şükela:  tümü | bugün
  • bir insanın kendine yapacağı en kötü şey. hayatın önünüzden geçip gitmesi. herkesin coşkuyla ya da bıkkınlıkla, ama bir şekilde onun peşinden gitmesi. adım atacak feri bulamamak. arkalarından bakmak. sonra dönüp duvarları izlemek.
    beteri yok.
  • ders konusunda, dur iki dakika şöyle vücudumu dinlendireyim yatakta dediğiniz an olmalı.
  • kimsenin durup dururken kapılacağı bir ruh hali değildir.
    örneğin her yerde kameraların olduğu. 4 kişinin franko rejiminde olduğu gibi bir araya gelip konuşamadığı. ispiyoncu ve ortalığı karıştıran piçlerle dolu bir iş yerinde çalıştığınızı düşünün.
    eve dönünce de mutsuzluğunun tüm kaynağının siz olduğunu size kaktıran bir eş...
    bütün hayatın iş ve ev arası geçtiğini ve tüm kişilerin sizden daha taşaklı statüde olduğunu hayal edin.
  • bile bile yenilen kazıkların, kanamaktan taşlaşmış bir kalbin, mutlu insanların arkasından ağlamaktan şişen gözlerin, insanın kendi ruhundan nefret etmeye başlamasının, bir zamana veya yere ait hissetmemeye başlamanın, acıyı hayatın %70ini kapsayan bir bölümü olarak görülmesinin, beyni patlatacak kadar büyük bir sıkıntının, hiç bir şey yapmak istememenin, anlamsızlığın, kişinin kendine yabancılaşmasının, hiç bir ilacın işe yaramamasının, insanın etrafında insan bulamamasının, herkesin bir şekilde bir yerlere gitmesinin ardından kalan derin ve adeta sonsuz gibi gözüken boşluğun, defalarca ve artık onarılmasının mümkün olmayacak kadar kırıldığı hissedilen bir kalbin kabullenilmesi aşamasında insanın içine girdiği sonsuz tünel. sonunda ışık var mı bilmiyorum, göremiyorum, var mı diye görmek, sonunu görünceye kadar yürümek ve var olup olmadığı bilinmeyen bir umudu kovalamak demek. benim buna gücüm kalmadı.

    ya da kısaca yorulmak.
  • yaşamaktan umudu kesmekle aynı anlamdadır. ben sanıyorum bunu yıllar önce yaptım. her konuda. 24 saat esasına dayalı sıfır motivasyon düşüncesiyle yaşamaktayım uzun süredir. kimseye tavsiye etmiyorum, uzay boşluğunda sürüklenen yabancı cisim gibi oluyor insan dünya üzerinde. tuhaf. çok tuhaf.
  • "ı find no peace and all my war is done"
  • lens kutularını dizayn eden kişi olsaydım bir göze r yazıp diğerini boş bırakmaz ona da l yazardım gibi geliyor. işte böyle durumlarda hissettiğiniz şey.
  • kendinden ümidi kestikten sonra yaşamak, nefes almaktan ibaret olacaktır.
  • sınav sorularının fotokopisini çekiyorum diye yanıt anahtarını çekmek.
    yetmedi;
    o yanıt kağıtlarını sınıfa dağıtmak.
    bitti mi?
    bir de sınıfın karşısında geçip "hadi, ne bakıyorsunuz? başlayın bence vakit geçmeden." diye ukalalık etmek.

    ben artık iflah olmam. öleyim de oksijen israfı bari olmasın.