1. tv'de gördüğü, sağdan soldan duyduğu şeyler üzerine yazılar yazar. bilgisizlik derecesinin en büyük göstergesi "küreselleşme karşıtı" kelimesi üzerine odaklanması çünkü nerdeyse tek bildiği şey eylemcilerin kendilerine "küreselleşme karşıtı" demesi.

    kemal okuyan paşanın azıcık bilgisi olsa, "küreselleşme karşıtı terimi hiç anti-emperyalist değil" gibi abuk bi eleştiri yapmazdı. tek kelimeyle abuk, nerden çıkardın bu manayı falcı gibi? bu hatayı sadece kemal okuyan paşamız mı yapıyor? hayır... tüm yazarlar aynı şeyi yapıyor. başka ne tür hatalar yapıyorlar? mesela herkesi aynı kefeye koyuyorlar. bu hataya güzel bir örnek olarak kemal okuyan paşa demiş ki "bu insanlar kapitalizmi yıkıp yerine daha güzelini yapmak istiyorlar". buna ancak işkembeden sallamak denir. kibar tabirle "tahmin". be adam bi internete gir, oku, bi bak ne istiyor bu insanlar? göreceksin ki genelleme yapmak neredeyse imkansız!

    kemal abimiz rahat ama bakınız aynı hatanın başka bir versiyonu daha: "bu eylemcilerin ne istediği belli değil". kemal bey yanılıyorlar anarşistlerin ne istediği belli, yeşillerin ne istediği belli, marksistlerin ne istediği belli... ama kemal abimizin anlamadığı bir şey var: "hepsi aynı şeyi istemiyorlar, hedefler farklı". bunun yanında herkes istediği şey konusunda çok net ve açık bunu anlamak içinde yapılması gereken tek şey internete girmek.

    son olarak şunu söylemek gerek: "marks + lenin + stalin = komünizm değildir" kendileri komünist deyince sadece "sovyetik hedefleri olan" gibi bir şeyler anlıyorlar ama bunu eleştirecek takatım kalmadı.

    not: hay o baykuş tependen baksın emi.
  2. "bölünmedek neden kötü" başlıklı yazısında ileri sürdüğü gerekçeler, partisinin bir süre önce ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı'nı programından çıkardığını açıklamasına neden olan argümanlarla aşağı yukarı aynı. dönemin koşullarının değişmesi, ukkth'nın bir ilke değil, taktik olması, emperyalizmin bugünkü çıkarları vs. vs.

    lakin bunların hepsinde yalan söylüyor. yüzyıl önce de aynı şeyleri söyleyen sosyalistler vardı, sol saflara şovenizmi ve milliyetçiliği sokuyorlardı. kendisinin son yazısıyla tartışan, uzun ve güzel bir çalışma yayımlanmış, okuyan'ın argümanlarıyla kafası karışan leninistleri sakinleştirmesi açısından iyi olacaktır. şöyle buyrun:

    http://www.marksist.org/…syal-sovenlerin-itirazlari
  3. vakit gazetesi satıcısı dsip'liler tarafından sosyal şovenlikle suçlanmış.

    bu liberallerin tartışırken lenin'den işlerine gelen alıntıyı on kere gözümüze sokup, işlerine gelmeyen kısımlar yokmuş gibi davranmakta pek mahir olduğunu zaten defalarca görmüştük, yine böyle, alıntılarla dolgun gösterilen ama içeriği bomboş bir yazıyla karşı karşıyayız. kemal okuyan'ın kendilerini ciddiye alıp cevap vereceğini düşünmesem de; bu gibi adamların solda teorik kirlilik yaratmak ile görevlendirildikleri gerçeğini teşhir etmeyi her komünistin görevi olarak saydığımdan dolayı, bir şeyler yazacağım.

    öncelikle eleştiri yazısı, "ukkth'nın niçin günümüz koşullarında hâlâ geçerli olduğunu ispatlamaya da girişmeyeceğiz." gibi bir cümleyle açılıyor. allah aşkına açıklayın. bugün bölünmenin türk ve kürt işçi sınıfı için neden ilerletici olacağını toparladığınız bir "dosya" yapın.

    adım adım devam ediyorum.

    kemal okuyan diyor ki: "bölünme kötü, çünkü daha büyük idari birimler o ülke vatandaşları için daha büyük kaynakları seferber edebilir, planlı bir ekonomi için daha uygun koşullar sağlayabilir, daha dirençli ve daha bağımsız olabilir, toplumun maddi koşullarının iyileştirilmesi ve entelektüel gelişimi için daha büyük bir hız yakalayabilir. bunlar için elbette devrimci bir iktidar gerekir ama bölünme böyle bir iktidar için tarihsel koşulları da ortadan kaldırmaktadır."

    şimdi, marksist.org'taki arkadaşa göre yukarıdaki paragraf ile bundcu liebmann'ın şu sözleri paralellik taşıyormuş: "bizde litvanya'yı, baltık denizi bölgelerini, polonya'yı, volhinya'yı, güney rusya'yı vb. gözönüne getiriniz, her yerde karışık bir nüfus bulacaksınız, büyük sayıda ulusal azınlığı bulunmayan tek bir kent yoktur. merkezileştirmeden ne kadar kaçınırsak kaçınalım, gene de her yerde, çeşitli bölgelerde (özellikle kent topluluklarında), birlikte yaşayan ayrı ayrı milliyetlerle karşılaşılır; "oysa demokratizm, ulusal azınlığı ulusal çoğunluğa bağımlı kılmaktadır. ama bilindiği gibi, v. i., isviçre konfederasyonunda görülen devletin federatif örgütlenmesine ve aşırı merkeziyetsizliğe karşıdır. insanın acaba niçin isviçre'yi örnek olarak gösterdiğini sorası geliyor."

    pek güzel, değil mi? değil efendiler değil, neden derseniz oturun bu tartışmanın geçtiği eseri bir okuyun. marksist.org'cu arkadaşlar nasılsa kimsenin okumayacağını mı düşündüler nedir, bu tartışmanın "pek hassas" bir noktasını -her zaman yaptıkları gibi- atlamakta beis görmediler! püf noktası şu ki; liebmann ile lenin'in tartışmasındaki vurgu ayrılma değil, o tartışma "kültürel özerklik" tartışması. kültürel özerklik üzerine söylenmiş sözleri, ayrılma üzerine söylenmiş sözlerle bir tutabildiğinize göre ya usta bir ajan-provokatörsünüz, ya da kusura bakmayın, teori okumayı bilmiyorsunuz. ayrıca daha önce başka bir yerde söylemiştim ama yineliyorum, lenin'in dikat edilmesi gereken satır araları vardır. lenin hem ayrılma hakkını anlatırken, hem de bu pasajda "bilinçli proletarya"dan söz eder. bilinçli proletarya, komünist partide örgütlenmiş proletarya demektir. sscb anayasasında tanınan ayrılma hakkı bile, sözkonusu ulusun işçi birliğinden gelen bir talep çerçevesinde değerlendirilir. bugün ise böyle bir işçi birliği yok.

    hemen arkasından burjuva liberallerin "devletin dağılması" korkularından bahsedilmiş, kemal okuyan'ın böyle bir sıkıntısı olmadığı için gereksiz olmuş. yazı zengin görünüyor gerçi böylelikle sanırım, eheh.

    devam edelim. lenin'in "her türlü milliyetçiliğe karşı çıkmak" alıntısını yapan bu arkadaşlar, ezilen ulus miliyetçiliğine salt ilerici unsurlar atfederek arkasına yamanmakta nedense bir sakınca görmüyorlar! lenin'in de belirttiği gibi ezilen ulus milliyetçiliğinin biri ilerici, diğeri gerici olan iki yüzü vardır oysa ki. bu yüzlerden ilki ezen ulusun şovenizmine karşı özgürlükçü bir başkaldırı, diğeri ise emperyalizm ile işbirliğidir. ezilen ulus milliyetçiliği günün koşullarına göre bu yüzlerden herhangi birini, veyahut ikisini birden gösterebilir. ezilen ulus milliyetçiliği süreç içinde saldırganlaşabilir, "yerel şovenizm" şeklinde tabir edilen forma dönüşebilir. lenin'in ayrılma hakkını tanıdığı dönemdeki ekonomik koşulları ve lenin'in ayrılmayı savunurken arkaplandaki "asıl" derdini, bu derdin bugün geçerli olup olmadığını siz benden daha iyi bilirsiniz sevgili marksist.org yazarı, lenin alıntıları konusundaki maharetinize bakarsak. o yüzden yemeyelim birbirimizi.

    ufak bir ara verelim ve şu "programdan çıkarma" üzerine konuşalım. tkp'nin ukkth'yi programından çıkarması, ukkth'nin bir ilke olmadığına dair tezi ile ilintilidir bildiğiniz gibi, ukkth'nin günümüzde işçi sınıfının çıkarlarıyla örtüşmediğini, hatta bir takım sol yapılar tarafından işçi sınıfı mücadelesini önceleyen bir formda ele alındığını söyler tkp. ha ne olur, gün gelir ulusal hareketler 20. yüzyılın başındaki gibi işçi hareketleriyle ittifak içinde emek söylemi üzerinden yapılanır, ayrılma talepleri ile işçilerin çıkarları örtüşmeye başlar, o zaman tkp de seve seve bu taktiği yeniden programına alır. kaldı ki büyük yıkımlar getiren bir dünya savaşı veyahut bir katastrofik doğa olayı olmadıkça böyle bir koşulun yeniden oluşması da olası değil, o başka mesele.

    devam edelim. "türk egemen sınıfının propagandasından hiçbir şekilde kurtulamayan bir sosyalist, ezilen ulusun kaderini ne şekilde tayin edeceğine ezen ulusun karar vereceğini zannedecek elbette!" denmiş. arkadaşın dediğine katılıyorum. çok güzel söylemiş, ah bir de kürtler ve türkler türkiye coğrafyasının apayrı bölgelerinde toplanmış nüfuslar halinde yaşasalardı, arkadaşın dediği tam doğru olacaktı! yazıyı yazan arkadaş herhalde mis sokak'tan bildiriyor, bense kendisini mersin'de ufak bir geziye davet ediyorum, tur rehberliği hizmeti benden. iki halkın rızasına dayanmadan mersin'i bir bölmeye çalışsın lütfen, pilot bölge olarak. türkiye'nin bölünmesi ile polonya'nın rusya'dan ayrılmasını karşılaştırma eylemi üzerine yorum yapmıyorum, türkiye solunun kronik hastalığını ben çözemem, gücüm yok. aynı konuyla alakalı birkaç alıntı daha yapılmış, elmalar ve armutlar hikayesine devam.

    okumaya devam ediyorum, ama on beş sayfalık yazıyı kaleme alan arkadaşın kendisi toplasanız üç sayfalık yazı yazmamış. kemal okuyan'dan alıntıladığı paragrafa, o tartışmayla alakası olmayan, bambaşka öznelere cevap veren lenin alıntılarıyla "karşılık" vermiş. örneğin, diyor ki kemal okuyan: "bölünme kötü, çünkü günümüzün sermaye birikim modelleri, hiç kuşkusuz emekçilerin tarihsel kazanım ve çıkarlarına ağır darbeler indirerek, dünyadaki idari birimlerin önemli bölümünün parçalanmasını öngörüyor." karşılık olarak lenin'in bundçu liberal liebmann'a verdiği cevap alıntılanıyor. kemal okuyan'ın kürt hareketinin gericileştirilmesi üzerine kaygıları, lenin'in sömürgeler üzerine bir alıntısıyla karşılanıyor(?!). okuyan devam etmiş, "kürt önderliğini bir kenara koyalım, bölgede abd askeri, siyasal, ekonomik varlığını pekiştirmiş, gerici ideolojiler 1980'ler ve 90'ların tersine çok kapsamlı bir atak yapmış, kürtlerin daha küçük bölmesini temsil eden irak kürtleri "ayrılma" konusunda büyük aşama kaydetmiş ve bu ayrılmayı amerikancı bir temele dayandırmışlardır." ama marksist.org'cu arkadaşlar bunu tartışmaktan kaçınıyor olsa gerek, peki fazla üstelemeyelim.

    bak burası süper:

    kemal okuyan diyor ki; "bölünme kötü, çünkü kürtlerin sınıfsal açıdan en ileri unsurları türkiye cumhuriyeti'nin batısında ya da avrupa'da yaşıyor."

    marksist.org'un yorumu: "okuyan'ın tespiti çok tuhaf. nasıl bir terazisi var bilmiyoruz, ama en ileri unsurları batı'da gösterip doğu'da yaşayanları, yani 26 yıldır devlete karşı silahlı mücadele veren bir hareketin üyelerini ve tabanı olan kürt işçi sınıfını ve yoksul köylüsünü gerici kategorisine koyabiliyor."

    "sınıfsal açıdan ileri" olmak ile tarihsel olanı tanımlamakta kullanılan "ilericilik, gericilik" kavramlarının karıştırılması falan, offf. aaay.

    gerisi retorik zaten, cevaplanabilecek bir önermesi yok. hepsi bu sanırım.

    marksist.org'un ve dsip'in ne olduğunu zaten pek çoğumuz biliyoruz, tartışmayla alakası olmayan özelliklerini bir kez daha sıralamaya gerek yok. ama yaratmaya uğraştıkları teorik bulanıklık artık iyice can sıkmaya başladı. 150 yıl öncesinin çözümlenmiş tartışmalarını "yeni sol" olarak sunuyor, 400 sene öncesinin liberal teorileriyle devlet-sivil toplum gibi ayrımları koyuyorsunuz önünüze. yalan söylüyorsunuz, "yüz yıl önce de emperyalizm vardı" gibi beş yaşında çocuğun yutmayacağı retoriklerle kendinizi savunuyorsunuz. sanki emperyalizm hala yüz yıl önceki emperyalizmmiş gibi! her zaman söylüyoruz, ne yenisiniz ne de sol. çekilin ayak altından!
  4. son yazıları enkaz niteliğinde artık. tipik bir kemal okuyan yazısı şu şekildedir:

    ilk önce sosyalistlere saldır;
    bunu yaparken de sola/sosyalistlere ait olmayan yaftaları onlarınmış gibi lanse et;
    hafiften yurtseverlik propagandası yap;
    yanlış anolojiler kur;
    entelektüel derinliği olmayan tepkisel cümlelerle yazıyı doldur;
    yazıyla hiç alakası olmayan bir cümleyle bağlayıp bitir.