şükela:  tümü | bugün
  • belirsizliktense tercih edilesi durumdur. aglatabilir zirlatabilir ama daraltmaz.
  • richard feynman'in her seyin anlami adli kitabinin ilk kisimlarinda ustunde durdugu kavram. ne kadar kesin olunabilecegini o net ve ornekleyici anlatim uslubuyla ifade etmektedir.
  • insan kesinliklerle yola çıkarsa şüpheye varır ama şüphe ile başlamaya razı olursa, kesinliklere varır.
    -francis bacon
  • ''ancak anlamadığımız şeyler konusunda kesinlikle emin olabiliriz'' - eric hoffer
  • içinde yaşadığımız evreni bir ilkokul çocuğunun yaptığı resim gibi düşünürsek, kesinlik; resmi oluşturan figürlerin ve daha genel anlamıyla “şeylerin” sınırlarını oluşturan çizgilere tekabül eder. resimde birbirinden bağımsız, kendi sınırlarına sahip, her ne kadar kasıtsız bir şekilde içlerini boyamak için kullanılan boya bazen sınırların dışına taşsa da aslında diğe herşeyden bağımsız varoluşlarıyla bu tek tek “şeyler” vardır.

    eğer bilimle biraz olsun ilgileniyorsanız şu noktaya dek yazdıklarımdan bile bunun nasıl hatalı bir evren tasviri olduğunu anlamışsınızdır. evren; tek tek, birbirinden bağımsız şeylerden oluşmamaktadır. madde ve enerji arasındaki entropik döngü evrenin yaşama/yaşlanma prosedürünün temelinde yatar. şeyler başka şeylere dönüşür, enerji başka şekiller alır taa ki ısıl enerjiye dönüşene dek vs.

    atom altı boyutun belirsizlik yüzü suyu hürmetine döndüğünü, vakumda bile bir enerjinin olduğunu, partiküllerin bir an için ortaya çıkıp kaybolduğunu da hesaba katarsak kesinlik, belirlilik ve hatta varlık/yokluk-hiçlik kavramlarının bile aslında evreni algılamaktaki yetersizliğimizden etkilendiğini ve tuhaf bir mükemmelliyetçilik içerdiğini görebiliriz.

    dolayısıyla; hiçlik, yokluk, sıfır gibi kavramlar da aslında aynen bu “kesinlik” gibi birer yanılsamadır. elbette buna itiraz edilecektir. “günlük hayatta ya bir elman vardır ya da yoktur” denebilir. fakat bu örnekte elmanın varlığı/yokluğu değil aslında o an orada olup olmaması üzerinden gidilmektedir. dolayısıyla örnek yanlıştır. mülkiyet, sahiplik veya bir nesnenin o anda orada olup olmaması değildir konu… ki zaten “elma” kelimesi-kavramı hiçbir zaman “orada” olamayacaktır.

    insanlık tarihi boyunca varoluşun mitolojik/dinsel açıklamaları da bu “çocuksu” hatadan nasibini almıştır. evrenin; tanrı/tanrılar tarafından, tek tek yaratılmış şeylerden oluştuğunu zannedilmiştir uzun bir süre... elbette ölen bir canlının toprağa karışması, suyun donup katılaşıp, eriyip akıp, kaynayıp buhara dönüşmesi gibi dönüşümleri gözlemledikçe ,uzak doğu kökenli “herşeyin tek bir şey olduğu” gibi felsefi/dini yaklaşımlar da ortaya çıkmıştır. veya bu topraklardaki tezahürü olan tasavvuf gibi… çünkü evrenin tek ve bağımsız “yaratıklardan/yaratılmışlardan” oluşmadığı gün gibi ortadadır. ilkokul çocuğunun resmnindeki gibi evlerin, ebeveynlerin, ağacın, tepelerin ve güneşin kara kalemle çizilmiş sınırları yoktur.

    oysa örneğin semavi dinlerin kutsal metinlerinde, tanrının tek tek şeyleri yaratışından uzun uzadıya bahseder. hattabiz insanlar olarak tamamen ayrı bir yerde yaratılıp sonradan buraya sürülmüşüzdür.
    tüm bunlardan ne çıkartmamız gerekiyor? öncelikle “peki ondan önce ne vardı?” şeklindeki sorunun anlamsızlığını farketmemiz gerekiyor. ayrıca “peki tanrı yaratmadıysa bunca şey nereden geldi?” sorusu da az önceki arkadaşla aynı kaderi paylaşıyor. zira nasıl ki zaman – ki doğrusu uzay-zaman veya uzam dır- evrenle birlikte varolduğu için “ondan önce” sorusu anlamsızlaşıyorsa, varlık diyebileceğimiz en küçük atom altı parçacıkların vakumdan yani gerçek-bilimsel hiçlikten peydah olması “onca şey” konsepti de anlamsızlaşıyor.

    bir diğer deyişle “hiçlik” yani hiçbir şeyin olmadığı kusursuz yokluk diye bir olgu yok! varlık ile yokluk arasında, aynen ilkokul çocuğunun resmindeki sınırlar gibi bir sınır yok. zaten en başında (ne demekse) kusursuz bir kavramsallıkta bir “hiçlik” olsayda ee zaten hiçbir şey olmazdı. demek ki yapmamız gereken hiçliği bilimsel olarak yeniden tamınlamak. aksi takdirde gerçeği anlamak için kendi ürettiğimiz kavramları gerçek zanneder ve içinde bulunduğumuz evreni değil kendi kafamızda yarattığımız evreni anlamaya çalışıp dururuz.
  • "şimdi bozulmuştu, kurma düğmesi dönmüyordu. zembereği kırılmış olabilirdi, durmadan başa dönmek yorar, metalleri de insanları da. dörde on kalanın kesinliği de yol açmış olabilirdi zembereğinin kırılmasına, çünkü kesinlik de yorar." *
  • her zaman var olmaması gereken olgu, zira var olursa tüm olasılıklar ortadan kalkar,
    olasılık olmazsa zerine düşünüp kafa yoracağımız bir şey de olmaz, o zaman hayat da bi boka benzemez...
  • satorinin özellikleri:
    1. akıldışı oluşu
    2. sezgiye dayalı içgörü
    3. tartışma götürmez kesinlik
    4. olumluluk
    5. algılar ötesi aşkınlık duygusu
    6. kişisizlik, nesnellik
    7. coşkunluk duygusu
    8. ansızın oluşması

    (bkz: satori/@ibisile)