlerinden bir tanesidir.
  • yaz başı geldi mi şımarıveriyor bunlar. hep bir elden, sözleşmiş gibi o küçücük, mini minnacık pamukçuklarını salıveriyorlar ortalığa. sizi gidi pervasızlar! göz gözü görmez oluyor. beyaz bir fırtınanın içinde kalıveriyor insan. gözünü kapat, eğil, bükül, dinlemez; elinle kovarsın gitmez, sakınırsın olmaz. aciz kalırsın. küçük, şeffaf tüycüklere yenilirsin. olacak iş mi, hapşır dur artık... nereden geliyor bunlar? bakarsın, sağda solda çelimsiz, kavaklar... işte onlar, suçlu! ağaç da suçlu olur muymuş! olur. ne yapalım? keselim kavakları kurtulalım! kesmekle biter mi bunlar? bitmez, tükenmez. bilen bilir, inatçıdır; kesersin, öte yanından yine fışkırır. bastırırsın, yeni bir şıvgın verir. bir ölür, bin dirilir.
  • resat nuri guntekin'in okuyana hüzün coşkusu yaşattığı enfes romanıdır.
    ilk bölümde bütün kahramanları ilginç detayları ile tanır, tanımakla da kalmaz hepsini de seviveririz. romanın ikinci yarısında ise anlatıcı doktor sabri bey'in istanbul'a geldikten sonra karşılaştığı insanlarla kurduğu ya da kurmaya çalıştığı iletişimi, zaman zaman boğazımız düğüm olmuş vaziyette izleriz...
    fakat romanın son cümlesinde tebessümümüze karışmış gözyaşımızın kurumasını da istemeyiz hiç.
    (kendimden biliyorum da yazıyorum: kapağı kapadığımda güneşlenen şen şakrak insanların arasındaydım. ama, neyse ki güneş gözlüklerim vardı.)
  • soner arıca'nın yorumlarken kendini aştığı, kısmen sözleri ile, bilhassa nakarat kısmındaki müziği ile insanı derinden sarsan bir eser.
  • kanımca esemeyecek kadar şairane yellerdir. kavak yelinden yüz felci, grip vesaire olan görülmemiştir. hep bi şiirle aşkla alakalı saçma sapan bi yeldir.