şükela:  tümü | bugün
  • efe yeleği.
  • tolstoyun kültürlerin çatışmasını konu edinen ilk romanı.
  • iki karşıt dünyanın karsılastırılmasıdır.bu iki farklı dünyadan biri ceşitli kültürlerin etkisi altında yasayan ve "kibarlar"ı olusturan aristokratların, digeri ise,kendi geleneklerine sıkı sıkıya bağlı ve baska bir kültürle karsılasmamıs olan halkın dünyasıdır.
    tolstoy,daglarda yasayan terek kazakalarını anlatırken bu insanların ülkeden kopuşlarının nedenlerini ,içinde bulundukları kosulların onları nasıl savascı kıldığını sergiler.
  • romandaki terek kazakları, rus asıllı ortodoks mezhebini benimsemiş kazaklardır. türklerle çetin savaşlara girmişlerdir. kazak adı türklerin bu insanlara gözüpek, korkusuz anlamında “guzak” demesinden gelmiştir. romandaki terek kazakları bölgede bulunan türk kavimlerinin bazı adetlerini benimsemişlerdir. romanda da bu gözlenir. misafire saygı (kunak olmak), kızların başını kapatması, türkçeden gelen bazı kelimeler gibi.

    romanın kahramanı olenin moskova’nın soylularındandır. parası vardır, rahat bir hayat sürmektedir 24 yaşına kadar bir işte çalışmamıştır. kendisini hiçbir şeye bağlı hissetmemiştir. sınırsız bir özgürlük içinde yaşamaktadır. aslında kendisinden başka kimseyi sevememiş, neredeyse narsist bir tiptir. toplumun direttiği kuralların çoğuna inanmayan, kendi kendine yeten biridir.

    çevresi tarafından parlak bir genç, gözde bir bekar olarak görülür. kibar çevrelerce kendisine uygun görülen kızlarla evlenmeye yanaşmaz. aslında yaşamında düzgün gitmeyen bir şeyler vardır. bulunduğu ortamda mutlu değildir, huzursuzdur. yaşadığı sosyetik hayat tarzından bıkmıştır, samimi bulmaz bu ortamları.

    hayatında bir değişiklik aramaktadır, belki de mutluluğu bulabileceği başka bir hayat. bu yüzden orduya katılarak kafkasya’ya gitmeye karar verir. burada bambaşka, sade, gösterişten uzak, doğal insanları tanıyacağını umuyordur. soylu biri olduğundan rütbesi yüksektir ve uşağı da yanındadır.

    iyiliği ve aradığı mutluluğu önceleri tabiatta, daha sonra etrafında insanlara yardım etmekte bulduğunu düşünür. yine de sürekli kendisiyle çelişir. aşık olur. yeni şartların etkisi altındaki olenin’le eski olenin sürekli karşı karşıya gelir. bu çelişkilerinin sonucunda kendisini değiştiremediğini, hayalinde yaşattığı gibi birisi olamadığını görürüz.

    olenin’i eleştirmenler puşkin'in çingeneler’indeki* aleko’ya benzetirler. ikisinde de kahramanlar, şehir hayatını, özgürlüğü kısıtlayan, onları baskı altında tutan bir yapı olarak görür. ayrıca kazaklar'la tolstoy'un kahramanı olenin arasında da, aleko'yla çingeneler arasındakine benzer bir kültür çatışması vardır.
  • okunduktan sonra çekip anadolunun kırsalına gitme, ırmaktan su içme, ağaç gölgesinde uyuma isteği uyandıran çeşme başında karacaoğlan misali her kıza aşık olma arzusunu yaşattıran klasik bir tolstoy romanıdır.
  • tolstoy 'un kitabidir. okumamis olanlar lütfen bu yazıyı da okumasın.

    --- spoiler ---

    tolstoy’un savaş ve barış ‘tan önce yazdığı “kazaklar”, tolstoy’un hayatı boyunca içinde bulunduğu arayışın belki de en yalın haliyle karşımıza çıktığı eserdir. olenin isimli zengin bir rus subayının içerisinde bulunduğu sosyetik yaşamdan ve toplumun ilişkilerinden sıkılması, üstüne de aşktaki başarısızlıklardan bunalarak, genç yaşına güvenip kendini terek adındaki bir kazak köyüne atmasını anlatmaktadır. amacı yeni bir yaşama başlamaktır. bu yeni hayatı da olabildiğince sade ve ihtiyaçları alabildiğine “ilkel” olacaktır. tabii kazakları seçmesindeki tek sebep bu değildir. pastoral bir özlemden başka, kazaklar ve ruslarla çarpışan çeçenlerle kazaklar arasında rusların anlamakta güçlük çektiği ilişki ve bu yabancı milletin olenin’e romantik gelen yaşantısı genç subayın kararında etkili rol oynamıştır. romantizmden nasibini alan olenin’in dağları ilk gördüğündeki sevinci de karakterin bu ilkel yaşama özlemini yansıtmaktadır.

    olenin ve uşağı vanyuşa (aslında efendi-uşak ilişkisinden ziyade iki arkadaş gibidirler) terek ’e geldiklerinde burada bir ailenin yanında kiracı olarak kalırlar. (vanyuşa hakkında söylenmesi gereken şeylerden biri de onun olenin’i etkisine alan romantizmden nasiplenmemiş olduğudur. olenin’in bu davranışın boş bir uğraş olarak görür.) işler de bu noktadan itibaren karışır çünkü ev sahibesinin kızı marianka köyün en güzel kızıdır. zaten açık bir gönülle ve rusyadaki ilişkilerinden bunalan olenin kazak kızlarının “yabani” doğasını çekici bulmaktadır ve hayatının aşkını daha terek’e varmadan bir kazak kızı olarak görür, sonuçta marianka’ya ilk görüşte aşık olur. maalesef marianka ’nın bir talibi vardır. köyün en gözde delikanlısı (onların değimiyle bir çigit ) luka . üstelik luka’nın da şöhreti genç yaşına rağmen bir abrek (çeçen) öldürdüğünden dolayı zirvededir.

    olenin’in kazaklarla ilişki kurması kolay olmaz. kazaklar rusları sevmemektedir ve bunu da her fırsatta gösterirler. olenin bu davranışın sebebini de anlamakta güçlük çeker, zira ruslar orada kazakları korumak üzere bulunmaktadırlar. haliyle olenin’in terek’te arkadaş edinmesi kolay olmaz. edindiği ilk arkadaş da köylülerce hor görülen –ama bir açıdan saygı duydukları-gaffer yeroşka ’dır. yeroşka yaşlı ama gençliğindeki çılgın yaşantısıyla ünlüdür. tolstoy’un romanında yaşlı ama erdemlidir. dine saygı duymakla birlikte dindar değildir ve kazaklar’dan farklı değerlere sahiptir. mesela bir çeçeni öldürdüğü için müthiş bir sevinç duyan luka ve arkadaşlarının bu neşesini paylaşamaz çünkü onun bir “yiğiti” öldürdüğünü ve öldürmenin kutlanacak bir tarafı olmadığını düşünmektedir. oysaki kazaklar için bu çiğitliğin bir göstergesi ve kutlanması gereken yüce bir vasıftır.

    terek’teki diğer kazak lardan farklı değerlere sahip olması, köylülerin soğuk yaklaştığı olenin’le arkadaş olmasının yolunu açar. olenin için kazakların vahşi dünyasına açılan bir pencere görevi görür. ona gençliğindeki çılgın maceraları anlatırken bazen akıl hocalığı da yapar.

    işler olenin luka’yla tanışınca daha da karmaşık bir hal alır zira olenin luka’dan hoşlanır, hatta ona atını hediye eder. bu aralar olenin mutluluğun kaynağının başkalarını mutlu etmek olduğunu düşünmektedir. bu cömert davranışıysa onunla terekliler arasındaki buzları eritir. olenin bir kazak gibi yaşamaya başlar, seferlere çıkar, avlanır ve kazak delikanlıları gibi geri kalan vaktini sarhoş olarak geçirmeye başlar.

    ancak bir süre sonra mutlu olmadığını anlar. marianka’ya karşı duyduğu aşk onun hayatını cehenneme çevirmeye başlar.

    marianka’ya açılmasıyla birlikte luka ile ilişkilerinde dışarıdan farkedilmeyen bir gerilim başlar. marianka’nın da olenin’e cesaret veren tutumu da bu ilişkiler yumağını daha da karmaşıklaştırır. olenin’se marianka’nın davranışının arkasındaki motifleri anlamakta güçlük çekmektedir. nihayet luka’nın içinde olenin’in de bulunduğu bir seferde hayatını kaybetmesi ipleri koparır. marianka olenin’i luka’nın ölümü üzerine reddeder ve olenin karmaşık duygular içinde terek’i terkeder. bir anlamda hiç bir zaman kazak olamamış bir yabancı olarak yine köyü terkeder. mutluluk hakkındaki düşünceleri değişmiştir. multu olmak sadece başkalarını mutlu etmek değildir… olenin, kendini moskova’dan kaçıran sebebin kurbanı olarak kendini bulur. oradaki başarısız aşk hayatının altında yatan sebep sevilmemesi değil sevmemesidir çünkü.

    kitabın özeti kısaca böyle. tolstoy’un bir arayış öyküsü olarak başlayan hikayesi bir hayalkırıklığıyla son bulur yine de olenin’in moskova’ya dönmemesi şaşırtıcıdır. olenin arayışına devam eder. kırık ama belki daha da olgun bir kalple. tolstoy olenin ile şunu göstermiştir ki mutluluk gibi türlü yerde türlü şekillerde karşımıza çıkan bir şeyin peşindeki arayış çoğu zaman hayalkırıklığı, çelişkiler ve korkunç acılarla dolu bir yolculuktur. ama ne olursa olsun onun peşinde koşmak arınmış bir mutluluk kavramına bizi yaklaştırır. belki çektiklerimizle olgunlaşan yüreğimiz başka yerde bir teselli sayılabilecek şeyler karşısında horgörüyü bırakır ve bize kalenderce mutluluk bahşeder. öyle bir yürek ki bunda en ufak bir yenilgi tadı da almaz. kendini fakir de hissetmez.

    tolstoy, dostoyevski ’den farklı olarak betimelemere de ağırlık veren bir yazar bu yönü özellikle kazak manzaralarını anlatışında kendini gösteriyor. insan kendini ufku alabildğine geniş manzaralara bakarken bulabiliyor. öyle ki kazaklar’da bu çok önemli bir faktör haline geliyor. olenin’in doğaya hayranlığı çok daha etkin bir biçimde anlatılıyor. kısacası tolstoy yine isminin hakkını veriyor ve kitap pastoral bir şiir gibi akıp gidiyor. buruk sonu ağızda acı bir tat bırakıyor ama tam olarak da bu sebeple kitabın son sayfasından sonra da aklınıza takılıp kalıyor.

    --- spoiler ---
  • zannedersem tolstoy'un kahveyi birakmaya calisirken yazdigi roman. bi aksak boyle, bi jazz gibi atmosfer. gitmiyor. "kulturlerin catismasi" diye otomatige baglamissiniz da biz oyle bi sey goremedik mesela? s&b'nin karataev'i nerede kazaklar'in daddy eroshka'si nerede? ayyas karakteri 'insana dair' konusturma teknigi midir nedir artik, talstoy-basgaan diye kafa sallayan adami bile "tolstoy ne diyon ya? naapmissin olm? sadede gel." noktasina getirebildigine gore vardir bir ismi (redif?). 120 sayfa boyunca flort mlort anlat, ustune sonlara dogru eser miktarda birinci sahis tahlil-hissiyat koy. bu mu yani? cerkes filan da bi yere kadar abi. gececen.

    vallahi yakistiramadim tolstoy'a.

    ilave, hulasa: tolstoy'un en 'sekuler' kitabi.
  • tolstoy yazmaya başladıktan sonra kitabı yazmaya 10 yıl kadar ara verir, arada bu kadar sene olmasına rağmen okurken hiç fark edilmez bu durum.
  • tolstoy’un ilk kitabı olmasından dolayı okumaya karar vermiştim. olay yoğunluğunun az olduğu, uzun betimlemelerle kır yaşamının güzel bir şekilde işlendiği ve baş karakter olenin etrafında psikolojik iç tahlillerin de yer aldığı bir kitap. yaşar kemal’in ince memed’ine çok benzettim kitabı. o tatlı dilin güzelliği ikisinde de var. bir de iki kitapta işlenen kültürlerin benzerliği var. (bkz: kazaklar, türkler)

    sonuçta tolstoy okumaya karar veren bir okur için, dilinin ve konusunun yormaması da hesaba katılacaksa, iyi bir başlangıç kitabı olacaktır.
    -----
    yorumumun aynısı şurada da var: http://1000kitap.com/gonderi/6129152
  • tolstoy'un kanımca en başarılı romanıdır. eserde feodal rusya'da etnik ayrımların ve yaşam tarzı farklılıklarının ne derin toplumsal ayrımlara sebep olduğu ve kendisini asilzade olarak görenlere kimi zaman basit addettikleri insanlar tarafından nasıl dersler verilebildiği çok akıcı biçimde sunulmuştur.

    romanın baş karakterinin tolstoy'u işaret ettiğini ise söylememe gerek yok sanırım.