şükela:  tümü | bugün
  • değerli şeyler barındıran.
    (bkz: el kenz)
    (bkz: kenz-i mahfi)
    bir de (bkz: kenzo)*
  • quinze'in okunuşu.
  • hazine, define, yer altında saklı değerli eşya anlamına gelen osmanlıca kelime.
  • islam terminolojisinde zekat veya sadaka vermekten tamamiyle ayrı olarak tutulmuş olup maddi değeri olan mal veya hazine anlamına gelir ve biriktirilmesi ayet ve hadislerle kesin bir dille yasaklanmıştır.

    islam dininin yayılmaya başladığı ilk yıllarda bölge topraklarındaki sosyo ekonomik düzen berbat bir haldedir. önemli servetler üç beş kişinin elinde toplanmış ve halkın büyük çoğunluğu bunlardan mahrum bırakılmış yolsulluk içinde yaşamaktadır. aşağıdaki kenz ile ilgili ayetler bu yüzden önemlidir:

    “sana neyi infak (harcama, sarfetme, paylaşma) edeceklerini sorarlar. de ki: ihtiyaç fazlasını…” (bakara; 2/219).

    "ey iman edenler! hahamların ve rahiplerin birçoğu, insanların mallarını hem haksızlıkla yer, hem de allah yolundan alıkoyarlar. altını ve gümüşü biriktirip de allah yolunda harcamayanları acı bir azabın beklediğini haber ver. o gün biriktirip yığdıkları ateşte kızartılacak ve alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak. işte bu bencilce biriktirip yığdıklarınız; haydi tadın bakalım denecek." tövbe suresi 34/35. ayet.

    “kaş göz işaretleri yaparak alay edenin vay haline! vay haline o boyuna mal istif ederek sayıp durana! sanır ki malı kendisini ebedileştirecek. hayır! o yalayıp yutan bir vakuma atılacak. bilir misin nedir yalayıp yutan vakum? allah’ın cayır cayır yanan ateşidir. öyle ki alevleri yürekleri dağlayacak. cehennem üzerlerine kilitlenecek. yüksek kapılar üzerlerine kapanacak.” (humeze; 1-9)

    “zenginler mallarını yanlarındaki ile eşit hale geliriz diye paylaşmıyorlar. allah’ın nimetini mi inkar ediyor bunlar?” (nahl; 16/71).

    "bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde, o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşılarına (iyilikleri) emrederiz; buna rağmen onlar orada kötülük işlerler. böylece o ülke, helâke müstahak olur; biz de orayı darmadağın ederiz. (isra/16)

    bir hadiste de kenz ile ilgili olarak şöyle denmektedir:

    "ölüp de arkasında kenz bırakan kişi, kıyamet günü bıraktığı o kenz, gözlerinin üstü simsiyah kocaman kel bir yılana dönüşür ve onun ardına düşer. kişi; 'ne oluyor sana, ne istiyorsun benden?'der. yılan; 'öldükten sonra geriye bıraktığın kenz'inim' der ve o kisbyi takip eder; ağzıyla elini lime lime ederek çiğner, sonra da gövdesini kırıp çiğnemeğe başlar"

    (buhâri, tefsîru sûre (3), 14, hayl, 3; müslim, zekât, 27, 28; nesâî, zekât, 2, 6; ibn mâce, zekât, 2)...

    islamiyet bir hırsızın, bir fahişenin veya herhangi bir günahkarın hak ettiği cezadan bahsederken böyle dehşet dolu ifadeler kullanmamıştır ve kuran-ı kerim'deki cehennem tehditlerinin çoğu kenz biriktirenlere yöneliktir:

    (bkz: cehennem tehditleri kime yönelik)

    bazı şirk dini mensupları (bkz: #18083109) bu ayetleri ve hadisleri de yorum yapmak yoluyla değiştirmişlerdir. genel olarak şöyle deniyor: bu ayet ve hadisler müslümanlar mekke'de yaşıyorken geçerliydi. medine'ye hicret edildi ve müslümanlar zenginleşti ve bu ayetlerin de artık bir değer kalmadı. onun yerine malın 40 da 1'ini vermek geçerlidir artık. işte şirk dini budur. malın 40 da 1'ini vermek kuranda geçmez. eğer öyle olsaydı yukarıdaki ayetlerle çelişik bir durum ortaya çıkardı.
  • (bkz: infak)
  • "...türkiye’nin genel din anlayışında bu mülkiyet konusu yanlış ele alınıyor. doğru bilinmiyor. buna tarikatlar dahildir. milli görüş dışındaki gruplar da dahil, diyanet de dahil. islamiyet’te mülkün yeri nedir? kuran’ın mülk konusundaki ayetleri nedir? bu dini çevrelerde neredeyse unutulmuş. islam’da kuran’da ‘kenz’ diye bir kavram var. müftü bunu bilmiyor. kenz diye bir şey duydun mu diyorum, ‘ne bu’ diyor.
    ...
    ben diyorum ki ‘kenz’ yapmayın. mal, para biriktirmeyin. ihtiyaçtan fazlasını dağıtın. bir müslüman’ın şu an ortalama olarak bir evi bir arabası olabilir. bunun dışında şahsi mal mülk olamaz. gerisini yoksullarla paylaşacaksınız. ama atölye, iş yeri fabrika olabilir. bu fabrikada işçinin hakkını vermek suretiyle, açlık sınırından aşağı maaş vermeyerek, elde edilen gelirin yarısı emekçinin olacak şekilde olmalı. buna rıza gösteriyorsanız eyvallah. bunun dışında şahsi mal biriktirmeyeceksiniz. stoklanan maldır kenz. bu da hegomonya olarak kullanacağın şey oluyor. islamiyet buna izin vermiyor.

    bunu söylediğim zaman ‘komünistsin sen’ diyorlar. ben komünist değilim. kuran ayetleri böyle diyor. peygamberimiz vefat ettiğinde hiçbir mülkiyeti malı yoktu. oysa 23 yıl hem peygamberdi hem devlet yönetti. zengin ile yoksulluk arasındaki fark, vefatına yakın bir süreçte neredeyse sıfırlandı. yoksulları zenginlerin içine katmıştır. ‘paylaşın’ demiştir. şimdi gidip müftülükte başını örtüp, kelime-i şahadet getirip müslüman oluyorlar. böyle şey olur mu? böyle müslüman olunur mu? sakal, cüppe, örtünme baştan aşağı, kapanmayı dine girmek olarak algılıyorlar. dine asıl giriş yöntemlerini tartıştığınızda sosyalizmi veya komünizmi dine sokmak olarak algılıyorlar. hiçbir sosyalist eser okumazsan bile, adalet ve mülkiyet konusunda, kuran’da önyargılardan arınarak, samimi bir şekilde okuduğunda bulursun zaten. "

    ihsan eliaçık'ın fırat haber ajansı ile yaptığı ropörtajdan. tamamı için 1 (1 çalışmazsa) 2
  • arapça servet anlamı taşır.
    dolayısıyla "kenzo" servet sahibi.
    (bkz: devrim ayetleri)
  • islam dünyasının, üzerinde derinlemesine düşünmesi gereken kavram... temel olarak mal yığmak, üst üste koyarak malı/parayı/altını stoklamak...vb anlamlara gelmektedir.

    ribanın, yani bizim bildiğimiz anlamda faizin ve tefeciliğin haram kılınmış olmasının da "kenz" ile doğrudan ilişkisi vardır.

    günümüzün (maalesef) düşünmeyi, okumayı, araştırmayı sevmeyen islam toplumlarının vasat bir bireyine "faiz neden haram kılınmıştır? sebebi hikmeti nedir?" sorusunu sorduğunuzda şu diyaloğun gerçekleşmesi muhtemeldir.

    -faiz neden haramdır?
    -çünkü allah öyle istemiştir. onu haram kılmıştır.
    -tamam, ama toplumsal ya da bireysel fayda/zarar penceresinden bakıldığında bunun sebebi ne olsa gerektir?
    -çok soru soruyorsun mübarek. allah'ın hikmetinden sual olunmaz.
    -allah'ın hikmetini öğrenerek ona daha çok yaklaşmak için sual etmediğimi nereden biliyorsun?
    -yaa...off...bak faiz haramdır. çünkü haksız kazanç vardır ortada. 100 lira koyuyorsun 110 lira oluyor 1 sene sonra. haksız yere 10 lira kazandın. haksız kazanç da haramdır. oldu mu şimdi?
    -güzel söyledin. haksız ve emeksiz kazanç kati şekilde haramdır. ama yine de eksik birşeyler var sanki....
    -ne gibi?
    -benim 100 liram var ve bununla 100 yumurta alabiliyorum. seneye 110 lira ile 100 yumurta alabileceğim. bankaya 100 yumurtayı koruması için verip 1 sene sonra ne eksik ne fazla yumurtalarımı geri isteseydim bu haram olmayacaktı değil mi?
    -ee...evet, sanırım haram olmazdı.
    -benim amacım da çalışarak kazandığım 100 yumurtayı muhafaza etmek. fazladan 10 liranın peşinde değilim yani.
    -?!??? kafam karıştı biraz.
    -mesele benim 100 liram değil aslında. mesele daha çok 100 trilyonu olan, yani serveti elinde tutan adam.
    -nasıl yani?
    -şöyle: benim 100 trilyonum var. birazını mevduat yapsam, birazıyla altın, repo, hisse, gayrimenkul...vs seneye 110 trilyonum olacak en kötü ihtimalle. hal böyleyken ben niye "üreteyim" ki?
    -ama o 100 trilyonu elde edebilmek için ürettin, çalıştın zaten.
    -üretimi, emeği sürekli kılmama gerek yok diyorsun?
    -e yani...ben olsam kendimi hiç hırpalamam.
    -ama hırpalamalısın. allah, nuh peygambere neden gemi yapmasını emretti?
    -onu ve ona inananları tufandan korumak için...
    -"peygamberim...inananlarla birlikte şu tepeye çıkın, şu mağaraya gidin. orada size hiçbir zarar gelmeyecek.sizden başka da kimse oraya erişemeyecek" diyemez miydi? sonuçta allah'ın herşeye gücü yeter. neden ona, yapımı belki de onlarca yüzlerce sene sürecek bir gemi yapmasını emrederek peygamberine zahmet çektirdi, onu hırpaladı ki?
    -allah'ın hikmeti işte...sual ol...hmmm...emek göstermek, üretmek, çabalamak birçok şeyden önce gelir. allah bizden bunu istiyor diyorsun yani?
    -evet, tam olarak da bunu söylüyorum. şimdi tekrar ilk örneğimize dönelim. neden 100 yumurtayı muhafaza etme gereği duyuyoruz ki? ihtiyacımız olan yumurtayı yiyelim. fazla gelen olursa da onu bir şekilde yumurtayı bulamayanlara verelim.
    -öbür sene ne yapacağız?
    -tavuklarımıza bakmaya devam edeceğiz. onlar da bize yumurta vermeye...
    -ya tavuklara birşey olursa?
    -yeni tavuklar buluruz.
    -ya bulamazsak? kaynaklar kıt sonuçta.
    -ha şu "ekonomi kıt kaynakların verimli kullanılmasıdır" yalanından bahsediyorsun.
    -yalan mı?
    -hem de kuyruklu yalan. allah insanların ihtiyacı olan herşeyden yeryüzünde bolca yaratmıştır. 'ya biterse?" korkusu senin açgözlülüğünün tezahürü sadece. aynı zamanda egemenlerin ve servet sahiplerinin sana hep "daha fazlasına sahip olmalısın" mottosunu pompolamasının bir ürünü. sahip olduklarının, olmaya çalıştıklarının birçoğu aslında ihtiyacının dışında şeyler. sen daha fazlasına sahip olmaya çalıştıkça birilerinin de ihtiyacı olana sahip olması zorlaşacak hatta imkansızlaşacak. işte esas haksız kazanç da budur. para birilerinin elinde toplanmaya devam ettikçe birileri de gittikçe fakirleşecek, hatta yiyecek ekmeğe bile ulaşamayıp açlıktan ölecek.
  • çoğul. (bkz: künuz)