şükela:  tümü | bugün
  • benim çevremde böyle onlarca insan var. bu insanların günleri erkenden kalkıp işe gitmek, günü işte öyle ya da böyle geçirmek, akşam olunca trafikten bir an evvel kurtulup evse ev, arkadaşlarla gezmeyse gezme şeklinde geçiyor. hafta sonları da eksik olmasınlar kahvaltılarını, gezmelerini instagram'dan an be an takip edebiliyorum zaten.

    bu insanlar herhangi bir şeyi öğrenme sürecindeki hiçbir zorlukla, eksiklikle, engelle yüzleşmemesine rağmen yine de mutsuz. hayatlarındaki değişmeyen şeylerden şikayetçi. ve hepsi iş haricinde bir şeyle uğraşan biri kadar yoğun, parasız, yorgun.

    neyse uzatmayayım. çevremde az sayıda olup kendini bir şeyler yapmaya, üretmeye, geliştirmeye adayan adamlara daha çok saygı duyuyorum ve onlarla konuştuğum, konuşmak istediğim şeyler daha fazla.
  • çok büyük bir hayretle seyrettiğim insanlardır.

    sabah kalktığındaki insanla, gece yatağa girdiğin aynı olmamalı; biraz daha zeki, biraz daha bilgili, accık daha zengin veya tecrübeli olmalı.

    çünkü insan dediğin budur. fabrika ayarlarında keşfetmek, öğrenmek, gelişmek var. 200 küsür bin yıldır neredeyse gezmediğimiz yer kalmadı şu gezegende. hem de yalınayak!

    mutsuzluğumuz da bu aslında. gelişememeden çürüyüp gitmek.
  • "emekli bir abimiz olabilir. hayat onlara güzel"

    (bkz: emekli)
  • bizim kültürümüzde, insanı kendini geliştirmeye itecek kurumsal minvaller ya da kavramsal dağarcıklar yok; dolayısıyla bu ülkede kendilik kaygısı gibi bir şeye ancak tek tük bireysel vakalarda rastlanabilir. sözgelimi bütün klasik alman hümanizmi, dinsel bir arkabahçesi de olan, insanın ölçülü davranmayı, toplumsal adabı muaşerete uymayı öğrenmesinden ve doğru yargı verecek idrak kapasitelerini geliştirmesinden başlayıp, hegelci manadadünya tinine kendini açıp bilincin evrensel serüvenini içselleştirmesine ve son kertede kendisini bir birey olarak tanrının suretinde yeniden yaratmasına dek zengin bir anlamsal içeriğe sahip bildungkavramına sırtını dayıyordu. bizde kendini geliştirme, insani kapasitelerinin dingin bir uyumuna ulaşma, ahlaklı olma ve kamil bir varlık haline gelmek gibi idealleri dillendiren tek kavramsal ve duygusal repertuar belki dinin tasavvufi veçhesinde vardı, ama islam'ın bin yıllık selefileşme sürecinde bu da yitirildi.

    seküler anlamda da bir kant çıkaramadık biz. cumhuriyet derin ve yetkin bir kendini geliştirmiş, belirli bireysel hususiyetleri haiz, iyi, doğru, güzel üzerinde etraflıca düşünmüş birey kavrayışı ortaya koyamadı. 'cumhuriyet' derken insan failleri, yani seküler aydınları kastediyorum. aslında hasan ali yücel ve benzeri tarzda tekil çabalar bulunabilir, ama bunların geniş bir karşılık bulduğunu söylemek zor. böylece bugün büyük şehirde sokağa çıktığınızda gördüğünüz insan manzarasıyla karşılaşıyoruz: varoştan inenler dilini yitirmiş durumda. konuşarak herhangi bir ahlaki karşılık alabileceğimiz şüpheli karanlık ve cahil bir varoluş. demek ki din iyi insan olma, belirli ahlaki normlara uygun davranma eğitimi verme vasıflarını yerine getirmiyor. akp tabanına bakarak da fikirler yürütebiliriz. ama seküler kesimde de kendini bilim, sanat, spor gibi dallardan birine vererek ahlaklı, biraz çilekeş ama ulvi bir yola girme gibi anlayış çok geniş değil. daha çok maddi günübirlik çıkar odaklı, gene ahlaki varoluşu önemsemeyen dejenere bir çevre ağırlıklı. özel sitede yaşayıp çocukları yurt dışında okutmak dışında bir vizyon, idealler, kültürel birikim yok.

    bu koşullarda kendini bir alana vererek geliştirme, bir ömür boyu belli bir yolda ilerleme ve küçük adımlarla tarihe adını yazdıracak büyük bir başarıya, insanlık zaferi denebilecek bir kazanıma doğru yürüme gibi bir anlayışın bizim kültürümüzde kurumsallaşmış bir karşılığını aramak biraz zor.