şükela:  tümü | bugün
  • milan kundera nın 2003 den sonra ilk kısa romanı zevkle okumaya başladım.
  • tek kurtuluş biraz şaka biraz kayıtsızlık.
  • ne yazık ki eski güzel kitaplarının gölgesi gibi.
    milan kundera yazmamış da bir hayranına, "benim tarzımda kısa bir kitap yazıver" demiş gibi.

    bütün kitaplarını yemiş yutmuş bir insanım, ilk bu kitabını okusaydım, diğerlerini okumazdım.
    eğer ilk kez okuyacaksanız, ölümsüzlük'ü, varolmanın dayanılmaz hafifliği'ni okuyun.

    bir yazısında bahsettiği bir konuydu bu. çok iyi bir yazarın, ilk okuduğunuz kitabının baş yapıtı değil de alelade bir kitabı olması. dönüp bakmazsınız demişti ikinci kere.

    yine de okuyacaksanız... hop diye bitiyor zaten. bir kaç güzel detay var. hafiflik burcuna kavuşmuş...
  • milan kundera'nın yıllar sonra yazddığı yine aynı mükemmel tattaki, enfeslikte harika romanı.

    (bkz: la fête de l'insignifiance)

    --- spoiler ---

    -ramon yüzündeki gülümsemeye engel olamadı, kendilerini muhtemelen hoş bir biçimde özgür hisseden, etrafları, gezinenlerin zarif kayıtsızlıklarıya çevrili bu mütevazi dahiler bahçesindeki avare gezintisine devam etti; kimse heykellerin yüzlerine bakmak ya da kaidelerin üzerindeki yazıları okumak için durmuyordu.

    -doğum günlerinden nefret etmeye başlayalı yıllar olmuştu. yılların üzerine yapışan sayılar yüzündendi bu. yine de, doğum günlerini önemsememezlik yapamıyordu, zira onun için kutlamanın mutluluğu yaşlanmanın utancına ağır basıyordu.

    -bekleme salonuna girdi ve içinden, titreyen bir sesle, üç hafta içinde, hem çok gerilerde kalan doğumunu hem de çok yakınlarda gerçekleşecek ölümünü kutlayacağını tekrar edip durdu; çifte kutlama yapacaktı.

    - ciddi bir hastalığın gizli cazibesi

    -ramon, pür dikkat kendisine hüzünlü bir hikaye anlatan neşeli yüze bakıyordu.

    -öylesine, sebepsiz yere, hayali kanseri onu neşelendiriyordu.

    -dikkat çekmeden konuşmak kolay iş değildir! hep konuşarak var olmak ama yine de duyulmamak ustalık ister!

    -"evet, anladım, dikkat çekici olmanın faydasızlığı."
    "faydasızlıktan da öte. zararı. dikkat çekici bir tip, bir kadını baştan çıkarmaya çalıştığında, kadın rekabeti girdiği izlenimine kapılır. kadın da kendini dikkat çekmek zorunda hisseder. direnmeden teslim olmamak zorunda hisseder. oysa, kayıtsızlık kadını özgür kılar. tedbir almaktan kurtarır. pratik zeka gerektirmez. kaıdnı kaygılardan arındırır, böylece onu daha ulaşılabilir kılar. .... narsist, kendini beğenmişle aynı şey değildir. kendini beğenmiş biri başkalarını hor görür. onları küçümser. narsist ise başkalarına fazla değer biçer; çünkü her insanın gözüne kendi görüntüsünü görür ve o görüntüyü güzelleştirmek ister..

    -zira etrafındaki kimse artık şaka nedir bilmiyordu. işte, bana göre, tarih'te yeni, büyük bir dönemin açıldığını haber veren tam da buydu.

    -"zaman akıp gider.onun sayesinde, öncelikle yaşarız, bu da demek oluyor ki, sanık ve yargıç oluruz. sonra, ölürüz ve bizi tanımış olanlarla birkaç sene daha kalırız; ancak çabucak bir başka değişiklik olur: ölüler yaşlı ölülere dönüşür, kimse onları hatırlamaz artık, hiçlikte yitip giderler; yalnızca bazıları, çok çok nadiren, isimlerini hafızalarda bırakırlar ancak bunlar da, yaşamış tüm şahitlerinden, tüm gerçek anılardan yoksun kalmış olarak kulaya dönüşürler..."

    -hissetmeyi uzun zaman önce bıraktığı bir duyguyu yeniden keşfedişi, stalin için, kelimelere sığmayacak kadar güzeldi.

    -"..doğan, büyüyen, ilerleyen, tehdit eden, saldıran, öldüren idrara karşı koymak... daha bayağı daha insani bir kahramanlık olabilir mi? isimleri sokaklarımızı taçlandıran sözde büyük adamlar umurumda değil. onlar hırsları, kibirleri, yalanları, zalimlikleri sayesinde ünlü oldular. her insan evladının tattığı bir acının anısıyla, kendinden başka kimseye ıstırap vermeyen umutsuz bir mücadelenin anısıyla hafızalarda kalacak tek isim kalinin."

    -mücadele etmek zorunda kalacaktı. ölümünü kurtarmak için mücadele etmek.

    -ölüme giderken, geride bıraktıklarını aldırış etmez insan. arabadan indiğinde, gelecek yoktu artık. saklayacak bir şeyi yoktu. oysa şimdi, birdenbire her şeyi saklamak gerekiyordu.

    -ona hayatı dayatmak isteyen kişi boğularak öldü. onun öldürmek istediği kişi ise karnında hala canlı.

    -"insanlar birbirlerini fark ettikleri anda birbirlerinin üzerine atılamazlar. bunun yerine, başkasının üzerine suçluluğun utancını atmaya çalışırlar. öbürünü suçlu kılan kazanır. hatasını itiraf eden ise kaybeder. sokakta düşüncelere dalmış yürüyorsun. kızın biri, dünyada bir tek kendisi yaşıyormuş gibi, sağına soluna bakmadan, dosdoğru üzerine yürüyerek sana doğru geliyor. çarpışıyorsunuz. ve işte, hakikat anı gelip çatıyor. kim öbürüne sövecek, kim özür dileyecek? bu örnek bir durum: aslında, her ikisi de hem çarpan, hem çarpılan. ama yine de kendilerini hemen, kendiliğinden, çarpan, yani suçlu olarak kabul edenler var. ve bir de kendilerini hemen, kendiliğinden, çarpılan olarak kabul edenler, yani öbürünü suçlamayı ve cezalandırmayı hakkı olarak görenler var. bu durumda sen, özür mü dilerdin, suçlar mıydın?"
    "ben kesinlikle özür dilerdim."
    "ah, zavallı, o zaman sen de özürcüler ordusuna aitsin. özürlerinle öbürünün gönlünü alabileceğini düşünüyorsun."
    "şüphesiz."
    "ama yanılıyorsun. özür dileyen kendini suçlu ilan eder. ve kendini suçlu ilan edersen, öbürünü, sana hakaret etmeye, herkesin önünde, ölümüne kadar, seni ifşa etmeye cesaretlendirirsin. ilk özrün kaçınılmaz sonuçları işte bunlar."

    -anlamadıkları iki dilde kurdukları iletişim onları yakınlaştırdı.

    "..hem bir davetsiz misafir hem de müşfik olan biri, acımasız bir mantığın sonucu olarak, hayatı boyunca özür dilemeye mahkumdur."

    "..., alain'in aklına hemen kız arkadaşı gelmişti; zira onun sayesinde, gerçek aşıkların diyaloglarının bile, eğer doğum tarihleri birbirinden çok uzaksa, karşılıklı olarak büyük oranda anlaşmazlıklar gizleyen iki monoloğun birbirinin içine geçmesinden başka bir şey olmadığını öğrenmişti. işte bu yüzden, madeleine'in örneğin, eskinin meşhurlarının isimlerini bozarak söylemesinin onlardan bahsedildiğini hiç duymamış olduğundan mı kaynaklandığını yoksa herkese, kendi dünyaya gelmeden önce olup bitenlere en küçük bir ilgi duymadığını göstermek için kasten mi isimlerle alay ettiğini hiç bilmiyordu."

    -"..bütün düşler bir gün biter. bu kaçınılmaz olduğu kadar beklenmediktir de. bunu bilmiyor musunuz cahiller?.."

    -neşeli ve bir o kadar da yalnız kahkahası büyük salonda uzun süre başıboş dolanıp durdu.

    -bu dünyayı ne tersine döndürmenin ne onu yeniden düzenlemenin ne de bilinmeyene doğru hızla ilerleyen bu uğursuz koşuyu engellemenin mümkün olduğunu anlayalı uzun zaman oldu. mümkün olan tek bir direniş vardı: dünyayı ciddiye almamak.

    -arada bir, tutamadığı kahkahalar atıyordu.

    -"kaç kere sergiye gidip geri döndün?"
    "üç oldu. öyle ki, sanki aslında buraya chagall'i değil de, haftadan haftaya daha da uzayan kuyruğu, yani git gide daha da kalabalıklaşan gezegeni görmeye geliyormuşum gibi oldu. şunlara bak! birdenbire chagall'i sevmeye mi başladılar sence? nereye olsa gitmeye, ne olursa yapmaya hazırlar, bunun tek sebebi de sahip oldukları zamanı nasıl öldüreceklerini bilmemeleri.

    --- spoiler ---

    bunu beğendiyseniz diğer kitaplarından da alıntılar içeren entryler için: milan kundera/ die semaphore
  • milan kundera'nın varoluşu irdelediği kitaplar silsilesinden birisidir.
    diğeri için (bkz: var olmanın dayanılmaz hafifliği)
    kitabı okurken, yazarın ihtişamını arıyorsunuz ama mevzubahis kundera da olsa ortalama bir roman yazabiliyor.
    var olmanın dayanılmaz hafifliği'nde kısaca stalinve oğluna değinip, stalin'in kenef yolunda öldüğünü anlatsa da kayıtsızlık şenliği'nin bir bölümü de stalin'e ayrılmıştır. kundera'nın çekoslovakya'nın sscb tarafından işgaline olan kini bu romanda da devam etmiştir.
    --- spoiler ---

    " şu insanlara bak! bak! gördüklerinin en azından yarısı çirkin. çirkin olmak da insan haklarının bir parçası mı? peki, hayatı boyunca bu çirkinlikle yaşamanın ne demek olduğunu biliyor musun? hiç ara vermeden?"
    --- spoiler ---
  • eğer öncesinde milan kundera ile tanışmışsanız, kundera'nın o oyuncul, absürt ve şakacı üslubunu tanırsınız. eğer böyle bir tanışıklığınız yoksa bu kitap size fazla kopuk ve absürt gelebilir. kitap aslında kundera'nın temel sorununa işaret ediyor: "varoluş ve anlamsızlık". dolayısıyla tüm imge ve karakterler hem modern varoluş problemini hem de geçmiş dönemlerdeki varoluş problemlerini inceliyor. gerçi incelemek doğru bir ifade değil, daha çok çevresini kazıyor demek gerekiyor. 5 ana karakterli bu romanda her bir karakterin öyküsü diğer karakterlerin öyküsüyle iç içe geçiyor.bu geçişler olabildiğince absürt ve şakacı; özündeyse olabildiğince anlamsız bir varoluş sorgulaması var.

    kitap boyunca söz konusu anlamsızlık imgesi her karakterin anlattığı öyküde kendine yer buluyor. modern çağın anlamsızlığını hem "kanser" imgelemesiyle hem de karakterlerin özel yaşantılarıyla veriyor. geçmişe göndermelerini de eksik etmediği bu romanında, stalin dönemine göndermeler yaparak totoliter rejimlerin ve aslında çok da hoş bir ünü olmayan stalin'in yaşam şeklinin anlamsızlığına göndermelerde bulunuyor.

    kitabın kadınların göbek deliklerinden cinsel olarak etkilenmeyi inceleyerek başlaması da kitabın devamında bizi karşılayacak olan sürreal olgulara işaret eden en temel olgudur. erkeğin kadının bedeninden neresinden ve ne şekilde tahrik olduğunu inceleyen ve göbek deliğinden etkilenmeyi de çözmeye çalışan bir karakter olsa olsa kundera'nın kaleminden çıkmıştır.

    ayrıca benim kitaba bakışımı ve yorumumu değiştiren mert tanaydın'ın güzel bir kitap değerlendirmesini de burada sizlerle paylaşmak istiyorum:

    mert tanaydın - kayıtsızlık şenliği değerlendirmesi

    "avrupa’nın son elli yılında çıkarttığı bana kalırsa en önemli yazarlardan milan kundera’nın son romanı kayıtsızlık şenliği can yayınları tarafından ayça sezen çevirisiyle yayımlandı.
    1 nisan’da doğmuş, şakanın, mizahın ve gülmenin anlamını sorgulamış, eksikliğini görmüş, yapıtlarının ana izleği yapmış kundera, her biri farklı hikâyelerin peşinde beş –bir bakıma gölge oyunu andıran– karakterin başrolünde birbirine karıştığı bu kısa romanla günümüz dünyasında eksikliğin ne olduğunu göstermeye çalışıyor. ama benim kitabı okurken gördüklerim/sezdiklerim biraz kişisel oldu: philip roth, barbarların istilası ve juliette binoche.

    i.
    philip roth, 1970'lerde giriştiği bir kimlik arayışı sürecinde, doğu avrupa'yı keşfeder, "öteki avrupa'dan yazarlar" adını verdiği bir dizi yazarın yapıtlarının ingilizceye aktarılmasına ya da tekrar yayımlanmasına yardımcı olarak, doğu bloku'nun "özgürleştirilmesi" sürecine kendi katkısını yapar. amerikan toplumunun çalkantılarına ve özgürlük arayışlarına yakından tanık olan, portnoy'un feryadı'yla başladığı cinsellik ve kimlik üzerine düşündürten romanlarıyla bireysel özgürleşmeye de kendi küçük katkısını yapan –öyle ki amerikan başkanı obama tarafından kendisine ulusal madalya verilirken bıyık altı gülümsemeyle bir toplumun kendisini tatmin etmeyi portnoy sayesinde öğrendiği atfında bile bulunur– roth'un, prag'da bulduğu muadillerinden biri yakın dostu olacaktır: milan kundera. her ne kadar yahudi olmasa da ve ilişkilerinde roth kadar çalkantılar yaşamasa da (kundera'nın biricik sevgili eşi vera'yı bir başka yazıda veronica olarak belirtmişim, buradan düzeltmeli) romanlarında cinselliği felsefi olarak ele alan, tarihin baskısını üzerinde kaçınılmaz olarak hisseden bir yazardır. zaten roth'tan en önemli farkı buradadır: "özgür" bir toplumda yapıtlarını yayınlatabilen ve karşılığında eleştirilen bir yazar değil de, habsburglar, çekler, nazi almanlar, komünistler ve hatta 1968 prag baharı'yla doğrudan sovyet rus işgalcileri tarafından idare edilen bir ülkede, yazdıkları halkın beğenisini kazansa da idarecilerin "yasaklamayı" tercih ettiği, dönemin pek çok entelektüeli gibi sinema okulundaki öğretmenliği, tiyatro senaristliği ya da en basitinden günlük burç yorumları yazarlığı dahil herhangi bir entelektüel faaliyetten itinayla alıkonulan biri olmasıdır. bu dönemlerdeki öyküleri (gülünesi aşklar) ve romanları (şaka ve ayrılık valsi) kundera'yı samizdatlarla kendi ülkesinde, çevirileriyle de avrupa ve amerikan dünyasında tanıtır.

    roth'a atıfta bulunarak kundera’nın son romanı kayıtsızlık şenliği'nden bahsedecek bir yazıya koyulmamın sebebi, şenliğin "kadınların göbek deliklerini odağa alan cinsel teşhir modası"nı işaret ederek başlaması, bana zamanında roth'un kadın memelerini odağa alan erotik-düşünsel romanlar kurgulamasını hatırlatmış olması. özellikle kundera çiftinin rejim baskısından usanarak fransa'ya kaçışından sonra yayımlanan (ama çekçe yazılan) unutuşun ve gülüşün kitabı ile varolmanın dayanılmaz hafifliği'yle kendine erotik-düşünsel roman kulvarında sarsılmaz bir yer açmıştır kundera. komünist rejimin aslında her tür rejimde tezahür edebilecek entelektüele baskı unsurunu ve tarihin dönemeçleri öne sürülerek insanların insanlara yönelik eziyetlerini, gündelik hayatın içindeki erotik açmazlar ve oyunlarla bir bakıma yazdığı her metinde müthiş bir âleme dönüştürür.

    ii.
    âlem deyince, aklıma kanadalı yönetmen denys arcand’ın filmleri geliyor: 1986'da dört entelektüel arkadaşın eşleriyle birlikte buluşup âlem yapmaları üzerinden erotik-düşünsel amerikan imparatorluğunun çöküşü filmini çekmişti arcand,. 17 sene sonra da aynı arkadaş grubunun içlerinden birinin kansere yakalanmasıyla son günlerinde yalnız bırakmamak adına bir araya gelmesini barbarların istilası’nda ele almıştı. arcand’ın karakterleri, kundera metinlerinin entelektüel ama durmadan kendilerini gülünç hallere sokan karakterleriyle örtüşüyor, ancak kayıtsızlık şenliği’ndeki d'ardelo'da olduğu gibi bu sefer kanser değil kansersizlikten duyulan utançla başlayan beyaz bir yalanın yarattığı sempati âlemin arka planında dolanıyor. kundera'nın fransa yıllarında ortaya koyduğu ölümsüzlük, yavaşlık, kimlik, bilmemek gibi romanlarında bir bakıma sürekli bir âlem ve bu âlemin çeşitli anlarında entelektüel endişeler, incelikler, vehimler muazzam bir komediye, kahkahalara ve saçmalıklara açılır. mesela yavaşlık’taki fransa-dışı dünyaya yönelik entelektüel hassasiyetin afrika’dan doğu avrupa’ya her yerde eş oranda ama şan-şöhret amacıyla kameralar karşısında gösterilmesini işlerken kundera’nın attırdığı ekşi kahkahalar, kayıtsızlık şenliği'nde de caliban ve charles adı verilmiş dostların kokteyllerde garsonculuk oynarken hindistan yarımadası göçmeni taklidi yaparak uydurma urduca konuşmaları esnasında olup bitenlere atılan kahkahalara referans olabilir. dil, kimlik, cinsiyet gibi kategorilerin birbirine fena halde karıştığı, hem melezleştiği hem de devasa yarıkların oluşturulduğu bir dünyada, kundera gibi hem düşünen hem de dalgasını geçen yazarların önemi bu "parti" sahnelerinde daha iyi anlaşılıyor.

    iii.
    kayıtsızlık şenliği’nde kundera’nın bir parça ham oyduğu karakterleri, şehirde, dostlarının evlerinde, tarihin anlatılarında (geniş bir stalin dönemi fıkrası kısa metnin geniş kısmını kaplıyor) dolanırken oldukça zahmetsiz bir mizah bizi gülümsetiyor. ama yine de bazı sahneler, bana nedense kieslowski’nin mavi, kırmızı, beyaz üçlemesini andırırcasına, avrupa melankolisi barındırıyor.

    suya atlayarak girişilen bir intihar sahnesinin (içinde barındırdığı sürprizlerle birlikte) başkarakterini mavi’deki juliette binoche’a zihnimde oynatmamın sebebi belki de varolmanın dayanılmaz hafifliği’nin philip kaufman tarafından çekilen filminde de binoche’un oynamış olmasıdır. nedense taş binaları ve hemen bitiminde başlayan tarlalarıyla tenha bir avrupa kentine en çok yakışan kadın karakter imgesi binoche gibi geliyor bana. ama daha doğuya doğru gidilip kalabalıklar hissedildiğinde, ne binoche gözükebilir ne de kundera gibi romancıların eşsizleştirdiği basit karakterler ve tenhalaştırdığı sahneler söz konusu olabilir. belki de kendi coğrafyamızın gittikçe kalabalıklaşmasından mustarip olduğumuzdan doğu avrupa’nın tenhalığından hareket eden filmleri ve kitapları bitmeyen bir hayranlıkla katediyoruzdur.

    roth’la başlamıştım, bitirirken yayın piyasası ve edebiyat açısından iki yazar arasındaki başka bir karşılaştırmaya değineyim: emekliliğini ilan etmiş, artık içindeki metinleri tükettiğinden huzur içinde yaşlanmak istediğini söyleyen philip roth’a tezat, milan kundera debisi azalsa da üretmeye devam ediyor. ya cinsellikle ve tarihle ilgili tartışmaların dünyada, özellikle batıda geldiği nokta, belki de roth gibi yazdığı dönemde çağlayan bir yazarın suyunun kurumasına sebep olmuştur ama kundera’da olduğu gibi felsefenin ve komedyanın her zamanki gibi belli oranda atacak kurşunları hâlâ kalmıştır. ya da amerika’da bir yazar emekliliğin tadını çıkarabilir, ama avrupa’da, cılızlaşsa da, yaşlansa da, tüm anlamsızlıklara rağmen yazarın üretmesi gerekiyordur, kayıtsızlık şenliği’nden anladığım kadarıyla."
  • bu romandan sonra göbek deliklerine daha dikkatli bakmaya başladım. sahi romanda söylediği gibi hepsi aynı mıydı ?