şükela:  tümü | bugün
  • 16 yıldır sahip olduğum eksiklik ya da özellik, duruma göre. 17 yaşımdan beri dökülüyor saçlarım, şu anda 33'ünde ve basbayağı kel bir adam olarak kelliğe yeni gireceklere ufak tavsiyelerde bulunmak isterim:

    - kafa şekliniz müsaitse ve bir de kalan saçlarınızı kısacık kestiririyorsanız basbayağı yakışır. sarışın veya kumralsanız daha da iyi durur. (bkz: patrick stewart) (bkz: bruce willis)

    - kabullenmiyor ve saçlarınızı eskisi gibi gani gani uzatmaya devam ediyorsanız adamı şebeğe çevirir (bkz: tanju çolak)

    - kel alanı açık alanın bitişiğindeki saçları yarım metre uzatarak kapatıyor ve insanların da bunu yuttuğunu sanıyorsanız esat kıratlıoğlu'sunuz. sürekli gittiğiniz berberler genellikle sizin için çok üzülüp bu yöntemi uygulamak isteyeceklerdir, hatta bazıları bunu size söylemeden uygulamaya bile koyabilir. savaşın, izin vermeyin.

    - aslında kel olup da bunu sorun yapmak bir yana, seviyorsanız ya da umursamıyorsanız kellik size yakışıyordur. kelliğinizle ilgili iyi - kötü herkes espri yapacaktır. fiziksel özelliklerinizle dalga geçenlerin aslında kendilerindeki ne tür eksiklikleri örtmeye çalıştıklarını hatırlayın ve keyfinize bakın, iyi espri yapanları takdir edin.

    - ancak kendi kelliğinizle ilgili "ben kendimle barışığım" esprileri yapıp durmayın, çok itici oluyor.

    - kelliği başlı başına tahrik edici bulan kadınlar mit değil, gerçek. ancak barış manço'yu nasıl saçsız düşünemiyorsak siz de saçlı düşünülemeyecek kadar doğal olmalısınız.

    - ne kadar kel olduğunuzdan emin değilseniz gerçekle yüzleşmenin en görkemli yolu sizi tepeden ve arkadan çeken güvenlik kameralarının bulunduğu mağazalarda monitörlere bakmaktır. aynalara asla inanmazsınız, işin içine kamera girince çıtınız çıkmayacak, göreceksiniz.

    - piyasada kellikle ilgili milyon ilaç var, bazılarının işe yaradığı da iddia ediliyor. kafanıza onu bunu sürmeye kalkmadan önce kelliğin aslında hastalık olmadığını, adamı öldürmediğini, güçten filan düşürmediğini kavrayın, saçınız çıkacak diye bir de alerjilerle yaralarla uğraşmayın.
    siz saçlarınız değilsiniz*. kellik bir özelliktir. iyi ya da kötü bir özellik olması sizin onu nasıl karşıladığınıza bağlı. kellik karalar bağlamanıza, yıkılmanıza sebep olacaksa saniye durmayın, ne operasyon, ne tedavi gerekiyorsa yaptırın. böyle insanların kellikten şikayet edip durmaları benim gibi keyfi gayet yerinde olanlara çok komik geliyor. bize komik gelmesini de geçin, önemli olan sizin iyi hissetmeniz. ben kel halimi sevdiğim için uğraşmıyorum neticede.
  • kesene göre en pahallı mağazaya gidip en şık takım elbiseyi denediğinde bile kabinden çıkıp aynaya bakınca kıyafeti değil kel kafanı incelersin... kellik budur işte.
  • "kellik; normal sayıda saç köküne sahip insanların, normalden daha büyük kafatası yüzeyalanına sahip olması durumudur."
    - dünya'nın en kel polyanna'sı
  • saçları şakaklarından 0,5 milim açılmış bir adamın kaygısı değildir kellik.

    şöyle 20li yaşların başında kabak kafa kalmış bir insanın yaşadığıdır. hiç o dergilerde, televizyonlarda, orada burada arkadaş ortamlarında söylenenlere inanma.

    karizmatik değildir, seksi hiç değildir. bir esprisi yoktur yani. adamın moralini bozar, bir erkek olarak, dış görünüşünde değiştirebileceğin yegâne unsur olan şey uçup gider bir anda.

    %bilmemkaç genetiktir, jöle sürüp kafayı yıkamadan yatarak saç dökülmesi ve kel kalma süreci hızlandırılabilir. stres, endişe, korku, depresif bir ruh hali ile jet hızında sahip olunabilir.

    oktay kaynarca tipi saç dökülmesi'ne sahipseniz ne mutlu size, en azından şekilli, biçimli dökülmüştür. ha yok kafanızın üstü atatürk havalimanı pisti gibi açılmışsa işte o zaman estetik açıdan fenadır.

    bioxcin'miş, ıvırmış, tıvırmış her türlü kendini bitkisel adleden zamazingo sizin paranızı yolmak için yarışır.. "saç dökülmesini önleyici" ürünleri size "dökülen saçları cayır cuyur yeniden çıkartan ürün" olarak kaktırmaya çalışırlar. ilk başlarda heves eder, eski günlere dönme adına para bayılırsınız. fakat son tahlilde, bu kellik belasının cerrahi olarak seç ektirmekten başka bir kalıcı çözümü yoktur.

    sosyal ilişkilerinizi de s.ker atar bu kellik. 20 yaşındayken 35 yaşında göstermenizi sağlar. hele bir de sert mizaçlı, ciddi ve ağırkanlı biriyseniz bir +5 yaş daha ekleyin. etti mi size 40..* 1e2 veriyor yani. 20'ye 40, 30'a 60 gibi.

    çevrenizdekiler kraldan çok kralcı olurlar, "abi sana çok yakışıyo", "abi senin kafan düzgün aslında kazıtsana" "abi böylelerinde testesteron daha fazlaymış" vesaire diye sizi gazlarlar.

    elin oğlu sabah kalkıp evden çıkmadan önce inatçı bir saç tutamını yatıştırmaya çalışırken, siz yataktan kalktığınız gibi aynaya bakma ihtiyacı bile hissetmeksizin evden çıkabilirsiniz.

    tipinizde bir değişiklik yapma opsiyonları sadece 2 taneye düşer.. saçları kazımak, ya da kazımamak.

    zaten her gün sakal traşı olmak zorunda olan bir bünye olarak, bir de 2 saat saç kazımak adama zor gelir.

    en nihayetinde kötü bişeydir. tesellisi yoktur. saç ektirme konseptine girseniz 40'ından sonra azmış çapkın mahalle abisi muamelesi görürsünüz çevrenizden.

    (bkz: bu da böyle bir iç dökmedir)
  • kellikten daha kötüsü nedir; bilir misiniz? yarı kellik. ya bildiğin hayat bilgisi'ndeki amil bey gibiyim anasını satayım. arkadaş ne güzel dökülüyordun. ben de alışmıştım. bok var gibi durdun. ulan öndeki saçlar 5'e 5 maç yapıyorlar. arka taraf hala ergenliğimdeki gürlüğüyle duruyor. ya saçımı kazıtsam o da olmuyor. berbere gidip "abi bu sefer önler 1, yanlar 0.5 olsun" gibi saçma sapan tarifler veriyorum. kel olmak gram umrumda değil de şu meymenetsiz dökülmeye hasta oluyorum.
  • kellik ya da saç dökülmesi ne dersek diyelim bu olgu öyle menem bir şeydir ki yavaş yavaş hiç hissettirmeden tepenizdeki saçları alıır götürür. bu işlem zamana öyle bir yansır ki siz kötüleşmenin farkına varmazsınız. sanırsınız ki evet saçlarınız üniversite yıllarında biraz seyreldi ama artık stabil bir durum aldı.. yok güzel kardeşim, gerçek bu değildir. mendebur saçlarınız gün be gün sizi terkediyordur. ilk olarak bitirdiği ense traşınızı size göstermek isteyen berberin aynayı gereğinden fazla yukarı kaldırması ile tepenizin yanlara ve enseye göre daha seyrek olduğunu farkedersiniz. ama önemli değildir. panik olmaya gerek yoktur. boyunuzda uzundur nasıl olsa. biraz zaman geçtikten sonra uzun aralıklarla görüştüğünüz dostlarınız senin saçlarda seyrelmiş be abi diyerek size hatırlatmalar yaparlar... bunu da pek kaale almayız. alsak da o an düşünür bir geçeriz. aynaya baktığımızda hala bir sorun gözükmemektedir bize... geçen seneye göre aynı sıklıktadır bize göre (sen öyle zannet)... daha sonraları arkadaşlar ile açık hava ve güneşli günlerde çekilen fotonuza baktığınızda kafa derinizin adeta %50 transparan özellik arzeden tepe saçlarınız arasından sırıttığını farkedersiniz. geri kalan saçlarda gün be gün cılızlaşıyordur. ama hala ben kel sayılmam diye düşünürsünüz... birde amaan dökülse ne olacak diye..hiç dert etmeyin o zaman demek gelir içimden hala dökülmektedir.
    vee gün gelir en büyük ve son aşamaya gelir insan... seyrek saçlı fakat kel sayılmayacak tanımlamasından kel ama tepesinde bir kaç tüyü olan tanımlamasına ağırdan terfi edersiniz. bundan sonra "ölmüş eşşek kurttan korkmaz" atasözünde ki mecazi anlamı yakalamışsınızdır. artık endişelenecek bir şey kalmamıştır. ömrünüzün geri kalanı böyle gidecek... tamam gidecekte, şimdi bu entryi döşenirken gözüm solakayıyor ve orda kaderin bir garip cilvesi misali uzun sacli erkeklerin dayanilmaz cazibesi başlığına gün içinde 7 adet entry girildiğini görüyorum. görüyorum ve ekliyorum "abicim ben de eskiden bi saç vardı... piuuu... lüle lüle". (bkz: yagmasan da gürle)
  • matematikçi bir arkadaşım izleyici olarak katıldığı bilim olimpiyatlarında (yüksek beyin aktivitesi gerektiren uluslararası bir yarışmaydı tam hatırlamıyorum kapsamını) yarışmacıların verilen molalarda çalışmaktan ısınan kafalarını lavaboda soğuk suyun altına tutarak soğuttuklarını anlatmıştı. demek ki devamlı yüksek beyin aktivitesi kafanın ısınmasına neden oluyor. vücut da bunu dengelemek için saçları dökerek kafanın daha bir havadar olmasını sağlıyor. muhtemelen bu evrimde bir adım. yeni keller evrimin daha ileri aşaması olabilir. yani bundan birkaç milyon sene sonra "biz insandan geliyormuşuz" gibi geyikler yapabilir bu kel milleti. demedi demeyin.
  • o kadar da kötü bir durum değildir. bazen karizma katabilir.

    http://4.bp.blogspot.com/…q/gqbjivtjpu4/s1600/2.jpg
    http://2.bp.blogspot.com/…8/s1600/jason_statham.jpg

    şimdi çıkıp şöyle derseniz "ulan aynalı kabak sen bunlar gibi olacağını mı zannediyorsun? hele hele herife bak utanmadan jason statham'ı göstermiş geleceğine örnek olarak" sessizce bilgisayarımı kapatır yatağa girer ve sarsıla sarsıla...
  • erkeklerde demir eksikliği kadar stres yüzünden de baş gösteren durum.
    genetik olarak aileden (anne tarafından) geldiği de söylenmektedir.

    ben bol saçlı bir adamdım. yıllarca uzun saçlı takıldım. sonraları kısa ama karışık modeller kullandım.
    ne zaman fön çekmeyi öğrendim işte o vakit benim saçlar hafiften amı götü dağıtmaya başladı.
    fön güzel bir olay, saça harika şekil verebiliyorsun.
    hatta saçla uğraşmayı çok sevdiğimden olsa gerek gören insanlar "her sabah kuaföre mi gidiyorsun sen?" diye sorarlardı
    fakat her gün sıcak havayı beyne zerk ettikçe kökler zayıflıyor işte.
    bunu fark edip saçı kısalttığım ve fönü azalttığım dönemde askere gittim.
    6 ay kafadan kep eksik olmadı. saç kısa olsa da sürekli elektrikleniyordu.
    bu da dökülmeyi hızlandırıcı etkenlerden (şapka, bere, bandana vs. hava almasını engelleyici şeyler)

    asker dönüşü kafama baktığımda ön bölümlerdeki seyrelme gözle görülür vaziyetteydi. gidişat iyi değildi açıkcası. berber traş ederken şöyle yapalım böyle yapalım kellik gözükmesin falan demeye başlamıştı. akabinde bende kendimce önlemler almaya başladım.

    * uzun süre kafama tatbik ettiğim karışımı paylaşayım zaten nette çok fazla yazılmış, zeytin yağı + sarımsak karışımı kafaya sarılır beklenir veya imkan varsa kafaya sürülür güneş altında bekletilir. (hayvan evladı gibi kokarsınız bunu baştan söylemek lazım)
    * saçı defne başta olmak üzere zeytinyağı özlü tuğlamsı sabunlarla yıkadım. banyo sonrası fön'ü hayatımdan çıkardım.
    * yazları 4-5 ay saçı kısa kesiyorum, uzadıkça kısaltıyorum, bir nevi nadasa bırakıp dinlendiriyorum.
    * şampuan olarak bunu yeni keşfettim pahallı ama etkili bence: vichy dercos shampoo
    * şöle, sprey vs. kullanırsam asla yıkamadan yatmıyorum. o meret kafada kalırsa sikertiyor işte saçı.

    ve tabi her şeyden önemlisi stresmiş. geriye dönüp baktığımda bu dökülme evrelerini en çok yaşadığım son bir kaç sene hayatımda çekmediğim stresi çekmişim ben. dertten tasadan artık koyuvermiş kendini vücut. allaha şükür o günler geride kaldı yukarıda yaptığım girişimlerinde etkisiyle dökülmeyi durdurdum gibi.

    not: bu uğraşların hiç biri saçı tekrar çıkarmaz, sadece dökülme hızını keser veya şanslıysanız tamamen durdurur. tekrar saç çıkma şansınız yoksa saç ekimi ciddi anlamda tavsiye edilir. kuaförümle uzun uzun konuşmuştum bu konuyu yapanların hepsi çok memnunmuş. olur da dökülme devam ederse muhtemelen ektireceğim. deneyimleri paylaşırım.

    son olarak senin ben amına koyayım hobby

    yıllar sonra edit: kurtardık saçı ama giden gitti tabi.
  • lise yillarinin sonlarindan beri beri kel olan biri olarak sunu soyleyebilirim ki ince islerde belirleyici olan ne tip kel oldugunuzdur. tecrubeyle sabittir ki, eger kelliginizin uzerine gider, saklamak icin saclari one taramak gibi turlu aksiyon yerine toptan kazitirsaniz, kellik bir handikap degil bir tarzdir sizin icin.

    zorunlu edit: yaklasik 6 7 yildir kelim.