şükela:  tümü | bugün
  • on nümero tespit. hele o seçme ve seçilme hakkı falan yok mu nasıl gıcığım yahu ben kim seçmek kim seçilmek kim.
    yok kılık kıyafetmiş... ya rahat bırakın; burka mı verin, siyah eldivenlerimi de takayım, peçem nerdeeea. resmi nikah medeni kanun falan, boş olayım boş olayım boş olayım yeter bana, hatta aa bak arttı bile (hüllecime göz kırpan smiley). hani iki tane kadının şahitliği bi erkeğinkine eşit ya bence o bile olmamalı kadın dediğin şer yuvası, işi gücü fitne fesat... öff kemalizm yaa resmen hayatımı kararttın, sarı saçlarından sen suçlusun.
  • aslı astarı olmayan düşmanlıktır tabikide.
    italya'da kadınların 1948 yılında ilk defa seçimlere girebildiklerini, japonya'da 1950 de girebildiklerini, isviçre'de bile kadın haklarının 1971 yılında verildiğini bilmeyen yoktur.
    atatürk zamanına bakarsak 1935 yılına kadar yapılanlar :

    -medeni kanun ile erkeklerle eşit haklara sahip olan türk kadınına, 3. tbmm tarafından 3 nisan 1930' da kabul edilen bir yasa ile belediye seçimlerine katılma hakkı tanınmıştır.
    -1931 yılında da türk kadını ilk kez tıp dünyasında varlığını göstermiş ve ilk kadın cerrahımız çalışmaya başlamıştır.
    -4 mayıs 1931' de ilk toplantısını yapan iv. tbmm tarafından 26 ekim 1932' de kabul edilen bir yasa ile türk kadınına muhtar, köy ihtiyar kurulu üyeliğine seçilme ve seçme hakkı tanınmış;
    -ertesi yıl da, 8 ekim 1934' de kabul edilen ve 5 aralık 1934'de yürürlüğe giren bir başka yasa ile kadın-erkek eşitliği alanında bütün haklar, "kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı" nın tanınmıştır.

    şimdi, cumhuriyeti kurulalı 15 yıl bile olmamış bir ülkenin kadınlara tüm haklarının 1935 yılına kadar tanındığı ortadadır. bir ideolojinin bir kesime düşmanlık beslemiş olmasıyla bu bilgiler ters düşmektedir.
    nezihe muhiddin yaşamı boyunca hem savunduğu fikirler hem de edebi olarak saygı duyulması gereken bir yazardır. ancak "kadınlar halk fırkası" atatürk tarafından değil bir hükümet tarafından kabul edilmemiştir.
    kemalizm gibi güçlü bir olgunun herhangi bir konuda yetersiz olduğunu ortaya koyabilmek için, nezihe muhiddin'in savunduğu hakların yoğun uğraşı neticesinde değil de bundan 3-4 sene sonra elde edilmiş olmasından daha çok argümana ihtiyacınız vardır.

    bu konunun türbanla alakası ise oldukça imkansızdır. atatürk'ün kadınlar hakkında düşüncelerini ortaya koyan anekdotlar artık çoğumuza aşinadır. ancak ilgili bir cümle aşağıdadır.

    "onlar yüzlerini cihana göstersinler ve gözleri ile cihanı dikkatle görebilsinler. bunda korkulacak birsey yoktur..."
    (18 nisan 1935 istanbul'da toplanan "milletlerarası ilk kadın kongresi"...)
  • aksini iddia etmek için italya, japonya ve isviçre'de kadınlara seçilme hakkı verilme tarihlerini ortaya koymanın anlamsız olacağı bir konudur, türkiye bu konuda birkaç avrupa ülkesinden önce davranmış olsa da türkiye'de kadınlara seçilme hakkının verilmesi yeni zelanda, güney afrika, moğolistan ve diğer 28 ülkeden sonra gerçekleşmiştir. [1]

    kemalist yayınlarda kadın derneklerinden ve isteklerinden olumsuz bahsedilmekle birlikte mustafa kemal'in kadın derneklerinin seçilme hakkı gibi temel istekleri karşısındaki tutumu bu siyasi haklar karşılığında kadınların da erkekler gibi bedel ödemeleri gerektiğidir. bedelden kasıt ise zorunluk askerliktir.

    mustafa kemal, 30 haziran 1933'de ankara hukuk fakültesi'ndeki kız öğrenciler milletvekili olmak istediklerini söylediklerinde "niçin mebusluk istiyorsunuz da askerlik istemiyorsunuz? diye sorar. benzer şekilde 1934 yılında ankara kız lisesi'ni ziyareti sırasında kız öğrencilerin sıkıştırması üzerine, "mebus seçer ve mebus olursunuz; fakat aynı zamanda asker de olacaksınız." der. [2]

    iffet halim oğuz, hatıratında, mustafa kemal ile yaptığı görüşmede türk kadınlarına siyasi hakların verilmesini istemelerine karşılık mustafa kemal'in öncelikle kadınları eğitmek için yeterli çalışmaların yapılması gerektiğini söylediğini ve köylü, kentli, tüm erkeklerin seçme ve seçilme hakkı varken kadınların neden böyle bir ayrımcılığa tabi tutulacağı sorusuna ise erkeklerin asker ocağında vazife görerek talim ve terbiyeden geçtiklerini söylediğini aktarmaktadır.[3] bu açıdan bakıldığından kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesine karşılık kadınların zorunlu askerlik hizmeti yapmalarının istenmesinin temel saikinin endoktrinasyon sürecinden geçmemiş bireylere seçme-seçilme hakkı verilmesinden duyulan korku olduğu düşünülebilir.

    [1] sıralama şöyle: yeni zelanda (1893), avustralya (1902), finlandiya (1906), norveç (1913), izlanda (1915), hollanda (1917), sovyetler birliği (1917), kanada (1917), estonya (1917), letonya (1917), litvanya (1917), isveç (1918), ingiltere (1918), almanya (1918), polonya (1918), macaristan (1918), avusturya (1918), lüksemburg (1918), çekoslavakya (1918), abd (1920), belçika (1920), irlanda (1922), moğolistan (1924), ekvator (1929), g. afrika (beyazlar) (1930), ispanya (1931), brezilya (1932), tayland (1932), küba (1934), türkiye (1934), fransa (1945), italya (1945), yugoslavya (1946), romanya (1946), bulgaristan (1947), belçika (1948), arnavutluk (1958), isviçre (1970)
    marilyn j. boxer ve jean h. quataert, connecting spheres: europan women in a global world, 1500 to the present, new york 2000, oxford university press, s.218
    [2] mahmut goloğlu, tek partili cumhuriyet (1931-1938), ankara 1974, goloğlu yay., s.149
    [3] iffet halim oruz, atatürk döneminde türkiye'de kadın devrimi, istanbul 1986, gül matbaası, s.33

    bkz. mustafa armağan, "kadınlara hakları verildi mi aldılar mı?"
    http://www.mustafaarmagan.com.tr/…r.php?yazino=1071
  • "..halide onbaşı, gördesli makbule, binbaşı emire ayşe, çete ayşe, adile hanım, asker saime, küçük nezahat, gül hanım, fatma seher ve daha nicesi... milli mücadele sırasında kimi sırtında mermi taşıyan, kimi kağnı çeken, kimi silah kaçıran, kimi cephede göğüs göğse çarpışan kadınlar sanmışlardı ki, cumhuriyet’in ilanından sonra da erkeklerle eşit muamele görecekler. bunun bir işareti, osmanlı döneminden beri kadın hakları konusunda mücadele eden öğretmen ve yazar nezihe muhiddin önderliğindeki hanımlar tarafından 15 haziran 1923’te dahiliye vekaleti’ne sunulan kadınlar halk fırkası’nın kuruluş beyannamesinin 8. maddesiydi. maddede ‘kadınların savaş halinde askerlik görevi yapması’ öngörülüyordu. ancak, partinin kuruluşuna rejimin erkek sahipleri izin vermedi. izin vermeme gerekçelerinden biri bu madde idi. dahası, gazetelerde günlerce bu talep alay konusu yapılmıştı.

    beş yıl sonra, 21 haziran 1927 günü meclis’te sadece erkekleri yükümlü tutan askerlik kanunu görüşülürken, giresun milletvekili hakkı tarık (us) bey bir vesileyle kadınların seçme ve seçilme hakkından yana olduğunu söyleyince, müdafaayı milliye vekili recep (peker) “kadınlar türk vatanıyla bu denli ilgili iseler önce askerlik yapsınlar” diyerek işi yokuşa sürecekti. hatırlanacağı üzere daha önce kadınların parti kurmaları ‘askerlik yaparız’ dedikleri için engellenmişti!

    haddimizi bilelim • 1934’te en nihayet kadınların milletvekili seçimlerinde aday olmaları ve oy kullanmaları mümkün olduğunda,1935 seçimlerinin arifesinde, 27 şubat tarihli cumhuriyet gazetesinde, aday kadınlara ve ikinci seçmenlere yönelik dört soruluk bir anketin cevapları yayınlanmıştı. sorulardan biri kadınların askerlik yapması konusunda ne düşündükleriydi. ankete cevap veren doktor, öğretmen, akademisyen, edebiyatçı kadınların çoğunun söze “mebus olmak haddimize düşmez ama olursak...” diye başlaması bir yana, askerlik konusunda rejimin erkeklerinin istediği türden cevaplar vermesi dikkat çekiciydi. örneğin çocuk doktoru nihal hanım “olmaz efendim olmaz. kadın nerede askerlik nerede? içimizde daha bayram topundan korkan kadınlarımız var. hem de fizyoloji kadınların aleyhinedir. erkekte metanet, cesaret, adale kuvveti, pazu ne bileyim mukavemet, asap her şey kuvvetlidir. aksini iddia eden varsa gelsin bana sorsun. ben doktorum. asker olunur iddiasında bulunanların sözü züppelikten başka bir şey değildir. siz hayalata değil, maddiyata bakın. biz kadın doktorlar bu kadar modern yetiştiğimiz halde hükümet tabibliği bile yapamıyoruz. öyle ata binip, beline de tabanca asıp cürmü meşhuda hiçbirimiz gidemeyiz doğrusu. hem kadınların 30 gün içinde sayılan tavırları programları, mazhar osman’ın dediği gibi 7 günü geçmez....” demişti.

    sabiha gökçen ‘olayi’ • ama çok değil, iki yıl sonra, atatürk, 1937 baharında, ‘çıbanbaşı’ olarak nitelenen dersim’i bombalayan bir uçağı kullanan 24 yaşındaki manevi kızı sabiha gökçen’e şöyle diyerek dr. nihal hanım’ı mahcup edecekti: “seninle gurur duyuyorum gökçen! sadece ben değil, bu olayı dikkatle izleyen tüm türk milleti de seninle gurur duyuyor (...) biz asker milletiz. yediden yetmişe, kadın ve erkek, bizler asker olarak yaratıldık!” (sabiha gökçen, atatürk’le bir ömür, oktay verel’in kaleminden, altın kitaplar, 1996, s. 125-126.)

    ancak, dersim’deki başarılarından dolayı kendisine madalya takıldıktan sadece beş ay sonra, 29 ekim cumhuriyet balosu’nda, genelkurmay başkanı fevzi çakmak, aynen dr. nihal hanım gibi, askerliğin ‘kadın işi olmadığını’ sabiha’nın yüzüne karşı en açık şekilde söyleyecekti. (aynı eser, s. 228) çünkü cumhuriyet’in ‘model kadını’, her daim modern ama iffetli, sadık eş ve kutsal anaydı. dolayısıyla bu kadınlara ‘vatana asker yetiştirmek’ düşerdi, asker olmak değil. nitekim, sabiha gökçen’in ‘türk ordusunun dişi ikonu’ olma serüveni sadece üç yıl sürecek, kendisi unutulmaya terk edilirken, orduya bir daha kadın asker alınması için 1955’e kadar beklemek gerekecekti..."
    http://www.taraf.com.tr/makale/2324.htm
  • kemalizmin kadın hakları konusundaki düşmanlık şeklinde addedilmesi abartı kaçacak ayıpları, ortadoğunun feodal ve ataerkil toplum düzeninin ve bunu meşrulaştırma fonksiyonunu ifa etmiş, ifa ettirilmiş islamın kadın anlayışına kıyasla silik bir kopya gibi kalmaktadır. diğer yandan dönemindeki batı toplumlarındaki erkek egemen siyaset sistemi ile benzer tepkileri vermiş ve benzer retoriklere başvurmuştur.

    kadın hareketlerinin baskılanması, esasen kemalizmin kadınların haklarının eşitliğe doğru genişlemesine islamcıların olduğu şekliyle bir alerjisi olduğu için "değil", kendi kontrolü dışında siyasi / toplumsal hareket istememesinden olsa gerektir.

    (kadınların dünya üzerinde iki yüzyıl önceki ortalama durumuna nazaran bugünü daha ileri sayıyorsak) kemalizm ve mustafa kemal kadın hakları konusunda ilericidir. kendisinin kadın erkek eşitsiziliğinin direk deneyimleyeni olan bunun siyasetini yapan ilk osmanlı kadın hareketinin olduğu şekliyle ilerici olmaması bunu cerh etmez*. kadınların toplumsal hayata katılmasını şekilci bir batılılaşma fantazisinin bir bileşeni olarak teşvik ettiğini varsaysak bile bu son tahlilde kadınların hayrına olmuştur.

    bunun dışında konuyla ilgili kapsamlı entrileriyle türkiye kadın hareketlerinin tarihi konusunda bizi (en azından beni) bilgilendirdiği için floydian yazarımıza da teşekkürü borç bilirim. zaten kemalist değilim ama "orhan perverin kemalizm düşmanlığı"na, esasen bu konudaki tematik çalışmasının perspektifinin darlığına, bir sürü tarihi fenomeni bu perspektife sıkıştırmak istemesine, sırf bu ve benzer entrilerindeki bilgi yoğunluğuna hürmeten kayıtsız kalmak zorunda hissediyorum. kemalizm faşist öğeler barındırıyor. terminolojik anlamda emin olamadığım için faşist bir dönemdi diyemiyorum, dilimi korkak alıştırdığım için değil. mustafa kemal diktatördü, bunu kendim de telaffuz ediyorum. ama tarihin bir çok yüzü var, kadın hareketi, modernleşme, sanayileşme, kentleşme, kürt meselesi, islam, hatta türk milliyetçiliği bunların tamamının "kemalizm faşizmdi, mustafa kemal diktatördü" mottoları eşliğinde hatta bunları doğrulama yanlışlama niyeti çerçevesinde incelenmesi harcanan emeğe ve mevcut birikime haksızlık oluyor.
  • aslında bu önerme doğru olabilir çünkü kemalizm sayesinde kadınlar alabilecekleri tüm (doğal) haklarını hiç bir kavga vermeden aldılar.ve ne kadar değerli haklarının olduğunun kıymetini bilmemelerine neden oldu bu durum.sonucunda kemalizmi yıkıp kendi krallıklarını yaratmak isteyen insanların kemalizme vurdukları baltayı bilemelerine yardım ettiler.
  • malesef aşırı solcu - bıyıklı feminist bulduğum bir yargı. orhan perver floydian'ın diğer konulardaki görüşlerindeki inceliği burada sergilemediğini düşünüyorum (bkz: ucuz kapitalizm karşıtlığı).
    kapitalizmin yerel bir formu olarak kemalizm de kadınlara olabildiğince eşitlik verilmesi taraftarıdır. teknik gelişim sonucunda kadınlar erkeklerin yapabildiği işlerin nerdeyse hepsini yapabilir hale gelmiştir. kapitalizmin iş gücünü ucuzlatmasında bundan güzel bir fırsat olamaz.
    ha elbette tarihsel sorunlar öyle bir çırpıda çözülmüyor. bu sorunda bir çok mücadele sonucunda olmuştur (özellikle amerika ve ingiltere'deki kadın hareketleri). sonuçta kadınlar da özgür olmayan köle derecesinden özgür köle derecesine gelmişlerdir.

    kemalizme gelince... batı tarzı bir kapitalizmi yakalamak için çok fazla zamanları yoktu. şapka, harf vs. 'devrimleri'nde olduğu gibi kadınlara da hukuksal haklar verilmiştir. elbette diğer muhaliflere olduğu gibi kadın hareketlerine de baskı, zulüm uygulanmıştır. ancak bunun kadın olmalarından değil, muhalif olmalarından kaynaklandığını düşünüyorum. ama bu durum bu hakların verildiği gerçeğini değiştirmiyor. diğer yandan 'haklar verildi oh ne güzel uygar bir kapitalizmimiz oldu' diye sevinmemizi de gerektirmiyor. aydınlanmacılığın bu tür bayraktarlığını yapan kimseye, tutarlı bir aydınlanmacılık için, amerika'ya da sahip çıkmalarını öneririm, zira tarihsel olarak en ileri, uygar kapitalizm orada.
  • bsg buraya en yakışan kısaltmadır. ne yani simdi bu gerizekalılık üzerine de mi kafa yoralım?
    çay may da koyma kardeşim sen sadece siktir git, zira bu salak fikri barındıran beyin kıvrımlarının sahibini çay koymaya kalkar onu da beceremez ıspanak falan demlemeye kalkar onu getirir önümüze