şükela:  tümü | bugün
  • kanser hastalarının asla ama asla kaçmaması gereken tedavidir.

    bu satırları babasını kanserden kaybeden biri olarak yazıyorum.

    kemoterapiye başladıktan sonra 12 ay içinde kaybettim babamı.bir süre sonra işe yaramamaya başlamıştı.ama yine de babamla hayatımın en güzel aylarını geçirmemi o ilaçlara borçluyum.

    hareket kabiliyetinin neredeyse tamamını yitiren,ağrıları dayanılmayacak derecede olan babam bu tedaviye başladıktan sonra mucizevi sonuçlar aldı.bir ay içerisinde ağrılarının tamamı yok oldu.öyle ki babamla akşamları gezmeye çıktık.sinemaya gittik.alışveriş yaptık.yan etkileri yok denecek kadar azdı.ne mide bulantısı,ne saç dökülmesi ne de kusma.

    dediğim gibi bir süre sonra işe yaramıyor ama bu bahsettiğim "bir süre" çok ama çok uzun bir zaman dilimi olabilir.bu süreçte bir çok hastayla tanıştım.10 yıldan daha fazla süredir dönem dönem kemoterapi alan ve sağlık durumu gayet iyi olan bir çok kişinin varlığına bizzat şahit oldum.

    bu başlık altında girdikleri entryleri kanser hastalarının da okuduğunu unutan götlere sesleniyorum.gerçi onlara göt diyerek seslenmiş bulundum.tekrar etmek gerekirse götsünüz.
  • geçtiğimiz temmuz ayında mide kanseri adı altında başlayan süreçtir bizim için kemoterapi. bu süreçte yaşadıklarımızdan yola çıkarak, yolun başındakilere bir iki tavsiye vermek istiyorum.

    1. iyi ya da kötü başkalarının söylediklerine, yaşadıklarına kulak asmayın.

    parmak izlerimiz gibi eşsiz olduğumuz için kemoterapide de, aynı ilacı aynı şartlarda iki hastaya verirseniz farklı reaksiyonlar görmeniz gayet olasıdır.

    pek çok kemoterapi ilacı genellikle ön ilaç formunda verilip, hastanın bünyesindeki enzimler ile aktif hale dönüştürülür ve ancak bu dönüşümden sonra etki edebilir. diyelim ki bu dönüşümde rol oynayan enziminiz mutasyonlu, genelden farklı!, ilaç hiçbir şekilde aktif hale geçemeyeceğinden, aktivite gösteremeyecek ve iyileşme görülmediği gibi sıçrama yada nüksetme de görülebilecektir. yada ilacın hedefi sizde mutasyonlu, aynı şey söz konusu olacak. babamda yaşadığımız şey buydu. mide kanseri teşhisi ile tüm midesi alındı, 2 kür kemoterapi sonrasında, radyoterapi planlama esnasında anlaşıldı ki, babam karaciğerinde gelişen metastaz sonucunda 3. evreden 4. evreye geçiş yapmış.

    tam tersi de olabilir bu arada. yan yana iki hastadan biri ilacı metabolize edemezken, diğeri süper metabolizatör olabilir ve verilen ön ilacı son molekülüne kadar işleyerek maksimum yararı görebilir. istatistik dışı davranabilir.

    kemoterapi esnasında babamda neredeyse hiç yan etki görülmedi. bunu doktor ile paylaştığımızda, olabilir, görülmeyebilir, dedi. ilacın etki etmediğinden hiç şüphe duymadı!!! o iyimser hava ile biz de şüphe etmedik, babam iyi tolere ediyor, dedik ama siz uyanık olun, sorgulayın, doktorunuza sorgulatın..

    2. kanser markerları ile tarama isteyin.

    kemoterapi öncesinde yapılacak tarama sonucu elde edilecek değer, sizin referans noktanız olacak, ilaç alırken yapılacak taramalarda ise bu değerin düşmesi-yükselmesi ilacın işe yarayıp yaramadığına dair bir ip ucu olacak. babamda yapılmadı. biz de talep edebileceğimizi bilmiyorduk, doktorumuza teslim olduk tamamen. şimdi ise maksimumda 35 olması gereken markerın babamdaki değeri 2109!!! fark edilseydi belki karaciğerde bu denli yayılmadan müdahale edilebilirdi.

    3. radyoterapi öncesi pet-ct isteyin.

    evet hekim değiliz, evet konuya hakim de değiliz, bu işleri bilmiyoruz ama pet-ct ile ön taramayı sanırım her kanser hastası hak ediyor. önce bir tomografi alalım, hmm olmadı bu, bir de mr alalım, derken babam gibi hastane-iğne-kan korkusu olan, zor bir hasta ve yakınları için büyük bir eziyet yaşanıyor.

    4. doktorunuzdan emin olun.

    bizim en büyük hatamız. üniversite hastanesinde yapıldı babamın ameliyatı ve cerrahı dünya iyisi bir insan, prof. dr. serdar erkasap. babam başka bir hastaneye giderek doktoruna ihanet edeceği hissine kapıldı, gidemedi başka bir yere. biz de, üniv. hastanesi doktoru nihayetinde kendini daha da güncelliyordur, son gelişmeleri takip ediyordur, diye düşündük. marker bakılmadı, pet-ct hiç istenmedi. gayet ifadesiz bir yüzle ilgileniyormuş gibi yaptı. ilgilenmedi çünkü bu evredeki mide kanserlerinde sağ kalım istatistiği belli ve düşük idi, doktor da bizi o istatistiğin dışına çıkarmak için değil, o istatistiğe sokmak için rutin memuriyet işini yaptı.

    nihayet serdar erkasap ile konuşup babamı başka bir hastaneye gitmesi için ikna edip edemeyeceğini sorduk, kabul etti sağ olsun. şimdi doç. dr. zeki üstüner’in hastasıyız. ben bu kadar mücadeleci, sevgi dolu bir onkolog, böyle bir insan görmedim. ailemizden biri gibi anlattı, biz anlattık, “doktor ile bir-lik-te” karar aldık. babamla da abisi ile konuşur gibi konuştu. ikna etti. süper bir insan.

    ümit verdi mi, hayır; ümitsiz miyiz, hayır. sadece hazırlıklıyız, o kadar. bize ayırdığı vakit üniversite hastanesindeki hocanın ayırdığı kadar ama iş o vakti etkin kullanmakta zaten. iş işten geçmiş, demedi; marker taramaları, pet-ct tetkikleri yapıldı. ilaç için ise 2010’dan bu yana etkin şekilde kullanılan ama ülkemizin kemoterapi protokollerinde yaygınlaşmamış yeni akımı takip ediyor, sağlık bakanlığından onay bekliyoruz.

    5. hastanıza kanser olduğunu söylemeden önce, bir durun, düşünün.

    evet hastanın hastalığını, işin ciddiyetini bilmemesi, gelecek planları yapması çok acı.. ama bazen söylenmemeli.

    şarkıcı nilüfer, siyaset meydanında, hastanın kendisine söylenmeli, saklanmamalı, dedi diye çat diye söylenmemeli.

    önce bir düşünmek gerek.. hastanın yaşı, cinsiyeti, eğitim durumu, görüp geçirmişliği yani sosyo-psikolojik durumu hesaba katılmalı. bizde amerikan filmlerindeki gibi yürümüyor çünkü bu işler, hmm madem vaktim az, gideyim gezeyim, demiyor bizim insanımız.

    babamdan örnek vermem gerekirse; 61 yaşında, ilkokul mezunu, işçi emeklisi, konuşkan değil, içine kapanık… tüm hayatını, bir gün güzel bir hayat beni de bulacak, düşüncesi ile “anı yaşamadan”, annesine feda ederek yaşamış (gerçekten, babannemi 2 yıl önce kaybettikten sonra babam da bir uyanış yaşadı ama işte..). yani aslında hiç yaşamamış. tvlerde, haberlerde kanser’in “amansız bir hastalık” olduğu dayatmasına maruz kalmış ve onun için kanser=ölüm. bu anlayışta ve hiç yaşamamış bir insana ne söylerseniz söyleyin, onun için anlamı şu cümle olacak: son evre kansersin ve ne zaman öleceğini ön görüyoruz.

    son altı ay deniyor babam için, kendi durumundan haberdar olsaydı hayata küsecek, kendini odasına kapatacak, en sevdiği torununu bile görmek istemeyecek ve ölümünü bekleyecekti; biliyoruz. oysa ki şimdi, tek problemi yeni ilacın gün içinde ne kadar süre ile verilecek olduğu; bir buçuk saat dedim, çok rahatladı. gelecek planları yapıyor, dinliyoruz.. neden bölelim ki hayallerini. biz ise bu zamanı güzel bir vedalaşma zamanı olarak düşünüyoruz ilk şoku atlattığımızdan bu yana. umutlu değiliz, ümitsiz değiliz, hazırlıklıyız.

    (benim gözlemim kadınların daha güçlü bir şekilde savaşıp, galip geldiği yönünde. erkeklerden farkları, birbirleri ile konuşmaları, anlatmaları, paylaşmaları.)

    6. hasta yakını depresyonu.

    hasta değil hasta yakını iseniz ve yoğun olarak siz ilgileniyorsanız, bunu dikkate alın derim. kendinize iyi bakın ki, hastanıza faydanız dokunsun. terapi bitip de hastanızın temiz olduğu netleşinceye kadar, iyimserlik yada ümitsizlikle gardınızı düşürmeyin. herşey iyi gidebilir 2 ay, 3. ay değişebilir; bu değişimin yaşatacağı şok ile dağılan bir hasta yakınının hastasına bir faydası olamıyor. yada tam tersi, iyileşebilecek bir hasta, bu karamsarlık nedeniyle kötüye gidebilir.

    7. kalabalıktan korkmayın.

    onkoloji servisleri, poliklinikleri gerçekten çok kalabalık ve uzun kuyruklar, beklemeler yaşanıyor, korkmayın.. alışıyorsunuz.

    8. durmak yok, yaşamaya devam.

    evet, hayat rutininde akmadıkça, hasta için de hiçbir şey normale dönmeyecekmiş gibi geliyor. o nedenle, öncesinde her ne yapılıyorsa, hastanın vaktinden çalmadan, yapılmaya devam edilmesi, evdeki karanlık havanın dağılmasını sağlıyor.

    9. kanserli biriyle yaşama rehberine bakmakta fayda var.

    10. kemoterapi sonrası ev ziyaretleri.

    özellikle hasta hastalığını bilmiyorsa, hasta yakınlarının telefonda verdiği sinyali alın.. kemoterapiden hemen sonraki hafta is-ten-mi-yor-su-nuz..

    bilen bilir, kemoterapi ilaçlarının asıl yan etkileri hasta hastaneden taburcu olunca (o kür bittikten sonraki hafta) yaşanır.. hasta ziyaretlerinizi de kür biter bitmez yapmayın o nedenle. hastanın ilgiye ve bakıma ihtiyacı var ve hasta yakını da yorgun; bunun üzerine bir de sizle ilgilenmek durumunda bırakmayın insanları, bencilliğin lüzumu yok.

    ziyaret edeceğiniz zamanı bilin, geldiğinizde de kalkmayı bilin. ziyaretinizi yaparak kendi vicdanınızı rahatlatmak adına hasta ve yakınlarına sıkıntı vermeyin..

    11. 50 yaşına kadar sen bedenine iyi bak, sonra da o sana iyi baksın.

    son olarak; benim babam vasıtası ile bu hastalıktan öğrendiğim iki şey var; birincisi `50 yaşına kadar sen bedenine iyi bak, sonra da o sana iyi baksın`! ikincisi ise, sonrasının olmadığı.. şimdi var sadece (bkz: the power of now). güzel bir tatil için tüm borçları ödemeyi; aile ile güzel bir gün geçirmek için her şeyin yolunda olmasını beklemeden, şimdi, o an neye sahipse insan onu güzelleştirip içine almalı.. biz sıradan insanlar için, hiçbir şey hiçbir zaman eksiksiz-kusursuz olmuyor çünkü.

    edit: yaşayanlara geçmiş olsun; yaşamamışlar hiç yaşamasın umarım lakin her eve giriyor sinsice...

    edit2: yeni madde ekledim.. ve mesaj yoluyla destekleyen herkese teşekkürler. sevgiyle, sağlıcakla.
  • valide hanımın hastalığı sebebiyle 2013 yılında ailecek çok sık kullanacağımız bir kelime olacak. geçen hafta iki göğüsü ve bir lenf bezi alındı. kesin patoloji raporunu alıp. ameliyat yaraları geçtikten sonra yılın ilk haftasında onkolojiye başvuracağız. buraya not düşmek istedim. geriye döndüğümde bakalım 2013 yılının sonuna kadar neler göreceğiz?
  • modern tıbbın ilkel kaldığı alanlardan biri...

    züccaciye dükkanına giren fil misali vücuda giren bi ilaçla yapılan tedavi...

    modern tıp...

    solemesi ayıp, aslında tüm ilacli tedavi yöntemleri kemoterapiye benzer bi yönüyle. mesela diş iltihabı için antibiyotik alırsınız, bu ilaç hem iltihabın hem de midenizin anına koyar sonra bir de mide koruyucu ilaç alırsınız... gibi...

    e tabi prospektuste her şey açıklanır. kol gibi yan etkiler çoğu zaman ilacın faydasindan ziyadedir.

    suna benzetirim ben;görevi göstericileri dağıtmak olan polisin o bölgede kim varsa çoluk çocuk gaza bogmasi ya da coplamasi...

    evet bu ilaçlar da çok kabadir. iyi kötü tanımaz. ezer...

    en iyisi köy hayatı... inzivaya çekilmek. huzur içinde ölmek....
  • belki milyon defa söylenmiştir; savaş... ne ile savaştığını bilmeden hem de.

    kemoterapiyi hastalığın kendisi sayıyorum nedense. kanser olduğunu öğrenen insanların çökmesi nedendir derdim hep, bundanmış.

    özetlemek gerekirse; 3-4 ay önce annemin safra kesesi yolu kanseri olduğunu. önce iyi huylu, kötü huylu, ameliyat edilebilecek mi derken yıprandık. sonra doktor olduk. klatskin ile ilgili makaleler okurken bulduk kendimizi. biri aradığı zaman, telefon çalar çalmaz gözler sulanmaya başlardı o zamanlar. garip bir düğüm, anlatılmaz, yaşamayın.

    taksim'den beşiktaş dolmuşlarına giderken marmara oteli'nin oralarda anneme çok benzeyen birini gördüm. hastalığı yeni yeni öğreniyoruz. doktor belki ameliyat edebilirim diyor. o kadını görünce kendimi memlekette zannedip önce sevindim, sonra hıçkıra hıçkıra ağladım. garip bir ilizyon. sonra geri döndüm esasında o güne kadar sıradan bir insan gibi gördüğüm biriyle buluştum iş icabı. orada da ağladım. en büyük desteği de ondan gördüm sonradan. insan etrafındakilerin vasfını, insanlığını öğreniyor bu günlerde.

    istanbul'dan adana'ya gidişler başladı. annem balcalı hastanesindeydi. ilk gittiğimde tekerlekli sandalyede gördüm. ameliyat öncesi hazırlık için gezdiriyorlardı. 10 - 15 gün önce gördüğüm kadın kendini bırakmış, bambaşka bir insan olmuştu. ne kadar zayıf olduğumu anladım... yanında geçirdiğim bir gecede sadece yüzüne baktığımda ağlamadım. ertesi gün kaçmak için döndüm istanbul'a. sonra yine gittim, yine kaçtım, yine gittim, yine kaçtım. ameliyat oldu, ümitlendim.

    sonra raporlar, klasik doktor konuşmaları... şu kadar yaşayan da var bu kadar yaşayan da... karaciğere yayılmış v.s. v.s.

    herkes katılaşacaksın, alışacaksın diyordu. inanmıyordum. annem'e cerrahla son randevuda cerrah'ın ağzından kaçan "kemoterapi göreceksin." cümlesini duyduğumuzda yine inanmadım güçlü olabileceğime. annem kanser olduğunu bilmiyordu, ağlamaya, korkmaya başladı. aklıma gelen her şeye sövdüm. doktor kıvırdı, konuyu dağıttı ama olan olmuştu.

    kemoterapi tam orada girdi hayatımıza. hemen evi doktor arkadaşlarımla doldurdum. yapılması gerektiğini, zorluklarını ama iyileşenleri anlattırdım. orada bir yüz ifadesi, dünyanın en sahte yüz ifadesi yapıştı suratıma. sahte sahte gülüyordum artık sırf annem rahatlasın diye.

    gelen misafirler, nenem, dedem, büyüklerim... ne zaman karşısına geçseler ağladılar istemsiz. artık ağlamadığımı farkettim. bir sıkıntı var ama yahu neden ben moral bozan adam olayım ki dedim kendi kendime. insan katılaşıyor.

    kemoterapi başladı 15 gün önce. başladığı anda kusmalar, ağrılar, sızılar başlayacak sanıyordum. hep onun korkusu... 15 günün 1 haftası çok ağır geçti sayılır. dayanılmaz değildi ama ağırdı.

    insan kendi kendine konuşurken en çok "katılaşıyorsun" diyor bu süreçte. annem önündeki kaba kusarken; bugün az kustun diyebiliyordum. ağrısı sızısı varken "e bunlar olacak" geçiştirmelerini yapabiliyordum, insanlar annemin yanında ağlaşırken onları umursamadan annemi güldürmeye çalışabiliyordum.

    hasta da, ailesi de savaşıyor. ne kadar yaşayacağımızı, başımıza neyin geleceğini kimse bilmiyor. kaderci değilim, herkes kendi yolunu çizer buna inanırım ama ölüme de, başa gelen çekilire de inanırım. inanmak zorundayım. işte bu yüzden; tüm kötülükleriyle neredeyse dağılacağımızı sandığımız anda tüm aileyi birbirine kenetleyen şeyin adı da kemoterapi. bu kadar zor zamanda birbirimize tutunup ne yapıp ne edip bunun üstesinden gelebiliriz motivasyonunu bize yaşatan da.

    belki sevinçlerimiz de, hüzünlerimiz de şimdi bize ilizyon gibi geliyor o ilk hıçkırık gibi ama ben gerçekten işler zorlaştıkça umutlanıyorum. ne kanser, ne kemoterapi, ne de başka bir şey benim annemden ve inancımızdan güçlü değil.

    buraya bu tedaviyi alacağı için bakan arkadaşım; kork ama abartma. en azından yapılması gerekenlerin üstesinden geliyorsun. gerisi de "başa gelen çekilir" davası. ben öyle inanıyorum.

    yarın ikinci kür için gidiyoruz. hala aklımda binbir soru; yan etkiler birinciden fazla mı olacak, saçları bu kürden sonra mı dökülecek v.s. v.s... yaşayıp göreceğiz.
  • çağımızın hastalığına, taş devrine yakışır bir tedavi...

    allah kimseyi kemoterapiye muhtaç etmesin. muhtaç olanlara allah yardım etsin.

    yenı gelişmeler yaşaniyor... öğrendigimize göre kanser tedavisi kalpten tutun da bir çok organın kimyasını bozuyormuş...

    modern tibba kanseri tedavi et diyorsunuz, ederim ama vücudun canına okurum diyor...

    sene 2013...

    modernlik bu işte.
  • 10 cm.lik bir tümörle mücadele ederken saçlarımın asla dökülmeyeceğine inandığım anda
    duştan çıktığımda saçlarımın elime gelmesini sağlayan ilaç türü

    şahsım gibi kanseri şakaya alıp yeniyor iseniz ve bitmeyen yaşama isteğiniz var ise belinize
    gelen bir peruk alıp bakımınızı eksik etmeyiniz.
    ankara sokaklarında kimi zaman dazlak bir şekilde eğlence mekanlarına girip eğleniniz.
    zorladığı zamanlar çok elbette ama hiçbirşeyin sizden kıymetli değerli olmadığınız, sizden aldıklarını bir bir geri verdiğini bilirseniz moraliniz daha yüksek olur.

    yer:ankara
    -offff yavrum hatundaki saça bak

    adara peruğu çıkarır
    -birde böyle baksana....bence daha güzel.

    sonuç olarak biter efendim bu süreç biter. mide bulantıları da olur, halsizlikte, yemeden içmeden de keser. fakat bu belirtiler kişiden kişiye farklılık gösterir. sizden aldığı herşeyi daha güzel iade eder, siz bile inanamazsınız.
  • alırken damla damla hayatını tekrar tekrar yargılatan süreç, kesinlikle her şeyi değiştiren tedavi...
  • kemoterapinin en basit ve özlü anlatımı ünlü amerikan kanser araştırmacısı virginia livingston tarafından şöyle ifade edilmiştir:''kemoterapi çok toksik bazı kimyasal zehirlerin hastaya verilmesi, ve hastayı öldürmeden önce tümörleri öldürmesini beklemekten ibarettir''
  • ilacın türüne göre bir çok yan etkisi bulunan tedavi yöntemidir.