şükela:  tümü | bugün
  • sac dokulmeye baslanip ilaclarinda kar etmedii ataerkil bi gorunustur
  • kel olma durumu.
  • en aklı başında adamı bile kafasındaki üç tel saçı şekilden şekile sokmak, bir yandan alıp öbür tarafla birleştirmek suretiyle kepaze eden olgu.
    (bkz: tahtaya vur)
  • insanın yaşamın yavaş yavaş ellerinden kayıp gittiği gerçeğini kavradığı durumlardan biri. kendini evlenmiş biri ilkokula giden 2 çocuk sahibi olmuş, pazarları çizgili pijama ile evde dolaşır ve pazar bulmacasını çözerken içeri "hanım bi kahve yap orta şekerli olsun" derken düşlersiniz ilk saçınız dökülmeye başladığını farkettiğiniz an. heyhat babam gibi saç ektirip ikinci baharınızı da yaşayabilirsiniz.
  • 16 yıldır sahip olduğum eksiklik ya da özellik, duruma göre. 17 yaşımdan beri dökülüyor saçlarım, şu anda 33'ünde ve basbayağı kel bir adam olarak kelliğe yeni gireceklere ufak tavsiyelerde bulunmak isterim:

    - kafa şekliniz müsaitse ve bir de kalan saçlarınızı kısacık kestiririyorsanız basbayağı yakışır. sarışın veya kumralsanız daha da iyi durur. (bkz: patrick stewart) (bkz: bruce willis)

    - kabullenmiyor ve saçlarınızı eskisi gibi gani gani uzatmaya devam ediyorsanız adamı şebeğe çevirir (bkz: tanju çolak)

    - kel alanı açık alanın bitişiğindeki saçları yarım metre uzatarak kapatıyor ve insanların da bunu yuttuğunu sanıyorsanız esat kıratlıoğlu'sunuz. sürekli gittiğiniz berberler genellikle sizin için çok üzülüp bu yöntemi uygulamak isteyeceklerdir, hatta bazıları bunu size söylemeden uygulamaya bile koyabilir. savaşın, izin vermeyin.

    - aslında kel olup da bunu sorun yapmak bir yana, seviyorsanız ya da umursamıyorsanız kellik size yakışıyordur. kelliğinizle ilgili iyi - kötü herkes espri yapacaktır. fiziksel özelliklerinizle dalga geçenlerin aslında kendilerindeki ne tür eksiklikleri örtmeye çalıştıklarını hatırlayın ve keyfinize bakın, iyi espri yapanları takdir edin.

    - ancak kendi kelliğinizle ilgili "ben kendimle barışığım" esprileri yapıp durmayın, çok itici oluyor.

    - kelliği başlı başına tahrik edici bulan kadınlar mit değil, gerçek. ancak barış manço'yu nasıl saçsız düşünemiyorsak siz de saçlı düşünülemeyecek kadar doğal olmalısınız.

    - ne kadar kel olduğunuzdan emin değilseniz gerçekle yüzleşmenin en görkemli yolu sizi tepeden ve arkadan çeken güvenlik kameralarının bulunduğu mağazalarda monitörlere bakmaktır. aynalara asla inanmazsınız, işin içine kamera girince çıtınız çıkmayacak, göreceksiniz.

    - piyasada kellikle ilgili milyon ilaç var, bazılarının işe yaradığı da iddia ediliyor. kafanıza onu bunu sürmeye kalkmadan önce kelliğin aslında hastalık olmadığını, adamı öldürmediğini, güçten filan düşürmediğini kavrayın, saçınız çıkacak diye bir de alerjilerle yaralarla uğraşmayın.
    siz saçlarınız değilsiniz*. kellik bir özelliktir. iyi ya da kötü bir özellik olması sizin onu nasıl karşıladığınıza bağlı. kellik karalar bağlamanıza, yıkılmanıza sebep olacaksa saniye durmayın, ne operasyon, ne tedavi gerekiyorsa yaptırın. böyle insanların kellikten şikayet edip durmaları benim gibi keyfi gayet yerinde olanlara çok komik geliyor. bize komik gelmesini de geçin, önemli olan sizin iyi hissetmeniz. ben kel halimi sevdiğim için uğraşmıyorum neticede.
  • insanın kafa derisiyle yüzleşmesi
  • (bkz: vichy)
  • kellik ya da saç dökülmesi ne dersek diyelim bu olgu öyle menem bir şeydir ki yavaş yavaş hiç hissettirmeden tepenizdeki saçları alıır götürür. bu işlem zamana öyle bir yansır ki siz kötüleşmenin farkına varmazsınız. sanırsınız ki evet saçlarınız üniversite yıllarında biraz seyreldi ama artık stabil bir durum aldı.. yok güzel kardeşim, gerçek bu değildir. mendebur saçlarınız gün be gün sizi terkediyordur. ilk olarak bitirdiği ense traşınızı size göstermek isteyen berberin aynayı gereğinden fazla yukarı kaldırması ile tepenizin yanlara ve enseye göre daha seyrek olduğunu farkedersiniz. ama önemli değildir. panik olmaya gerek yoktur. boyunuzda uzundur nasıl olsa. biraz zaman geçtikten sonra uzun aralıklarla görüştüğünüz dostlarınız senin saçlarda seyrelmiş be abi diyerek size hatırlatmalar yaparlar... bunu da pek kaale almayız. alsak da o an düşünür bir geçeriz. aynaya baktığımızda hala bir sorun gözükmemektedir bize... geçen seneye göre aynı sıklıktadır bize göre (sen öyle zannet)... daha sonraları arkadaşlar ile açık hava ve güneşli günlerde çekilen fotonuza baktığınızda kafa derinizin adeta %50 transparan özellik arzeden tepe saçlarınız arasından sırıttığını farkedersiniz. geri kalan saçlarda gün be gün cılızlaşıyordur. ama hala ben kel sayılmam diye düşünürsünüz... birde amaan dökülse ne olacak diye..hiç dert etmeyin o zaman demek gelir içimden hala dökülmektedir.
    vee gün gelir en büyük ve son aşamaya gelir insan... seyrek saçlı fakat kel sayılmayacak tanımlamasından kel ama tepesinde bir kaç tüyü olan tanımlamasına ağırdan terfi edersiniz. bundan sonra "ölmüş eşşek kurttan korkmaz" atasözünde ki mecazi anlamı yakalamışsınızdır. artık endişelenecek bir şey kalmamıştır. ömrünüzün geri kalanı böyle gidecek... tamam gidecekte, şimdi bu entryi döşenirken gözüm solakayıyor ve orda kaderin bir garip cilvesi misali uzun sacli erkeklerin dayanilmaz cazibesi başlığına gün içinde 7 adet entry girildiğini görüyorum. görüyorum ve ekliyorum "abicim ben de eskiden bi saç vardı... piuuu... lüle lüle". (bkz: yagmasan da gürle)
  • özellikle erken yaşlarda başlayan türü, kabak çekirdeği ve ginseng tüketimi ile geciktirilebilen/önlenebilen bir hal imiş...