şükela:  tümü | bugün
  • şair ve öykücü.
    "şiir senin o sevgilinden ayrılınca okuduğun şey değil, bir meselen olduğunda ele aldığın şeydir. tabii bir meselen varsa, solumaktan başka."
  • (bkz: kby)
  • ....

    "sen en son öldüğümdün...

    sana saçı okşanan bir fesleğen olmaktan bahsedebilirim mesela. güneyden, kuşlardan ve göçten uzun uzun bahsedebilirim. her şey olmaktan biraz biraz ya da. bir doğa yeşertiyorum sana iç organlarımın arasında. bütün hayvanları, bütün renkleriyle beraber. ki eğer ucunda bir şey olup sana aktarılmak varsa, susmanın ahlakı ve konuşmanın mahremi önünde çırılçıplak olur bir anda.

    sen en son öldüğümdün.

    daha öncekiler birer provaydı. her merasim öncesi ifa edilen o rutin, sıkıcı ve heves kaçırıcı tekrar esas eylemdi. çünkü herkesi bir araya toplamak seyir zevki yüksek bir beklentiye sokmaktır. "

    ...
  • "herkes kendi olağanüstü suçunu işlemek için gelir dünyaya. eğer masumsan senin de olağanüstü suçun dünyaya gelmektir. bunu bir kabahati ilke edin diye değil, mükemmeli aramak için yanlış yerde olduğunu bil diye söylüyorum. çünkü dünya, bir doğruyu yanlış anlamakla bir yanlışı doğru anlamanın arasında gidip geldiğin müthiş bir paradokstur."
  • sana eskimiş ucuz şaraplar bırakmak
    kurutulmuş bir kaç kelebek
    biraz mevsim kırıntısı
    yazın cildini ütüleyen rüzgardan
    kışın üstüne geçirilen kürkten
    turuncunun şevkati
    yeşilin merhametinden
    gökten ve denizlerden
    mavi dışında tüm renkleri sıkıştırarak avuç içlerine

    işte bu geride bırakmanın en can alıcı tarafı

    sana gönderdiğin tüm mektupları geri postalamak
    kırılan ayaklarının üstüne kurşun sıkılan
    siyah atlı posta arabalarıyla
    bütün sözcüklerini iade etmek
    mısraları kırılıp birbirinin üstüne düşmüş bir şiir
    ya da bir ezgiyle, dilden dile notasız yerleştirilmiş

    işte bu geride bırakmanın can aldığı tarafı

    sende kalan tüm uzuvlarımı
    duyularımı, algılarımı talep etmek
    yüzüme gövdenin haritasını konduran çizgilerimi
    her sabah kanımı mayalayan
    bir yanardağın püskürttüğü mağmaları damarlarımda akıtan
    nefes kokumu,plastik kokusunu
    ve çürümüş et kokusunu birbirinden ayıran
    etken reaksiyon ne varsa
    geri ver demek
    geri ver demek zorunda kalmak

    işte bu geride bırakmanın cansız bıraktığı tarafı...
  • şimdi şurada
    hiçbir şey bilmeyen ben
    tutup sıksam bir taşı
    parmak aralarımdan
    her bozgunu el yordamıyla lehime çeviren
    ve başımın üstünde beş dalıyla
    ateşe, göğe karşı gölge gezdiren
    annemin elleri yerine
    en az küf kadar ekşi
    en az küf kadar rutubetli yosunlar fışkırıro ki
    gülün mahşer zamanına tanıklığını
    ayın sancağına çekildiği yerden
    incelik bilmeyen yapıların
    düz ovaları işgal ettiği
    ve hiçbir çocuğun adının
    resmi hiçbir mevzuata karıştırılmadığı
    her yerden hariç, yalnız kendine dahil coğrafyalara
    üç kat mevsim gibi sırasıyla yayılan, yoğunlaşan
    küçük hikayelerle anlatır
    bilin der ey soy verenler
    şu içtiğiniz, şu arındığınız suyun da bir tarihi vardır
    duyun der ey ebede erenler
    şu geçtiğiniz, şu yürüdüğünüz yolun
    elbet bir başı, bir de sonu vardırhiçbir şey bilmeyen ben
    yarım aklımda asırlık meselerle
    dağıma denk, hırsıma müddet ararken
    ne ırkıma ne zamana rastlamayıp
    yalnız kendimi bulduğum kuyu dibinde
    kendi mezarıma taşlar taşırken
    anlarım dünyanın büyüklüğünün
    çoğu derinliktendir
    ve benim yorgunluğuma neden olan zulüm
    bu gize ortak olmak isteyişimdendirgörürüm ki yorgunluğun böylesi evla
    böylesi rahimden kopan bir et parçası gibi kutsal
    ve böylesi aynadaki düşman kadar gerçek
    yani hiçbir şey bilmeyen
    annesi olan ağaçtan
    ölüp dökülen yaprak ben.
  • ne zaman uzansak seninle yan yana
    saati bileğinden düşer dünyanın

    sen ey yüce dost, ey kutsal ana, ey sonsuz kardeş

    ne zaman uzansak seninle yan yana
    ahlakı aklından çıkar hayanın.

    kazım baran yılmaz
  • ben çiçekteki çürüme
    ben bahçedeki dağınıklığım
    rengimi çalan bir kışın hesabını
    denk geldiğim bin bahardan soracağım.
  • bullet

    ben burada bir mermi çekirdeği olarak
    yakın zamanda ve soğuk
    barutsuz kalacağım
    anlatacağım

    tüm ihtimalleri teker teker hem de
    bir bulutun en serin neminden
    kayıp bir rüzgarın yokluğuna kadar
    beni bir sokak gibi dinleyeceksin
    bunu bir yasak gibi sevecek
    çok solunmaktan olacak
    havadaki azlık miktarım

    senin olabilecekler olacak ellerimde
    bir tutam saç veya
    gövdenin biçimine yabancı
    bir sürü görünmez giysi
    dağınık bir koku gibi yerleşecek aklına
    saklayıp yerini unuttuğun
    eski bir yüzün gülümsemesi
    öldürüp karyolanın altına tıktığın
    bir ceset gibi yeniden yeşerecek

    ateş edeceksin
    silah tutukluk yapacak
    ben burada
    ölçüsüz kalacağım
    hacmim kütlem anlaşılmayacak.
  • benim sana saklanabilecek kadar güzide olan
    tüm hayatım boş bir sarnıcın boynunda geçti
    hiçbir yaza kılıf uydurmaya lüzum yok artık
    güneş üstümüzden çok bulut biçti
    çırılçıplaksın, doğurgan, birazda vahşi
    öldürebilirsin de elbet, güldürebildiğin gibi
    turuncu bir gece, bir efkar vakti
    bekleyebilirdin veya yanında götürebilirdin belki
    benim sana şartlanabilecek kadar koşullu ölen
    bu intihar, bu kan, bu doğum meselesi
    dilsiz bir bıçaktır sırtımda susan
    çok kelime doğradı, ağzımdan belli
    bizim savaşımız bu ötekiler yok
    bunlarda yok, onlar da, hem de hiçbirisi
    ayna kırılsın, gün açılsın, iğne delinsin
    kimsede kalmasın elbet aşkın derin darbesi
    benim sana şahlanabilecek kadar o soysuz ceset
    bir yüreğin kan ile gövde gösterisi
    aşk bizim pankartımız, bizim marşımız
    aşk bizim davamız, hukuk beklentisi
    bir set gibi bekle, rüzgar durulsun
    bu cinayete adını verirken bozkır
    bir dal yeşil, bir insan baki, bir kan tesirli
    bunları soluğuna adımla doldur
    benim sana sonlanabilecek kadar o sonsuz zaman
    boşa harcarsan bitmez, bitmesin, bitirmemelisin.