şükela:  tümü | bugün
  • 19,yy'da yasamis buyuk turk hattat sanatcisi, eserleri talik yazida zirve kabul edilir.
  • 1801 tosya' da doğdu. türk hattat ve bestecisidir. fatih medresesi'nde öğrenime başladı ve kömürcüzade hafız efendi' den ders aldı. sesinin güzelliğiyle sultan ikinci mahmud' un ilgisini çekerek enderun' a alındı. burada altı yıl musiki, hat, dil ve edebiyat öğrenimi gördü.

    abdülmecid' in tahta çıkışına kadar sarayda kaldı. daha sonra eyüp camii hatibi ve padişahın ikinci imamı oldu. anadolu ve rumeli kazaskerliği, şehzadelere hat hocalığı ve saray başimamlığı görevlerinde bulundu.1852 yılında saraydan ayrıldı. 1 kur'an, 30 enam, 200 hilye ve yüzlerce levha yazdı. hırka-i şerif, kasımpaşa'daki büyük cami, ayasofya camiindeki ve istanbul üniversitesi giriş kapısının bahçe tarafındaki yazılar da mustafa izzet efendi'nindir.

    kendi bulduğu tarzı cedir makamında bir peşrev ile 20 şarkısı vardır. mustafa izzet efendi 1876' da istanbul' da vefat etmiştir.
  • ayasofyadaki dev hatların sanatkârı, ayrıca bu hatların enteresan bir hikayesi de vardır:
    ayasofya, mütareke devrinde ümitsizliğe kapılan istanbul'luyu teselli eden bir yapıydı. işgal askerlerinin yanından sessiz, kızgın ve yorgun seğirten istanbullu; ayasofyanın ezanı ile teselli buluyor, maneviyatı daha güçlü olanlar, yeis içindekileri 'ayasofyada hala ezan okunuyor' diye avutuyorlardı.
    mütareke dönemi bitip, memleket hürriyetine tekrardan kavuştuktan sonra kurulan yeni cumhuriyetin ayasofya'yı müze haline çevirmesi; belki de bir ibadethanenin kapanmasından çok; bu hayal kırıklığı sebebiyle insanları rencide etmişti.
    müze haline çevrilme çalışmalarında ise, kazasker mustafa izzet efendi'nin devasa levhaları yerlerinden sökülmüşse de kapılardan geçmedikleri için yapının dışına çıkartılamamışlardı.
    öylece yere bırakılan levhaları, hayal kırıklığını yaşayanlardan biri olan mimar ekrem hakki ayverdi, kendi insiyatifi, tasarrufu, maddi ve manevi çabası ile tekrar yerlerine astırttı.
    esas itibarıyla cürretkar sayılabilecek bu karşı koyuş, idarenin aklını başına getirmiş olacak ki; levhalar hala yerindedir.
    (zorunlu açıklama: efendim. bendeniz, ayasofya'nın müze olarak düzenlenmesinin ve bu manevra ile tartismalardan asude bir zeminde korunmasının son derece isabetli oldugunu düşünüyorum! fakat "kazasker mustafa izzet efendi" başlığı altındaki 'entry'me böyle bir açıklama yazmak zorunda kalmak ümit kırıcı oluyor vesselam!)
  • "basmasa mübarek kademin ruy-i zemine
    pak itmez idi kimseyi hâk ile teyemmüm"

    beytini sıklıkla işlediği levhalarının meşhur olduğu, döneminin usta hattatı.
  • harf inkılabı'ndan önce matbaalarda kullanılan hurufat da kazasker mustafa izzet'in eseridir.

    hz. muhammed (sav) için yazdığı meşhur,

    "basmasa mübârek kademin rûy-i zemine
    pâk etmez idi kimseyi hâk ile teyemmüm" beytinin meâli de şöyledir:

    senin mübarek ayağın yeryüzüne basmamış olsaydı, toprakla teyemmüm etmek kimseyi temizlemezdi.
  • türk mûsikîsi ile hat san'atlarında altın çağın idrâk edildiği xix. asırda bestekâr, neyzen, hânende, devlet adamı ve hattat olarak büyük bir şöhrete sâhip olan mustafa izzet efendi, tosya'da dünyâya geldi. babası destan (destbân veya bostan) ağazâde mustafa ağa'dır. anne tarafından soyu tophâne kâdîrîhâne dergâhı mezarlığında medfun peygamberimiz (sav)'in neslinden ismâîl-i rûmî'ye ulaşır.

    babasının ölümü üzerine annesi, mustafa izzet efendi'yi tahsil için istanbul'a gönderdi. fâtih başkurşunlu medresesi'nde arapça ve dînî ilimleri öğrenmeye başlayan izzet efendi, sesinin güzelliği ve mûsikîye olan merâk ve kabiliyeti sebebiyle, kömürcüzâde hâfız şeydâ'dan mûsikî meşketti. bir cuma günü hidâyet câmii'nde müessir, dâvûdî bir ses ve güzel bir edâ ile okuduğu na't-ı şerîf'i çok beğenen pâdişah ii.mahmud, silâhtar gazî ahmed paşazâde ali paşa'ya onun san'at öğrenimi ve terbiyesiyle alâkalanmasını emretti. sultânın bu irâdesi üzerine ali paşa, bir müddet izzet efendi'yi kendi dâiresine alarak saray için yetiştirdi. ali paşa'nın yanında gördüğü bu tahsil ve terbiyeden sonra, galatasaray'ına alınan izzet efendi üç yıl galatasaray'ında ilim ve mârifetini daha da geliştirdi. bu esnâda kudretli bir hattat, iyi bir hânende ve usta bir neyzen olarak kendini gösterdi. bu hünerleri sâyesinde şöhreti saraya kadar aksedince enderûn-ı hümâyun'a alındı. sarayda pâdişâhın ihsâna gark ettiği şâkir ağa, dellâlzâde ismâil ağa, suyolcu sâlih efendi, kömürcüzâde hâfız efendi, basmacı abdi efendi gibi kudretli bir san'atkâr kadrosu içinde mûsikî bilgisini ve hünerini geliştirme imkânı buldu.

    pâdişâhın huzûrunda yapılan fasıllara hânende ve neyzen olarak iştirâk etti. sarayda san'at hayâtının en olgun çağını idrâk eden izzet efendi, türk mûsikîsine olan vukuf ve yüksek san'at anlayışı sebebiyle bütün san'atkârların hürmet ve takdirlerini kazandı. mûsikîde olduğu gibi hat san'at târihinde en önemli bir mevki işgaleden izzet efendi, sülüs ve nesih yazılarını çömez mustafa vâsıf efendi (ö. 1269/1853)'den, nesta'lîk yazısını da yesârîzâde (ö.1265/1849)'den öğrenerek me'zun oldu. ilim ve san'atı, kâmil bir insan olma yolunda vâsıta kılmış olan izzet efendi, etrâfının iltifat, îtibar ve alkışlarını kendisine sağlanan ikbal ve yüksek mevkileri, tasavvuf terbiyesinden aldığı prensiplerle arka plana atmayı bilmiş bahtiyarlardandı. fakat zamanla saray hayâtından iyice sıkılan izzet efendi, hacca gitmek için izin istedi. 1246/1830'da müntesibi olduğu nakşî şeyhlerinden ali efendi ileberâber hacca gitti.

    mekke'de bir müddet şeyh mehmed can efendi'nin hizmetinde bulundu ve onun yanından seyr-ü sülûkünü tamamladı. dönüşte ilim muhitlerinden istifâde maksadıyla yedi ay mısır'da kaldı. istanbul'a döndükten sonra mahmud paşa hamamı yakınlarında bir evsatın olarak yerleşti ve özlemini çektiği, saraydan uzak, dervişâne bir hayâta başladı. bir ramazan günü bâyezid câmii'nde kâmetini dinleyen pâdişah ii.mahmud: "kâmet alan kimdir?" diye sordu. bunun üzerine: "bir özbek dervişidir" diye arzettiler. pâdişah: "mustafa efendi'nin sesini ben tanımaz mıyım, beni mi aldatıyorsunuz?" dedi. kendisini terkederek, derviş kıyâfetinde dolaşmasına son derece müteessir olan pâdişah onun cezâlandırılmasını istedi ise de sonra affetti. tekrar saraya alınan izzet efendi, huzur fasıllarına bâzen ney üfleyerek bâzen de sesiyle katıldı. ii. mahmud'un ölümünden sonra, eyyüb sultan câmii hatipliğine tâyin edildi.

    1261/1845'de de i. sultan abdülmecid'e ikinci imam oldu. sırasıyla selânik, mekke, istanbul ve anadolu kazaskerliği pâyesi verildi. daha sonra şehzâdelere yazı ve bedi besmele hocalığı, nakîbü'l-eşraf ve fiilen rumeli kazaskerliği yaptı. halim velîm,vakur, zarif, nüktedan ve âbir bir zat olan izzet efendi'nin şiirleri de vardır.

    27 şevval 1293/1876'da vefât eden izzet efendi, tophâne'de kâdirîhâne hazîresine defnedildi. mezar kitâbesi talebesi muhsinzâde abdullah bey tarafından yazılmıştır. dînî ve lâdîni mûsikî formlarından yirmi üç eseri zamânımıza kadar gelmiş olan izzet efendi, sülüs ve nesih yazılarında zamânının şeyhi ve hâfız osman'ı kabul edilir. celîde zaman zaman mustafa râkım yolunda da eser vermekle berâber, kendine mahsus bir üslûba sâhiptir.

    izzet efendi'nin on bir kur'ân-ı kerim, iki yüzden fazla büyük ve küçük boy hilye (tiem, 408 numarada kayıtlı kur'an-ı kerîm, tsmk. gy. biri 379 numarada kayıtlı 1287 târihli yazdığı büyük boy hilye ile1243 numarada kayıtlı 1293 târihli büyük boy hilye bu sâhadaki eserlerine örnek olarak gösterilebilir), on beş kadar delâilü'l-hayrat otuzdan fazla enâm, sayısız murakkaâr ve kıt'ata, ayasofya câmii'nin7.5 m çapında büyük, dâirevî, celî sülüs çehâr-ı yâr levhaları, bursa ulu câmii'nde iki büyük levha, istanbul'da hırka-ı şerif câmii, dolmabahçe sarayı, ali paşa mescidi, harbiye nezâreti (istanbul üniversitesi) tak kapısının iç tarafındaki celî nesta'lık kitâbe yazıları, ayasofya hünkâr mahfili, bâbıâli nallı mescid, mısır'da mehmed ali paşa türbesi kitâbeleri, washington'da 1269'da sultan abdülmecid tarafından hediye edilmiş râkım imzalı tuğra altında ikisatır celî nesta'lik, zafer âbidesi kitâbe yazısı, ayasofya, hırka-i şerif, büyük kasım paşa, küçük mecidiye, sinan paşa, yahyâ efendi câmileri celî sülüs, nur âyeti kubbe yazıları san'at dünyâmıza bıraktığı eserleri arasında zikredilebilir. harf inkılâbından önce matbaalarda kullanılan hurufat kazasker'in eseridir. ayrıca keşfü'l-irâb ve avâmil muribî adlı iki telifi vardır. mûsikide tarz-ı cedîd makâmı onun terkîbidir. hat san'atı sâhasında yetiştirdiği talebelerinden mehmed şevket vahdetî (ö. 1288/1871); şefik bey (ö.1297/1880); muhsinzâde abdullah bey (reîsü'l-hattatîn) (ö. 1317/1899); abdullah zühdî bey (ö.1296/1879); hasan rızâ efendi (ö. 1338/1920); kayışzâde burdurlu hâfız osman (ö. 1311/1894); mehmed ilmî efendi (ö. 1342/1923); mehmed hilmi efendi (ö. 1318/1900); hafız hasan sırrî (ö. 1325/1907); hafız hasan tahsin (1331/1916) siyâhî selim efendiler önde gelen hattatlardandır.

    daha fazlası için http://www.kalemguzeli.org/…ndex.php?go=main&kno=71
    eserleri için http://www.kalemguzeli.org/…&kno=20&listele=listele
  • kamet okuduğunda bayılanlar olurmuş.
  • eskiden osmanlı harfleri matbaada kullanılırmış fakat bunlar estetik, göze hoş gelen harfler değillermiş. abdülaziz devrinde, 1866 yılında ohannes mühendisyan usta, hattatımızın ve başka bir iki hattatın nesih, talik harflerini kalıba dökmüş ve bugün kolayca okuduğumuz matbu harfleri meydana getirmiş. benim gibi rika ve daha karışık hatları çözememiş cahiller için de okunaklı osmanlı metinleri ancak bu tarihte başlıyor.

    topkapı sarayında kazasker'e ayrılmış iki katlı, geniş ve açıklayıcı bir sergi bulunmaktadır.
  • “haftada bir gün yazmam, ertesi gün elim hemen değişir. bu bir günlük istirahatten dolayı yazının bozulan tarafını yalnız ben hissederim, kimse farkında olmaz. eğer iki gün yazmasam, başkaları da bunu farkeder” demiş.
    *
  • şu yukarıdaki (bkz: kazasker mustafa izzet efendi/@celebi) hatıra gözlerimi dolduruyor. kurdukları vakıfla, türk dil ve kültürüne yaptıkları sayısız hizmetle bir şekilde yollarımız kesişen hakiki münevverlere, değerli ilim-irfan adamlarına, başta kenan rifai'ye ve ayverdi ailesinin tüm fertlerine selam ve rahmet olsun. ekrem hakkı ayverdi bey'in çabalarıyla istanbul ve anadolu'daki çoğu caminin rölövesi çıkarılmış ve ayasofya'nın muhteşem levhaları da onun gayretiyle orada. nüfusa vurunca ne kadar az insan farkında, değil mi? gayret ehli, halkın gözünden sırlıdır muhakkak, birer mücevher gibi has odalarda saklanırlar. ne diyeyim. ruhları şâd olsun, bütün ümmet adına allah onlardan razı olsun. onların mirasını taşıyacak nesillerin, şu güzelim ata yadigârlarını lâyıkıyla koruyup geliştirecek mücevherlerin yetişmesi de gecemizin niyazı olsun.