şükela:  tümü | bugün
  • bundan 6-7 yıl önceydi. lise sondayım o zaman. okula geliyorum servisle. ama bir gariplik var o gün. bakıyorum millet okula değil de ters yöne doğru ilerliyor. geldik okula. hiç olmadığı kadar sessiz, bir garip koca lise. hocalarda garip bakışlar, kıyıda köşede sessiz konuşuyorlar kendi aralarında.

    hiç bir şey anlamadım inanın, sadece garipti okul o gün. sonra samimi olduğum bir hocama rastladım. hocam dedim, ne oluyor ? adam net konuştu, "ahmet'le cihan vurulmuş" dedi. anlamadım ki ben hiçbir şey. "birşey olmuş mu?" dedim mal gibi. adam yine net konuştu: "ölmüşler" dedi. "tamam" dedim sadece, sınıfın yolunu tuttum. derse girdim, oturdum arka sıradaki yerime.

    bikaç kişi gariplik sezdi, ne oluyor ne bu hal diye sordular. konuşmadım. dank etti, arkadaşım lan bunlar benim. sonra durumdan haberi varmış gibi görünen bir arkadaşı gördüm. sınıftan çıkıp koşmaya başladık. inanmazsınız, okuldan hastaneye kadar ağlayarak, hiç konuşmadan koştuk iki tane lise çocuğu.

    sonra hastaneye geldik, kalabalık çoktu bahçede. oturduk bi kenara, doktor gelecek falan dendi. ama herkes telaşlı.

    sonra bir kadın geldi yanımıza, "cihan'ın halasıyım ben ne olmuş çocuklar?" dedi. onu da aramışlar demek ki. konuşamadık biz, tam o anda doktor geldi bahçeye. "yakınımısınız? başınız sağolsun" dedi doktor kardeşim ahmet'in halasına. öğrendik daha sonra, cihan da ölmüş.

    zaman geçtikçe olayın neden olduğu konuşulmaya başlandı tabi ki. öğrendik.

    bizimkilerle aynı yaşlarda orospu çocuğunun teki, burda açıklamama değmeyecek ucuzlukta bir mesele için eline silah alıp karşılarına çıkmış ahmet ve cihan'ın o gün okula giderken. cihan'ı ilgilendiren bir meseleymiş. ahmet'le cihan öyle samimi arkadaş falan değiller, okul yolunda karşılaşmış yürüyorlarmış sadece. neyse eli silahlı it dikilmiş karşılarına. ahmet'e "işim cihan'la, karışma yoksa seni de vururum" demiş. ahmet karışmış, yapma demiş. hangimiz demezdik ? 3 kurşun ahmet'e, 4 kurşun cihan'a. bir dolu da her aklıma geldiğinde bana sıkıyor o orospu çocuğu, ayrı.

    ahmet o gün kavgadan korksaydı eğer, bugün yaşıyordu. 16 yaşındaydı ahmet, 17 cihan.
  • beni bilen arkadaşlarım şahidimdir; bir hayatta kalma gurusuyumdur. hayatta kalmanın en büyük ilkesi de dayak yiyeceğin kavgaya girmemektir. bu yüzden hayatımda 1 kere ilkokulda kavga ettim. ama bu kavga etmenin satrancını çok oynadım. yani kavgaya başlamaya yol açan yolda çok psikopat hamleler yaparak kavgayı başlamadan galibiyetle bitirdim. örneğin kız arkadaşımı dersanede taciz eden bir grup bebenin yanına atlayıp ankara'ya gittim 500 km yol yapıp. ama giderken tam bir adanalı gibi giyindim, aksanımı kaydırdım. dersane kantinine girdiğimde herkese çay ısmarladım konuyu anlattım.. dayı dayı.. zil çalıp da tenefüs başladığında bir tanesi bile bu kurmacayı aşsa dövebilecekken beni 4-5 adamın dersaneyi gizlice terk edip kaçtıklarına tanık oldum. çünkü kantinteki tiyatroyu seyretmiş olanlardan birisi kaşla göz arasında bu gruba gidip "olm adana'dan biri gelmiş ananzı sikmeye, kaçın olum kaçın.." diye haber salmış.. burada mükemmel bir hazırlık, lojistik, plan ve deha var iş yapan. işte o deha benim.

    bunları neden anlatıyorum? çünkü evlendikten sonra bu mükemmel survival içgüdüm piç edildi hanım tarafından. nasıl piç olduğunu anlatmak yerine örnekler üzerinden incelersek daha da aydınlanırız:

    1. the highway: hanım arabayı şiir gibi kullanır. pencereleri yarım açar, jambi'yi takar cd'ye coşarız. 2. köprü yolundan kaptırmış gelirken bir halk otobüsü sıkıştırdı bizi. tamam. anasına küfür ettik bitti. değil mi? bitmedi işte.. survival dengesi instabil yengeniz, halk otobüsünü 4 şeritli yolda kovalayarak soldan 2. şeritte yakalayıp önüne kırdı ve frene basıp durdurdu. arabadaki tek erkeg benim.. kucağımda yengenizin çantasıyla kalbim serçe misali pır pır diye atıyor. çünkü halk otobüsüyle de yolculuk eden bir kişi olarak biliyorum ki, böyle durumlarda otobüsteki adamlar şöföre "aga durdur şunu da bi anasını sikek, dalak buna aga.." diye konuşuyor.. ben de çok şöför yanına gidip "amuğa çaktığımın dalyarağına bak şöför ağabey, şunu durdur da bi sikek, değil mi şöför ağabey, kudretin yanında olmak ne kadar da hoş" diye çok estim. arabada kucağımda kadın çantasıyla bunları düşünürken, boynum önüme düştü. o esnada hanım dikiz aynasından otobüsün şöförüne bakıyor aynalı tahir gibi.. sonunu hatırlamıyorum ben.. adamlar indi mi inmedi mi.. beni sikip e-5'in yanına mı attılar. öbür gün hanım beni gelip oradan aldı mı.. hanımın dediğine göre halk otobüsünün şöförüne mesajını verdikten sonra ağır ağır kalkarak eve gelmişiz. evin otoparkına vardığımızda kendime gelmiştim. elimde orkit gözyaşlarımı siliyordum, sümkürüyordum, sinirlerim bozulmuş.

    2. the bahçelievler incident: gene hanım direksiyon başında bahçelievlerdeyiz. gece 12 falan yollar boş. anayola bağlanan bir sokaktan caddeye çıkacağız. bize yeşil yanıyor, dolayısıyla caddede sağdan gelen arabaya kırmızı yanıyor. pis adam kırmızıda geçerek bizimle çarpışıyordu az daha.. adam çok pardon manasında elini kaldırdı. ama hanım bir kere delirmişti. beni siktirmeye and içmişti gene.. ama bu sefer o gaza gelince ben de gaza geldim.. 5 saniye sürdü benim sinirim.. hanım olay anında elini koyduğu kornadan elini bir türlü çekmiyordu ve adamın arka tamponuna doğru hızla yaklaşıyorduk. bir süre böyle gittik.. o esnada ben "..ya hanım tamam aa.. sen de çok şeyediyorsun ama.. tamam.. yaptı bi hata.." diye konuşurken önümüzdeki adam da en sonunda delirdi ve cart diye durup çevik bir hareketle arabadan çıkıp "noluyor lan nolyor orospu çocukları" diye yola fırladı..

    o ana kadar terminanatör dizisindeki kız terminatör gibi adamı kovalayan hanımla bahçelievler'den bostancı'ya kadar 7,5 dakikada kaçtık ve bu esnada tek muhabbetimiz pacenotes * şeklinde oldu: "100 k left 2, 100 k right 2, 200 square left, 100 k right 4, 50 caution jump into right 2 tightens, don't cut, 100 oversquare right, 400 flat to crest into k left 4, 100 finish"

    3. the fish bazaar: bostancı balık pazarında 2 hafta önce balıkçılar beni domaltıp götüme 25 inçlik lüferleri sokup çıkarmadıysa bu, kucağımda olan oğlumun yüzü suyu hürmetinedir.. ha durduk yerde adamlar beni neden domaltıp götüme lüferleri sokup çıkarma coşkusuyla yanıp tutuşuyorlar diye sorarsanız gene benim hanıma geliriz. bostancı'da sıra sıra balıkçıların en ucunda ekmek arası balık satan bir dükkan vardır. çiğ balık satan adamların önüne park edip orada balıp ekmek yedirmiyor bu orospu çocukları adama. neyse biz de bunların önüne park etmiş olduk. balıkçılarla aramızda şöyle bir muhabbet geçti kısaca: (parantez içindeki sayılar etrafımı saran balıkçı sayılarını işaret ediyor)

    balıkçı: abi park etme müşteri gelip çıkıyor.. (+1)

    (arabayı bu sefer ben kullanmışım)

    ben: biz de balık alacağız güzel kardeşim, ekmek arası balık! (kucağımda oğlum var)

    balıkçı: abi bizim dükkanın önünü kapatma otoparka çek karşıda.. (+2)

    ben: ya kardeşim ekmek arası alıp geleceğiz diyoruz, anlatamıyorum galiba, (adamın kafasına tıklıyormuş gibi yapıyorum) "knock! knock! mr. fisherman, anybody in? ..no, the person you have called cannot be reached at the moment" hahahha.. (+2)

    balıkçı2: bilader adamın asabını bozma.. arabanı al, git.. (+4)

    ben: eme kardişim, siz de hiç dizi balıkçısına benzemiyürsünüz.. enneee.. (fırat taklidiyle dayağı ötelemeye çalışıyorum, her şey kontrolüm altında. ben kalabalığı bu şekilde yumuşatmışken, balıkçıya gidip beni göremeyen hanım büyük bir hışımla geri dönüyor)

    hanım: löaarnnghh!! noluyor lan burda.. napıyorsunuz lan siz? eşkıya mısınız lan siz, almışınız adamı ortaya siktirin gidin lan burdan.. buraya park edecez! balığımızı yiyecez. gelecez! dağılın lan..

    ben: (orda bi çırak gördüm) oğlum ordan bir sıvı yağ getir, (balıkçı1'e) abi sen de ordan orta boy lüfer getir.. (bir yandan da soyunuyorum) lüferleri yağa yatırın iyice, sokun götüme.. hadi lan kap gel lüferleri. (tabi sonradan hanımın ağzından dinleyince benim bunları söylemediğimi muhtemelen yaşadığım şokla aklımdan geçirdiğimi söyledi)

    bu postadan sonra oradan 5 - 6 adım ayrıldıktan sonra hanım balıkçıların oraya geri dönüp

    hanım: .. bu arabada bir çizik göreyim, bu arabaya tesadüfen bir araba çarpsın, bu arabaya meteor düşsün, tsunami çıksın bu arabayı denize sürüklesin.. sizden bilrim!

    deyip geri geldi.. orada çok zoruma gitmedi de akşam evde bu olayı şöyle aktardı herkese:

    hanım: ya bu balıkçıların alayı orospu çocuğu, almışlar bunu ortaya lölö yapıyorlar bu da ibiş gibi orda duruyor.

    ben: ya ne alakası var ya.. istesem ordaki balıkların tamamını götlerine sokar çıkarırdım da sinirlenmedim.. yeterince sinirlenmiş olsam beni bilirsiniz.. bir yüzüm ittir.. kıssadan hisse: sen böyle durumlarda çocuu koru, kavga döğüş işlerini bana bırak, olur mu?

    (son cümleyi söylerken ben, onlar başka konuya geçmiş)
  • bir kere korkmadım onda da gözümü ambulansta açtım. yıllar önce trafikte biriyle tartışmıştım, artık kavga edecek kıvama geldik ben tam yumruğumu sıktım tiger uppercut yapacağım sırada elektrikler gitti ama sadece bende gitmiş. gözümü ambulansta açtım. sonra hastanede babama n'oldu dedim, ilk rauntta nakavt oldun dedi, herif tek yumrukla beni asfalta yapıştırmış. ben tabi umursamıyormuş gibi işi şakaya vurdum, ağzımı yamultup "adrian adrian" diye bağırdım hastanede.

    ilkokul birinci sınıftan sonra ilk kavgam bu olacaktı ve ben kendimi çok hazır hissediyordum. ama beni tek yumrukla harikalar diyarına gönderen bir boks hocasıymış. bir insan boks yapabilir, hobi olarak yapar profesyonel olarak yapar hiç sorun değil ama boks hocası nedir arkadaş. türkiye'de kaç tane boks hocası var bunların kaçı trafikte seyir halinde? zaten herif boks hocası gibi de değildi. senin benim gibi biri işte. insanda şans olsa arabadan fadıl fıdıllıoğlu gibi biri inerdi. neyse şikayetçi olmadım, o da özür diledi zaten. konu kapandı ama kafamdaki şişlik baki.
  • kavgada savaş gibidir. ne olacağını asla bilemezsin. basit bir kavga diye girdim.
    11 yıldan ses verdi. en güzel yıllarım tc misafirhanelerinde gecti. peki bana şimdi o en güzel yıllarımı geri verebilirler mi?
    peki 11 yıl yatık kurtulduk mu? hayır etkileri hala sürüyor. ölene kadar sürecek. hala içerdeyiz aslında.
    peki ben şimdi erkek mi oldum. hayır. dışarda 20 saniye erkeklik adama içerde 20 yıl karılık yaptırır.
    (karılık derken yanlış anlama olmasın. yemek yaparsın. hela temizlersin,gardiyanlara ceket iliklersin)
    hiç bir şey umrumda değil. yattığım 11 yıl, içerde cektiklerim. hepsini helal ettim. ben sadece kaybetiğim gençliğime yanıyorum. kahreden bu. annemde zaten üzüntüden öldü. buda bir dert. kadını ben öldürdüm aslında. vicdanen her gün yiyor beni.

    peki şimdi güzelik yaptımda kız banamı kaldı.( işin aslı kızdı. babası için kavga etmiştim) amında bile olmadı. gitti evlendi. iki tane velet yaptı.
    (neyzen teyfik cok haklı. mecnun çöllere düşmüş leyla için. değermi bir kız için. etraf kız dolu)

    kacın gitsin. burda genç yazarların coğu türkiye ortalamasının üstünde cocuklar. zeki cocuklar (istsinalar elbette olacak) kavga etmeden yaşabilen cocuklardır
    size catanlar comar insanlar olacaktır..
    istermisiniz. bir comar tarafından öldürülmek. istermisiniz bir comar yüzünden gençliğinizi yakıp heder olmak. dört duvar arasında her gün biraz daha çürümek.
    size catan o comar zaten belasını başka comar tarafından bulacaktır.
  • korkak değildir, pembe götlü hiç degildir. sadece değersiz bir it yüzünden başına durduk yere bela almak istemiyordur. ha o korkmam asarim keserim herkese gider diyen tipler de kendinden daha güçlü kuvvetli biriyle karşılaşınca it sesi vere vere kaçarlar onu da bilin.
  • 2 sene öncesine kadar ciddi ciddi muhattap bile olmayacağım adam tipiyken bana istisnalar yaptırtan adamdır bunlardan birisi.

    bir arkadaşım var, can kardeşim öyle seviyorum. nispeten orta boylu, orta ebatlarda, ortalama yaşayan yani ortalama bir adam. cumartesi akşamları çekirdek alıp, televizyonda düblajı rezalet olan filmleri katıla katıla gülerek izler. bir de konuşurken hep "aga" der. öyle bir adam.

    sohbetlerimizin birinin ortasında "ben kavga edemem" demişti de ne dalga geçmiştim. nelerden nelerden dem vurdum; erkeklik, yanında kız arkaşın olsa naparsın'lar mı demezsin. istediğim tepkiyi göremedim çünkü hiç bozulmadı, sadece tekrar etti "aga ben kavga edemem"

    aradan aylar geçti, beşiktaş'ta bir olay oldu otobüs duraklarında, bir sürtüşme. normalde suç bendeyse kesinlikle "afedersin" der geçerim. suçlunun belli olmadığı, 50-50 durumlarda bile bunu yaparım ki tatsızlık çıkmasın. yanımda o zamanlarki ruhu sarışın kız arkadaşımın doldurmalarıyla tartışma büyüdü. elemanlar 3 kişilerdi ve biraz daha yaşça büyük olanı yanımda kız arkadaşım olduğu için kavga etmek istemediğini belli edercesine baktı yüzüme. "biz 1 saat sonra iskelenin oradayız, gelirsen çözeriz sorunumuzu" dedi. tilki gibi dostun olacağına aslan gibi düşmanın olacak. elemanın tutumu beni orada çok etkiledi ve ben de gittim hemen kızı okula bırakıp iskeleye gitmek üzere geri ineceğim aşağıya. tam okuldan ayrılmak üzereyken bu bahsettiğim arkadaşım gördü beni, sordu "hayırdır?" anlattım; böyle böyle. "dur" dedi "ben de gelecem". "olm senin kavgayla ne işin olur?" dedim. "olsun" dedi "ben de gelecem"

    indik iskeleye beraber, bekliyoruz elemanları. derken olay esnasında olduğu gibi 3 kişi geldiler. konuşmanın uzamasından mütevellit ben anladım orada kavga çıkacağını ama aklım arkadaşımda. "hadi kendimi her halukarda korurum da onu da koruyabilir miyim?" diye düşünüyorum içimden. derken crescendo ve göz bebeklerinin büyümesiyle kavganın başlamasına sadece bir kıvılcım kadar yakın olduğumuzu farkettim. ben arkadaşıma göre daha iri olduğum için 2 kişi üstüme gelecek diğer kişi de arkadaşıma saldıracak diye kafamda simule ediyorum. beklenen kıvılcımın çıkması 30 sn sürdü ve yumruklar konuşmaya başladı. kavganın 10. saniyesi gibi kafayı çevirdim baktım ne göreyim? bizimkine eleman sağlı sollu yapıştırıyor, suratı kıpkırmızı olmuş da kavga edemediğinden, beni de satmamak adına durmuş orada kendini savunmadan dayak yiyor. o halini görmeye dayanamadım, içim doldu taştı resmen. hemen yanına vardım onu kurtarayım diye. o ara pozisyon kaybettiğim için 1-2 darbe aldım ama bana vurulanlar, onun yedikleri kadar canımı acıtmıyor. sonrasında ayırdılar bizi oradaki insanlar ve konu kapandı bir şekilde.

    aslında bu adamların çoğu -yürekli olanları- kavga etmekten, dayak yemekten korkmaz. tabiatlarında olmadığından, birilerine vurmaktan korkarlar.

    aradan yıllar geçer, eski kız arkadaşının yüzünü hatırlayamazsın da bu adamın dayak yerkenki yüzü gözünün önünden gitmez.
  • her gün onlarca insanın namertçe öldürüldüğü bir memlekette delikanlılığın hala kavgadan kaçmamak olarak algılanması da hayatında sopa yememiş, dayağın ne olduğunu ana babasından yediği fiskeler zannedenler yüzünden. biz de kavgadan kaçmayan bütün yiğitler silahlı, sopalı.

    siz siz olun tehlikeden uzak durun.
  • iki örnek bırakayım buraya da, ders çıkarmak size kalsın.

    birincisi kayınpeder, kavgacı bir insan kendisi, direkt yumruklaşır, bazen konu uzar bazen uzamaz, birkaç kere mahkemelere de gittik bişey çıkmadı. para cezaları, uzaklaştırma, ceza erteleme derken hep yırttı. en son olayda trafikte biriyle tartışıyor, standart yol kavgası. bizimki tabi asabi çekiyor adamın önüne iniyor arabadan, adam da iniyor, bu tam adama sövecekken * adam sopayı direk bunun kafasına indiriyor. bizimki kanlar içinde yere yığılıyor, kalbinden de rahatsız çok kan kaybediyor tansiyon da var, dikişler pansumanlar, kardiyologlar derken zor topladı kendini. eşimin, kardeşinin, kayınvalidenin onu öyle görüp ağlamaları, beni aramaları koş demeleri hala kulaklarımda, öldü sanmıştım.
    ikinci örnek ise yine eşimin tarafından. hatunun bir akrabası istanbulda trafikte bir baba oğul ile tartışıyor, ve evet yine doğru bildiniz yol kavgası, iki taraf da arabadan iniyor ve arbede yaşanıyor. baba olan bizim akrabayı itiyor, bizim akraba da adamı itiyor, adam yere kapaklanıyor, bunu gören oğlu bizim akrabaya yumruk çakıyor, ama bizimki atik onu da al aşağı ediyor. daha sonra etraftakiler ayırıyorlar ve herkes yoluna gidiyor. olay büyümüyor. lakin ertesi gün bizim akrabayı polis evinden alıyor, meğerse baba olanı ittiğinde baba kaldırım taşına kafayı çarpmış, iç kanama olmuş ve adam birkaç saat sonra ölmüş. araştırınca da olaydan dolayı olduğunu öğreniyorlar. adam cinayetten tutuklandı, hüküm yedi ve yıllarca yattı. eşi sağlığından oldu, çokluğundan çocuğundan yıllarca ayrı kaldı adam. iş yeri de battı yaşananlardan sonra. hayatları altüst oldu. hiç unutmam onlara daha yakın akrabalar "kadının bir günde saçları beyazladı" demişlerdi.
    şimdi kavgadan kaçan pembe götlü ekşici olarak, kavgadan kaçmayan iki kişinin örneğini verdim. birincisi dayak yiyen taraf ikincisi ise iki kişiye birden dayak atan taraf olarak adlandırılabilir. sen kavgadan kaçmayan biri olarak hangisinin yerinde olmak istediğini seçebilirsin.
  • akli başında olan erkektir. küçük yaşlardan beri boks yapıyorum defalarca maça çıktım ülke çapında madalya aldım, sırf antrenmanlarda kafama yediğim yumruğun sayısını bilmem, yumruktan darbeden kavgadan korkacak insan değilim ama ben sokakta kavga etmekten korkarım, burasi türkiye arkadaşlar uyanın. çevreniz kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanlarla dolu. en ufak tartışmalar, trafikteki dalaşmalar ölümle sonuçlanabiliyor, adam yirmi lira için arkadaşını bıçaklıyor, ne baktın kavgasına insanlar birbirinin gözünü oyuyor. herkeste silah, herkeste bıçak var kimden ne çıkacağı bilinmiyor. bu kadar kendini bilmezin olduğu yerde siz siz olun uzak durun, alttan almak, arkanızı dönüp gitmek size bir şey kaybettirmez.
  • normal bir dünyada kavga etmekten korkan erkek fiziksel olarak zarar görmek istemeyen erkektir.

    ama ekşici evrenindeyseniz durum farklı. başlık altında defalarca kez değinildiği gibi ekşici bünye hulk gibi ayarsız gücüyle karşındakileri bir vuruşta öldürmekten çekindiği için kavgadan korkar. bu sınırsız kuvvet ekşicilere çaylaklıktan çıkıldığında kanzuk tarafından imza karşılığında teslim edilmiştir.

    ben yine de ekşisözlük'ün adının klavyeli kolpacılar otağı olarak değiştirilmesini rica ediyorum.

    kolpacı demişken bir de şu modelllerimizden var: (bkz: bana denk gelmez ki insanı)