şükela:  tümü | bugün soru sor
  • benim içinde büyüdüğüm tarzda mahallelerdir. aynı yerde hem kediler hem de sahipleriyle ilgili şöyle bir anım var;

    çocuktum, zor bir çocuktum, çocukluğum çok zordu. pazar sabahı kahvaltılarında annemin pişi yaptığı olurdu. fırına giderdim ve fırına gitmeyi çok severdim. çünkü hamur, ekmekten üçyüz bin lira daha ucuzdu ve annemin bundan haberi yoktu, annem kolaydı, kandırılabilirdi. demekki insan ilk yalanı en yakınındakine söylüyor, ilk kez ona acımıyor, sır saklamaya annesinden başlıyor.
    hamur alırdım, hamur güzeldi. fırıncı hamuru hışırdayan naylon poşete koyardı. annem ne kadar “yapma” dese de ben yol boyunca poşetin dışından o hamuru parmaklardım. hayatta en sevdiğim üçüncü şey buydu, eve giderken hamurla oynamak. o zamanlar “kadınlar ne kadar şanslılar, şimdi annem bu hamuru elleriyle şekillendirecek, çok zevkli olmalı” diye düşünürdüm. sonra tüm bunları unutup “looney tunes” eşliğinde pişi yerdim. sağlıksız beslenmeye o günlerden başlamışım, demek ki insan ilk zararı en yakınındakinden görüyor, ilk doğru bilinen yanlışı en güvendiği evinde öğreniyor.
    hamur parmaklamaktan daha çok sevdiğim bir şey varsa, o da tahıl parmaklamaktır. annemin gittiği her yere onunla beraber gitmek zorunda olduğum dönemde bakkala, markete, pazara gidersek ben ağzı açık tahıl çuvallarını kollardım. en zevklisi fasülye ve kırmızı mercimekti. yavaşça yaklaşır parmaklarımı tanelerin arasına daldırırdım. hayatta en sevdiğim ikinci şey buydu. annem çoğunlukla görmezdi, annem kolaydı. görürse bile “ellerin kirli bak başkaları yiyecek onları” derdi. halbuki henüz mastürbasyon bile yapmaya başlamamış bir çocuğun eli en fazla ne kadar kirli olabilirdi ki? insan ilk aldatılışı en yakınından görüyormuş...
    alt komşumuz vardı, adı meryem teyze’ydi. adının kimlikte meryem teyze yazdığını düşünürdüm çünkü onun sadece meryem olduğunu düşünmeyi hiç düşünmemiştim. meryem teyzenin kedisi vardı. meryem teyzeyi kimse sevmezdi, çünkü kedisi vardı. evinde kedi besleyen kadın onun tüyüyle nasıl uğraşırdı? nasıl temiz tutardı? nasıl mümkün olabilirdi? çocuğunun burnu aktığında eteği ile silen teyzeler meryem teyze’nin kedisinden ve memelerinden bahsederdi. onlara göre meryem teyze çok pis bir kadındı ve o kadar büyük memelere sahip olmak bir kusur gibiydi. meryem teyze’nin kedisi beyaz ve tombikti, memeleri de bir o kadar beyaz ve tombikti. hayatımda ilk ellemek istediğim memeler meryem teyze’ninkiler olmuştu. meryem teyzenin kocası yoktu ama memelerini mutlaka elleyen birileri vardı. çünkü kedi sahibiydi ve mahalledeki bütün kadınlar bundan sıklıkla bahsederdi.
    bir gün meryem teyze’nin oturduğu binanın çatısına çıkmıştık. sokaktaki en yüksek binaydı, eğer bir uçurtma uçurulacaksa o binanın çatısında uçurulurdu. binadan aşağıya inerken daire kapısında meryem teyze’yi gördüm. bir poşetin içine bir şeyler tıkıştırıyordu. onu hiç boylu boyunca görmemiştim. çok şişman ve sürekli terli bir kadın olduğunu o gün anladım. bana bakıp gülümsedi. memeleri gerçekten çok büyüktü. kapıda bekledim, bana bir kitap getirdi, kitabı verirken yakasından memeleri görünüyordu.

    “insancıklar”

    hayatımda okul dayatması olmadan okuduğum ilk kitaptı. eğlenmiştim. kitap okumanın eğlenceli bir şey olabileceğini bana o zamana kadar kimse söylememişti. kitabı geri götürdüm. meryem teyze kocaman memeleri ve kırık dişiyle beni evine aldı. evi tertemizdi, heryerde kitaplar, sigaralar ve içki şişeleri vardı. bana hayatımda ilk defa gördüğüm çikolatalardan verdi. kedisi oturduğum koltuğa geldi. o zamana kadar hiç bir kediyi sevmeyi düşünmemiştim. mahalledeki diğer çocuklar kedileri sevmezlerdi. kediler de insanları sevmezdi. bir kediyi hiç okşamamıştım çünkü bizim mahalledeki kediler her zaman arabaların altına kaçardı. meryem teyze kedisi ile konuştu; “gel kızım bak abi sana dokunamıyor”... “salak lan bu karı” dedim... meryem teyze bana başka bir kitap verdi. sonraki gidişimde kediyi sevdim, başını okşadım. kitabı da sevdim, meryem teyze özetini anlattırdı ve çikolata verdi. henüz 13 yaşındaydım...
    günler haftalar geçti. meryem teyze artık meme değildi. bir arkadaştı. kedi artık öcü değildi, dostumdu. her hafta gider bir kitap alır, çikolata yer, meryem teyze’nin memelerine bakar ve kediyi severdim. mahallede herkes benimle o eve gittiğim için dalga geçerdi. meryem teyze çok güzel sigara içerdi, hayatımda sigara içmeyi ilk defa onun yanında istedim...
    meryem teyze taşınırken bana iki koli dolusu hiç okumadığım kitap bıraktı. meryem teyze’yi kedisi ve memeleri olduğu için dışlamışlardı fakat meryem teyze taşınmadan hemen evvel bir kedi daha bulmuştu. biri mavi, biri pembe olmuştu şimdi. iki güzel isimli, iki güzel kedi. hayata ve sisteme başkaldırma biçiminin bu formunu ondan öğrenmiştim. çünkü diğer teyzeler hep birbirlerine bağırıp çağırırlardı.
    kitapları okudum, kedileri sevdim, memeleri hepsinden çok sevdim. meryem teyze gittiği gün ergenliğe girdiğimi ve kitap okumak için bir motivasyona ihtiyacım olmadığını anlamıştım.
    meryem teyze’yi hiç unutmadım.
    kitap okumayı hiç bırakmadım.
    kedileri her geçen gün biraz daha sevdim.
    memeleri her zaman çok sevdim.

    bütün bunları anneme öğrettim. anlatmadım, öğrettim. annem babamdan ayrıldı. kitap okumaya başladı, şimdi iki tane kedisi var ve muhtemelen birilerinin teyzesi...

    ben ise şimdi mahalleleri ve kadınları ikiye ayırıyorum. kedi seven veya sevmeyen kadınlar. kedi seven kadınları seviyorum.
    insandan kaçan kedilerin olduğu mahalleler veya kendini sevdiren kedilerin olduğu mahalleler. kendini sevdiren kedilerin olduğu yerlerde yaşamayı seviyorum.

    meryem teyze’yi seviyordum. çikolatanın markasının ne olduğunu ve nereden geldiğini hiç bulamadım. kitaplardan da asla kopmadım. bugünkü halime dönüşmem için atmam gereken ilk adıma yardımcı olduğun için teşekkürler meryem teyze.

    blog
  • "kruvazörümüzün sandalı rıhtımdaydı. içinde gemiye dönmek üzere olan üç subaydık. tam rıhtımdan ayrılmak üzereyken, nereden çıktıysa, bir tekir kedi peyda oluverdi. sandalımıza yaklaştı, kürekleri koklamaya başladı. arkadaşlardan biri:

    - hele bak, dedi, bir türk kedisi!

    evet, bizden korkmadığına göre, hiç şüphesiz bir türk kedisiydi. gerçekten, istanbul’un kedileri çok bariz şekilde ikiye ayrılır: müslüman mahallelerinde yaşayan türk kedileri -bu mahallelerde herkes hayvanlara karşı daima iyi davranır- ve rum yahut ermeni kedileri; bunlar reaya mahallelerinde yaşar; buralardaki doğu hıristiyanları, gregoryenler yahut ortodokslar zayıf olan her şeye karşı alçakcasına zalim davranırlar. bu mahallelerde yaşayan kediler, daha insan yüzü görür görmez selameti kaçmakta bulur. tophane’deki tekir kedi, bir türk kedisiydi."

    tamam icin
  • üniversitede köpekten günah diye kaçan bi arkadaşım olmuştu. (bkz: istanbul) (bkz: fatih) te oturuyordu. yıllar sonra zikir merakıyla fatih semtine yolum düşünce insanın insandan kaçtığını görmüştüm. kedicikler napsın.