şükela:  tümü | bugün
  • seni seviyorumdur en büyük örnegi.parca parca olan taraflar bunu öyle cok söylemistirki birbirine ne seni seviyorumun büyüsü kalmıstır ne de etkisi.sadece iliski babında söylenen iki kelime.kanımca ici boşalması en son gerceklemesi gereken kavramdır.hatta bosalmamalıdır.
  • aslinda ici bosaltilan kavramlarin basinda kavramlarin icini bosaltmak gelir. hosunuza gitmeyen bir grup mu var "metalin icini bosalttilar.", yazar mi var "edebiyatin icini bosaltti.", tipler etrafinizda lagalugada sol diyorlar "marx'in icini bosalttilar."
    aslinda herkes hersey birseylerin icini bosaltmaktadir ama birileri de birseylerin icinin bosalmasina sinir oldugundan midir nedir isyaniyla bosaltir isyanin icini...
  • mesela olur olmaz durumlarda havaya isaret fisegi atmak buna bir örnektir. isaret fisegi sadece ve sadece yardim istenen durumlarda atilir, bunun disinda kullanilmasi yasaktir. ama yilbasi, mac bitimi gibi durumlarda denizden maytap veya havai fisek yerine isaret fisegi atildigi cok görülmüstür. bu yüzden havada isaret fisegi görüldügünde artik hic kimse "birisinin yardima ihtiyaci var" diye degil, "oh oh millet egleniyor" diye düsünmektedir. fisegi atan gercekten yardima ihtiyaci olan biriyse hali haraptir, cünkü yardimina kimse gelmeyecektir.

    böylece diyebiliriz ki isaret fisegi kavraminin da ici bosaltilmistir.
  • (bkz: ask)
  • içlerine daha rahat sıçılması için yer açma amaçlıdır.
  • doldurulmasından daha kolay olan durumdur.
  • hayatların çiçek aranjmanları gibi tasarlandığı -üstelik zevksizce, biraz ondan biraz bundan diyerek, yamalı bohça misali karman çorman bir halde- rollerini oynayan konsept insanların ortalıklarda dolandığı bir zamanda, hani biraz da öyle görüneyim diye, fikri olmadığı halde, büyük laflar edip duranlar, sözler verenler, eski büyük idealler üzerinden hazıra konmak için, kavramlara sarılıp durur; tarih 21. yy ı gösterdiği zaman. yüzlerce yıldır kutsallığını herkese kabul ettirmiş büyük idealleri, bir tek gül gibi atar gibi atarız aranjmanın ortasına. ama o neydi diye düşünmek kimsenin aklına gelmez. en iyi demogoji, en iyi kıvırmaca, kavramlarla yapılır. ya kimsenin anlamayacağı kadar gizmli olmak ya kimsenin laf edemeyeceği kadar büyük konuşmak için... boş konuşmalarla doluyor iyonosfer. kavram karmaşası diyorlar ya, yok öyle bir şey. olan şu: kör dövüşü.

    oysa hayat basittir. aşk bir kavram olarak ilşkilerimizi berbat ederken :konuşup durur bir kız diğer kız arkadaşıyla; ideal erkeğini anlatır oysa o da sadece bir kavramdır. onu arar herkese bakıp. güzel bir kadın mıyım diye düşünür. oysa güzellik de sadece bir kavramdır. ama kadın dergileri, basit hayatları karmaşık gösteren bir şey olarak kafa bulandırır. mutluluk çok uzaktır. oysa mutluluk basit formülleri olan bir kavramdır. her şey o kadar abartılır ki, kavramlar bomboş koca balonlar olarak hayatın ortasına konulur. içi boşalan sadece kavramlar değil, kavram lafının ta kendisi aslında.

    demokrasi bir haktır, bu haktan mahrumuzdur kimi zaman. özgürlük büyük bir ülküdür, bizden uzaktır çok fazla. sadece sözleri edilir. sonra bir savaş çıkar. savaş somut bir şeydir. ama bir kavrammış gibi bir şey yapmadan dururuz. oysa bir savaş çıkmıştı önceden. sonra yıkımlarla kendini umudunu kaybetmişti insan. sonra sonra birike birike, işini yapamaz hale gelecek kadar şişmişti kavramlar. iki büyük savaştan sonra biz ne yaptık diyeceklerine yokluğun dibine vurmasaydı insanlık, kendiyle yüzleşip, yaralarını adam gibi sarsaydı ,şimdi elde edilemez büyük ideallerin peşinde olmazdık.iyice tutsak, iyice adaletsiz kalmazdık. geyik muhabbeti geyik muhabbetidir başka ne olcak ki. içinde özgürlük, adalet lafları geçen geyik muhabbetleri yapıp vicdanını rahatlatan, işine bakan, kıyımları görmezden gelen insanlar haline gelmezdik; o kavramların içini boşaltana , bomboş yapana kadar, melankolik olmasaydık.
  • kavramlarin icinin bosaltilmasi bir bakima beynin icinin de bosalmasina neden olur. bu islem aslinda bilincli olarak yapilirsa hukumetler toplumlari kolayca idare edebilirler. bu caba abd tarafindan sozcuk yerine kisaltma kullanma egilimiyle zaten dili baltalamaktadar. bununla birlikte adalet saglamasi gereken kurumun insanlari surekli cezalandirmasi, bilimle ugrasmasi gereken kurumlarin kitap yakmayla, yayin yasaklamayla ilgilenmesi george orwell in 1984 adli kitabinda anlattigi kurmaca bir dunya benzemektedir.
    kavramlarin icinin doldurulmasi aslinda bireysel ve toplumsal olarak incelenebilir, bireye ozgu dil kullanimi ve toplumun ortak dil kullanimi olarak ayrilan bu konu dilin soyut yapisini olusturur. soyut yapiya bagli olan kavramlarin icinin bosaltilmasi ise somut olanlara gore daha kolaydir. 'elma' sozcugunun gostergesel degerini degistirmek cok zordur, ama 'yavuz' sozcugu anlamsal degerini kolayca kaybedebilir. gunumuzde kullanilan 'yavuz' sozcugu gayet olumlu bir anlama sahipken gokturkce de 'yabiz' ya da 'yabuz'olarak kullanilan sozcuk eskiya anlami tasimaktaydi.
    dil ogelerinin anlamlarinin surekli dalgalanmasi dilin dogasinda olan bir seydir. ancak bilgisizlikten kaynaklanan ve yayilan bozuk dil kullanimi, eksik dil kullanimi once bireylerin dilinin zayiflamasina yol acar. daha sonradan bu zayiflayan dil yuzunden iletisim sorunlari yasanmaya baslar. ve durum toplumun cozulmesine varacak kadar tehlikeler tasiyan bir surectir. bu gibi sorunlar icin onerilen cozum, insanlarin kendi dillerine ozen gostermesi, dili dogru ve yerinde kullanmaya gayret etmesidir. bunlari basarabilmek icin de kitap okumasi gereklidir.