şükela:  tümü | bugün
  • dejenere gençlik bunlar diyip sıyrılmak yerine gerçekten benimsenmesi gerekiyor mu diye sorulması gereken konu.

    başka kültürlerin etkisi altına girmeyi eleştirmek kolaycılığa kaçmaktır. senin için de önceki nesil bunu diyordu, onlara da onların öncekileri, zincirdir bu. peki niye böyle? çünkü kendi kültürün bir dayatma haline gelmiş, bu da sende/öncekilerde içsel bir tepki yaratmış. kendi kültürüne dair uyguladığın şeylerin çoğunu "öyle gördük öyle yapıyoruz" kafasıyla yapıyorsun. kaldı ki, hiçbir yerden etkilenmemiş saf kültür diye bir şey var mı? türkler'in islam'a geçişi ve sonrası da bir nevi dejenerasyon mudur mesela?

    abd kültürünün tüm dünyada bu kadar yaygın olmasının sebebi sadece vahşi kapitalizm değil. haritada çin'in yerini bile gösteremiyor cahil bunlar diye eleştirdiğin adamlar kendi yamalı bohça kültürlerinin her öğesini senin kendi değerlerini özümsediğinden çok daha fazla kavrayabilmiş oldukları için, ve bunu da dayatarak değil her yeni gelen nesle sevgi ve eğlenceyle, sıfır stresle kavratabildikleri için sen bile etkisi altına giriyorsun.

    örneğin yabancılar bir noel kutluyor, 6 hafta önceden bunu şölene dönüştürüyor, sen de burada yılbaşı ağacı süslemek hıristiyan adeti midir değil midir onu tartışıyorsun, sokakta noel baba kovalıyorsun.

    yabancı kültürlere karşı olmakla kalmıyor, kendi kültürel ritüellerimizi de kocaman bir sıkıntı çarkına dönüştürüyoruz. dünyayla paylaşmamız, medeniyet alışverişi yapmamız gereken konuları daha kendi çocuklarımıza bile aşılayamıyoruz. mesela çocukluktan beri her bayram belli başlı dayatmalara (kıyafet olur, akrabalara karşı hal tavır olur vs) maruz kaldığın için bilinçaltın artık her bayram bir yerlere kaçmak istiyor (istanbul'dakiler için trafiği de es geçmeyelim), mesela kurban bayramı diyorsun sokakları kan gölüne çeviriyorsun, oruç tutmanın amacını bile bilmediğin halde ramazan'da oruç tutmayanı dövüyorsun (sen yapmıyorsun biliyorum ama bunu yapanlarla aynı toplumda yaşıyoruz maalesef), kültür faşizmi yapıyorsun (yabancılar en azından kültür emperyalizmi yapıyor).

    kısacası onlar mekanı süsleyip püsleyip konforlu bir ortam yaratıp seni davet ediyor, sen ise otur oturduğun yerde diyorsun. bu çark yeni nesilde ister istemez ortak (ve haklı) bir tepki oluşturuyor; dejenerasyon. aklını mantığını kullanan hangi genç bu şartlar altında dejenere olmaz?

    sadece din bazlı kültürden bahseder gibi olduk, sanatta da durum aynı. kendi kültürümüze ait şeylerin övülmesinin altında duran koca boşluğu farkedenler eminim ki çoktur. ne öven niye övdüğünü bilir, ne de onu dinleyip onaylayan kişi. otomatik hareket haline gelmiştir bu. yabancı kültürlere ait eserler konuşulurken araya kendimizden bir şeyler katmak isteyenler oluyor mesela, abi neşet ertaş oo evet yaa. e iyi de neşet ertaş niye iyi? adamın derdi ne, ne anlatmak istiyor? boşver abi iyi işte.

    çünkü dünyadaki baskın kültüre karşı zaman zaman bir savunma kalkanı oluşuyor, adı da kendini kandırmak. bizim kültürümüz zannedilen ama aslında ithal bir kültür(?!?) olan arabeski överken blues'a benzetenler gibi (çıkış noktaları bambaşka iki tür aslında, fularlı boşkafaların icadı bir benzetme sadece).

    kültürümüze ait eserleri, gençlerde karşılık bulması için yabancı kültür tornasından geçirerek yeniden piyasaya sunmak şart olduysa bunda yıllar önce oturmuş olan dayatma alışkanlığının payı büyük. yeni bir şey üretmeyi geçtim dünyadaki yenilikleri takip bile etmeden sadece bizden diye bir şeylerin iyi olduğunu savunmanın geçersizliğini hala kabullenemeyenler yüzünden kendi kültüründen uzaklaşan nesiller büyüyor.

    bu yüzden dünyaca ünlü tek tük sanatçımız var, biri fazıl say mesela, o da klasik batı müziği icracısı (bizden eserler de icra ediyor ancak bahsettiğim yabancı kültür tornasından geçirerek). bir ara tarkan dünya starı olur gibi oldu (ya da biz öyle sandık), o da aynı şekilde. sinemaya bakarsak, 70+ yıldır bilfiil çalışan sektör hala dünyaya sunulabilecek bir "türk sineması" ekolü ortaya çıkaramadı, bu ortamda kendi tarzını yaratmaya en çok yaklaşan nuri bilge ceylan istisna kalıyor. edebiyatta da beğenelim beğenmeyelim orhan pamuk gerçeği var. saydıklarımın hepsi bireysel başarılar, kültürümüzün başarısı değil.

    kültürün temeli dayatma olunca bilim de hak getire tabii. yıllardır iyice koptuğumuz bilimde dünyada ses getirebilmiş (konunun tabana yayılıp yayılmadığını görmek adına yine yüzeysel bakarsak) bir aziz sancar var, o da yabancı ülkedeki çalışmalarıyla ün kazandı.

    uzun lafın kısası; gençlerin kendi kültürümüzü benimsemesi için davetkar bir ortam hazırlamamız şart. dayatmanın, zorlamanın, mahalle baskısının, alaycılığın olmadığı bir tavır takınılmalı. aksi takdirde kültür emperyalizmi yapıyorlaağr denilen diğer kültürlerin sadece yüzeysel öğelerini ithal edip derinlikli gibi benimsemeye ve üreticilik/akılcılıktan uzaklaşıp ortadoğu bataklığına sürüklenmeye mahkumuz.
  • insanların kendi doğrularını mutlak gerçek olarak toplumsal yaşantının her safhasında dayatması sonucu oluşan tiksinti ve bu tiksintinin giderek artarak, toptan bir inkara dönüşmesidir. fakat tek sebep bu değildir. diğer sebep de, kültür olarak dayatılan bazı şeylerin mantıksal ve felsefi temelinin zayıflığıdır. diğer bir deyişle saçma ve primitif olmasıdır.
  • benimsenen kültür kendi kültürümüz olacağından, benimsenmemiş olan kültür zaten bizim değildir.

    dolayısıyla kendi kültürünü benimsememiş değil, toplum baskısı ile dayatılmış kültürü benimsememek tanımı daha doğru olacaktır.
  • lidyalılar, frigler, hititler, urartular, babiller, roma imparatorluğu, bizans, türkler, persler, moğollar, selçuklular vs vs. bu topraklarda bi ton devlet ve toplum yaşadı. hepsinin farklı kültürleri, dinleri vardı. şu anda türkiye topraklarında yaşayan insanlar da geçmişten bugüne bu toplumların karışımı. nevruz kutlayan birine "bu bizim kültürümüz değil" diyemez kimse. hamama giden birine de "bu aslında roma geleneği" denmemeli. ama ne yazık ki ülkede belli bir kesim bu ülkede her insanın nasıl bir kültür içinde yaşaması gerektiğini dayatmaya devam ediyor. yok türk şöyle olmaz yok müslüman böyle olmaz.

    öncelikle şunu kavramak lazım. bu ülkede herkes türk kökenli değil. herkes müslüman da değil. tüm müslümanlar sünni de değil. bizim kültürümüz diye bir şey yok. bizim kültürlerimiz var.

    ben istersem has be has anadolu çocuuu noel baba gibi gezerim. sen de istersen köroğlu gibi gez.
  • zaten benimseyemediğin kültür senin -kendi- kültürün olamayacağından, kendisiyle çelişen başlıktır.
  • "kendi"den kastın içinde doğduğun/büyüdüğün toplumun kültürü olduğu aşikar olduğu halde çelişkili olduğunu belirtmenin hiçbir şey katmadığı konu.
  • aidiyet sorunu var diye sezdim ve asıl yakınılan şeyi tam olarak anlamadım.

    "kültür" denen şey batının rönesans ile beraber üretmeye ve dolayısıyla pazarlamaya başladığı yeni dünya düzeni paradigmasıdır.

    biz kendi geleneğimizi dolayısıyla allah(c.c)'ın bize ihsan ettiği ilmi ve o ilimle hikmeti arama sürecini izleriz. bu ilim ve hikmet yolculuğu, floransa'da yapılan mürekkep balığı yemeği, japonya'daki sushi, avusturya'da yapılan klasik müzik peşinde koşmak filan gibi şeyleri amaç edinmez.

    biz müslüman türk'üz elhamdulillah. tarihsel bir misyon olarak islam ile tanışmış, onu kabul etmiş, sonrasında da onu yayma misyonunu üstlenmişiz bir milletiz. doğrularıyla, yanlışlarıyla tarihsel olarak bizi başka milletlerden ayrılan bir misyonumuz var.

    bu tarihsel süreçte sen yeterince müzik üretmediğimizi, yeterince matematik üretmediğimizi, antropoloji, iktisat, matematik şu veya bu alanda eksiklerimiz olduğunu düşünebilirsin. buyur, sen o boşluğu doldur, gel beraber dolduralım.

    evet biz cadılar bayramı, noel, paskalya vs. kutlamıyoruz, bir şeyin doğru mu yanlış mı yoksa mübah mı olduğunu dinden öğreniyoruz. bu şekilde yaşamaktan da gocunmuyoruz, hem kendimize hem de batıdan bize dayatılan kültüre karşı bir mücadele içindeyiz. gayret bizden taktir allah(c.c)'dan.
  • evet biz paskalya noel vs kutlamıyoruz ve kültür emperyalizmine karşı durmaya çalışıyoruz diyenler esas noktayı kaçırıyor.

    hiç farketmez, ister kutla ister kutlama. sen davetkar değil de zorlayıcı bir anlayışı kabul ettiğin sürece gençliği dejenere olmaktan ve sana karşı bir duruş sergilemekten alıkoyamazsın. yayma misyonu diyorsun, diyelim ki gerçekten böyle bir misyon var, bu şekilde mi yayacağını düşünüyorsun?
  • kültür gerçek bir değer olmadığı için normal olan davranış.

    *aşağıdaki yazı popular science dergisinden alıntı yapılmış ve özetlenerek yeniden yazılmıştır.

    "kültürün çeşitli tanımları var ama kısaca toplumsal gelişim sürecinde yaratılan kolektif manevi değerler ve hepimizi çevreleyen toplumsal bir miras olarak özetlenebilir.
    kültür bizi diğer türlerden ayırıp daha özel bir konuma getirdiği için her zaman insanı ve yarattığı değerleri onurlandırıyor gibi algılandı ve eğitimle birebir ilişkilendirildi. ama anlamına bilimsel olarak yaklaştığımızda şu sonuçla karşılaşıyoruz: herhangi bir bireyin zihninde beliren bir enformasyon (niteliği ne olursa olsun), açıklanamayan bazı sebeplerle başka bireylerin zihninde de benzer şekilde kavramlaşır veya belirir.
    sosyal ve bilişsel davranışlar uzmanı daniel sperber kültürü “gerçek bir değer olmadığı halde tüm gerçeğin sınırlarını belirlediği ve zihnin tasvir becerisine bulaştığı için salgın bir hastalık” olarak tanımlıyor. çünkü nasıl düşüneceğimiz konusunda bizi kısıtlayarak yarattığımız değerleri etkilediğini söylüyor.
    pascal boyer de bu yaklaşıma katılıyor ve kurtulmamız gereken bir kavram olduğunu dile getiriyor: “kültürün gerçek bir değer olduğuna inanırsanız, tüm bireyler için geçerli olması gerektiği ve nesiller boyunca değişmeden devam edeceğini iddia etmiş olursunuz.”
    oysa kültür çeşitliliği durumun hiç de öyle olmadığını açıkça gösteriyor. örneğin; “uzakdoğu kültürü” dediğimizde tüm bölgede geçerliymiş gibi bahsettiğimiz o kavram aslında sadece istatistiksel benzerlikleri içeriyor. diğer bir taraftan; her birimizi, içinde bulunduğumuz kültüre aktif katkıda bulunan bireyler olarak görüyor olmamıza sebep olsa da aslında hepimizin pasif bir şekilde bizden önce yaratılmış kavram ve değerleri öğrenip kabullenmemizi şart koşuyor. oysa evrimsel psikolog john tooby’nin dile getirdiği gibi; bilimsel anlamda insanları birbirine bağlayan şey kültürel değerleri değil. herkesi kapsayan küresel bir zihinsel ve duygusal program var. ama kültürel değerler öylesine büyük bir baskı yaratıyor ki çok azımız beynimizin gerçek kapasitesini kullanabiliyoruz.”
    sinirbilim uzmanlarının son zamanlarda elde ettiği bazı sonuçlar, kültürün insan davranışları üzerinde kalıcı etkilere sebep olması nedeniyle beyinlerimizi de değişime uğrattığını kanıtladı. boyer, bir kavram ve algı olarak kültürün insan topluluklarının davranışlarını incelerken de sonuçları saptırdığını söylüyor. çünkü aslında insanlar arası iletişim, zihinsel temsilin bireyden bireye direkt aktarımıyla değil, diğer bireylerin ifade ve davranışlarından elde edilen sonuçların kişisel olarak yorumlanmasıyla gerçekleşiyor.
    pascal bayer, psikolog ve antropolog st. louis, washington üniversitesi profesörü"
  • gayet güzel yakınılmış bir başlıktır. haklıdır.