1. belki milyon defa söylenmiştir; savaş... ne ile savaştığını bilmeden hem de.

    kemoterapiyi hastalığın kendisi sayıyorum nedense. kanser olduğunu öğrenen insanların çökmesi nedendir derdim hep, bundanmış.

    özetlemek gerekirse; 3-4 ay önce annemin safra kesesi yolu kanseri olduğunu. önce iyi huylu, kötü huylu, ameliyat edilebilecek mi derken yıprandık. sonra doktor olduk. klatskin ile ilgili makaleler okurken bulduk kendimizi. biri aradığı zaman, telefon çalar çalmaz gözler sulanmaya başlardı o zamanlar. garip bir düğüm, anlatılmaz, yaşamayın.

    taksim'den beşiktaş dolmuşlarına giderken marmara oteli'nin oralarda anneme çok benzeyen birini gördüm. hastalığı yeni yeni öğreniyoruz. doktor belki ameliyat edebilirim diyor. o kadını görünce kendimi memlekette zannedip önce sevindim, sonra hıçkıra hıçkıra ağladım. garip bir ilizyon. sonra geri döndüm esasında o güne kadar sıradan bir insan gibi gördüğüm biriyle buluştum iş icabı. orada da ağladım. en büyük desteği de ondan gördüm sonradan. insan etrafındakilerin vasfını, insanlığını öğreniyor bu günlerde.

    istanbul'dan adana'ya gidişler başladı. annem balcalı hastanesindeydi. ilk gittiğimde tekerlekli sandalyede gördüm. ameliyat öncesi hazırlık için gezdiriyorlardı. 10 - 15 gün önce gördüğüm kadın kendini bırakmış, bambaşka bir insan olmuştu. ne kadar zayıf olduğumu anladım... yanında geçirdiğim bir gecede sadece yüzüne baktığımda ağlamadım. ertesi gün kaçmak için döndüm istanbul'a. sonra yine gittim, yine kaçtım, yine gittim, yine kaçtım. ameliyat oldu, ümitlendim.

    sonra raporlar, klasik doktor konuşmaları... şu kadar yaşayan da var bu kadar yaşayan da... karaciğere yayılmış v.s. v.s.

    herkes katılaşacaksın, alışacaksın diyordu. inanmıyordum. annem'e cerrahla son randevuda cerrah'ın ağzından kaçan "kemoterapi göreceksin." cümlesini duyduğumuzda yine inanmadım güçlü olabileceğime. annem kanser olduğunu bilmiyordu, ağlamaya, korkmaya başladı. aklıma gelen her şeye sövdüm. doktor kıvırdı, konuyu dağıttı ama olan olmuştu.

    kemoterapi tam orada girdi hayatımıza. hemen evi doktor arkadaşlarımla doldurdum. yapılması gerektiğini, zorluklarını ama iyileşenleri anlattırdım. orada bir yüz ifadesi, dünyanın en sahte yüz ifadesi yapıştı suratıma. sahte sahte gülüyordum artık sırf annem rahatlasın diye.

    gelen misafirler, nenem, dedem, büyüklerim... ne zaman karşısına geçseler ağladılar istemsiz. artık ağlamadığımı farkettim. bir sıkıntı var ama yahu neden ben moral bozan adam olayım ki dedim kendi kendime. insan katılaşıyor.

    kemoterapi başladı 15 gün önce. başladığı anda kusmalar, ağrılar, sızılar başlayacak sanıyordum. hep onun korkusu... 15 günün 1 haftası çok ağır geçti sayılır. dayanılmaz değildi ama ağırdı.

    insan kendi kendine konuşurken en çok "katılaşıyorsun" diyor bu süreçte. annem önündeki kaba kusarken; bugün az kustun diyebiliyordum. ağrısı sızısı varken "e bunlar olacak" geçiştirmelerini yapabiliyordum, insanlar annemin yanında ağlaşırken onları umursamadan annemi güldürmeye çalışabiliyordum.

    hasta da, ailesi de savaşıyor. ne kadar yaşayacağımızı, başımıza neyin geleceğini kimse bilmiyor. kaderci değilim, herkes kendi yolunu çizer buna inanırım ama ölüme de, başa gelen çekilire de inanırım. inanmak zorundayım. işte bu yüzden; tüm kötülükleriyle neredeyse dağılacağımızı sandığımız anda tüm aileyi birbirine kenetleyen şeyin adı da kemoterapi. bu kadar zor zamanda birbirimize tutunup ne yapıp ne edip bunun üstesinden gelebiliriz motivasyonunu bize yaşatan da.

    belki sevinçlerimiz de, hüzünlerimiz de şimdi bize ilizyon gibi geliyor o ilk hıçkırık gibi ama ben gerçekten işler zorlaştıkça umutlanıyorum. ne kanser, ne kemoterapi, ne de başka bir şey benim annemden ve inancımızdan güçlü değil.

    buraya bu tedaviyi alacağı için bakan arkadaşım; kork ama abartma. en azından yapılması gerekenlerin üstesinden geliyorsun. gerisi de "başa gelen çekilir" davası. ben öyle inanıyorum.

    yarın ikinci kür için gidiyoruz. hala aklımda binbir soru; yan etkiler birinciden fazla mı olacak, saçları bu kürden sonra mı dökülecek v.s. v.s... yaşayıp göreceğiz.
  2. çağımızın hastalığına, taş devrine yakışır bir tedavi...

    allah kimseyi kemoterapiye muhtaç etmesin. muhtaç olanlara allah yardım etsin.

    yenı gelişmeler yaşaniyor... öğrendigimize göre kanser tedavisi kalpten tutun da bir çok organın kimyasını bozuyormuş...

    modern tibba kanseri tedavi et diyorsunuz, ederim ama vücudun canına okurum diyor...

    sene 2013...

    modernlik bu işte.
  3. 10 cm.lik bir tümörle mücadele ederken saçlarımın asla dökülmeyeceğine inandığım anda
    duştan çıktığımda saçlarımın elime gelmesini sağlayan ilaç türü

    şahsım gibi kanseri şakaya alıp yeniyor iseniz ve bitmeyen yaşama isteğiniz var ise belinize
    gelen bir peruk alıp bakımınızı eksik etmeyiniz.
    ankara sokaklarında kimi zaman dazlak bir şekilde eğlence mekanlarına girip eğleniniz.
    zorladığı zamanlar çok elbette ama hiçbirşeyin sizden kıymetli değerli olmadığınız, sizden aldıklarını bir bir geri verdiğini bilirseniz moraliniz daha yüksek olur.

    yer:ankara
    -offff yavrum hatundaki saça bak

    adara peruğu çıkarır
    -birde böyle baksana....bence daha güzel.

    sonuç olarak biter efendim bu süreç biter. mide bulantıları da olur, halsizlikte, yemeden içmeden de keser. fakat bu belirtiler kişiden kişiye farklılık gösterir. sizden aldığı herşeyi daha güzel iade eder, siz bile inanamazsınız.
  4. alırken damla damla hayatını tekrar tekrar yargılatan süreç, kesinlikle her şeyi değiştiren tedavi...
  5. sakal traşımı hiç bir alet edevat kullanmadan, parmaklarımla yapabilmemi sağlayan tedavi yöntemi.
  6. ilacın türüne göre bir çok yan etkisi bulunan tedavi yöntemidir.
  7. kanser olmak zaten hem kişi hem de yakınları için kabullenilmesi yeterince zor ve ağır bir yük iken, bir de bu allah'ın cezası sözüm ona tedavi yöntemi insanoğlunu insanlıktan çıkarır. en sevdiğinizin kemoterapi alırken çektiği sıkıntılara, şahit olmak dünyanın en acı olayıdır. hele bir de çektiği tüm acılara rağmen onu yaşatmayı başaramadıysanız, lanet ederseniz çaresizliğe de, o mahkum olunan, zararı faydasından çok olan kemoterapiye de.....*

    edit:imla
  8. yapılan bir takım deneyler sonucunda, bu terapi sırasında kafa derisini özel başlıklarla soğutmanın, kafa derisindeki damarlar büzüştürerek saç köklerinin ilaçlardan etiklenmesini önlediği, böylelikle saç dökülmesinin önüne geçildiği belirlenmiş. ancak henüz geniş çağlı onaylanan bir çözüm bulunmamaktaymış.

    http://news.yahoo.com/…-prevent-hair-130003623.html

    dediğimiz gibi deneme aşamasında olan şeyler bunlar. henüz kesin bir çözüm yok.
  9. sevdiğiniz insanı kanser yormuyormuş, öldürmüyormuş gibi bir de bu* öldürmeye çalışıyor gibi hissettiren tedavidir. bir kanser - o pis, iğrenç, hastalıklı hücreler (allah belasını versin o hücrelerin) - vurur, bir de tedavisi.

    nasıl bir tedavi şeklidir ki insanı öldürmeye çalışır, nasıl bir tedavidir bu hayatınızda en yıkılmaz gördüğünüz adamı yerle bir etmeye uğraşır durur, nasıl bir tedavi hallaç pamuğu gibi oradan oraya atar sevdiğiniz insanı. nasıl nasıl nasıl?

    hayatımız boyunca hep sağlıklı olacakmışız, hayat bize güzelmiş gibi yaşamamalıymışız meğerse, bilmiyormuşum. öğrendim, çok acı oldu.

kemoterapi hakkında bilgi verin