şükela:  tümü | bugün
  • "özüne var ve ona kayıtsız kalma" demektir. insan kendini de kendi yaratır. dolayısıyla "kendini doğru yarat" demektir. doğru olarak seçeceğin her ne ise "kayıtsızlık" içermesin. doğru olana gitmek için isyan etmelisin ve başkaldırabilmelisin idrakine vurulmuş zincirlere. kendinin bir efendi olmadığını bil, kısacık yaşamının sonuna kadar ezilmen gerekmediğinin de farkına var. biat etme, kendi yolunu kendin çiz. görebilmeyi bil ve doğanın insan karşısında attığı çığılığı duyabilmeye çalış. çalış ki, anla kendini nasıl yaratman gerektiğini. susmayı da bil konuşmayı da. saygı göstermeyi de bil, saygısızlığa karşı durmayı da. insan olmayı da bil, bir ağaç, bir nehir olmayı da. eğer saklarsan kendini yalnızca bedenine, yabancılaşırsın ve zalimleşirsin varlığa. yaşamayı da bil, ölümünle güzel yad edilen olmayı da. yeteneklerini de bil, vasıfsızlıklarını da. ama bunu insanların değer yargılarına göre yapma, kendini "kendin" bil, kendinin "kendin" farkına var. dolayısıyla, zihnini ayır bedeninden, varlığına objektif olabilmeyi de bil. sevmeyi de bil, sevilebilmeyi de. sevmek için kalbini kinden arındırmayı da bil, sevilmek için de bir başkası olmamayı da.

    kendini bil, zira o gözlerden dünyaya anlamlar atfeden sen, kendi dünyanı yaratansın. dolayısıyla sen, her şey ile bir bütünsün.
  • "eski yunanlılara göre, kişinin içinde olanlarla dış olaylar arasında bir neden - sonuç ilişkisi vardı. geçmişte kalan uygarlık, kişinin yazgısının, onun benliğinin, başka bir deyişle, iç dünyasının yansıttığı bir görüntü olduğuna gönülden inanırdı. bu inanışlarını temel alan bir bilim ve çok değer verdikleri bir sanat kurdular. homeros öncesi çağda "bilge", yalnızca engin deneyimleri veya derin bilgisi olan biri değil, geleceği bilen kişiydi. yunanlılara göre karanlığa bir ışık tutarak belirsiz olanı söylemek gerçek bilgi ve aynı zamanda bir sanattı. başkaları da kehanette bulunmayı yüceltmişti, ama başka hiç kimse bunun yaşamın en önemli öğesi olduğuna onlar kadar inanmamıştı. helen topraklarında, bilgeliğin, yani insanların yazgısını bilmek kadar bunu duyurmanın ve iletmenin, gerçek önderi sayılması gereken apollon' un kültüne adanmış, mantar gibi biten tapınaklar, dionysos' a adanmış olanlardan bile çoktu. yunanlılarda bu görevin ve geleceği bilme sanatının en yüce ifadesini delphoi' de buluruz. işte bu nedenle delphoi' nin tanrısı apollon, bu uygarlığın birleştirici imgesi ve yunanistan' ın simgelerinden de biridir.

    delphoi' ye, genellikle uzun bir yolculuk ve birçok badire sonrasında, geleceği üstüne tanrıya soru sormaya gelen bir hacı, tapınağın alınlık tablasına oyularak yazılmış şehrin şu mottosunu okurdu : "kendini bil". sanki şöyle diyorlardı : "geleceği bilmek mi istiyorsun? o halde kendini bil!" alay eder gibi görünen bu paradoksta yunanlılar, insanlığın en eski bulmacasının çözümünü, tüm sırların sırrını, özgür iradenin olup olmadığı üstüne bin yıllık sorunun yanıtını devşirmişlerdi. o dönemde, dünyanın tüm felsefeleri, önceden belirlenmiş ve kaçınılmaz bir gelecek bildiren ölümcül kehaneti mi, yoksa "homo faber", yani kendi yazgısını kendi biçimlendiren kişiye olan inancı mı izlemeli sorusu karşısında, iki arada sıkıntı içinde sallanarak kararsız kalmışlardı. yunanlılar delphoi' nin mottosunu, tüm sanatların en kutlusu ve bilimlerin en yücesi olan kehanet için yapılan tapınağın ön cephesine oyarak, iç ve dış dünya, yani durumlarla olaylar arasındaki gizli ilişkiyi sergilemişlerdi. bu keşiflerini, bize ulaştırmak üzere, şişeye konmuş bir mesaj gibi zaman okyanusuna bırakmışlardı. kendisini, yani kendi düşüncelerini, önyargılarını ve tutumlarını içeren özbenliğini bilen kişi, geleceğini de bilmektedir, çünkü her ne düşünürsek dünyayla bağlantılıdır; psikolojimiz kendi yazgımızdır. "düşünüş yazgıdır". apollon, insanın içinin bir aynası olan dünyanın simgesidir. dünya bizi yansıtır."
    >the school for gods< >stefano e d anna<
  • felsefenin temeli olan ve belki de hemen hemen bütün bilmlere kucak açan bu tümce malesef günümüzde aurasını yitirdi ve hadini bilmek anlamında kullanılır oldu. içi doldurulmadan egolar öyle bir gelişti ki bu kasıntı havası içinde kimse kendi alanına girilmesine izin vermiyor buna teşebbüs eden olursa da kendini bil, akıllı ol diye ayar alıyor.
  • "...
    ilim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir
    sen kendini bilmezsen ya nice okumaktir
    ..."
    (bkz: yunus emre/2)
  • apollon'un kutsal tapınağına girmek için delfi'nin üç buyruğundan ikincisi. ilki, hiçbir şeyde aşırı olma, üçüncüsü, sensindir.
  • yunanistan’da delf tapınağında apollo sunağının üzerinde yazan öğüt.
  • sokrates tarafından sürekli tekrarlanan söz.
  • haddini bil'den daha farklı olarak,
    insanın kendisinin nasıl bir insan olduğunu bilmesini öğütleyen cümlecik.
    kendini tanı,
    ben neyim,
    çapım ne,
    diğer insanlardan daha mı akıllıyım, daha mı aptalım,
    başkaları bu olaya böyle tepki verirken ben nasıl tepki veriyorum,
    onlar neden böyle tepki veriyor ben neden böyle tepki veriyorum,
    ben mi doğru yapıyorum onlar mı vs... vs...
  • matrix'te "ne olduğunu düşünme, ne olduğunu bil" diye geçer.
  • sürekli, sonsuz, bir araştırmanın, merakın anlatımıdır. insan olmanın ontolojik bir sorun olduğuyla ilgili ipucunu verir. dolayısıyla insanın hareket noktası ontolojidir. yani bütün felsefe disiplinlerini dolaylı olarak kapsar.