şükela:  tümü | bugün
  • nâmı yedi düvele yayılmış iranlı kemençeci. redif denilen bir tarz üzere çalıyormuş. yo yo ma'nın the silk road ensemble'ında kemençe ve çeşitli yaylılarla yer alıyor; şevket hüseyin'le ghazal üstbaşlıklı albümler çıkarıyor; vatandaşı şeceryan'la birlikte night silence desert'ı doğurmuşlar. erdal erzincan'la birlikte türkiye'de konser de vermiş kendisi. (erdal erzincan'ın sitesinde bu konserlerden bir albümün şu sıralar çıkacağı yazıyor.)
  • eylul sonunda cikan the wind albumunde leziz dogaclamalarina erdal erzincan seslerini de uyarlayan iranli muzisyen, yaratici kemence ustadi.
  • bu entry'i yazmakla yazmamak arasında kendimle mücade etmekteyim şu an. kimse olmasın istiyorum çünkü. bir tek ben dinliyeyim, hatta o da görmesin beni kendimden geçtiğimi vs.

    ama madem insaf sahibi bir yüreğe sahibiz. sevenlerini severiz. haber vermek de düşer bize *

    bu perşembe (11 eylül 2008) erdal erzincan* ile birlikte yerebatan sarnıcında bulunacak * * *
  • dün akşam yerebatan sarnıcı'nı erdal erzincan ile birlikte şenlendiren, şereflendiren üstad.
    bir gün önce kimse gelmesin, kimse görmesin derken orada bir kalabalık bir kalabalık. sarnıcı hiç böyle dolu dolu görmemiştim. soluksuz, nefessiz çaldılar. nefes oldular. bir anda ayakta alkışlanırken de çıkıp gittiler.
    halbuki kendimi hazırlamıştım. ne hayaller kurmuştum. on-onbeş kişi gelecekti konsere. türküler bitip alkışlarken yüksek sesle "gazal the rain plaese!" diye seslenecektim. ve ekleyecektim yarım yamalak ingilizcemle "ı can flay to listening you" * yapamadım, zira gelmesiyle gitmesi bir oldu.

    enstrümanıyla bir olup müziğin-ritmin-evrenin titreşimlerini yayan ustalara bayılıyorum.
    derler ki onun kemençesinden yayılan titreşimler bir kere dağıldı mı yerebatan sarnıcı'nın gizli dehlizleri sonsuza kadar titreşirmiş.

    kaç sene üzerine gelen edit: (bkz: cafune) sağolsun.
  • bu arada ismi kayhan kalhor değil mi? ben öyle biliyorum ve google'ın yalancısıyım. şimdi baktım keyhan kalhur yazınca 8, kayhan kalhor yazınca 47.700 sonuç buluyor. kemane ve kayhan kalhor biraraya gelince ses-müzik dışardan değil, insanın içinden çıkıyor. bu kadar yek vücut olunu bunu da bu insan harika yapmaktadır!
  • the wind albümünde allı turnam'dan uyarlanan enstrümantal parçaya kemençesiyle eşlik ederken şiir yazar. hafif perdeli, sessizliğe doğru giden notalarıyla adeta "tutmuyor yayım, tutmuyor elim" der; beklenen ama bir türlü duyulmayan, derin hasretlerden sonra gelen tınılarıyla "bizim eve varırsan"ı şekilldendirir - ki hiç varmaz, sadece yola çıkar. bu adamın kemençesi konuşsaydı artık hiçbirimiz şiir okumazdık.
  • imdi.. kendisini dinleme şerefine nail oldum ve şuraya tamamen cahil bir dinleyici olarak dinlerken aklımdan geçen üç hususu sıcak sıcak yazmayı da murad eyledim. biliyorum ki okuma ihtimali düşük bu yazdıklarımı. ve gene biliyorum ki, ben yazdım diye de mutlak doğru olmayacak bu dediklerim. neyse.. şöyle ki;

    -bestelerinin bende uyandırdığı his, irandaki eski ordugâh şehirlerinden birinin 7-8 belki de 9 asır evvelki günlük halleri idi. uzunca süre mutadının, olağanlığının, hatta sıkıcılığının içinde kavrulan şehire birden birileri gelir, yakar, yıkar, at koşturur, korku salar, heyecan yapar. sonra şehir, gene yeni düzen eşliğinde mutadına geri döner. öyleca yaşar gider.

    -konserin başında neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. girişi biraz geciktirince konserdaş arkadaşlardan biri "bir introsu zaten 10 dakika sürüyor bazı zaman, merak etme" dediğinde pek bir şey anlamadım. birkaç parçadan sonra anladım. hakikaten, intro parçanın 7/8'i kadar yer tutuyor.

    -ritm o kadar düşük, konser de cuma günü ve ara vermeden vuku bulunca salonda ortalara doğru sızdığı halde sızmamış gibi davranan birçok dinleyici oldu. ama rica ettim, arkadaştan. introları temizleyip bana asıl etkilendiğim kısımları göndericek. keşke buna bir hal-çare bulsa..

    böyleyken böyle..
  • sanki horasan'da o ağaçları oyan amcalar, bunu bir gün kalhor çalacak ve işte o ağaçlar notalar halinde tekrar kök salacak diye oydular.

    cemal reşit rey'deki konser aslında iran'da yapılan her ensemble gibi geçti, sırasıyla bütün müzisyenlerin söz hakkı aldığı ama bir yandan da maestronun duruma her şekilde el koyduğu, dört dörtlük ve kendi aralarında şakalaşmalarla; çünkü insan insanı bilir, ve insan bildiği insanla oturup şöyle dünyanın en doğusundan hallenince, aman kardeşim..

    zira, doğu dediğin şey iran'da biter. ve kalhor, yezd'den kerman'a, tahran'ın kirinden hazar denizi'nin kıyılarına kadar aldı taaa öyle bi savurup götürdü ordakileri. ama kalhor bu konserle anlaşılacak birşey değildir, şöyle oturup onun alizadeh ve shajarian'la şimdi yaptığı yahut bestami'yle taaa çok genç zamanlarında çaldığı şeyleri dinlemek gerekir ki, bir müzisyenle bir büyücünün farkını anlayabilmeli.

    ritmin düşük gelişinin nedeni de iran müziğinin ritmik yapısı. yani ritmik yapı bizimkiyle tamamen farklı, melodi çok önem tutuyor haliyle tombek de melodiyle paralel giden vuruşlar gönderiyor. zira santurla tombek bu yüzden birlikte ilerlerken, kemençe neye daha çok göz kırpıyor gibi.

    ama kalhor, enstrümanı çalmaktan ziyade enstrümana teslim olan bir adam. ve bedenini okuyorsunuz adam müziğini yaparken, her notanın yüzünde ayrı bir ahval yarattığını görüyorsunuz, işte ondan ziyade daha güzel birşey yok.. ve bu adam, hakikaten müzikten ziyade bir büyü yapıyor ki, hiçbir muska onu anlayana yaramaz..
  • hakkında detaylı bilgi için resmi sitesi:

    http://www.kayhankalhor.net/
  • 15 nisan 2011 tarihinde erdal erzincan ile birlikte aya irini müzesi'nde bulunacak iranlı kemençe virtüözü.

    (bkz: http://web03.biletix.com/…ec/mktx3/turkiye/tr#tab3)