şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
  • sırnaşık yaratıklar. bugün kocaman bir tanesi cüssesinden utanmadan geldi kucağıma yerleşti. seviyorum falan derken bacaklarımda farklı bir sıcaklık hissediyorum ama içimden, ‘yok artık. yavru değil. yapacak hali yok. temiz hayvanlar bunlar.’ diye geçiriyorum. ama tam bir utanmaz çıktı. insanların ortasında gerekli tepkiyi de veremedim. içimde patladı.

    yani ‘kediler temiz hayvanlardır.’ diye bir genelleme yok. bazısı hem sırnaşık hem pis.
  • birkaç haftadır kapımıza gelip sürtünen tatlı mı tatlı, biraz yaşlı bir kedi var. bir kere içeri alalım ısınsın dedik, bir daha da çıkaramadık. çok sevdik keratayı. içimiz acısa da denedik çıkarmayı ama çıkmadı. bir kere çıktı, kapıyı kapatmaya başladığımız an koşa koşa içeri girdi.

    ama hiçbir bilgimiz ve paramız yok. evde iki kişi yaşıyoruz. öğrenciyiz.
    eskişehir'deyiz. üşümüş ve açıkmış, dayanamadık...

    aşılarına baktırmak gerekir mi, yemek durumu en uygun nasıl halledilir? bilale anlatır gibi anlatılmasına ihtiyacımız var.

    2-3 liralık bile olsa maddi destekte bulunabilecek veya en basit şekliyle bize kedi prensipleri anlatabilecek olan varsa yeşillendirebilirse çok mutlu oluruz.

    görsel 1
    görsel 2
    görsel 3

    çok mesaj geldi, çok duygulandım be sözlük. çok ama çok teşekkür ederim. ama görüp de yazmak isteyen varsa ne olur yazsın, ne kadar çok o kadar iyi :)

    uyudu yavrucak :))

    edit: özel mesaj atan herkese yazmıştım ama editlemeyi unutmuşum. kedi ertesi sabah bizi istemedi, huysuzlandı ve çıktı gitti. saatlerce kapıda bekledik ama geri dönmedi. biz de ailesi veya sahibi vardır ve yanlarına gidiyordur diye üstlemek istemedik. bizim için o bir gece bile çok güzel bir tecrübeydi. bu vesileyle ileride hayvan sahiplenmeyi düşünebiliriz, herkese çok teşekkürler, sevgiyle kalın :)
  • chloe price, bence o sizi seçmiş, mutlaka bunun bir sebebi vardır :) yeni ev arkadaşınız hayırlı olsun:)
  • to the lost, ilanı paylaştım. umarım bir yuva çıkar bu yavrucağa...
  • sevdiğimiz bir canlı. ama dışarıda sevdiğimiz. çünkü evde hayvan beslemek mi, asla. ay çişini yaptığı kuma basacak, arsız arsız gelip senin tükürüp sümkürdüğün lavaboya yatacak, sonra olan gamsızlığıyla gelip senin yatağına, yastığına çıkıp, serilecek. oldu!

    temizlikle ilgili takıntıları olan biriyim ben. temizim, titizim demiyorum bak, takıntılarım var diyorum. mesela marketten aldığın beşlik su damacanasını çıkarıp mutfak tezgahıma koyamazsın. koydurmam! elini lavabonun kenarına yaslama, ellerini sifonu çektikten sonra tekrar yıka. banyoya banyo terliklerinle gir, banyoda o terlikleri bırakıp çık. ayakkabılarını paspasta çıkar öyle gir içeri. ay bunlarda garipsenecek ne var, nasıl mikrop dolu oralar haberin var mı senin?

    sonracığıma ben rahatıma düşkünüm. uykuya da düşkünüm. uykum ağırdır da. şöyle izah edeyim durumumu: geçen sabaha karşı mutfağın avizesi tavandan yere çakıldı. çakılmış yani, ben duymadım hiçbir şey. beyim fırladı gitti gürültünün nereden geldiğine bakmaya. geldi dedi ki, böyleyken böyle, "mutfağın zemini kompil ampul camıyla kaplı." ben istifimi bile bozmadım, dedim yat, uyu. sabah düşünürüz.

    kedinin benim gibi biriyle böyle bir evde ne işi var değil mi, evet bence de işi yok.

    ve fakat eve kedi geldi bizim, eşimle ettiğimiz türlü pazarlıklar sonucunda (ben elimi sürmem, sen ilgileneceksin. yatak odasına, mutfağa, salona giremez, bi yamuğunda yallah sokağa...). eve geliş hikayesiniyse anlatamayacağım, biraz gürültülü oldu. hem onun için, hem bizim için. iki aylıkken geldi. halıya koyduk, patilerini göğsünün altına koydu, başını da öne eğdi oturdu, yüzü yerden kalkmadı. ay içim ezildi o ürkekliğine. mamasını, suyunu koyduk, koştu geldi.

    kuru mama sert geldi, çiğneyemedi. bütün bütün yuttukları çıkarken poposunu kanattı. poposunda kan görünce ağlamaklı olduk. kanamanın mamadan olduğunu anlamadık başta, hasta sandık, çok üzüldük. veteriner dedi ki probiyotik verin, verdik. bağırsaklar hareketlendi tabii, bizim düdük osuracağını sanırken, pıt diye kakasını bırakıverdi.
    derin bir sessizlik oldu.
    beyim dedi ki aha, gitti bizim kedi sokağa.
    kedi dedi ki aha şimdi gerçekten sıçtım.
    ben hemen kedinin bıraktığı yere çamaşır suyuyla müdahale ettim ve poposunun kanamamasına sevindim. diğerleri de derin bir oh çektidfljkjkd.

    o yanımızda yokken sürekli elde telefon fotoğraflarına bakıyoruz. eve dönmek için can atıyoruz. sabaha karşı kapımızda "kalkın leeeen, uyanın ibneleeeer" der gibi haykırışla karışık miyavlamalarına çok alıştık, ses gelmezse usulca kontrol etmek için uyku sersemi evi dolanıyoruz.
    hafta sonu bizi uyandırmasın diye yatak odasının kapısını açık bırakıyoruz. yanımıza çıkıp uyumasına ses çıkarmıyorum mesela. ayağımı ısırarak uyandırmasına da ses çıkarmıyorum. bazen dışarı atıyoruz, bağıra bağıra açtırıyor kapıyı, uykumu bölmek pahasına kalkıp sabaha karşı oyun oynuyorum onunla. sonra geri uyuyorum.

    kucağımda tepsi, tv karşısında rahat rahat yemek yediğim zamanları çok özlüyorum, evet. napıyorum lan ben diyorum, gecenin bir yarısı kedinin biriyle köşe kapmaca oynuyorum, manyak mıyım diyorum. ama napiyim, çok seviyorum. gerçi ben sadece oynayıp seviyorum, götünü toplaması beyime kalıyor ama napiyim pazarlığımız böyleydi heh heh...

    dur ben bi banyoyu domestosluyim.
  • bence herkesin hayatında en az bir kedi olmalı.
    bu konuyu bir düşünün kedisizler, sonra dua edersiniz bana.
  • iki-üç aylıkken işkenceden kurtardığımız bir tanesine dört yıldır ev sahipliği yaptığımız canlı türü. dört yıldır bütün hayatımızı hep onu da hesaba katarak düzenledik. aman psikolojisi bozulmasın aman evi kendi evi bilsin diye yapmadığımızı bırakmadık. çocuğumuz olduğunda onu evden atmayı aklımızdan bile geçirmedik. bütün bunları gerektiğinde ailelerimizi karşımıza alarak yaptık. çocuğumuz gibi baktık yani kısacası.

    ama kedi avcı dedikleri cinsten. öyle milletin yüzünü yalayan kedilerinden değil. bana çok bağlı, eşime çocuktan sonra biraz mesafeli davransa da onunla da arası hep iyiydi. çocuğaysa hep mesafeli, iki yılı geçmesine rağmen. kayıtsız davranıyor hep. önemli değil dedik, sonuçta hırçın davranmıyor çocuğa, hatta bayağı bayağı tahammül ediyor ona. idare etmeye çalışıyoruz ikisini tabi ama bir şikayetimiz falan da yok hani, sonuçta kediyi eve alırken her ihtimali düşünüp bütün sorumluluğu kabul etmiştik.

    iki yıl kadar önce bir dalgınlık anında bebek yataktan düşüp de acıyla ağlamaya başladığında, bizim kedi bebeğini kucağına almak için hamle yapan annesine saldırdı. biraz araştırınca öğrendik ki, bazı kediler bunu bebeği koruma içgüdüsüyle yapabiliyorlarmış. eşim bir süre kediden çekinse de yine devam ettik hayatımıza. kedi de normale döndü zaten hemen.

    aradan iki yıl geçti, çocuk büyüdü, hareketleri arttı haliyle. derken bir gün koltukta çocukluk yaparken kendini yere bıraktı. sert düşmüştü, anne yine çocuğuna ne olduğuna bakmak için hamle yaptı ama kedi ondan önce davranıp anneye yine saldırdı. ama bu defa öyle ilki gibi değil. kafa, kol, sırt, bacak...allah ne verdiyse diş tırnak geçirmişti. yerler kanlar içinde kaldı, anne zar zor kediyi bir odaya kilitledi, çocuğu kaptığı gibi hastaneye koştu o şokla. öyle bir saldırmıştı ki kedi, hiçbir doktor bir kedinin bunu yaptığına inanamadı. çoğu aile içi şiddetten şüphelendi hatta, eşimi kenara çekip gizli gizli 'gerçeği' öğrenmeye çalıştı. kediyi kurtarıp eve getiren eşim şu anda sokaktaki küçük kedilerden bile korkuyor.

    az önce ev kedisini sokağa atmak başlığına baktım da ahali demediğini bırakmamış. şimdi bizim kedi bi odada kapalı duruyor, ben girip ilgilenebiliyorum sadece. ikimiz de bunun kedinin normalde yapacağı bir şey olmadığının farkındayız ama olan oldu. ilk şoku atlatınca kediyi salma fikrine üzülmeye bile başladık ama eşim artık herhangi bir kediyle birlikte yaşayabilecek durumda değil. sokak kedilerinden bile korkar oldu. e bu kediyi bu haliyle de kim alır bilemiyorum. barınağa vereceksek zaten sokakta yaşasın daha iyi. hadi buyrun bakalım da derdimize bir çare bulun sayın kediseviciler. öyle atıp tutmakla olmuyor, yeşilleri bekliyorum.

    edit: yahu siz ne kadar art niyetli insanlarsınız yav, sanki tanıyor beni de "geçirmişsin ki belirtme gereği duyuyorsun bunu" falan diyor akla gel. benim hem kendi annem hem de eşimin annesi kedi gelirse eve gelmem dediler, aylarca da gelmediler eve; eşinin annesine rest çekerek ciddi ciddi bir şey yaptığını sanıyorsan onun kat kat fazlası oldu bizde merak etme. çocuk öncesi bir heves sanıyordu millet kediyle yaşamamızı, çocuk olunca salın gitsin baskısını da yaşadık. ve evet, sahiplendirmeyi bile düşünmedik onu sayın çok zeki arkadaşlar. vicdan rahatlatmak istesem eve girdiğimde gördüğüm kanla kaplı hol, eşimin vücudundaki dikişler-yarıklar yeter sebep zaten. buraya gelip fikir danışmaya kalkıyorsun ama millet kendi kahramanca rest çekiş hikayesini anlatacak ya, hemen sarılıyor klavyeye (bak ben de senin niyetini okuyorum negzel ama daha destekli atıyorum en azından). aferin ne büyük rest çekmişsin ya, hayvanları çok seviyor olmalısın. cesaret edilemeyeni yapmışsın gerçekten.

    yardımcı olmaya çalışıp fikir verenlere teşekkürler bu arada.
  • critics choice documentary awards'da en iyi ilk belgesel film kategorisinde ödül aldığını ımdb'nin ana sayfasında görmemle gurur duyduğum belgesel. henüz izlememiş olmam da üzücü tabi.
  • "çocuğumuz olduğunda onu evden atmayı aklımızdan bile geçirmedik"

    geçirmişsin ki belirtme gereği duyuyorsun bunu.

    benim eşimin annesi, kedili eve gelmem ben demişti de, eşimi bırakırım oğlumu bırakmam demiştim, he ne oldu, paşa paşa geldi.

    vicdanınızı rahatlatmak açısından başka şeyleri bahane etmeyin lütfen bu canlı hakkında.
  • istediklerinde gelip bize kendilerini sevdirip gidiyorlar, istemediklerinde umurlarında olmuyoruz ya hani. sonra sıcak bir yer bulup böyle yayıla yayıla yatıyorlar, dünya umurlarında olmuyor ya hani. çok özeniyorum ben bunlara.

    ne güzel kafa ya! istediğinde gel, kucakta yayıl sevdir kendini, sonra git. sıcak bir yer bulunca git orda yat, sonra da kalkma. arada yemek yemek için dolan. sonra yine yat. nasıl özeniyorum ulan ya! ben burda lanetlik ders için zamanımı harcayım, bunlar dibimde gerine gerine yatsın. oh ne güzel hayat lan. mis.

    (umarım hepsi burdakiler kadar mutlu ve rahat bir hayat yaşıyordur.)