şükela:  tümü | bugün
7171 entry daha
  • bundan 6-7 yıl önce bir alışkanlığım vardı, ne vakit arabaya binecek olsam, daha binmeden arabanın kaportasına bir iki vururdum. hani altında yahut tekerleklerin sağında solunda kedi-köpek olur diye. o alışkanlık nasıl oluştu ve sonradan nasıl yok oldu bilmiyorum. (bir ara not: doğu insanıyım, havyan sevgisi pek bilinmez bu melun kültürde, aşılanmaz da. en son hatırladığım dedemlerde bir kedi vardı, o da köy yaşamı dolayısıyla fare mare içindi diye düşüyorum. gece yorganın altına girip bizimle uyurdu filan. modern yaşam köyleri de sarmış malumunuz, en son geçenlerde birkaç akraba evi ziyaret ettim de, hiç kedi görmedim, köpek vardı hepsinde, o da kurt ya da tilki tehlikesi halen güncel olduğundan olsa gerektir). bugün işim bitti, arabaya bindim, marşa bastım ki, araba tam çalışmadan hır hır hır stop etti. ardından bir kedi çığlığı. sıçtık!.. indim aşağı, tekerlerlere bakıyorum yok, kendi kendime motorda bir yerde sıkıştı-parçalandı can çekişiyor diye düşündüm. elim kaputu açmaya gitmiyor. apartmandan birkaç cam açıldı, aşağı bakıyorlar. yoldan yayan geçenler durdu vs... açtım kaputu. hava yağmurlu ve haliyle soğuk olduğu için kedi motor kısmına girmiş, girse yine iyi, esneme kayışının oraya girmiş. ben kontağı basınca, kayış makaraları döndürünce kediyi ikiye katlamış araya sıkıştırmış resmen. kan yok, ama bağırıyor ki ne bağırıyor. etraftakiler itfaiye çağıralım diyorlar. geleneksel mahalle-komşu kafiyeli taşlaması olarak her ağızdan bir tıngırtı. kadının birinden bıçak istedim. kayışı kestim, ve kedi buhar oldu. onca kalabalık içinde puştun nereye gittiğini kimse de görmedi. herkes dağıldı ben kaldım. kayış yok, başka bir şehirdeyim. haftasonu ve akşam. uzun telefon görüşmeleri sonrasında zar zor bir usta buldum da arabayı çekiciye yükledik gittik. arabayı indirdi, etrafı zifiri karanlık bir yerdeyiz, ama servis/sanayi değil. harabe bir dükkan. valla böbrek gitse iyi, göt gitti diye aklımdan geçmedi değil. neyse adam gitti kayış buldu geldi, nihayetinde taktı araba eski haline döndü. ücretini verdim, arabanın etrafından dolanıp binmeye yeltenince paldır küldür birkaç takla atarak, sağa sola çarpa çarpa bir kuyuya düştüm. sırtıma bir ağrı girdi, galiba birşey saplandı dedim kendi kendime. nefesim kesildi, yoksa basacam kahkahayı. usta bağıra çağıra koştu, çırak bir yandan ip filan kuyuya indiler beni çıkardılar. bir şeyin var mı, hastane ambulans... yok. ufak tefek sıyrık bir iki de eklem ağrısı. nefes almakta zorlanıyordum baya. halen de zorlanıyorum. er geç çıktım yola da eve attım kendimi. iyi miyim, bilmemiyorum. bir iki güne belli olur kırık çıkık ezik büzük olursa da.

    uzatmadan, arabaya binmeden evvel kaputa vurmayı ihmal etmeyelim sevgili insanlar, bilhassa kışın ve soğuk dönemlerde. bir ses, günlerce kulağınızda çınlar da durur -bir zamanlar kış ayında avdayken vurduğum tavşanın sesinin halen zihnimde çınladığı gibi (o andan beri halen elime silah almamışım).
655 entry daha