şükela:  tümü | bugün
  • kendisi tmt bayraktari idi. *
  • ali rıza vuruşkan'dan devraldığı türk mukavemet teşkilatı bayraktarlığını 1962-1967 yılları arasında yürütmüş türk subayı. kendisi 5 yıl boyunca türk mukavemet teşkilatı'nı yönetmiş ve komutanlığını yapmıştır. görev yaptığı dönemin ali rıza vuruşkan dönemine kıyasla daha zorlu ve çetin olduğu söylenebilir.

    cüneyt öztürk tarafından "kod adı bozkurt" ismiyle yayınlanan biyografik roman kendisi hakkında bilgi sahibi olunabilecek en kapsamlı döküman durumundadır. bozkurt, kenan çoygun'un tmt jargonundaki kod adıdır.
  • kenan çoygun, kıbrıs türk’ünün en büyük şansı olarak 1962-1967 yılları arasında (bkz: türk mukavemet teşkilatı) tmt'nin başı olarak görev yapmış bir türk subayıdır. esasında kıbrıs destanı’nda görev almış, ortaya yüreğini koymuş binlerce çılgın türk’ten biridir. teşkilatın bozkurt kod adlı üçüncü bayraktarıdır.

    bozkurt kod adlı kenan komutan’ın diğer kahraman çılgın türklerden ayrılma sebebi ise en çılgınlarından biri olmasıdır. görevde bulunduğu süre içinde yapmış olduğu icraatlar, kahramanlıklar, hayatından verdiği ödünler ve adam gibi adamlığı basit bir yazıyla anlatılamaz ama neden kıbrıs türk’ünün bir şansı olarak kabul edildiğini, hatta neden ve nasıl en çılgın olarak tanımlandığını biraz izah etmeye, özetlemeye çalışacağım.

    öncelikle kenan çoygun’un bayraktarlığını yani komutanlığını yaptığı “tmt” nedir? bu kurum hangi ihtiyaç üzerine ve nasıl kurulmuştur? en önemlisi kim/kimler tarafından kurulmuştur? bu soruların yanıtları için kısa bir özetle başlamak gerekir.
    -tmt için özetten ziyade daha detaylı bilgi almak için şu entry de okunabilir; (https://eksisozluk.com/entry/109443133)-

    tmt’nin resmi kuruluş tarihi 1 ağustos 1958 olarak kabul edilir. bu tarih, kıbrıs türk’ünün bir başka şansı olan rıza vuruşkan’ın, iş bankası müfettişi gibi kamufle olarak, ali conan takma adıyla, adaya adım attığı tarihtir. (rıza vuruşkan aynı zamanda ilk bayraktar idi.) ancak teşkilatın gayrı resmi kuruluşu bu tarihten yaklaşık olarak 8 ay önceye dayanır. 26 kasım 1957 tarihinde, türk büyükelçiliği’nde görevli mustafa kemal tanrısevdi’nin evinde, eoka isimli rum terör örgütünün artık türkleri de hedef almaya başlaması sonucu örgütlü bir direniş başlatmak ve türk toplumunun hayatta kalmasını sağlamak amacıyla toplum liderleri rauf denktaş ve dr burhan nalbantoğlu tarafından kurulmuştur. zira her iki lider de gelecekte yaşanacakları önceden görmüş, türkiye destekli bir oluşum ile var olan diğer örgütleri (volkan, kara çete vb. ) tek çatı altında toparlamayı hedeflemişlerdir.

    peki neden böyle bir örgütün kurulması zaruri olmuştur?
    şimdilerde bir çok tarihini bilmez, o yıllarda iki toplumun kardeş kardeş yaşadığından bahsetmekte. (münferit örnekler olduğu doğru, ancak genele bakıldığında böyle bir şeyin söz konusu dahi olamayacağı hemen fark edilecektir.) o yıllarda da türkler ve rumlar ayrı mahallelerde ve köylerde yaşamaktaydı. ayrı okullarda okuyarak, ayrı dillerini konuşarak ve birbirleriyle evlenmeyerek (evliliğin sanıyorum 1 ya da 2 tane istisnası mevcut) yaşamaktaydı. türkler nüfus olarak azınlıktaydılar ve adaya yayılmış durumdaydılar. sadece sınırlı sayıda köy ve mahallede karma bir şekilde yaşam sürmekteydi. yani aslında iki toplum sınırlı sayıda yerleşim yerinde, karışık bir şekilde, birbirlerinin ayağına basmadıkları sürece kardeşçe yaşamaktaydılar. hatta bu karışık yerleşim birimlerinin bir çoğunda bile mahalleler ayrılmıştı. (bu arada belirtmeden geçemeyeceğim. münferit örnekler dediğimiz dostluk hikayeleri de çok özel ve kıymetli bence. bunlar da başka bir entry'nin konusu olabilir) ancak bu kardeşlik, 1955 yılında yunan ordusunda albay rütbesine kadar yükselmiş kıbrıslı bir subay olan (bkz: georghios thedors grivas) isimli şahsın kurduğu (bkz: eoka) (ethniki organosis kyprion agoniston / kibrisli savascilarin ulusal birligi) tedhis örgütü ile son bulmuştur.

    eoka’nın öncelikli hedefi sömürgeci ingilizlerle mücadele etmekti. ancak ingilizlerden kurtulduktan sonra adayı yunanistan’a bağlamak gibi çılgınca bir hedefleri vardı (bkz: enosis).

    türk cemaati ise böyle bir şeye asla müsaade etmeyeceğini ilk andan itibaren duyurduğundan eoka militanlarının ikincil hedefi haline gelmişlerdi. bu aşamada eoka’nın tüm odağı ingilizlerde olduğundan türk toplumu için henüz bir tehlike değillerdi. zaten onlar da azınlıkta olan türk toplumunu her daim kolay lokma gördüklerinden önceliği ingilizlere vermişlerdi. ancak ingilizler oyunu değiştirmeye hazırlanmaktaydılar... tüm taraflar da bu değişikliğin farkındaydılar. zira ingiltere ikinci dünya savaşından galip çıkmış gibi gözükse de çok kan kaybetmişti ve artık eski gücünde değildi.

    eoka, kısa sürede ingilizlere karşı çok başarılı bir bezdirme politikası gütmüş ve uyguladıkları gerilla taktikleriyle nispeten başarıya ulaşmıştı. ingilizler ise verdikleri ağır kayıplar sebebiyle bu işten -adayı kaybetmeyecekleri bir formül ile- sıyrılma yöntemleri aramaktaydılar ve buldular! bana göre dahiyane bir yöntem kullandılar. kendilerini hedef tahtasından çıkarıp, türk toplumunu tahtanın ortasında konumlandırmak için eoka ile mücadelede türkleri polis teşkilatında kullanma kararı aldılar. bu durum türk toplumunun da işine geldi. zira türk toplumu o yıllarda ciddi şekilde yoksullukla mücadele halindeydi. böylece ingilizler, temeli 400 yıldan daha eskiye dayanan etnik tabanlı nefret ateşini körükleyerek bir kavga başlattılar. bu kavga büyürken de çok stratejik iki üs almak suretiyle tertemiz, hatta takdir edilesi bir şekilde aradan sıyrılıverdiler. öyle bir sıyrıldılar ki yarattıkları ortam sebebiyle onlarca yıl oluk oluk kan akarken (bkz: fish&chips) ile izlediler. ingilizin planı başarılı olmuş, kavga başlamış ve kendileri hakem olmuştu. tıpkı verdiği karar sonrası ortalık karışınca ağzında düdükle kavganın bitmesini bekleyen futbol hakemleri gibiydiler.

    eoka’nın palazlandığı yıllarda, eş zamanlı olarak türkiye de boş durmuyordu. (bkz: rauf denktaş) ve (bkz: dr.fazıl küçük) ankara’ya giderek destek arayışına girmiş, demokrat parti hükümeti dışişleri bakanı (bkz: fatin rüştü zorlu)’yu ikna etmişlerdi. dp hükümeti konuyla alakalı genelkurmayı görevlendirmişti. genelkurmay ise işi ehline, yani türkiye taktik seferberlik grubunun kurucusu olan (bkz: özel harp dairesi) (bkz: daniş karabelen) paşa’ya teslim etmişti. hükümet kesin ve net bir şekilde türkiye cumhuriyeti’nin direk bağlantısının gözükmesini istememişti.

    danis karabelen pasa, genelkurmay’dan aldığı direktifle birlikte hızla çalışmalarını başlattı. çalışmaların en büyük amacı kibris türkünün kendi kendini savunabilmesini sağlayabileceği lojistik ve eğitim alt yapısını kurmaktı. böylece kendi önderliğinde bir çalışma grubu kurdu. bu grubun ankara ayaginda binbaşı (bkz: ismail tansu), kıbrıs ayağında ise 7 kişilik ekibiyle ilk bayraktar (bkz: rıza vuruşkan) bulunuyordu. rıza vuruşkan ve ismail tansu, denktaş bey ve arkadaşlarıyla sürekli iletişim halindeydi. ilk iş olarak rıza vuruşkan, ali conan kod adıyla iş bankası müfettişi sıfatıyla adaya giriş yaptı ve türkiye cumhuriyeti destekli tmt resmi olarak faaliyetlerine başlamış oldu. tarihler agustos 1958’in ilk günleriydi.

    ilk bayraktar rıza vuruşkan belki de mücadelenin en zor kısmı olan başlangıç aşamasını büyük bir özveri ve gizlilik içinde başlatmıştı. görev yaptığı çok kısa sürede teşkilat kurulmuş, üyeleri özenle seçilmişti. kıbrıs gibi küçücük bir yerde bu üyelerin sayısı 5.000 kişi gibi bir sayıya ulaşmıştı ve bu 5.000 kişilik mukavemet teşkilatı üyelerinin eğitimleri sağlanmıştı. eğitimler hem kıbrıs içinde, hem de ankara (bkz: zir vadisi)’nde yapılmaktaydı. o yıllarda bunun başarılması, gizlilik kurallarının bu kadar net ve kati bir şekilde uygulanmış olması bile çok büyük bir başarıdır. zira ne rumlar ne de ingilizler bu durumu fark edememişlerdi. tüm istihbaratları tahminden öteye geçememekteydi. nitekim kıbrıs türk’ü bu gizli örgütlenmenin karşılığını çok kısa bir süre sonra yok olmaktan kurtulacağı bir ölüm kalım mücadelesinde alacaktı…

    derken 27 mayıs 1960 darbesi yapıldı türkiye’de ve en büyük darbeyi kıbrıs türk direnişi aldı diyebiliriz. zira kıbrıs türk’ünün en büyük mücadele destekçileri olan (bkz: fatin rüştü zorlu) ve (bkz: adnan menderes) bu darbeyle saf dışı bırakıldılar. bu noktada iki senedir işleyen büyük gizlilik, demokrat parti hükümetine karşı çok ciddi şekilde kullanılmaya başlandı. hatta tmt için “menderes kıbrıs’ta kendi ordusunu kuruyor”, “menderes’in gestaposu” gibi söylemler mahkemede delil olarak sunulmaya başlanmıştı. bunun sonuçları ağır oldu elbette. daniş karabelen paşa demokrat parti milletvekili olan kardeşi sebebiyle tasfiye edildi, rıza vuruşkan ankara’ya geri çağırıldı, ismail tansu emekliye ayrıldı. tüm beyin takımının tasfiyesi sebebiyle de mücadele iki yıl kadar durma noktasına geldi. o kayıp iki yılda ne kıbrıs’ta ne de ankara’da teşkilat için hiçbir şey yapılmamıştı.

    darbe sonrası tmt ve türkiye kendi iç meseleleriyle boğuşurken 16 ağustos 1960 tarihinde birleşik krallık, yunanistan ve türkiye garantörlüğünde, başkanı başpiskopos makarios olan kıbrıs cumhuriyeti kurulmuştu. başkan yardımcısı da dr.fazıl küçük olmuştu. eoka ise hedefe ulaşırken aşması gereken en büyük engel olan ingilizlerden kurtulma işini başarmıştı. tabi rehavete kapılmadan asıl hedefleri olan enosis için çalışmalarını yoğunlaştırmış ve türk toplumunu -neredeyse- girit türklerinin akıbetine doğru itme planlarını hazırlamaya koyulmuşlardı.

    rıza vuruşkan’ın geri çağrılmasından sonra yaklaşık 6 ay süresince kimse bu göreve atanmamıştı. sonrasında melih bey lakaplı binbaşı mustafa kaya dağlı bu göreve atandı. melih bey’in öncelikli görevi bu teşkilata lojistik ve eğitim desteği sağlamaktan çok cunta yönetimine istihbarat sağlamaktı. dolayısıyla kıbrıs’ta yaptığı tek çalışma durumun aynen türkiye’ye aktarılmasıydı. aynı dönemde görev yapan büyükelçi emin dırvana ise hiçbir şey yapmamaktan da öte o güne kadar titizlikle inşa edilmiş teşkilata zarar verecek davranışlarda bulunmaktaydı.

    kenan çoygun'lu yıllar
    derken bu süreçte çok kıymetli iki sene kaybedilmiş oldu. melih bey’in istihbaratları ile kıbrıs’ta yaşanmakta olan süreci gören türkiye yönetimi durumu değiştirmek üzere faaliyetleri yeniden başlatma kararı aldı. bu günler ulvi keser'in denktaş bey ile yaptığı söyleşide şöyle geçer; “nihayet bana bir gün genelkurmay’dan bir albay geldi ve ‘denktaş bey biz mecburduk ve kendi adamımızın raporlarına inanmak mecburiyetindeydik. şimdi gelişmelere baktıkça, görüyoruz ki siz tamamen haklıydınız. rumların bir harekete geçeceğini biz de görüyoruz… size çok yeni bir lider gönderiyoruz. lütfen onunla da işbirliği yapın ve bir şey yapmadığımız için özür dileriz.”
    albaylar cuntasının kıbrıs’taki örgütlenmenin yapısını ve amacını anlamaları iki sene sürmüştü. ancak bu kayıp iki senenin sonunda kıbrıs’ta yürütülen çalışmaların hükümetler üstü milli bir dava olduğu anlaşılabilmiştir.

    genelkurmay’dan gelen subayın denktaş’a müjdelediği isim kenan çoygun’dur. kendisinin bu göreve seçilme sebeplerinden belki de en önemlisi genelkurmay istihbarat şube müdürü olarak çalıştığı dönemde kıbrıs meselesi ve raporlarına çok ilgi göstermesidir. aynı zamanda bu şu anlamada gelmektedir tabi kayıp iki sene süresince melih bey’in gönderdiği tüm istihbarat raporlarına da vakıftır ve hali hazırda adadaki ortamı iyi bilmektedir. göreve seçilmesindeki diğer önemli hususlar ise inisiyatif alabilme, üstün askeri taktik ve psikolojik harp yetenekleridir kuşkusuz. görevi aldıktan hemen sonra dışişleri bakanlığı kıbrıs masası’nda uzunca bir süre gece gündüz çalışmış, bu süre zarfında (6 ay kadar) çeşitli zamanlarda gizlice bir turist gibi kıbrıs’a geliş gidişleri de olmuştur. hatta bu gizli ziyaretlerde adanın her köşesini karış karış gezdiği bilinmektedir. yani 21 aralık 1963’te başlayacak olaylara yaklaşılan günlerde adadaki türk toplumu ve tmt lidersiz olduğunu düşünürken teşkilatın üçüncü bayraktarı gizlice görevine başlamıştı. 3 ekim 1962 tarihinde de türkiye’nin lefkoşa büyükelçiliği askeri ataşesi kemal coşkun olarak resmen adaya giriş yapmıştı. teşkilat içindeki kod adı "bozkurt" idi. görsel

    adaya görevli olarak ilk gelişinde eşi ve çocuklarını 6 ay süreyle getirmemişti. lefkoşa’nın rum mahallelerinden birinde ev tutmuş ve eoka örgütünü takibe almıştı. bu takiplerinde ne kadar ileri gittiğini anlamamızı sağlayacak en önemli ibare ise grivas’ın dahi çoygun’un radarına girmiş olmasıdır. grivas o yıllarda eoka tedhiş örgütünün başı olarak büyük gizlilikle ve son derece iyi korunmaktadır. ayrıca yıllarca ingilizlerle gayrı nizami harp yapmış olmasından kaynaklı ekstra tedbirlidir. yani o yıllarda kıbrıs gibi bir yerde, aşırı önlemlerle korunan grivas’ı bırakın takip etmeyi görebilmek bile bir mucize olmalıdır. bu bize kenan çoygun'un istihbarat faaliyetlerindeki başarısını göstermektedir.

    ilerleyen süreçte eşi ve küçük oğlunu da adaya aldırır. görece daha büyük olan iki çocuğunu ise adaya hiç getirmeyecektir. adada görevli olduğu 4.5 yıl süresince türkiye’ye hiç gitmediği göz önüde bulundurulursa bu dava için en büyük fedakârlıklarından birinin de evlat hasreti olduğu söylenebilir. bu kadar fedakarlıkla göreve başladığı günlerde rumlar ve hatta türk toplumu bile henüz kendisini tanımamaktadır. her iki toplumla da tanışması bir kavga sonucu olacaktır. eşi ve çocuğuyla birlikte bir restoranda yemek yedikleri sırada sayıları tam belli olmamakla birlikte kalabalık bir rum grubunun taşkınlığını kabullenemeyip kendilerini bir temiz pataklar. olay akşamın o saatinde lefkoşa’da hızla yayılır ve tek bir türkün kalabalık bir rum grubunu tek başına hırpaladığını duyan türkler olay yerinde toplanırlar. sanırım tek bir kişiden dayak yemek bir şok etkisi yaratmış olmalı ki hırpalanan rumlar tabanları yağlayarak kaçarlar. bu esnada bozkurt, dayak yiyenlerin daha kalabalık bir şekilde geleceğini düşünerek eşini ve çocuğunu eve bırakıp mekana döner. adeta meydan okuyarak beklemeye başlar. dayak yiyen rumlar belki de türklerin toplanmış olmasından sebep o gece tekrar mekana dönemez ama kıbrıslı türkler bu yürekli türkiyeliden çok etkilenirler. bu koca yürekli heybetli adamın yeni bayraktarları olduğunu ise kanlı noel olaylarında anlayacak ve çok sevineceklerdir.

    bir de kenan çoygun görevi devralırken nasıl bir siyasi ortam olduğundan söz etmek gerekir. o günlerde tmt ayrı, kıbrıs türk kontenjan alayı ayrı, elçilik ayrı bir telden çalıyordu demek hiç de abartılı olmaz sanırım. arada bir koordinasyon olmadığı gibi kıbrıs türk toplum liderleri de sürekli bu kurumlar arasında kalmak durumundaydılar. bunun sonucu olarak herkes kendine yakın gördüğü bir kurumu taraf olarak seçmişti. hal böyleyken elçiliğe daha yakın durumda olan dr küçük, diğerleri tarafından yanlış anlaşıldı ve en birlik olunması gereken günlerde bayraktarlıkla arasında derin bir çatlak oluştu. sadece adada değil türkiye içinde bile “denktaşçılar” ve “küçükçüler” olarak bölünmeler yaşanmaktaydı. işte kenan çoygun böyle zorlu bir siyasi zeminde görevi devraldı.

    derken 21 aralık 1963 geldi ve çattı. olayların fitili lefkoşa’da yer alan tahtakale semtinde bir sözde barikatta, araçtaki türklerin üzerlerini aramak isteyen rum polisinin tahrikleriyle başladı. kadın ve erkeklerden oluşan bu 10 kişilik grubun itiraz edeceği çok belliydi zaten ve belki de kasıtlı seçilmişlerdi. çıkan arbede, türklerin üzerine otomatik silahlarla açılan yaylım ateşiyle sonuçlandı. iki kıbrıs türkü orada yaşamını yitirdi. böylece eoka, başlangıcı planlanandan daha erken olmakla birlikte türk toplumunu imha planı olan (bkz: akritas planı) için uygun ortamı yaratmış oldu. bu plana göre tıpkı girit gibi kıbrıs da türklerden temizlenecekti. üstelik bunun için belirlenen süre 24-48 saat aralığıydı*. hesaba katamadıkları şey ise varlığından hep şüphelendikleri ama ciddiye almadıkları türk direniş örgütüydü. bunu da acı tecrübelerle öğreneceklerdi…

    21 aralık akşamı ve 22 aralık 1963 günü küçük çatışmalar ve karşılıklı olarak gerilimin tırmanmasıyla geçmişti. çünkü başlarda her daim temkinli olan makarios, planlı günden önce cereyan eden bu olay sonrasında durumu yatıştırmak istemişti. ne olursa olsun yanlış bir hamle yapıp türkiye’nin müdahale hakkını kullanma ihtimalinden çekiniyordu. planın yaratıcısı olarak kabul gören içişleri bakanı (bkz: polikarpos yorgacis) ise “ya şimdi, ya hiçbir zaman” şeklinde makarios’a rest çekmişti. zira o türkiyenin asla müdahale edemeyecek durumda olduğunu düşünüyordu. makarios istemeyerek de olsa “hayırlı olsun” demek zorunda kaldı ve tüm imkanları eoka militanlarına seferber etti. sonuç olarak tarihler 23 aralık 1963 olduğunda eoka, tüm ağır silahları ve imkanlarıyla kendilerinden kat kat güçsüz, sayıca da azınlıktaki türk toplumuna acımasızca saldırdı.

    bayraktar bozkurt kenan çoygun ise 21 aralık’ta yaşanan olayın, daha büyük bir planın başlangıcı olduğunu görmüştü. zaten toparladıkları istihbaratlar da eoka’nın topyekün bir saldırı hazırlığında olduğunu göstermekteydi. bozkurt o gece hızlıca inisiyatif kullanarak aksiyon aldı ve 22 aralık 1963 gününde tüm sancaklara bir emir gönderdi. emre göre beklenen (x) günü gelmişti. tmt mücahitleri hangi şartlar altında olursa olsun, türk halkının canını, malını ve namusunu korumakla yükümlüydü. bu sebeple derhal hazırlıklara başlanmalıydı. o gece tüm adada gömülü silahlar yeryüzüne çıkarıldı, temizlendi, bakımları yapıldı ve hazır hale getirildi. tüm türk toplumu, tıpkı rumlar gibi baltalarını bileyip göreve koştu. tmt hazırdı… bu varlığını kimsenin kanıtlayamadığı teşkilat bir gecede yer altından cepheye çıkarak belki de insan üstü bir rekora imza atmıştı.

    olayların kesin olarak başladığı 23 aralık 1963 gününde eoka ve rumlar hiç ummadıkları bir direnişle karşılaştılar. silah, teçhizat ve sayı olarak oldukça üstün olan eoka tedhişçileri 23-24-25 aralık tarihlerinde tüm güçleriyle saldırılarını yoğunlaştırdılar. olaylar sadece lefkoşa ile sınırlı da değildi. adadaki tüm yerleşim noktalarının etrafı sarılmıştı ve ciddi bir sivil katliam yapılmaktaydı. kenan çoygun’un efsane olması ise o günlerde verdiği şu emirle bir kere daha tescillenmiştir; “ölmek var, teslim olmak yok. rumlar benim cesedimi çiğnemeden türk kesimine giremezler. eğer her taraftan yarılırsak, herkesin toplanacağı yer lefkoşa’daki atatürk heykelinin altıdır. son kurşunlarımızı burada atacağız.
    rumlar gelince, cesetlerimizi atatürk heykelinin dibinde bulacaklar’’ görsel

    saldırıların sürdüğü 25 aralık tarihi, artık mühimmat ve morallerin tükenmeye başladığı gün olarak sayılabilir. direnişin başkenti olan lefkoşa’nın direnme gücü kalmamıştı. rumlar tüm yerleşim yerlerinin etrafına yerleştirdikleri hoparlörler sayesinde sürekli teslim olun çağrısı yapmaktaydılar. bu ortamda bozkurt, türkiye’ye son bir mesaj gönderilmesini ister; “her taraftan sarıldık. eğer yardım gelmezse, bunun farklı bir nedeni olduğunu düşüneceğiz, vatan sağolsun.’’ saat 14.00 civarında türkiye’den mesaja cevap gelir. “milletçe sizlerle beraberiz. dayanın. jetlerimiz yoldadır’’. bu mesajın hemen ardından ismet paşa’nın emriyle jetlerimiz lefkoşa üzerinde alçak uçuşa başladılar. jetlerimizin ürkütücü sesi ve görüntüsü dahi eoka’nın geri çekilmesine yetmişti. başkanlık sarayının lefkoşa’ya bakan penceresinden jetleri gören makarios’un anılarından anlaşıldığı üzere o sahne kendisinde büyük bir travma yaratmıştır.

    geri çekilmenin ardından olaylar son derece hızlı bir şekilde son buldu ancak geçen bu 5 gün ve süresince yaşanan tüm çirkinlikler tarihe (bkz: kanlı noel) olayları olarak geçecekti. kanlı noel’in siyasi sonuçları da kıbrıs için oldukça ağır olmuştur. 27 aralık günü ingiltere’nin garantörlüğünde bm barış gücü askerleri adaya giriş yaptı. 30 aralık 1963 tarihinde ise ingiliz general peter young tarafından harita üzerinde yeşil kalemle çizilmiş bir çizgi sayesinde aslında iki toplumun kaderi çizilmiş oldu. bu harita üzerindeki yeşil rekli sınır çizgisi aynı zamanda iki toplumun arasındaki duygusal bölünmenin, fiziksel olarak da vücut bulma halidir. olaylara sırf makarios ruslara yanaşmasın diye müdahale etmekten kaçınan abd ve ingiltere istediğini alırken, olan iki toplumun art niyetle şekillenen kaderine oldu. kanlı noel olaylarının bilançosu ise şöyledir; 364 kıbrıs türkü ile 174 kıbrıs rumu hayatını kaybetmiş, 8.667 kıbrıs türkü yaşadığı 103 köyü terk etmiştir. bazı kaynaklara göre 25 bin, bazı kaynaklara göre ise 30 bin kıbrıs türkü göçmen durumuna düşmüştür. ayrıca kumsal baskını (bkz: kumsal katliamı) olarak bilinen ve insanlık tarihindeki kara lekelerden biri olan elim olay da bu dönemde cereyan etmiştir. görsel

    yukarıdaki sonuç büyük resmin sonucudur. olaya bir de türkiye ve kıbrıs türk toplumu penceresinden bakarsak kanlı noel olayları sonucunda 20 temmuz 1974’e giden yola da girilmiş ve 11 yıl sonra çıkarmada işimize çok yarayacak olan st.hilarion, türk bozdağı, doğruyol ve adatepe mücahitlerimiz tarafından işgal edilmiştir. bu sayede girne-lefkoşa ana yolu kontrol altına alınmıştır. kenan çoygun bu mevkiinin önemini çok iyi bildiğinden boğaz sancağına özel bir ilgi göstermiş ve direniş için büyük destek olmuştur.
    işte o zor günlerde bayraktarlık görevini en iyi şekilde ifa eden kenan çoygun baskı altında aldığı yeryüzüne çıkış kararından, cephe cephe çarpışmalara katılmasına ve üstün taktik yetenekleri sayesinde kendisinden kat be kat üstün birliklere karşı yaptığı efsane savunmayla tarihe adını altın harflerle yazdırmıştır. aynı zamanda bu ilk paragrafta da belirttiğim gibi neden kıbrıs türk’ünün en büyük şansı olabileceğinin de yanıtıdır esasında.

    bozkurt kenan çoygun’un kıbrıs halkı için yaptıkları sadece askeri başarılardan ibaret değildir. psikolojik harbin bir gerekliliği olan sosyo-ekonomik konularla da fazlasıyla ilgilenmiş, hatta bugün dahi faaliyette olan birçok devlet kurumunun tohumlarının o günlerde atılmasına ön ayak olmuştur. konuyla ilişkili en güzel örnekler bayrak radyosu ile kıbrıs türk tiyatroları’dır. bu iki kurumun baskılar altında morali çökmüş bir halk üzerinde çok olumlu etkileri olmuştur. bunun yanı sıra rum toplumunun yaratmış olduğu çok ağır bir ekonomik ambargo uygulanmaktaydı o yıllarda. kenan çoygun bu ağır ambargo altında ezilmekte olan halka destek amaçlı dr. fazıl küçük tarafından kurulan genel komite’nin isteklerine en hızlı şekilde çözüm üretme amacıyla tmt’nin tüm olanaklarını seferber etmekteydi. özetle bozkurt kenan çoygun sadece silahla savaşarak milli mücadele yapılamayacağının çok farkındaydı ve tüm adımlarını buna göre atmaktaydı.

    tüm mükemmel özelliklerine rağmen kaderimiz olan coğrafyamızda her başarılı kişinin karşılaşacağı ayak oyunlarıyla türkiye tarafından geri çekildi.

    bu noktadan itibaren etkileri bugün de devam etmekte olan siyasi sorunlara girmek istemediğim için kenan çoygun’un türkiye tarafından geri çekilmesinin detaylarına çok inmek istemiyorum. ancak yüzeysel olarak özetleyecek olursak iki sebebi olabilir (ya da her ikisi de olabilir);
    1.larnaka’da yer alan amerikan shell firmasına ait petrol tankerinin patlatılması sonucu ingiliz ve amerikan istihbarat servislerinin kendisini deşifre etmesi, türkiye’den açıkça kendisinin geri çekilmesini istemeleri durumu.
    2.dr.fazıl küçük ile aralarında devamlı yaşanan sürtüşmeler sonucu içerde ve dışarda kendisine sert bir muhalefetin başlamış olması ve sonucunda artık deşifre de olmuş olması sebebiyle geri çekilmesi.

    sonuçta sebebi her ne olursa olsun kıbrıs’ta herkes bu karar sebebiyle çok kırgındı. mutlu olanlar sadece eoka, abd ve ingiliz gizli servisleriydi.

    bozkurt lakaplı, kemal coşkun kod adlı efsane bayraktar albay kenan çoygun (ki kıbrıs türk halkı kendisine her zaman kenan paşa demişlerdi) görevini en iyi şekilde yapmanın gururuyla, kırgın da olsa emri hiç sorgulamadan 24 şubat 1967 tarihinde beyrut üzerinden türkiye’ye dönüş yaptı. yazılı dönüş emri kendisine ulaştığında saat 13:00 idi. beyrut’a kalkacak uçağı ise 19:30’daydı. olumsuz bir durum olmaması için bu durumdan en yakın kurmaylarına dahi bahsetmedi. sessiz sedasız büyükelçilik maslahatgüzarı özdemir benler tarafından uğurlandı. tabi bu çılgın türk’ün dönüş yolculuğu da neden tam bir efsane olduğunun ayrı bir örneğidir. “adadan ayrılırken bm barış gücü, kıbrıs rum kesiminde bulunan lefkoşa hava alanına kadar silahsız seyahat etmesini istediğinde, kenan çoygun: “bir türk subayı silahını asla vermez. rum polisi veya askerleri herhangi bir barikatta beni durdurup yoklamaya kalkışırsa, hiç tereddüt etmez çeker vururum’’ diyerek bu talebi reddetmiştir. aynı zamanda yine bm aracılığıyla şu açık tehditte de bulundu; “yapılacak en ufak terbiyesizlik ya da tahrikte havalimanını dağıtırım.” hal böyleyken yapabileceklerinin bir sınırının olmadığını bilen rumlar ve bm kendisine en ufak bir yanlış olmaması için ekstra özen göstermiştir.

    benzer bir durum da beyrut’ta yaşanacaktır. eoka tarafından başına ödül konmuş bir türk subayı olan kenan çoygun büyükelçilik çalışanlarının güvenlik tedbiri alarak kendisi ve ailesini büyükelçilikte ağırlamak istemesine karşın “ben kendi emniyetimi kendim temin ederim” diyerek reddetmiş ve otelde konaklamıştır. zira kendisi 5 yıla yakın bir süre ateş çemberinin içinde ölümle dans etmiş, bu süre içinde şöförü hariç hiç korumayla gezmemiştir. tek güvencesi yüreği, bileği, beylik tabancası ve üzerinden eksik etmediği el bombası olmuştur.

    kendisi hakkında hala daha detaylı bilgi sahibi olamamış olma sebebimiz ise şu tarihi sözleri ile açıklanabilir; “mukavemetçi sırları ile ölür. beni böyle anınız…’’ maalesef öyle de olmuştur. 2005 yılında vefat etmiş sade bir törenle ebediyete uğurlanmıştır.

    yazının finalinde, bu yazının hazırlanmasında kaynak olarak kullandığım, kendisi hakkında yapılmış en kapsamlı çalışma olan (bkz: cüneyt öztürk)’ün yazarı olduğu “(bkz: kod adı bozkurt)” kitabından bir bölümü alıntılamak isterim;

    “kenan çoygun tmt’ye liderlik yaptığı dönemde, sadece askeri görevleri yerine getirmediği, açıkta kalanlara yatacak yer, aç kalanlara aş temini için didindiği, yokluklar içinde, bir nizam tesis ettiği bilinen hususlardır. öte yandan, komutanlık yaptığı her yerde, askerlerini kendisine emanet olarak görmüş, onlara her zaman evlat, oğul diye sevgiyle hitap etmiş ve buna uygun davranmıştır. saz çalan, resim yapan, türk sanat müziği eserlerini usulüyle icra eden, zeybek oynayan sanatçı ruhlu bir kişidir. çocuklarına iyi bir baba, karısına iyi bir eş olmuştur. ömrü boyunca, kendisini kahraman olarak sunma gereği hissetmemiş, medyatik olma gayretine girmemiştir. gazete, televizyonlarda görünmemiş, anılarını yazmamış, hatta anlatmamıştır. yaptıklarından rant elde etme peşine düşmemiş, asla maddiyata değer vermemiş, ihtiyaç sahipleri için harcama yapmaktan çekinmemiştir. kıbrıs yıllarında kendisine emanet edilmiş örtülü yardımları adaletle sarf etmiş, ömrü boyunca çalışarak biriktirdiği 30.000 liranın üzerine, ordu yardımlaşma kurumundan 50.000 lira kredi çekerek, 80.000 liraya, giriş katta bir apartman dairesine sahip olabilmiştir.’’

    işte yıllar sonra rahmetli (bkz: turgut özakman)’ın kitaplarına da isim ilhamı veren çılgın türk’ün hikayesi bu şekildedir. yazılanların eksiği çok fazladır ama abartısı yoktur.

    kaynakça
    1. tırnak içine alınan tüm bölümler bizzat ulvi keser’in tanıklarla yapmış olduğu röportajlardan alıntılanmıştır. ((bkz: ulvi keser) / 1962–1967 sürecinde kıbrıs türk milli mücadelesi, türk mukavemet teşkilatı ve kenan çoygun paşa)
    2. cüneyt öztürk / kod adı bozkurt