1. 1966 ordu doğumlu, psikiyatrist, şâir, yazar. hacettepe tıp fakültesi’ni bitirdi. marmara üniversitesi tıp fakültesi’nde psikiyatri ihtisası yaptı. bir dönem televizyon programları da hazırlayan yazar halen yazılarının yanı sıra, karadeniz teknik universitesi tıp fakültesi psikiyatri anabilim dalında doçent olarak görev yapmaktadır.kitapları için;
    (bkz: kendine iyi bak)
    hüzün hastalığı
    olmak cesareti,
    psikiyatri ve kültür
    iki gunes arasında
    otoyol uykusu
    hızır ve roza..
  2. edebiyatçı kimliği ön plana çıkan, pskiyatri ve sufizm ile ilişkilendirilmiş formüle bir terapiyi teorik olarak oluşturmaya çabalayan derviş olduğuna kanaat getirdiğim iyi insan.
    hızır ve roza'sı tamamıyla bir sezai karakoç öykünmesi olsa da kendine özgü bir kıvama ulaşmış şiiri vardır. her ne kadar yazmayı tehir etse de...
  3. sair, yazar. associate professor of psychiatry. bakirkoy ruh sagligi ve sinir hastaliklari hastanesinde kilinik sefi ve bashekim yardimcisi. avrupa’nin cesitli kentlerinde tibbi calismalarda bulundu. en son montreal’de mcgills universitesinde “transkulturel psikiyatri” alaninda calisti. simdilerde acik radyo’da (94.9 fm) her cuma 3.35 pm’de “ruhun labirentleri” adli programi hazirliyor ve sunuyor.

    21 yil once bir ekim gunu hacettepe tibbin soguk koridorlarinda tanistigim, hayatin arka sokaklarinda birlikte yoruldugumuz, birlikte sevdalara kapilip, birlikte huzunlendigimiz, rahmani bir dostlugun yaktigi ateslerde her zaman gonendigimiz, hayatlarimiza hep kus seslerinden bir tarih dusurdugumuz, muhabbetine doyum olmaz insan, dusunur, sair, yazar, entelektuel.

    o kristal yillarin guzelligini, buyusunu “sonsuza dek sophie”de soyle betimlemisti

    “bizim yuzumuz kizarir madam. soyleyemeyiz biz, uzaktan sevmelerde birinciyiz. genc kizlara basimizi cevirip bir bakmayiz. bir bakarsak usulca elimizden kayarak parcalanir kristal gencligimiz. biz kristal gencleriz madam. kolayca tuz buz oluruz.”

    yine bir mayis gunu izmir’de giderken biraktigi dizeler en begendigim dizeleridir:

    “nerde o sabah ezanlari
    nerde ruyalara uyandigimiz uykular
    sayfa aralarina sakladigimiz menekseler
    derdik ki kalp tekallub eder
    ve yollar hep bir cembere doner
    derdik ki biz icinden cikamayiz zamanin
    ancak yolumuzu isitirsa melekler
    bir vatan olur beslerdi bizi
    gorkemli yaylalari hayatin
    ve askin tarumar ettigi bahceler.”

    yayinlanmis yapitlari: sana ruhtan soruyorlar (1991), hizir ve roza/siir (1991), bir bilim olarak psikiyatri (1992), antipsikiyatri (1992), yasantinin politikasi ( r.d. laing'ten ceviri, 1993), huzun hastaligi (1995), iki gunes arasinda/siir (1995), otoyol uykusu/oyku (1996), olmak cesareti (1997), psikiyatri ve kultur (2000), sufi psikolojisi (2000), kendine iyi bak (2001), ozgurlugun basdonmesi (2001), kultur ve ruh sagligi (2003), ruhun labirentleri (2003), ricat/siir (2003).
  4. "iyi ki kanatlarin var senin"

    kemal sayar’in ucuncu siir kitabi ricat ile san francisco donusunde bulustum. sierra daglarinin karli zirveleri altimizda uzanirken, olusum sureclerine yakindan taniklik etme ayricaligina sahip oldugum siirlerin buyusuyle zamanin akip gidisini farkedemedim.

    ricat; zeyl, ricat ve montreal mektuplari'ndan olusuyor. zeyl'de sairin oglu ile konusmalarina tanik oluyoruz. dylan thomas'in "do not go gentle into that good night" siirindeki geceye, karanliga, gunun olumune ofkenin aksine sair, gunduzu, aydinligi ve derin bir iyimserligi koyuyor. ogluna, her yeni gunde insani sasirtan bir mucize olan hayati zarif bir dille tanimliyor. kosarken, ucarken, duserken, gulumseyen gozlerle bizi izleyen ve en umulmadik zamanda yanaklarimiza buseler koyan hayatin portesi bu.

    bir dag yolculugu'nda, insanin asil yuruyusunun, yolculuklarin anasinin kendi icine dogru olan oldugu resmediliyor. saire gore biteviye kendine donen, hic bitmeyen, hic durmayan bir yuruyus, susmayan sularin sesizliginde bir durus, bir egilisin oykusuydu bu yolculuk.

    dans eden psikiyatristler siiri, postmodern dunyanin sikisip kalkmis ruhlarini tedavi etmeye yeltenen ruh hekimlerinin acmazlarina isaret ediyor. aslinda kimdi tedavi edilen, kimdi eden acmazinin siirsel bir anlatimidir denilebilir. psikoterapinin bir anlamda insanin kendi yaralariyla avunmasi oldugunun alti ustalikla ciziliyor. kitabin ilerleyen bolumlerinde, modern psikiyatrinin insan ruhundan millerce geride oldugu elestirisi yankilandiriliyor:

    "neme gerekti benim tababet-i ruhiye
    kac ormanda kayboldum ararken
    kendi izimi, kac ses yanki vermeden,
    dondu gitti, eyvah ki eyvah."

    bilardo oynayan islamcilar siirinde, ilk genclik yillarinda idealist yol arkadaslarinin gecirdigi donusum oykuleniyor. bir uygarlik goz gore gore katledilirken ve tum dunya bu yanilsamanin ortasinda uykuya dalmisken "dunyayi unutmaktan baska" dilekleri olmayan genc adamlara donusumun huzunlu bir oykusu bu. "askin bahcelerine" degil de "okullara ve bankalara" seyretmenin siiri. ormanin derinliklerinde vasaklar irkilirken hala o gocebe ruhunu koruyabilmis olmanin anlatimi belki de. bir anlamda gencligin yitirilisine bir yas tutma, zaman ve mekanin sinirlari icinde bir kendi kendine bir yakaris, inanc ve ulkulerinden geri cekilen bir topluluga yazilmis dokunakli bir mersiye.

    montreal mektuplari'nda, uzun bir yolculuga cikarken bohcasinda kendi gecmisini goturen bir yol gezgininin onu bekleyen bir kent ile elest bezminden asina dostlarla kucaklasmasinin lirik anlatimini buluyoruz. her biri basli basina cozumleme gerektiren bir anlam yogunlasmasi, taptaze bir lirizm ile orulmus siirler bunlar. kahramanlari sadik, sara, jaswan, cori, nur hanim, laurance, serafeddin ile dostlarla baslayip, dostlarla biten bir yolculugun, vuslatin ve ayriligin siirleri. montreal mektuplari'ni ingilizceye cevirerek siirlerin kendi kahramanlarina ulasmasina katkida bulunmus olmaktan da kendi adima goneniyorum.

    kemal sayar'in siirleri telkari incelikte bir duyarlilikla islenmis, derin bir birikimin urunudur. kendi kulturunu bir batili gibi disardan gorerek, anlayamayan onca sair ve entelektuel arasinda kemal sayar'in siiri hem dogu'lu hem de entelektuel olmanin kesisim noktasi olarak ortaya cikiyor. adeta west-ostlicher divaninin "itiraf ediniz, dogunun sairleri batininkilerden buyuktur" tanikligini dogruluyor: "dogu diye bir yer var ve oraya aittir ruh!"

    kemal sayar, kulturel gecmisimizi diyalektik olarak toptan yadsiyanlara, siirleriyle "gelenegi olmayan bir siirin gelecegi de olmaz" diyor. birikimi ve sindirilmis kulturu onemsiyor. tasavvuftan psikanalize uzanan esintiler sarmaliyor siirini ve "yollar hep bir cembere doner" de "biz icinden cikamayiz zamanin, ancak yolumuzu isitirsa melekler" diyor. sair icin yasamdaki hersey bir imgedir, bir imge kaynagidir, ustelik de "pastoral"dir. beraberinde arketipler tasir. ayin sesi vardir, gulun sesi ve de gunun. hatta sessizligin bile. hayatla olum arasindaki iliski mistik bir ruhla islenir siirden siire.

    kuslar, inci taneleri, ucurtmalar, igdeler, melekler, gelinlik kizlar, bilardo toplari, kelebekler, albatroslar, havariler, eskimolar, yerliler, ceylanlar, mihr u mahlar arasinda otelere, indikce derinlere inilen bir yolculuga cikmak istiyorsaniz, auden'den, eliot'a, celan'a uzanan bir haykirisi cagristiran kemal sayar'in ricat kitabi, insanin kendi icindeki bosluga bir kok salma girisimi olarak, bir basucu siir kitabi olmaya aday olarak okuyucusunu bekliyor:

    "gitmek bukulmektir yalnizliga
    ...
    hep gidecekmis gibi yasarsin da
    dunyada bir gurbet tadi olur agzinda."

    samet kose
    03.06.2003
  5. yasantinin politikasi kitabi ile r d laing'i turkceye ilk ceviren yazardir, psikiyatrinin yaninda antipsikiyatri alanina yaptigi dusunsel katkilar ufuk acicidir.
  6. "duygu kepenglerini indirmiş olan erkek incinebilirliğinden ve ihtiyaçlarından derin bir biçimde utanç duyan kişidir.gerçek bir ilişki kuramayan,ruhuna dokunamadığımız,kalplerini hissedemediğimiz adamlar...."sözlerine sahip yeni aktüel yazarıdır.
  7. hüzün hastalığı ile beni ta lisede vuran, yine çok zaman önce kanal7'de kültür programları yapan doktor. çok da güzel yazıyor.

    "... günümüzde sessizlik hor görülür. konuşan insanın sağlıklı olduğu önermesi alttan alta desteklenir. oysa kedere sessizce de katlanabilir insan. hayatın keder ve sevinçleriyle bizi usul usul büyütmesine izin vermek gerekir. çok eski zamanlardan bir bilge 'sana çok şeyler öğretecek acıya hoşgeldin de demişti... insanın sessizce yaşayacağı bir histir keder, içe doğru derinleşme sağlayan sizi manevi yönden olgunlaştıran, dünyanın kırılganlığını ve geçiciliğini duyuran bir his. kederin artık ilerlemiş bir boyutu olarak değerlendirebileceğimiz depresyon, bir sosyologun betimlemesiyle 'kendi olma yorgunluğu'dur. insan bazen kendisi olmaktan yorulup ümitsizliğe düşebilir. ama bu sürecin sonunda kendisini zenginleştirebilecek bir tecrübe edinir, hayata dair bir bilgi devşirir buradan. insanın iç dünyası mahremdir, oraya herkes elini kolunu sallayarak giremez. kırılganlık ve üzüntüler gösteri programlarına meze yapılamaz."
  8. yavaşlığa övgüler düzen adam. 30dan sonra gazete dergi kesip saklatan, yazarken tedavi eden psikiyatrik yazar.

kemal sayar hakkında bilgi verin