şükela:  tümü | bugün
  • 1963’te şanlıurfa’nın siverek ilçesinde doğdu. erken yaşlarda iş hayatına atıldı. tekstil (perde) sektöründe önemli başarılara imza attı. halen istanbul’da birçok mefruşat satış mağazasının işletmesinin başındadır. siyahhan, 1979 yılından itibaren atmaca, deli, öküz, hayvan, multi kulti gibi bazı mizah ve edebiyat dergilerine sayısız karikatürler ve resimli öyküler çizdi. öylesine yaşandı , lale bahçelerinden fransız sokaklarına , kenger , yalnız mor ve roza'nın gözleri adlı yayımlanmış eserleri bulunmaktadır.

    kaynak:http://www.sanliurfa.com/
  • kendisiyle tesadüfen tanıştığım, baba mesleği olan perdeciliği bırakmadan üretmeye devam eden, oldukça kibar, biraz kaçık, şeker gibi adam. tanıştığınız perdecinin karikatür ve romanla uğraşması insana tuhaf geliyor doğrusu.
  • türkiye'ye kaçmış afgan bir mültecinin ağzından anlattığı kitabı mülteci kitabıyla karşımızda olan yazar.
  • hamal adlı kitabını okuduğum ve beğendiğim bir tekstilci ve yazar. beğendim çünkü sıradan bir tekstilcinin hayatını, düşüncelerini görme şansını elde etmemizi sağladı. ne yalan söyleyeyim, zorlama romanlar yazan türk yazarlardan sıkıldım biraz.

    insan belli bir psikoloji içindeyken başkalarının nevrozlarını değil de başka hayatların "olay"larını merak ediyor. günlük, sıradan da olsa sadece "olay"ları...

    hamal adlı kitaptaki muharrem'in hayatı çok basitçe "görücü usulü evlendiği için bir türlü mutlu olamamış, sonra rus bir kadının özgür yaşamını görünce kendini kaptırmıi fakat sonra bu yaşamı kaldıramamış bir çomarın hikayesi"... kusura bakmayın ama kendisi biraz daha düşünen sorgulayan bir çomar.

    "cennetim" diyip durduğu engelli kızına methiyeler düzse de beş yüz kere "çok seviyorsan kızını yanına al" diyen hanımına "hayır" diyor. çünkü çok seviyorum dediği kızına bakmaktan korkuyor. dükkanı yaptım işte üstüne, onun geliriyle kıza sen bakacaksın diyor.

    ulen zaten engelli birine bakarken en zor şey para bulmak değil, onu yıkamak, yedirmek, yüzünü güldürmek, sürekli yanında olma zorunluluğu. yoks onun masrafından ne olacak? ama hikayesi boyunca "insafsız kadın kızıma iyi bakmıyor minvalinde konuşup duruyor" ve kızımla bir saat geçirmek için neler vermem ki diyip duruyor.

    çomarlık işte... yalan dolan sevgi, yalan dolan din bilgisi, yalan dolan ticari ahlak... her şey yalan dolan...

    bir de üstüne, bu korkusunun sebebinin aşık olduğu rus kadın olduğunu bilmek iyice can sıkıyor.

    gerçekten anadolunun "dürüst ve dindar" insanının iyi bir resmini çizmiş. kendinden ne kadar katmış bilmiyorum, günahını almayayım.