şükela:  tümü | bugün
  • korona virüsü ile ilk günden itibaren aktif şekilde savaşan ülke.

    çin ile sınır komşusu olmasından ötürü virüs haberleri ilk çıkmaya başladığı günden itibaren kara sınırlarını kapattı. uçuşlar ise şubat ayının ilk gününde durduruldu.

    risk bölgelerinden gelen yolcular kim olduğuna bakılmaksızın ocak ayının ortasından beridir hastanelerde karantinaya alınıyor. 28 ocak gününe kadar şüpheli 35 kişi karantinaya alınmıştı. ertesi gün 27 kişi daha şüphe yüzünden haftalar önce belirlenmiş ve boşaltılmış olan karantina hastanesine yerleştirildi.
    https://youtu.be/cfwuu8gnap8

    ocak ayı sonunda devlete bağlı kurumların üstlendiği fuar, konferans gibi bilumum kalabalık toplantılar iptal edildi. ülkede düzenlenecek uluslararası festivaller iptal edildi. devlet çalışanlarının yurt dışına mazeretsiz çıkması yasaklandı. ocak ayında tıbbi personel için gerekli maske, eldiven, koruma kıyafetleri vs. fazlasıyla tedarik edildi. 27 ocağa kadar toplamda 20.000 kişiye test uygulandığı bilgisini başbakan yardımcısı vermişti.

    kendi test kitlerinin sağlamasını yapmak için yurt dışından özel test kitleri satın aldılar. buna mukabil virüs şüphesi olan kişilere tayvan usulü benzer belirtileri olan hastalıkların testleri yapılarak net veri elde edinilmeye başlandı. yani kişiye korona virüs testi dışında hem normal grip, hem domuz gribi gibi diğer benzer semptomlara sahip hastalıkların testleri yapılarak sağlaması yapılıyor.

    sağlık bakanı, il ilçe sağlık müdürlüklerinin yöneticileri durumu haber kanallarından ilk günden beri paylaşıyorlar. yukarıda verdiğim linkte kimin hangi hastaneye yerleştirildiği, hastanın nereden nasıl geldiği bilgileri ilk günden beri paylaşılıyor. bugün de hangi şehirde kaç vaka var, bunlar neredeler, durumları nedir hepsinin bilgisi isim soyad hariç açık ve net şekilde paylaşılıyor.

    şuradan sokağına kadar nerede karantina var hepsini görebiliyorsunuz:
    https://www.coronavirus2020.kz/

    6 ocaktan beridir kontroller yapılıyor. şüpheli gruplar kendi rızaları olsun olmasın karantinaya alınıyorlar. testleri pozitif çıkan kişilerin son iki hafta süresince nerelerde oldukları, kimlerle temasta bulundukları deyimi yerindeyse didik didik edilerek bulunuyor ve karantina altına alınıyorlar. örneğin dün almaty'da bu bilgiyi paylaşmak istemeyen bir kadına kamu davası açıldı. tedavisinden sonra kamu sağlığını tehdit suçundan iki yıla varan hapis cezası ile yargılanacak.

    ilk vaka 13 mart günü almanya'ya özel uçakla gidip gelmiş olan bir kişide saptandı. çin'den korkarken virüs almanya üzerinden geldi. ikinci vaka moskova aktarmalı milan yolcusu çıktı. kazakistan, türkiye'nin 4-5 katı büyüklükte toprağa sahip olmasına rağmen nüfusu 1/5'i kadar. ilk günden beri sınırlarını kapatıp uğraşmasına, iki milyondan büyük nüfuslu şehiri olmamasına, kuzey bölgelerdeki şehirlere erişimin iklim koşullarından ötürü zorlaşmasına rağmen resmi vaka sayısı 26 mart itibariyle 109. henüz ölümlü vaka yok fakat ocaktan beri binlerce insanı test eden bir ülkede yükselen rakam iyiye delalet değil.

    mart başında devlet uyarısıyla iki hafta aşırı tedbir dönemi başlatmıştı. 15 mart itibariyle bir aylık olağan üstü hal ilan edildi. almaty ve astana şehirlerinin giriş çıkışları kapatıldı. 28 mart itibariyle ise sokağa çıkma yasağı geliyor. market ve eczane alışverişi dışında dışarı çıkmak yasaklanacak. türkiye ile en büyük fark ise halkın konuya dair yaklaşımı. bakın bu ülke bir kore veya bir japonya değil. karakter olarak türk insanına çok yakın bir kitle var. yine de insanlar dünyadaki gelişmeleri doğru süzerek dikkatli davranıyor, hükümetin kararlarına saygı duyarak evlerinde kalıyorlar.

    ben başkent astana'dayım. halkın normal günlerde de zaten maske takma alışkanlığı vardı. şu an bakkal dahi nereden bulduysa koruyucu elbise giymiş. kıç kadar markette kıyafet ve maskeyle arıcı gibi dolanıyor. belediye görevlileri kapıya paket bırakmış. içeriğinde virüse dair bilgiler ve olağan üstü halde neler yapılması gerektiğini anlatan broşür, 10 adet maske, dezenfektan sabun ve plastik eldiven var.

    bir çok eczane normalde de 7/24 çalışıyordu. şu an her mahallede bir tanesinin 24 saat çalışması mecburi oldu. marketler temizlik ürünleri ve makarna süt gibi temel gıdalara %15-30 arası indirim yaptı. site/apartman yönetimleri dahi kendilerince bazı önlemler aldı. örneğin bizimki asansörlerin günde bir kaç kez dezenfekte edildiğini fakat yine de imkanı olanların merdiveni kullanmalarını tavsiye ettiler. hem devlet hem özel bankalardaki bütün krediler 90 gün ertelendi. devlet kurumlarına giriş çıkışlar limitlendirildi. vergi dairesi borçları sadece online ödeme ile kabul ediyor. bu sürede şirketlere ceza kesilmeyecek.

    maddi durumu kötü bireylere hali hazırda bir destek sunuluyordu. işe gidemeyenlere, yalnız ebeveynlere ve yaşlılara ekstra destek paketi açıklandı. evde karantinaya alan kişiler cep telefonlarını açık tutmak zorundalar. 7/24 gps ile dışarı çıkıp çıkmadıkları kontrol ediliyor. yine karantina altında olan evlerin çevresinde hem polis hem de ambulanslar hazır bekletiliyor. bu kişilerin sağlık durumları günlük olarak kontrol ediliyor. yaşlılara tabi ki eve servis yapılıyor. gönüllüler ileride gerekli olabilir diyerek maske üretiminde çalışıyorlar. ufak şehirlerde gençler bu maskeleri kapı kapı dağıtıyorlar.

    şu güne kadar sağlık çalışanlarından her hangi bir şikayet duyulmadı. ne yetersiz tıbbi malzeme, ne de çalışma saatlerinden şikayet eden birisi olmadı. 109 vakadan 2 kişi tedavi sonrası taburcu edildi. haftaya daha çok kişinin taburcu edileceği bildirildi. ağır halde sadece 1 vaka var. karantina altındaki şehirlere zorla girmeye veya çıkmaya çalışanlar iki hafta karantina nezarethanelerinde tutuluyorlar. şehir için toplu taşıma çok kısıtlı ve belirli saatlerde çalışıyor. sebepsiz yere dışarı çıkanlar veya taksicilik yapanlara ise ceza kesilip evlerine gönderiliyorlar.

    genel itibariyle gayet profesyonel bir yönetim sergilendiğini söyleyebilirim. en azından ilk vakaların kim olduğu, nereden geldiği, kimlerle temas ettiği çok çabuk tespit ederek hızlıca müdahale ettiler. örneğin astana'daki ilk vakanın özel uçakla geldiği tespit edildikten sonra bütün çevresi karantinaya alınarak test edildi. uçağın personelinden tutun da hastanın 48 saat içerisinde aynı ortamda bulunduğu herkes bulundu ve test edildi. bu kişilerden 30 küsürü pozitif çıktı. düşünün sadece bir kişi ve toplumla iletişimi kısıtlı olmasına rağmen bu kadar kişiyi enfekte etti. bu kişilere bağlı onlarca insan da tabi ki karantinaya alındı.

    büyük şehirlerde karantina 14 nisana kadar sürecek. sonrasında daha fazla da uzatılabilir. türkiye'nin hala şehir çapında karantina uygulamaması, hala sokağa çıkma yasağı ilan etmemesini de bu yüzden can sıkıcı buluyorum. umarım bu gevşek davranışların sonucu pahalıya patlamaz. kazakistan gibi küçük ve genç bir ülke dahi bu kadar ehemmiyet gösterirken asırlık cumhuriyetin şu durumda olmasını kabul edemiyorum. hala karantina ve hastalara dair haritanın yayınlanmıyor olması bile çok büyük rezalet.

    --- edit ---

    insanlar tuhaf azizim. bir konu hakkında herkesin erişebileceği basit bilgiler paylaşıyorsun. sonra daha -de'yi -da'yı ayıramayan birileri çıkıp hiç bir somut delil sunmadan yüzde vererek uydurma bunlar yeaee yazıyor :)

    kazakistan tabi ki çok gelişmiş bir ülke değil fakat çin'in sınır komşusu olmasına rağmen vaka ve mortality sayısının düşüklüğünden dahi aldığı tedbirlerin ne kadar yerinde olduğu anlaşılabilir. mevzu bahis yazara mesaj attım sordum. nedir derdiniz dedim. verdiği yanıtın özeti şu; türkiye çok daha iyi önlemler aldı, kazakistan'da az vaka olması ya "şans" ile ilgili ya da devlet gerçek verileri saklıyor.

    kendisine uzunca bir mesaj gönderdim. hangi tarihte kararların alındığı, sınırların ne zaman kapandığı, sokaklarda maske dağıtıldığı gibi sürüyle bilgi paylaştım. lakin burada beni rahatsız eden başka bir durum var. türkiye'yi bir şekilde eleştiren herkes belli bir kitle tarafından istisnasız vatan haini ilan ediliyor. be arkadaş benim vatanım, suyunu içtiğim, aşını yediğim, var olduğum ülke orası. neden kendi ülkemi boklayalayım? benim derdim idarecilerle. kötü bir süreç yönettikleri gün gibi ortada. neden eleştiriden bu kadar korkuyorsunuz? türkiye'nin kendi paylaştığı verilerin şu an italya'dan daha kötü bir noktaya gittiği yalan mı? veriler ve yaşananları herkes biliyor. türkiye'de sağlık emekçileri yeterli medikal malzeme yok, maskeyi kendi cebimizden ödüyoruz demiyor mu? ben mi uyduruyorum bunları? hastalar araya tanıdık sokamadan test olamıyor ama adamın derdi bunlar değil. o bir satır eleştiri kanına dokunuyor. gerçekleri görmek zul geliyor.

    tabi bu arada cevap veremediği diğer konulardan hiç bahsetmiyor. kazakistan'da sağlık personelinin malzeme sıkıntısı yok. en büyük iki şehrini bir haftadır karantinada tutuyor. daha üç hafta böyle sürecek. üçüncüsünü ise yarın karantinaya alıyor, yetmiyor bu üç şehirde sokağa çıkma yasağı getiriyor. bütün karantina ve aktif vakaları internetten paylaşıyor. acil durum hattını aradığın zaman nurofen al geçer demiyorlar. bizzat kapına özel kıyafetli personel geliyor ve test yapılıyor. yirmi milyon nüfuslu ülkede türkiye'den daha fazla test yapıldı diyorum. yalan onlar diyor. neden yalan diyorum cevap yok. lan ben iç işleri bakanlığıyla proje yürütüyorum, kaç kişinin test edildiğini, günlük kaç test yapıldığını bizzat müsteşardan öğreniyorum ama bunlar kadar net konuşamıyorum. kahve ağzıyla bana karantina bölgesine rüşvetle geçiyorlar, karantina sayesinde emniyet kemeri takmaya başladı insanlar gibi alakasını çözemediğim argümanlar sunuyor.

    arkadaş bizde göte göt derler. istatistik ortada. türkiye ile aynı gün vaka açıkladı bu ülke. bugün ülkende bu kadar az teste rağmen 3600 küsür vakan 75 adet kaybın var. çin ile 1200 küsür km kara sınırı olan ülkede 120 vaka 1 ölüm var. kafan hiç bir şeye basmıyorsa verilere bir bak. sayısal loto mu bu şansa kadere bağlayacaksın. kaldı ki devlet başkanı duaya kolonyaya bel bağlayan da kazakistan değil. bizzat yerinde hastaneleri gezip çalışmaları inceleyen taraf bu taraf. hayır madem bu ülke çok güvensiz, halkı sahte verilerle yanıltıyor. neden gitmiyorsun abi memleketine. her yaz güney sahillerinde tatile gelip türkiye övüp almanya boklayan gurbetçiden ne farkın var? bir de derdin nedir? acil servisi aradın kapına mı gelmediler? hastaneye gittin kapıdan mı çevirdiler? kendi derdini ağzıyla diliyle ifade edemeyen insana veri beğendiremiyoruz.

    yaşadıkları ülkenin gerçeklerinden bi haber insanlar bunlar ama ekşi şeylere içerik taşıyan yöneticilere bok atmaktan da geri kalmıyorlar. adam ülkeye bu ay giriş yapmış. öncesinde abd, avrupa gezmiş gelmiş. ne yerel haberlerden ne başka bir şeyden haberi yok. bana buradan maval okuyor. o arada top 10'a roket hızıyla girmiş türkiye'yi överken ingiltere ve abd'i bokluyor. çoğacayip: https://prnt.sc/rnrf7b

    --- edit ---
  • kendi halinde az nüfuslu sessiz sakin bir ülkedir. lakin bu memleket hakkında mukayese olmadan hiç bir durumu değerlendiremeyenlerin yorumları laf-ü güzaftır.

    bizim insanımıza anaokulu döneminden başlayarak analitik düşünme ve mantık dersleri verilmesi lazım. çünkü bazen şurada bir şeyler okurken dehşete düşüyorum. bir toplum düşünün ki en eğitimlisinden kara cahiline varana değin her konuya aynı şekilde yaklaşsın. mesnetinden bağımsız şekilde her konuyu sığ iki kutup arasında değerlendirsin. üstelik bunu basitliğiyle insanı çıldırtabilecek seviyede yapsın. varoluşumuzun temelinde düalizm yatıyor fakat milyon yıllık evrim sonunda hala her konuya siyah-beyaz düzleminde bakabilmeyi çözebilmiş değilim.

    öyle kolay yargıya varıyor, öyle basit özetliyorlar ki insan kendisinden şüpheye düşüyor. sözlük de maalesef bu gidişatın kurbanı oldu. farklı fikirleri olan, bakış açılarıyla sizi düşünmeye ve anlamaya iten o yazarlar 500t'e binerek gittiler. elimizde bu zihinsel renk körleri kaldı.

    basit şekilde örneklendireyim. başlık altında "kazaklar kendilerini türk olarak görmüyorlar " şeklinde bolca görebileceğiniz bir lakırdı var. neden görsünler ki? türk bir üst kimlik, tıpkı rus ve slav gibi. insanların bununla bir derdi yok. türk dildeş, turkic gibi bir sürü süslü versiyonu da var. aksine pan-turanizme oldukça yakın bir kitle var. yahu siz daha neyin ne olduğunu çözememişsiniz gelip burada ahkam kesiyorsunuz.

    halbuki o kadar basit bir mesele ki bu insanları ilkokuldan nasıl mezun ettiklerine şaşırıyorsun. hiç bir şey okumadıysanız ilkokul müfredatında orhun yazıtları var. o yazıtlarda kırgıza kırgız, uygura uygur demişler. adını aldığınız türk olgusunu yaratan devlet adamının yazdıklarını okusaydınız bari. hangi yazıtta uygur türkleri yazıyor? bunun siyasi bir isim olduğunu yakın bir tarihte uydurulduğunu anlamak için kaç iq gerekir? bir ukraynalı slav olduğunu inkar etmez fakat o adama gidip sen russun dersen senin henüz alt-üst kimlik, ırk, kültür, tarih gibi temel bazı bilgilerden yoksun bir cahil olduğunu hemen anlar. bizimki anlamıyor.

    bu başlık altında da böyle tonla subjektif entry görebilirsiniz. gerçi diğer başlıklara nazaran daha ılımlı fakat ortam yüzeysellikten geçilmiyor. çünkü burada yazanların büyük kısmı bir dönem burada yaşamış türkler. bu kişilerin büyük kısmı ise inşaat sektöründen. aralarında mühendislik gibi sayısal zeka gerektiren işler icra eden insanlar da var ama analitik düşünmek de yetmiyor bazılarına. sosyal tecrübeleri, gözlem yetenekleri kısıtlı bu kişilerin bir çoğu en başta bahsettiğim kesin yargılı ve dünyayı sadece düalizm üzerinden algılayabilen gruba dahiller.

    bir diğer örnek, asimilasyon ve slavlaşma konusu. yarım asırdan fazla anadilini konuşması yasaklanmış bir halkın iki günde bir asır önceki hayatına ve kültürüne dönebileceğini düşündüren nedir çok merak ediyorum. bu zulüm olmasa dahi bu halklar o kültüre zaten dönemeyecekti. çünkü kültür değişir ve gelişir. hayatında hiç esaret ve baskı altında kalmamış bir ülkede doğup büyümüş insanın empati kuramamasını anlarım fakat tarih okumak için sadece görme yetisine sahip tek göz ve kitap lazım. bunun için bahane de bulamıyorum.

    bu kişiler iki sayfa tarih okuyarak ülkenin coğrafi konumunu, politik durumunu birlikte değerlendirme yetisine sahip olsaydı her şey çok daha basit açıklanabilirdi. sonra şantiyede konuştukları bir kaç cahil gençten elde ettikleri subjektif yorumları buraya yazma gereği de duymazlardı. mantıklı bir insanın asimile olduğuna kanaat getirdiği birisinin ağzından çıkan "bizi ruslar adam etti " cümlesini aynı paragrafta kullanması mümkün olabilir mi? kendi ağzıyla asimile olduğunu söyleyen adam başka ne diyecekti aminyum? bazen yazdığınızı okuduktan sonra "ne yazdım lan ben?" demiyor musunuz çok merak ediyorum. muhtemelen tekrar okumuyorsunuz.

    orta asya halklarını rusların adam etmesine ihtiyaç olmadığını anlamak için sadece tarih okumak yeterli. çünkü tarihte kimin kimi düzene soktuğu ve nasıl tekerrüre bağlı ilerlediğini görmek mümkün. kazakların içinden çıktığı altın orda imparatorluğu slavları 300 sene boyunduruğu altında tuttu. ruslar çarlık olmadan önce bir çok bilgiyi ve devlet yönetimine dair esasları buradan aldı lakin kimsenin çıkıp rusları tatarlar adam etti dediğini duymadık.

    burada yapılan tam türk işi bir şovenizmdir. nedendir bilmem anadolu türklerinin kafasında bir büyük ağabey, kendilerini kardeş dediği diğer türk asıllı milletlerden üstün görme huyu peydah oldu son yıllarda. sanırım akp gazlaması olan türk-islam soslu osmanlı milliyetçiliği ve cumhuriyete erken kavuşmanın sonucu kendini öncü görmek gibi bir sanrı mevcut. tabi ki türkiye'nin türk dünyasında bir çok konuda öncü olduğu doğrudur lakin bu demek değildir ki asyada yaşayan kandaşlar cahil cüheladır.

    bu noktada en iyi örnek alaş orda'dır. orta asya halkları geçen yüzyılın başında elinde mızrak ve okla amerikan yerlisi gibi rus kovalamıyordu. bu dönem bütün türkler için bir aydınlanma çağı olmuştur. hemen hemen tüm türk illerinde aynı zaman içerisinde batı tarzı eğitim almış, ileri görüşlü genç aydınlar ortaya çıkmıştır. bunların çoğu ismail gaspıralı'nın kurduğu usul-i cedit okullarında temel eğitim almışlardır. rusça dışında arapça ve farsça da bilen bu aydınlar batılı tarzda gelişmeye meyilli fikirlerini bir çok eserde belirtmişlerdir.

    az buçuk cumhuriyet tarihi okuyan kişiler de bilir ki bu dönem ülkeye çok büyük katkıları olmuş insanların arasında büyük terör öncesi kaçabilmiş yüzlerce soydaş vardır. bu dönemde batıdan edinilen en önemli bilginin sosyolojik anlamdaki milliyetçilik olduğu görülüyor. 19. yüzyıl ortası bütün türk dünyası için, 1789 fransız ihtilalinin getirmiş olduğu milliyetçilik akımın hissedildiği bir dönem olmuştur. bu akımdan etkilenen türk aydınlarının en dikkate değer çalışmaları türk illeri arasındaki ilişkilerin güçlenmesi yönünde olan çalışmalardır. bu sebeple orta asya'da hür bir cumhuriyet olma fikri dahi türkiye ile paralel hatta birinci dünya savaşı sebebiyle biraz daha öncesinde gerçekleşmiştir.

    bu aydınlar içerisinde ahmet baytursunoğlu arap harfleri kullanan kazaklar için latin alfabesi hazırlamış ve bunu atatürk'den önce gerçekleştirmiştir. eğitim sistemini baştan aşağı yeniden tasarlamış ve batılı bir bakış açısı vardır ama okumadan bilemezsiniz bunları. aşağı yukarı bizimle aynı zamanlarda aynı vizyonla hareket etmiş fakat askeri olarak başarısızlığa uğradıkları için sovyetlerin katı politikalarına maruz kalmışlardır. bu aydınların neredeyse hepsi büyük terör döneminde infaz edilmiştir.

    rusların birilerini adam etme lakırdısının aslını hepi topu üç tane kaynak okuyarak öğrenebilirsiniz. slavlar daha önce kimseyi adam etmedikleri gibi böyle bir misyonları da olmamıştır. özellikle sscb dönemi bu insanlar sadece birer maldı. ekonomik katkı sağladıkları sürece yaşayabiliyor, her hangi bi fikir beyan etmelerine müsamaha edilmiyordu. yani ortada bir "adam etme" söz konusu var ise bunu yapanlar ruslar değildi. aksine ruslar tarih sahnesine türklerin kurduğu devletler sayesinde çıkmışlardır. sovyetlerin böyle bir amacı yoktu. onların istedikleri kontrolden fazlası değildi. bugün orta asya halklarının içinde olduğu karmaşık durum ise sscb dönemi yaşanan insanlık dışı uygulamaların bir sonucudur.

    bugün ise bu ülkenin jeopolitik durumunu göz önünde bulundurmadan abuk subuk konuşmanızın zerre değeri yok. bir yanında 1.3 milyar nüfuslu çin diğer yanınızda rusya var. bu ülkenin ise 20 milyondan az bir nüfusu ve üstüne üstlük herkesin ağzını sulandıracak kadar çok yeraltı kaynakları var. bu durumda seçtiği politikayı iki satırda eleştirmek mümkün değildir. oturur denge politikasını, yeraltı kaynaklarının hangi şartlar altında hangi ülkeler arasında paylaştırıldığını özetlersin. sonra buraya en basitinden kazakistan'ın bağımsızlık sonrası çin ve rusya ilişkileri üzerine bir şeyler ekleyerek savını güçlendirirsin. o vakit birileri ciddiye alır sizi.

    yoksa hayal dünyanızda "ben olsam şöyle yapardım" şeklinde yaptığınız kurgularla gerçekleri ayırt etmek için türkiye'ye bakmanız yeterli. ortada var olup olmadığı belirsiz bir bor kaynağı yüzünden bütün dünyanın gözünün türkiye'de olduğuna inanan adamlar reel olarak dünyanın en çok uranyum yataklarına sahip, petrol rezervi arabistan kadar, gaz rezervi rusyadan fazla olan fakat nüfusu istanbul'dan az olan bir ülkenin denge politikasını beğenmiyor. yanındaki dünya'nın en büyük iki gücü olan ülkeye atar gider yapabilecek zannediyor. kıç kadar ordusuyla askeri güç mü olacaktı bu ülke? dibindeki rusya ile ilişkilerini eleştiriyor herif. e sen kaç bin km uzaksın moskova'ya ama kucağından inmiyorsun rusların? onu ne yapacağız?

    tabi ki kazakistan bir isviçre değil lakin siz de isviçreli değilsiniz etrak-ı biidraklar. türkiye'de yaşayan insanın kazakistan'ı eleştirirken biraz kendi götüne bakması lazım. bugün nepotizmin, yolsuzluğun dibine vurmuş, fikir hürriyeti olmayan, konuşanın tutuklandığı, silivri esprilerinin normale dönüştüğü, eğitim seviyesi yerlerde bir türkiye var ortada. şehirlerinde hala metroya inip binmesini bilmeyen, sevindiği vakit havaya silahla ateş açan insanlar yaşamıyor mu bu ülkede? ben başka bir ülkede mi doğup büyüdüm? her gün aynı şeylerden şikayet eden biz değil miyiz? hadi kazaklar sscb baskısıyla özünden uzaklaştı, asimile oldu da senin bahanen nedir? sen hür ülkende nasıl araplaştın onu bir anlat bana.

    not: her yazdığım başlıkta yırtık dondan fırlar gibi cevap yetiştirmeye çalışanları ciddiye almıyorum. bi salın artık beni kardeşim. sokacağım kaynanıza da kayınçonuza da. ortamın çiğ köfteci ali ustası olduk iyice. başlık açıp orta asya mutfak kültürü üzerine gayet sade bir entry giriyorum herif altına safi negatif, subjektif, kimseye zerre faydası yok fikirlerini sıçıp gidiyor. yanıt verince iyice kendisini nimetten sayarak gak guk ediyor. alakasız başka bir başlıkta bilgisiyle belgesiyle bir şeyler yazıyorum orada da nick ile belirterek yanıt vermeye çalışıyor. siktiriniz gidiniz efendim
  • tek seferlik seyahat ile gezip gorulup bitmeyecek kadar buyuk ulkedir. ayrica ulkeye ve halk kulturune haiz bilgiler, ozellikle ceviri ilen alinan bilgiler genellikle hatali olur. yazarimizin affina siginarak bazi hususlari duzeltmekte fayda goruyorum.

    * turkiye ile saat farki kisin 4 yazin 3 saat zira kazakistan'da saatler ileri/geri alinmiyor.

    * ana yasaya gore kazakca ve rusca ikiside resmi dildir. kazakca 2030 senesine kadar %75'den yogun bir sekilde kullanilacak sekilde yol almaktadir. ornegin son iki senedir baskentte butun resmi evraklar kazakca olarak kullanilmaktadir. ulusal kanallar son bir bucuk senedir sadece ana dilde yayin yapmaktadirlar. rusya ile olan baglar ve ulkede yasayan rus nufus goz onunde bulundurularak gecis yumusak yapilmaya calisilmaktadir. 2025 senesinde latin alfabesine gecis baskan'in agzindan dogrulanmistir.

    * sincan kazakca cin demek degildir. kazakca cin kitay olarak telafuz edilir. sincan adi cin halk cumhuriyetinin verdigi xinjiang isminden devsirmedir. cinliler tarafindan turkistan cografyasini yani turki halklarin yasadigi bati bolgesini belirtmek icin yuz yillardir kullanilan bir isimdir.

    * uygur turkleri veya x halk daha inancli demek cok zor zira kazaklarin dini inanclarini ifade sekilleri daha farkli. ornegin cuma namazlarinda camiye mini etekle gelen kadinlardan rahatsiz olmazlar. yaraticinin evi olarak kabul edilen mekana herkesin rahatca girip cikilabilmesi gerektigini dusunurler. enteresan sekilde dini ozgurlugun tavan yaptigi bir ulkedir.

    * kolluk kuvvetlerinin sapkalari butun sscb ulkelerinde neredeyse aynidir, kazakistana has bir durum degildir.

    * kazakistan'da kullanilan kazak alfabesi kirile yakin degil bizzat kiril alfabesidir. kazakca harfler eklenerek bugunlere gelmistir. kazak-kiril olarak gecer. ayrica dunya'da ucten fazla alfabe kullanan cok nadir dillerden birisidir. cografyada daginik olarak yasayan kazak halki bolgesindeki en yakin alfabeyi kullanmistir. ornegin avrupaya goc eden kazaklar latin kullanirken sscb altinda kalanlar kiril, turkistan cografyasinda kalanlar arap alfabeleri kullanmislardir.

    *almati'nin simgesi altin adam degil beyaz dag parsi ve elmadir. altin adam genel olarak kazakistan'in sembolu olmustur.

    *astana zaten baskent anlamina gelmektedir. baskent almaty rus nufusundan ziyade cin sinirina 3 saat uzaklikta olmasindan oturu akmola sehirine tasinmistir.

    * arac fiyatlari gumruk vergisine ragmen hala gayet makul. eger kiyas turkiye ile yapiliyorsa saka gibi fiyatlara otomobil alabilirsiniz. 2009 model toyota land cruiser jipi 40-45.000, 2008 model toyota camry'i 13.000 dolara alabilirsiniz.

    * at etinin cok farkli turleri mevcut. sucuk olarak hazirlanan ve kurutulan turune kazi-karta denir.

    * fermente olmamis kimiza saumal denir. icinde olusturdugu alkol orani cok dusuktur. alkollu icecek olarak icildigini farz etmek yanlistir.

    * kayseri mantisindan irice olana rusca pelmen denir. aslen uygur yemegidir. kazakcasi cocure olarak adlandirilir ve ruslarada turki halklardan gecmistir.

    * mantinin adi yine mantidir fakat kayseri mantisina nazaran cok iri her gocebe toplumda oldugu gibi bol etlidir.

    * mercimek corbasi ve patlican yemekleri gibi tahil/sebze barindiran yemekler kazak mutfaginda yoktur. 19. asira kadar yerlesik hayata gecmemis, patates bile ekmesini bilmeyen gocebe bir toplumun sebzeli yemek yapmasi da cok mantikli degil.

    * balkabagi corbasi rus mutfagindandir.

    * onemli misafirlere koyunun basi ikram edilir. adet bilen misafirler koyunun kulak, goz, beyin, dil gibi organlarini kucuk cocuklara pay eder. kulaklarin acik olsun, gozlerin iyi gorsun, kafan daha iyi calissin babinda esprili sekilde dagitilir. apocalypto filminde elemana cocugu olsun diye domuz tassagi yedirmeleri gibi bi durumdur.

    * en onemli calgi dobra degil dombra'dir.
  • bu ülkedeki din anlayışının, özellikle türk-islam sentezinin derinlemesine araştırılması gerekiyor.

    geçenlerde sözlükte gezinirken arpad 'ın açtığı ve ufkumu genişlettiği gayr-i sünni geçmişi kabullenememek başlığına denk geldim. özetle, osmanlı ve cumhuriyet dönemlerinde gerçekleştirilen sünni propagandasının etkilerinden bahsediyor. gayr-i sünni geçmişten kalan öğeleri hatta bizimle ilişiği olmayan değerleri algımıza pastel boya gibi yedirerek insanları yeni islam'ın putperest müslümanları haline getirdiğini anlatıyor. detaylarını başlıktan okumanızı tavsiye ederim.

    şahsi gözlemlerime dayanarak arpad'ın bahsettiği durumun bir benzerinin bugünlerde kazakistan'da uygulanmaya çalışıldığını net bir şekilde söyleyebilirim. sovyet döneminde din konusunu açmak bile başlı başına tabu ve kelleniz için tehlike olduğu için daha öncesine uzanmamız gerekiyor. kazaklar, göçebe hayatı en son terk eden kıpçak boyudur. altınorda sonrasında kurulan kazak hanlığı xııı. yüzyılda kurulmuştur. öncesinde şehir bile kurmamış bir halk oldukları için haliyle cami, mescid vb. herhangi bir dini ibadethaneleri yoktur. din olarak islamı kabul edişlerinin net tarihide belli değildir. kazak hanlığı döneminde ise müslüman oldukları fakat devletle bir ilişiği olmadığı bilinmekte. tarihi boyunca bir tane bile islami müçtehit atanmış kişi yoktur.

    günümüz kazakistan'ında ise islama ve diğer dinlere bakış örnek olacak niteliktedir. doksanlardan sonra ülkeye doluşan türlü islami gruplardan etkilenerek farklı yollara sapan insanları bir kenara koyuyorum. sünniliği dayatmaya çalışanlarda ekseriyetle bu gruplar zaten. gözlemlediğim kadarıyla halkın genel kanısı dini inançların bireysel olduğu yönünde. şamanizm dinden çok bir yaşam şekline dönüştüğü için hayatın her karesinde bunu görmek mümkün. bizim batıl veya efsun dediğimiz adetler gündelik hayatta sıkça başvurulan yöntemler olarak hala korunuyor. mesela kapı eşiğinde konuşulmaz, vedalaşılmaz, evrak bile teslim edilmez. atıyorum kapınıza postacı geldiğinde kapıdan bir adım uzaklaşırsınız veya postacıyı kapıdan içeri alırsınız. imza vs. daha sonrasında atılır.

    bizim nazar dediğimiz olayda eski türkçede uçuktur. kazakça uşuk anadolu türkçesindeki uçuktur fakat zamanla kullanımı bizde değişime uğramıştır. hala dudakta çıkan uçuğun tiksinmek korkmak
    gibi duygulardan ötürü geldiğini düşünürüz. bu inancın aslı kazakların kullandığı uşuk kelimesinde hala yaşamaktadır. kem gözlerden, korkudan, tiksintinden veya bir duygunun aşırı dışa vurumunda gerçekleşen fiziksel sıkıntıların hepsine uşuk denilir. stresten ötürü çıkan sivilcelerde uşuktur. ani bir reaksiyonla elinizde tuttuğunuz alet edevatı başkasına çarparak zarar vermekte. atıyorum kazara çocuğunuz elindeki oyuncağı arkadaşının kafasına çarptığında o oyuncakla vurduğu yere dokunarak uşuğu çıkarmaya çalışır. bu durumda negatif enerjinin o aletin üzerinde yoğunlaştığı düşünülür. kişi bir durumdan korktuğu için hasta olduysa şamanizmden kalma zehiri zehirle öldürme tekniği uygulanır. baksı, kişiyi beklemediği anda korkutarak tedavi eder. baksı derken illa ki tören kıyafetleri içerisinde elinde kamçı filan olan bi kadın beklemeyin. babaneler de nesillerdir aktarıldığından ötürü bu ritüelleri bilirler.

    şimdi gündelik hayatta bu kadar sık şekilde pagan adetlerini kullanan bir halkın haliyle mezhep veya tarikatla işi olmuyor. kendini müslüman hisseden kişi gerekli bilgiye ulaştıktan sonra bizdeki gibi yobazlaşmak yerine budist rahipler gibi sükunete eriyor. köy köy dolaşıp anlatmak yerine kendi işleriyle meşgul oluyor. o nedenle bir çok köyde ölen insanlar hala şamanist adetlerle defnediliyor.

    https://www.youtube.com/…lpage&v=zr14qc4bxum#t=1671

    şu sahneye kısaca göz gezdirin. ölmüş bir insanın benzer bir şekilde defnedildiğini şahsen gördüm. ne olup bittiğini anlamam yarım günümü aldı. bu insanlara sorduğum zaman müslüman olduklarını söylediler fakat müslüman adetlerini görmüş duymuş değiller. görseler bile umursamıyorlar çünkü baskı altına alarak zorlayan eden kimsecikler yok.

    şehirde yaşayan, temel ibadetleri öğrenmiş müslümanlar ise sorgulayıcı değil teslimiyetçiler. kadir gecesi beklemek diye bi olay var mesela. bilen eden camiye gidip dua ediyor fakat uzaktan uzağa duyanlar yine paganist bir tören gibi kabul ederek sabaha kadar oturarak geçiriyorlar. bildiğin ailecek oturup bekleyen insanlar var. baba bi ufak vodka açıp demleniyor, anne televizyon izliyor, çocuklar tabu filan oynayarak sabaha kadar vakit geçiriyorlar. temelinde ailecek bir arada olmak ve bir gece uyumamak olarak bakıyorlar olaya. camide olanlar ise daha güzel. kadın erkek ayrımı olmaksızın herkes camide yan yana oturarak sohbetleri dinliyor. kimisi içeride kimisi dışarıda, bazılarının saçı açık bazıları kot pantolon giymiş fakat kimse kadınların orada ne aradığını sorgulamıyor. hatta sorgulayan insanlara ters bakıyorlar. bir cuma namazında cami önünden geçerken hayatımın en büyük dumurlarından birisini yaşadım. kısa etekli dar body giymiş, ilik gibi kızlar camiye girip çıkıyor bazıları oturup vaaz dinliyordu. başka bir gün cami yanındaki parkta oturan bir yaşlıya durumu sorduğumda; tanrı ile arasına girmeye benim hakkım yok ki banane nasıl geldiğinden dedi. adetleri öğrenmek başka bir şey, o kızların kendi niyetleriyle tanrılarına yakarmaya gelmiş olması ise başka durum. belki de yarın öğrenir örtünür gelirler veya örtünmezler. bir insanın inandığı yaratıcısının evinde kimsenin kimseyi rencide etme hakkı yoktur dedi. o gün kendi adıma aydınlandığım gündür. inancı ne olursa olsun insanın zihni berrak olduktan sonra gerisi mühim değil. dedenin tanrı demesi ise çok daha hoşuma gitti. insanın yaratıcısına kendi diliyle seslenebilmesi kadar güzel bir şey olabilir mi lan?

    şu kareler bir kaç sene önceki kadir gecesine ait. 1, 2, 3

    ne bileyim, inançsız bir insan olarak cinsiyet ve kılık kıyafet gözetmeksizin insanların ibadetlerini yerine getirebilmesi bile kendi başına güzel bir şey gibi geldi bana. vaktiyle istanbul'da önünde namaz kılarken çatalı görünen bir ergenden rahatsız olan adam görmüştüm. dürtükleyip arkanı kapat insanın aklına kötü şeyler geliyor demişti elli yaşında kazık kadar herif. erkek götünden elektrik alıp namazını bozan adamlar gördükten sonra kazakistan'daki dini hoşgörü bana fazla geldi dostlar.

    bizim kandaşlarımızdan biri tarafından zor fakat başka bir ülke insanı mutlaka bu yapıyı akademik düzeyde araştırıp sunacaktır. tez olarak kazak düğünlerini araştıran bir japonla elli kişilik nüfusu olan dağ başında bir köyde karşılaştığım için özellikle onlardan umutluyum.
  • sabah sabah beni duygulandıran atayurdum. son bir kaç yüzyıl içerisinde atatürk ve cumhuriyetin ilk yılları haricinde türklüğü bu kadar sahiplenebilen başka bir ülke ve lider olmamıştı.

    bugün kazak hanlığının 550. yıl kutlamaları ile birlikte 5. türki halklar kurultayı gerçekleştirildi. sabah erken saatlerde uzay görevini tamamlayarak kazakistan'ın jezkazgan bölgesine iniş yapan soyuz tma-18m ekibini karşılayan nursultan nazarbayev. üçüncü kazak astronot (kozmonot) olan aydın ayımbetov'u kutlamaların açılışına getirdi. ben de bu tarihi anı televizyonda canlı yayında izleyebilmek için açmıştım kanalı fakat devamındaki gösteri astronotumuzun dönüşünü bile gölgede bıraktı. insan düşünmeden edemiyor. bağımsızlığını alalı 25 yıl bile olmamış 18 milyon nüfuslu bir ülke, uzaydan dönen astronotuna ana haberlerde sadece beş dakika ayırıyor. işin ilginci bu düşük ilginin sebebi başarının önemsiz kabul edilmesinden ötürü değil. bilimsel araştırmalar hayatlarının bir parçası olduğu için sıradan kabul edildiğinden. uzay araştırmalarına bütçe ayıran, gönderdiği üçüncü astronotu bile gidip kendisi karşılayan bir devlet başkanı var adamların. bu müthiş başarı bile beş dakika yer alırken bizde cünüp iken vurulan asker şehit olur mu? sorusunu saatlerce tartışan tipler var televizyonda. inanın bugünkü yağmurlu havadan daha çok karardı içim. (bkz: 12 eylül 2015 istanbul yağmuru)

    neyse asıl beni duygulandıran hususa geri dönelim. kutlamalar için hazırlanan sahne gösterileri öyle güzel, öyle özenle hazırlanmış ki sözde türk geçinen devletlere örnek olacak nitelikteydi. gösteride o kadar çok simge vardı ki hangi birisine odaklanacağımı şaşırdım. neden sembol? çünkü semboller evrenseldir. bir sembol, anlatmak istediği şeyi en kesin, en belirli, en sade, en doğal şekilde ifade eden işarettir. kelimelerle ifade edemediklerimizi anlatırlar. basit mağara resimlerine bakarken bile insanların kendilerinden bir iz bırakabilme çabalarını görürüz. ezoterizmle içli dışlı toplumların amacı da aynı sonsuzluk algısıdır. var oldukları günden beridir doğayla iç içe yaşamış türk toplumları için ise semboller hayatın bir parçasıdır. kolektif şuur gibi yarı evrensel, doğuştan miras yoluyla gelmiş psişik yapılar olarak ortaya çıkarlar. toplumun ve kişiliğin tekamülünde, birleştirici ve hareket verici önemli bir rol oynarlar. ülkemizde ise malesef türk islam sentezi adlı garabet yüzünden semboller bile din eksenine sıkıştırılmaya, islam öncesi bu öğeler yok sayılmaya çalışılmaktadır. güneş salt haliyle yaşamın timsaliyken bunu bile paganistlik olarak adleden yobazlar nur dediklerinin aslında aynı şey olduğunu bilmezler.

    gelin bu gösteride kendi çapımda görebildiğim sembolleri dilim döndüğünce size anlatayım. içeriğinde var oluş, bilinç, soy, türklük, turan ve kültüre dair tonla simge var.

    video şöyle başlıyor: https://youtu.be/ablmxtjfb-k?t=259

    ilk anda yıldızları görüyor daha sonra bir tanesinin yere indiğini fark ediyoruz. sahneye bakacak olursak üst kısım gökyüzünü alt taraf ise yeryüzünü simgeliyor. erkek ve kadının gökyüzünden başlattığı dansa yer yüzündekilerde eşlik ediyor. akabininde gökyüzünden hayat ağacı bayterek iniyor. bu ağacın ifade ettiklerini anlatmak zordur. farklı kültürlerde farklı şekillerde yer alır ve temelde hepsi aynı olsa bile hepsinde farklı manalar verebilmektedir.

    örneğin kozmik ağaçlar, öte alem, yeryüzü ve cenneti birleştirerek ekseni sayıldığı bölgede özellikle önemli bir ağaçtır. çoğu kültüre göre bu ağaç cennette ya da kutsal bir dağın doruğunda yetişir. semavi dinlerin ortak anlatısı olan adem ve havva'nın yasak elmayı yediği ağaç budur.

    hayat ağacı; cennette büyüyen hayat ağacı ölümsüzlüğü ve bir döngünün başıyla sonunu temsil eder ve kozmik ağaçların başka yönüdür. nemli ölüler diyarındaki kökleri, ölümlüler alemindeki gövdesi ve göklere yükselen yapraklarıyla büyüme, ölüm ve yeniden hayat bulmayı, dolayısıyla da ölümsüzlüğü simgeler. hayat ağacı içlerinde eski sümer, hindistan, çin ve japonya’nın da olduğu pek çok kültürde bilinir. bu ağacın sümer mitolojisinden evrilerek zamanla peygamber asası dediğimiz sembole evrildiğini söylemişti gönül tekin. aynı ağacın kabalacılarda sefirot ağacı olduğu çıkarımını yapabiliriz. hatta hristiyanlığın heterodoks bir mezhebi olan katharizm de aynı sembolü içermektedir. detayını okumak isterseniz şurada biraz bilgi var. bu ağaç tersine çevrilmiştir, kökleriyle cennetten ruhsal destek alarak dallarıyla bunu yeryüzüne yayan bir kozmik ağaçtır.

    gel gelelim türk kültüründe, daha doğrusu türk şamanizminde nedir bu ağaç? şamanist geleneğe göre, dünya, “göğün göbeği” ile bu ağaç sayesinde irtibat halinde olup, bu ağaç ile beslenir. anne rahmindeki bir bebek için göbek kordonu nasıl yaşamsal bir öneme sahip bulunuyorsa yeryüzü için de bu irtibat kanalı aynı derecede öneme sahip bulunmaktadır. dolayısıyla türk şamanizm’inde dogon tradisyonunda da görüldüğü gibi, bu irtibatı ifade etmede “göbek” sözcüğü tercih edilmiştir. gerek dogon gerekse eski türk geleneğine göre, göğün göbeği bir yıldızdır. (gök sözcüğünün şamanizmde üç anlam içerecek şekilde kullanıldığı görülmektedir. örneğin altay şamanı tanrı ülgen’e seslenirken aynı cümlede bir ayrım yaparak “ulaşılmaz mavi gök”, “erişilmez ak gök” ve “dönen yıldızlı gök” der ki, bu üç ayrı terimin gökyüzünü, spiritüel göğü ve uzayı ifade etmek üzere kullanıldığı ileri sürülür.)

    diğer kültürlerde çoğunlukla meşe ile sembolize edilen bu ağaç türk kültüründe kayın ağacı ile ifade edilir. türkler’in akrabalık bağlarını gösteren isimlerde de “kayın” sözcüğünü kullanması da bu yüzdendir. kayın baba, kaynata, kayın ana vb. kazak türklerinde bayterek olarak yer edinen bu ağaca dair türlü mitler vardır. en bilineni er töstük ve yılan (ejderha) olandır. kısaca anlatayım. bu hikayede samruk kuşu (bkz: anka) (bkz: simurg) hayat ağacının tepesinde yaşamaktadır. samruk yumurtasını bıraktığında kovuğundan çıkan yılan kuşun yavrusunu yemektedir. bu yumurtanın yeni dünyalar olduğu, kuşun yeni dünyalar yarattığı gibi başka uzun bir mit var. konumuz dışında olduğu için es geçiyorum. o vakitler kara cahil yaşayan insan oğlunun arasından hayatın anlamını arayan bir gezgin olan er töstük, yılanı öldürerek samrukun şefaatine mazhar olur. bir yaprağa bindirerek gönderdiği er töstük halkına bu yapraktan edindiği bilgilerle ilim getirir. çünkü bu ağaç bir yandan hayatın bütün sırlarını barındırmaktadır. her yaprağında farklı sırlar vardır. insan oğlunun mağarada yaşarken birden atlantis ve mu kıtası gibi haddiden fazla geliştiğini anlatan bir altın çağ mitolojisine bağlanır konu.

    biliyorum entry tuğla gibi oldu ama ne yapayım konu uzun. belki ilgi alanına giren insanlar okur diye devam ediyorum. videonun başladığı noktada yıldızlardan kopan bir parça daha sonra yeryüzü gösteriliyor. bu da anlattığım şamanizmdeki gök ve yer arasındaki bağı vurguluyor. bir nevi aslında yıldızlardan geldiğimiz anlatılıyor. böceğin muz içinde afrikadan geldiğine inanıyorsun da yaşamı var eden organizmaların göktaşı içinde uzaydan geldiğine neden inanmıyorsun değil mi?

    https://youtu.be/ablmxtjfb-k?t=750

    burada ise sakalar, altın adam, köken ve dil bağlantısıyla köklerimiz anlatılıyor. altın adam kıyafetinin başlığında duran kanatlı pars ve çift boynuzlu kanatlı at kendi başına ayrı mitler. kanatlı pars, griffon yani kartal başlı aslan vücutlu ve kanatlı yaratıktan çok farklıdır. aynı şekilde boynuzlu ve kanatlı at ne unicorn ne de pegasus ile alakalı değildir. iki mitolojik yaratık da farklı özellikleri ve hikayeleriyle yunan mitolojisinden uzaktır.

    konuya geri dönelim. altın adam burada şöyle der;

    ottu künnen hun tugan
    ottu hunnan ot bop oynap men tugam
    jüzümdü de, möldür qara közümdü de tuva sala jaunmenen men juvgam!
    kaygılanba sokur soktı şekpe zar
    men kün ulı, közünde kün nuru bar
    men kelemin, men kelemin, men kelem
    künnen tugan, hunnan tugan, paygambar!

    yani diyor ki;

    ateşler içindeki güneşten hun doğdu
    ateşli hunlardan güneşle oynayan ben doğdum
    yüzümü de, parlak kara gözlerimi de doğduğum gün savaşlarla ben yıkadım!
    kaygılanma körler gibi, çekme içini
    ben güneşin oğlu, gözünde güneşin nuru var
    ben geleceğim, ben geleceğim, ben geleceğim
    güneşten doğan, hundan doğan, peygamber!

    sözlerini geçtim. arkaplanda cayır cayır yanan güneş ve sahnedeki alev şovunu da hesaba katarsak böyle bir gösteri türkiye sınırları içerisinde gerçekleşseydi madımak gibi yakardı kara cahiller. güneş, ateş, ateşin oğlu, boynuzlu alev saçan atlar ve boynuzla sembolize edilen bir adam ne çağrıştırıyor? bir çok kültürde şeytanı ve satanizmi tasvir eden bu öğeler türk kültüründe neden varlar? varlar çünkü sümer mitolojisinde çok başka konuları temsil ediyor bu olaylar. herkes kendine göre yonttuğu için böyle diyelim şimdilik.

    https://youtu.be/ablmxtjfb-k?t=892

    bu gösteri ise en beğendiklerimden. göktürkleri anlatıyor. kültigin'in sözleriyle başlıyor. taşları döven karakterle birlikte sahnenin ortasında meşhur kültigin büstü oluşturuluyor. ülkemizde malesef göktürkler müslüman olmadıkları için tarih kitaplarında üstün körü bilgiler verilerek geçiştiriliyor. hatta inançları islamla benzeştiği için böyle hopadanak tüm türklerin islama geçişi bu kısımda anlatılıyordu bizim zamanımızda. kazakistan'da resmi olarak ilkokul derslerinde göktürkçe ve rünik türk alfabesi eğitimi veriliyor...

    türki halk üşin tün uyıktamadım
    kündiz otırmadım
    ölip tirilip jertu kayttım
    süytüp teniri jarılqadı
    ölmüşi halıktı tirilttim
    kedey halıktı bay kıldım
    tatu elge jaqsılıq kıldım
    barin beybit kıldım
    elimiz qayta el boldı
    halkımız qayta halık boldı

    çevirisi şöyle;

    türk halkı için gece uyumadım
    gündüz oturamadım
    öldüm, dirildim tekrar döndüm
    böylece tanrı bize güç verdi
    ölmüş halkı dirilttim
    fakir halkı zenginleştirdim
    bizimle iyi olan halklara iyilikle karşılık verdim
    hepsini huzurlu kıldım
    elimiz tekrar el
    halkımız tekrar halk oldu

    gösterinin devamında cengiz han, altınorda ve kazak hanlığıyla devam ediyor. kazak hanlığının kuruluşu, han yükseltme töreni, kültürün önemi gibi bir çok konu var. uzun uzadıya başka bir gün yine yazarım. burada sadece şu noktayı vurgulumak istiyorum.

    https://youtu.be/ablmxtjfb-k?t=1585

    han köteru yani hanın tahta çıktığı gün için yapılan törendir. kazak hanlığı kurulduğunda yani 1465 yılında kazaklar islama çoktan geçmişlerdi. o yüzden yemin kurana el basarak gerçekleştirilmiştir. kazaklarda din anlayışı proto müslüman olan kayılardan çok farklı değildir. zaten göçebe olan halktan camiydi, namazdı, abdestti vs. beklemek ayrı bi eblehlik. törende kerey han, turan halklarının yanında olacağına ve kendi halkı için kan dökmekten de kanını dökmekten de çekinmeyeceğine dair ant ediyor. yani edilen yeminde bile tanrı yanımızda olsun, türk halkları var olsun deniliyor. ortada müslüman kardeşlerim, sevgili somaliler gibi ithamlar yok. bugün aynısını nursultan nazarbayev'de yapıyor. resmi dinimiz islam olduğu için kültürel bir öğe olan çarşaf vb. kıyafetleri giymemizi beklemeyin dediği konuşma hatırlarımızda.

    https://youtu.be/ablmxtjfb-k?t=1892

    son olarak bi'ler hakkında bilgi vereyim. bi'ler kazak hanlığında hanın da üzerinde olan aksakallara verilen özel bir ünvandır. bi olan kişi hem yargıç, hem yönetici, hem de akıl verendir. adaletleriyle meşhur insanlardır. videonun bu kısmında kazıbek bi konuşmaktadır, tarihi kayıtlara geçen meşhur konuşmasında kullandığı metaforları tek tek açıklamaya ne enerjim ne de bilgim yeter. sadece yine hayvanla sembolize edilen çok belirgin bir kısımı anlatacağım.

    türk kültüründe bir canlıya göz/nazar/negatif enerji değmemesi için türlü yöntemler kullanılır. hala devam eden bu gelenekte örneğin bebeklerin güzellikleri övülmez. çirkin olduğu söylenir, muska ve nazar boncuğu vb. türlü obje takılır. bazı türki halklarda anlına isli çubuk sürülürmüş. maksat çocuğun güzelliğinden etkilenip nazar değmesini engellemektir. nazarı başka tarafa çekmeye çalışırlar. aynı şekilde yukarıda bahsettiğim kazıbek bi'de şöyle diyor. biz kimseye sebepsiz saldırmayan halkız, kimse de bize göz düşürmesin diye mızrağının ucuna baykuş (baykuş tüyü) koymuş olan halkız. baykuş'un türk mitolojisindeki yeri de kendi başına başlık olacak kadar geniş. afrika veya güney amerika mitlerinde olduğundan daha farklı biraz kelt mitolojisine yakın şekilde bilgeliğinin yanında çirkinliğiyle dikkat çeken bir canlı kabul edilir. o yüzden gözü kendine çektiğine, insanı koruduğuna inanılır.

    hayvan gibi yazdıktan sonra utanmadan sözün kısası diyeyim. kazak halkı sembollerle dolu bir hayat sürmekte fakat bu durumu ne dinle ne de siyasetle karıştırmaktadırlar. kazakistan'a giden anadolu türklerinin sorduğu çok muğlak bir soru var. daha doğrusu aldıkları yanıta suratlarını ekşitirler. siz kazak türkü müsünüz? sorusuna karşılık; hayır biz türk soyundan gelen kazak halkıyız yanıtını pek beğenmezler. bu aslını inkar değil ne olduklarını bilmelerinden ötürüdür. türk soyundan geldiklerini inkar etmediklerini şu bir saatlik gösterinin ilk beş dakikasını izleyen herkes çok kolay anlayabilir. kuman soyundan gelen bir macara sorarsanız o da aynı yanıtı verecektir. türk adı kimsenin tekelinde değildir. bu soru bana hep maymundan mı geliyoruz? eblehliğini hatırlatır. maymundan gelmiyoruz. ortak bir atadan geliyoruz açıklaması nasıl ki evrim karşıtı yobazları tatmin etmiyorsa bir nogayın yanıtı da anadolu türkünü tatmin etmemektedir. bir gün turan gerçekleşirse dileğim o dur ki türkiye başı çekmesin zira an itibariyle türklükten en uzak toplum biziz. acı ama gerçek. şu gösterinin açıkladığım kısımlarının bir tanesini bile götü yiyip sahneye taşıyabilecek insan yok ülkede. dinin bu kadar dillere pelesenk edildiği ülkede el-huruf el-mukatta'a mevzusunu bile korkmadan doğru düzgün anlatmaya cesaret edebilecek islam alimi, tarihçi, ne bileyim program sunucusu bile yok anasını satayım. murat bardakçı'nın konuya esrar perdesi çekerek programına izleyici çekmeye çalışması da bu yüzden zaten. neyse çok uzattım bitiriyorum. gösteride gördüğünüz üzere kazaklar simgesel ne varsa sanatla halka yansıtmaktadırlar. sahne sanatları ve sinema yapımlarının yanı sıra heykeller, anıtlar, büstler, resimler gibi el sanatları aracılığıyla da yaşatmaya devam etmektedirler. o nedenle kazakistan'ın genel olarak bu sembollere aşırı değer vermesine çok büyük saygı duyuyorum.

    hitit güneşi götüne batan belediye başkanlarının çükünü kediler yesin. tanrı türkü korusun.
  • benim gibi işi gücü bilgisayarla olan ve götünü kaldırmaya üşenen adamı bile dağ bayır demeden aylarca gezdirebilecek kadar güzel bir doğası olan ülke. resmen içimdeki doğa aşkını ortaya çıkardı. belgrad ormanına arabayla gitmeye üşenen bünyeye kah yayan kah at üstünde binlerce km yol teptirdi. bugün denk geldiğim bir youtube kanalı vasıtasıyla tekrar aklıma düştü. gitmek isteyen veya doğayla ilgilenen birileri olursa onlara ufak bir rehber hazırladım. kimse gitmese bile en azından güzel fotoğraf ve videolarla doğa severlerin gününü şenlendiririm dedim.

    öncelikle turistik maksatla gitmek isteyenler için bazı bilgiler vereyim. turizm dediğimiz vakit aklına deniz kum güneş triosu düşen bünyeler bi zahmet okumayı burada bıraksınlar. bölgedeki tek deniz hazar ve ne kadar deniz olduğunu içine girip suyunu yutmadan anlayamazsınız. vaktiniz ve ilginiz varsa ülke hakkında genel geçer bilgi edinmek için ise şu videoyu izleyebilirsiniz: https://youtu.be/hluhqshbm2s

    kazakistan türk vatandaşlarından 30 gün süresince vize istemiyor. sadece ülkeye girişte göç polisine verilmek üzere bir form dolduruyorsunuz. almaty, atyrau, aktau, astana, shimkent şehirlerine direkt uçuş var. yazları karagandy, semey gibi bir çok diğer şehire de charter uçuşlar bulunabiliyor. ülke kendi başına çok büyük olduğu için gideceğiniz bölgeyi, en azından başlangıç bölgenizi seçmek önemli. benim tavsiyem almaty çevresinden başlamanız.

    o yüzden ilk fotoğraflar almaty yani çin sınırındaki eski başkent ve ona bağlı almaty eyaletinden. almaty tıpkı istanbul gibi eski başkent ve finans merkezi olduğundan ötürü ulaşımın en kolay olduğu şehirdir. şehirin kendi adına sahip eyaleti türlü doğal güzelliklerle bezelidir.

    şehir merkezine üç saat kadar uzaklıkta bulunan kaindy gölü ve charyn kanyonu ilk ziyaret edilmesi gerekilen yerlerdir.

    kaindy gölü 1 2 3 4 5
    bu gölün genel görünüşü. çok hoş turkuaz renge sahip. turistler buraya hayalet ağaçların gölü diyorlar çünkü gölün ortasında duran yapraksız kayın ağaçları var. çok enteresan bir şekilde suyun içinde çürümeden yaşamaya devam ediyorlar. suyun altı ise atlantis gibi. ufacık gözüken gölün altında resmen bir su altı ormanı var.

    su altı fotoğrafları 1 2 3 4 5

    charyn kanyonu ve kaindy gölünün güzel bir videosu: https://youtu.be/azcqbm4l9jy
    yine aynı bölgeden başka bir 4k video: https://youtu.be/pel_5kpiv4u

    almaty çevresindeji jetisu bölgesinde ise her türlü doğal güzelliği bulabilirsiniz:
    https://youtu.be/amuwkbibdh8

    ülke öyle geniş bir alana yayılmış ki bir yanı sibirya steplerindeyken diğer yanı tian-shan dağlarına uzanıyor. doğusunda yazın +45 derece sıcak varken kuzeyinde insanlar montla geziyor. devasa göller, eşsiz dağlar, neredeyse el değmemiş bir doğası var. hala binlerce çeşit türün yaşadığı kocaman bir ulusal park gibi ülke desem abartmış olmam. bu kadar geniş toprakların değdiği tek deniz ise hazar. onun da ne kadar deniz olduğu tartışılır. büyüklüğünden ötürü deniz sıfatı taşıması dışında irice bir gölden ibarettir.

    en doğu ve kuzey bölgeleri ise yaz tatili için benim favorilerim arasındandır. evvela fikir edinmek açısından 4k kalitesindeki şu kısa videoları bir izleyelim.

    ülkenin çeşitli bölgelerinden doğa manzaraları: https://youtu.be/hb6nk5ixgmk

    kazakistan'ın en doğusunda bulunan öskömen (ust-kamenegorsk) şehrinin en ucunda yer alan rahmanov kaynağı ve çevresi: https://youtu.be/dhop2puwucu

    yine aynı şehire yakın beş göller bölgesinde bulunan sıbın gölü. bir kaç +16 çıplaklık var. nolur nolmaz uyarayım. https://youtu.be/ffqrgslaui8

    çöl, tundra, step, dağlar, ovalar, kanyonlar göreyim diyorsanız almaty'dan bir araç kiralayarak en batıya doğru rastgele hareket de edebilirsiniz. hatta grup olarak gidiyorsanız yanınıza bir rehber almanız bütün iletişim ve yol haritası işini tek başına çözebilir. yok ben macerayı seviyorum diyorsanız ucuz benzinin keyfini lüks bir jeep kiralayarak çıkarabilirsiniz.

    kuzey bölgelerinde ise astana ve çevresini gezebilirsiniz. başkenti şöyle bir günde turladıktan sonra bir kaç saat uzaklıktaki çevre şehirlere geçip oradan burabai bölgesini ziyaret edebilirsiniz. burada sibirya iklimine has meşhur çam ağaçlarıyla bezeli bir milli park, burabai gölü ve okzhetpes dağını görebilirsiniz. çevrede bol bol tesis mevcut. hatta rixos'un şahane bir sanatoryumu var.

    batıya geçmeden evvel ülkenik kalbindeki bölgelere şöyle bir göz atalım:
    https://youtu.be/riqtahewk5q

    bugün vurduğunuz yerde petrol ve gaz fışkıran bir bölge olan batı kazakistan'ın doğası ise kendisine has. bir tarafında hazar denizi diğer tarafında kocaman bir çöl var. bu ikisi arasında ise her türlü canlıyı görmek mevcut. coğrafik olarak önceden burada bir deniz olduğunu anlamak güç değil. genelini idrak edebilmek için şu fotoğraflara bakabilirsiniz.
    http://www.voxpopuli.kz/…hyu-velikogo-ustyurta.html

    not: işbu entry için şimdilik aklımda olanlar bunlar, zaman içerisinde mutlaka eklemeler ve düzeltmeler olacaktır.
  • türkiye'de marketten aldığımız yaklaşık 5 tl'lik efes kutu birayı sadece 164 tenge'ye yani 2.06 tl'ye satın alabildiğimiz ülke

    zöge : nesi kötü la bunun?
  • bu ülkenin en güzel taraflarından birisi de doğal ve doğal ürünlerin ucuz olmasıdır. doğal kelimesinden bütün çıkarımları yapabilirsiniz. yiyecek içecekten tutun yaşantı şekline kadar her şeyi doğal. malesef son yıllarda yapılan hızlı dışa açılımdan ötürü bilumum saçma sapan ürün ithal edilmektedir fakat halkın büyük kısmı hala en doğal haliyle yaşamaktadır. ülkede insan nüfusunun beş katı kadar hayvan yaşamakta fakat avcılık konusunda çok hassastırlar. avcılıkta kanunların sıkı tutulmasının da etkisi büyük. sadece şu şartlar sağlandığı zaman hiç bir hayvan göç yolunu değiştirmek veya ekstra önlemler almak zorunda kalmıyorsunuz.

    hindistan'da doğmuş olan annem bana sürekli türkiye'de gıdaların gittikçe bozulduğundan, o kir pas içindeki hindistan'da bile daha doğal olduğunu anlatır dururdu. kazakistan'a geldiği vakit pazardan aldığımız hindi kadar tavuğu iki saat pişirmek zorunda kalınca hindistan'ı kazakistan ile değiştirdi. köy tavuğunu özel siparişle dana eti fiyatına alıyoruz istanbul'da dedi.

    daha sonra almatı'nın meşhur kök bazarına (yeşil pazar) gittiğimde her ürüne dikkat etmeye başladım. pazar çalışanlarına aldığım her ürünün detaylarını sordum. nasıl yapılır? ne katıyorsunuz? nereden getirdiniz? vs. aklıma ne gelirse sordum.

    mesela şu fotoğrafa bir bakın: http://www.voxpopuli.kz/…/inner/117/78/btt_3328.jpg

    havuçlar öyle bugs bunny'nin tükettiği tertemiz, saplı ve kalem gibi ince değiller. toz toprak içinde patlıcan kadar iriler. tadı inanılmaz güzel.

    şurada ise elmalar öyle diri ve iriler ki insan hormon filan basmışlardır diyor. aynı soruyu yönelttiğimde alma-ata elmanın atası burada olduğu için verilmiş isimdir. buranın meşhur aport elması iriliğiyle bilinir dedi.
    http://www.voxpopuli.kz/…/inner/116/94/dsc_0300.jpg

    yumurtalara bakıyorum. onlarda öyle kocaman kocaman. http://www.voxpopuli.kz/…/inner/116/94/dsc_0414.jpg

    bal yakın çevreden sıfır katkı ile geliyor ve bakkaldan aldığınız çikolata fiyatına satılıyor neredeyse.
    http://www.voxpopuli.kz/…inner/116/94/dsc_02292.jpg

    burası ise kuruyemişçiler bölümü. http://www.voxpopuli.kz/…/inner/117/78/btt_3142.jpg
    ürünlerin yüzde doksanı orta asya, bilhassa özbekistan'dan. bizde çin'den gelen çiğ kajunun ortalama kg fiyarı 48 lira. burada gerçek hint kajusunun kilosu 18 lira. çin kajusu satan çok az kişi var çünkü halk beğenmiyormuş. ceviz çok daha ucuz. taşkent bademinin kilosu 20 lira ki macro center'da filan satılanı bunun yanında halt etmiş. en son ziyaretimde 100 liraya 1 kilo badem içi, 1 kilo fındık, 1 kilo tuzsuz fıstık, yarım kilo kuru kayısı, kuru üzüm, yarım kilo ceviz ve yarım kilo karışık kuru yemiş aldım.

    geçen gün televizyonda görmüştüm. anadoluda bir kurnaz deve sütü satmayı akıl etmiş, litresini 50 liradan veriyordu. sonra aklıma şu teyze geldi. http://www.voxpopuli.kz/…/inner/116/94/dsc_0274.jpg

    keçi, deve, at, inek ve koyun sütü satıyor. o sütlerle yapılmış çeşitli peynir ve diğer mamülleride var. deve sütünün litresini 7 liraya, inek sütünü 5 liraya veriyor. her uğradığımda bir bardak kımız veya şubat (deve sütü) ikram etmesi de cabası. bunları her gün şehire 50 km uzakta bulunan köyünden taşıyıp getiriyormuş. bakkaldan aldığım kutu sütten üç kuruş fazlasına gerçek ürün alıyorum. tedavi amaçlı içilen kefir ve çiğ kısrak sütü (saumal) bizdekinin aksine daha ucuz. normalde kanser önlüyor zart zurt diyerek kol gibi fiyatla satarlar bizde. midemde yaşadığım bir sıkıntı yüzünden çiğ kısrak sütünü bir süre içtiğimden biliyorum. tanıyı koyan doktorun sonraki randevuda yaşadığı şoku görmeliydiniz. hani benimki çok ağır bir hastalık değildi ama doktor bir önceki röntgende gördüğü yumruk kadar kanserin yok olduğunu görmüş gibi oldu.

    en sevdiğim ise şu koreli teyzeler.
    http://www.voxpopuli.kz/…/inner/116/94/dsc_0237.jpg
    http://www.voxpopuli.kz/…/inner/117/78/btt_3149.jpg

    50 çeşit kore salatası satıyorlar. benim gibi yalnız yaşayanlar için inanılmaz pratik. hem taze hem lezzetli. 200 gram mantarlı etli salata alıp evde yemeğin yanına katıyorum. verdiğim ücret 1.80 lira.

    sözün özü bu ülkeye giderseniz mutlaka etin sütün, yerden çıktığı haliyle satılan doğal sebzelerin tadına varın. bilmem kaç liraya satılan çeşitli mantar türleri bile burada sudan ucuz.
  • cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan tarafından üç yıl sonra ilk kez resmi ziyaret yapılan ülke. bakınız burada çok ilginç bir tespit yapacağım. bildiğiniz üzere bizim başımızdaki insanın ağzından düşmeyen bir türk devletleri birliği ve kardeşlik türküsü var. bundan üç sene önce başbakan iken nursultan nazarbayev ile görüşmüş ve yine aynı temcit pilavını yemişti. ne vardı o pilavın içinde? iki ülke arasındaki ticareti yıllık 10 milyar dolar üzerine çıkarmak, üzümlü havuçlu türk devletler birliği ve kardeşlik sosu. peki bu üç sene ve daha öncesindeki görüşmelerden sonra ne değişti? hiç bir şey. beş sene önceki ziyarette de aynı konu vardı. o zamandan bu yana 3,4 milyar dolardan 3,5 milyar sınırına sidik zoruyla gelen bir etkileşim var.

    türkiye'nin dış politikasının orta doğu, kafkaslar ve avrupa ekseninden çıkamayacağını gördük. turan, türk birliği hikayeleriyle geçiştirilen on küsür seneden başka hiç bir gelişme yok. iran ile olan ticaret 2000 senesinde 1 milyar dolar civarındayken 2013 senesinde 13,5 milyara çıktı. rusya ile beş katından fazla artış var. ukrayna ile olan ticaret şu savaş durumunda bile üç katının üzerindeyken türk-i cumhuriyetlerle sıfıra yakın gelişme içerisinde. on yıldır kazakistan ile 10 milyar doların üzerine çıkacağız hikayesini dinliyoruz.

    yanisi, tayyip erdoğan'ın türk birliği konusunu açıp durması avrupa birliğine verilmeye çalışılan saçma bir gözdağından ötesi değil. bu son ziyaret ve tekrar eden vaatler ise yakın zamanda açılacak olan nüklüer santraller için uranyum dileneceğimizin göstergesi. petrol, gaz, uranyum allah ne verdiyse var olan bir ülkeye doğru yatırımlar yapılarak her iki taraf içinde çok büyük kar elde etmek varken iran'ın kıçını yalamaya devam edeceğiz ne yazık ki. gerçi hoş, petrol burda buyrun kullanın deseler dahi oturup o petrolü işleyecek, ihraç edecek, satış ağını kuracak bilgi ve birikimimiz yok. çin son on yılda kazakistandaki bir çok doğalgaz kaynağına tesisler kurdu. kazakistan sadece gazı satmakla kalmadı bütün teknolojisini çinden ithal etmiş oldu. koca ülkenin her yanında depolama tesislerini bedavaya getirdi. hani şu bizim milyarlar harcayıp bi türlü yeterli kapasiteye ulaştıramadığımız, mecburen fazla gazı yakarak elektriğe dönüştürdüğümüz tesisler.

    tren kaptırmış gidiyorken ağzımızda otla bakıyoruz resmen. doksanlı yılların başında kazakistan henüz bebek bir ülkeyken petrol işleyecek tesisleri yok diyerek hor görülüyordu. geçen sene toplamda 180 milyar dolara ulaşan yatırımla petrol tesisleri hem yurt dışına hazır ürün satmak hem de ülke içinde kullanmak üzere hazır hale geldi. dünyanın en büyük buğday üreticileri arasında. yer altı kaynaklarının ne kadar olduğundan kendisi haberi yok zira yeterli araştırma yapılacak süre bile on yıllar alıyor. en büyük uranyum üreticisi, kendi aracını üretip satışa sunmasına çok yakın bir süre var. gerçek anlamda uçak fabrikaları kuruyor. çin ile arasında serbest bölge kuruyor. yakın zamanda bir çok insan çin'e gitmek yerine koca bir şehir kadar alana kurulan bu bölgeden gidip alışveriş yapacak. rus pazarı bile bu bölgeden alışveriş yapmak için kıçını yırtacak. her ne kadar rusya'nın eli altında da olsa uzay üssü sayesinde bilimsel araştırmalara kendi bölgesinde yön veriyor. en azından bu zamana kadar uzaya dört türk asıllı kozmonot gönderdi. 15 milyon nüfuslu bu küçük tren raya oturdu, yakında rüzgarından saçımız başımız dağılacak ama hala aynı türküyü söyleyerek gerekli önemi veremiyoruz.

    iranlı nüklüer fizik mühendisi kılıklı enerji bakanı mazot hakkında verilen vaatlerin matematiğini yapacağına oturup bu ülkeyi incelese bir şeyler öğrenecek ama hala evde kazakla gezin tasarruf yapın kafasındaki adamdan ne bekliyoruz ki. arkadaş, koca rusya gazı satıp kendisi kömürlü merkezi ısı sistemi kullanıyor. merkezi ısı sistemini istanbul'da olmasa bile diğer şehirlerde oturtarak yıllık yapılacak tasarrufla gazın fiyatını çok aşağılarak çekebilmek varken her siki gazla çalıştırmaya uğraşıyoruz. kendi bünyende olmayan bir ürünle evi ısıt, ocağı yak, arabayı çalıştır, elektrik üretmeye çalış. sonra gel anadolu da bilmem kaç milyon ton kömür ulaştırdık diye hikaye anlat. sobada yakılan kömürün çevreye verdiği zararı geçtim bir kere verimli değil. kazakistan'ın en ücra köyünde bile merkezi ısı sistemi var. adamlar hayvanlarının ahırına bile hat çekmiş tek bir merkezden ısıtıyorlar. hem temiz, hem verimli üstüne üstlük en az yetmiş yıldır çalışıyor bu yapı. bir ton kömürün 20 dolar civarında olduğunu söylersem değerini daha iyi anlayacaksınız. üç katlı bir binayı, altı ay kar altında olan bir bölgede 200 dolara ısıtabiliyorsunuz hemde hiç tasarruf peşinde koşmadan. istanbul'da çeyrek ayarda tuttuğum daireme aylık ödüyorum lan ben o parayı. evet. konuyu biraz saptırdım fakat aklıma geldikçe sinirlerim bozuluyor.

    sözün özü, biz bu ülkeyle işleri büyütmek yerine kardeşlik türküsü söylemeye devam edersek yarın öbürgün rusya gibi bize istedikleri vakit köpek çekebilecekler. çok değil şundan 15-20 sene sonra sözlük sunucuları yanmazsa bu entry'i okuyup hak vereceksiniz. adam doğru söylemiş lan diyeceksiniz.
  • benim için babamın içinde 3 ay yaşadıktan sonra hakkında "sosyalizmin böyle bir şey olduğunu bilseydik gençliğimizde biz bile savunmazdık" dediği ülkedir.